Uzun
zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazıydı bu aslında. Sıra mı gelmedi, başka
şeyler daha mı öne çıktı ya da ben önce bunu kendimde yaşamaya başlamalıyım
diye mi bekledim acaba?
Karanlık
ve nerede olduğunu bilmediğin zamanlarda insan ilk önce küçük çapta nasıl bir
yerde olduğunu yoklar. Orayı tanımlayabildikçe bu tanımdan hareketle sonuçlar
elde etmek üzere harekete geçer ve bu hareketin getirdikleri ile daha geniş
yerler hakkında fikir yürütüp bunları sınamaya başlar. Bir noktadan sonra
nerede olduğu konusunda kesine dönmeye başlayan bir fikir oluşmaya başlar.
Şimdi bu
sürecin içindeyiz işyerinde. Herkes sağa sola dokunuyor, tepkileri alıp nasıl
bir yerde olduğumuz ve bu yerde kendi beklentilerimize çevrenin nasıl tepkiler
verdiğini sınıyoruz. Bir taraftan ekip olmanın yanında bireysellik de ön
plana çıkmaya başladı. Etiketi diğerlerine göre fazla olan insanlar daha
rahat yaşıyorlar stresi.
İnsanların yaklaşımları çok ilginç. Kimi olayın boyutunun farkında değil,
kimi basite alıyor, kimi ise ne olursa olsun bildiği yolda devam ediyor.
Kendince çok önemli değerleri besleyen insanlar ağır yaşıyor günü...
Yüzlerinde arıyorum hissettiklerini insanların, kimse birbirine benzer
yaşamıyor. Birçoğunun dili, bir diğerindeki aynı duyguyu tanımlamaya
yetmiyor, kendilerindekine benzeyen endişeler aranıyor insanlar.
Böyle
bir ortamda ne kadar çok söylenti, ne kadar çok basit umutlar ve ne kadar çok
anlamsız çaba olabileceğini sanırım düşünebilirsiniz. Artık bu günü
unutturabilir kadar çok konuşulur oldu yarın.
Ben
izliyorum, kendimce sınıyorum konumu, basit düşünmeye çalışıyorum. Benim,
içinde etkim olamayacak hiç bir hesabı konuşmamaya özenim var çünkü
yapabileceklerimi düşünmek yerine suçlu ya da kahraman aramaya itiyor bu
insanı.
Elbette
başkalarının sınayarak elde ettikleri sonuçlara da kulak kabartarak devam
ediyorum güne... Bir şey bulduğumda bu sadece benim olmayacak, bunu biliyorum.
Sadece kendimi yaşanan karmaşaya dahil etmemeye çalışıyorum.