Bir yer
düşünün ki kendiniz için, orada hiç bir eşlikçiye yabancı düşmüyorsunuz,
birlikte bir uyum içinde sürdürüyorsunuz seyrinizi. Herkes kendi özgürlüğü
içinde deviniyor ve yarına dair farklı renkte düşlere çalışıyor.
Birbirileriyle çakışmayan bu farklılıkların yanyanalığındaki renkliliğin
insanların hayatına alternatif durması, kişinin kendi içinde boğulmaması,
kendini aşabilmesi için en büyük nimettir. İnsanın kendisi üzerinde olduğu
gibi çalışmaya devam edebilmesi onun özgürlüğüdür ve ancak böyle ortamlarda
güzel yarına çok daha hızlı ulaşılır.
Bu
yanyanalığın altında yatan denge mantıktır. Mantık devinimin temel taşıdır ve
dünyaya ait olmayan her türlü duruşa karşı koyar. Bir çatı altında
toparlanmayı sağlayacak kadar "kabul görmüş maddeler" den oluşmayıp tamamen
kişisel bir yöntemdir mantık. Bu kişiselliğine rağmen, aynı kaynaktan
hareketle vücut bulduğundan ortaklık yakalamak, diğer tüm yöntemlerden
daha olasıdır. Tek bir gerek koşul vardır; mantığa kadar
oluşturulmuş, egolara hizmet eden ve insanlara kendini güvende, iktidarda
hissettiren, en önemlisi herkesi kapsamayan/kapsaması muhtemel olmayan düşünce
sistemlerinden kurtulmuş olmayı gerektirir. İnsanın özgürlüğü işte burada
başlar...
Kendilerine hitaben oluşturdukları saadet zincirleri içinde insanlar
korkularından kurtulma çabası içinde olma gereksinimi hissetmez. Oldukları
yerde sayar ve değer katmazlar yaşama, oyalanırlar. Bu tipte insanlar insana
dair inceliklerden habersizdir. İncelikli olduklarını savunurlar ama
gösterebildikleri incelikler korkuya dairdir. Kendilerini bir büyüğün önünde
etkisiz hissedip sorumluluk taşımama rahatlığındadırlar. Hiçbirşeyliklerini,
karşısındakilerin korkularını hedef alan cümlelerle anlatırlar, ortak
tavırlarıdır bu. Bilinmezlikler bu nedenle en çok kullandıkları bahanedir.
Oysa diğer tarafta insanlar bilinmezlikleri bahane değil itici güç olarak
kullanır hep bir sonraya. İnsan kalitesi, bu cetvelde yitirir zaten...
Sanat bu
insanların hayatlarına hiç uğramaz, moda, cinselliklerine hitap etmediği
sürece anlam taşımaz. Biraz nostalji vardır havalarında. Hayat onlara rağmen
günü dünde bırakır, onlarda ister istemez, yaratıp heyecanını hissedemedikleri
günü yaşamaktansa dünü tercih etme eğilimindedir. Düşünme kinematiği bu
insanlarda sadece korkuları hayatın içinde bulmaya devam etmek, olayları kendi
sorgularına yontmak için vardır. Dolayısıyla dünya dönerken, ona hiçbir şey
katmamaya devam edip bir kalabalık olup gürültü çıkarırlar.
Bu kadar
basittirler, yan yana olmadıklarında tek başınalık korkusu onların en büyük
tanınabilirlikleridir. Derinliğine doğru sorgulanmaktan korkarlar.
İnmedikleri yerden cevaplar istenirse onlardan, başka bir savunmaya geçer,
yeterliyse kol kuvvetine sığınırlar.
Bu
tanımlardan sonra anlaşılır ki; bahsedilen kalabalık, sadece yeme ve çoğalma
güdüsü taşıyan, bunlardan ibaret olan...