Bir şehri en başından sonuna kadar yürümek gibi sevgiye başlayıp bitirmek. Ardımıza aldığımız, ardımızdayken bize geçmişten buruk bir sızı gibidir, içinde yaşadığımız ana denk düşüremeyeceğimizce ağırdır her denemede oysa şimdi.
Zamanla bulduğun doğrular sınanır hayatın gerçekleriyle...
Seçilmiş olan bir benliktir, o en doğal haliyle kendini yaşarken. Bir ilişkiye girince oysa, ilişkide taraf olma durumuna değişir birden. İşte o noktada kaybetmeye başlarsın, bu durum da seni ilişkinin öğretilenlerden hareketle diğer tarafı olmaya iter. Orada halinden memnunsan sevmeye devam edip değilsen ve mecburen devam ediyorsan sevmemeye başlarsın.
Ortada kendiliğindenliği bozan bir sahne varsa çiğ bir “olmaya çalışma, yapmaya çalışma” suniliği sarar etrafı. Bu ise, seçimlerinizi belirleyen ihtiyaçlarınıza karşılık gelememesi nedeniyle sizi de idare etmeye zorlar.
Bu şekilde sonlandırılmış bir ilişkinin “olmaya çalışan” tarafı eğer son kovalıyorsa bu durumu kendine başarı diye yontabilir.
Bir tarafta kendine dürüst bir özgürlük yaşayan aşık, diğer tarafta henüz özgürlüğünde dur bilmemiş muhatap.
Hep yarınlar dolduracaktır beklemek bilmeyen hırslarını. Sana, yarın nasıl yaşadığın, güne geçmiş kalan bu tesadüfte kılık giydirir.
Bir de bilirsin ki artık, sen karşındakinin seninle ve yaşadıklarınla ilgili boşluğunu doldurmadığın sürece kendinde kendisi dolduracaktır, seni nereye koyduğuna bağlı olarak renklendirerek...
Temizlenmiş gibidir artık kalbin, bir aşkı unutturan son aşkın sessizlikleri süpürür arda kalanları...
Biraz yorgun bırakarak beni; sanki şehri bir ucundan diğer ucuna yürümüş gibi....
Uçurtma uçurmak lazım artık çocukça sevinçlere tutunarak, yüreğinde ipi tek başına tutabilmenin büyümüşlüğüne kattığı anlam ile gururla üstelik...