Konuşmuştuk oysa...
 
Cümlelerin arasında geçince ne demek olduğu konusunda hayatın içinde karşılık bulduramamış olabilir.  Dün akşam "az kalsın"'la başlayan o cümleye takıldım kaldım.  Bu cümle beni ıskalamakta olduğunun en önemli göstergesi. 
 
Ben cinselliğimi üçgen vücutlar ve yakışıklı erkeklerin içinde bol geçtiği değersiz cümlelerle tanımlayamıyorum.  Bu değersizleştirip herkesleştiriyor...
 
Bir bütün olduğumu ve bu bütün çerçevesinde en önde yer alan değerimin karakterim olduğunun farkındayım.  Dolayısıyla bir ortaklık arıyorsam bu kesinlikle daha alt bir değer olan cinsellik üzerine değil daha üst bir değer olan kişiliğim üzerine kurulmalı.  Yani, yakışıklı erkekler üzerine konuşabileceğim bir insanı bulmaktansa sanat ve edebiyat üzerine sohbet edebileceğim, hayatı sorgulayabileceğim bir insanı bulmaya çalışırım.  Bu en önemli sınırım...
 
Bir diğer nokta ise, bir ilişkiyi yaşayamayacağı bir yere doğru sürüklemeyeceğimdir.  En rahat yaşayabileceği yere doğru itmeye ve kendimi ikna etmeye çalışabilmem için ise bu ilişkinin devamına inanmayı da sürdürmeliyim. 
 
Şimdi hissettiklerim oysa, beni biraz dışarda tutmaya çalışan kapalı devre erkek zihniyeti taşıdığı yönünde.  Burada olduğunu düşünmüyor olsamda belki başka yan unsurlarla kondurabiliyorum konumu. 
 
Acaba aynı çevre içinde mecburen olmak zorunda olmasaydık ya da mecburi bir iletişim içinde olmasaydık devam eder miydi "merhaba"...?
 
Bu sorunun cevabını aramaya devam ediyorum, karar vereceğim.