Bir kitapta anlatılan yan
yana ya da zamanı ardı ardına gelen olaylar, ne kadar birbirinden bağımsız
olsa da konular bir araya toplanmıştır ve arada bir bağlantı kurmanız beklenir sizden.
Birinci bölüm;
Bir arkadaşım okuduğu bir kitabı bana tavsiye ediyordu. Orada çizilen atmosferi
bu gün bile gördüğünü anlatırken bir yandan kitabın çerçevesini çiziyordu. Kitap
bir ülkeyi anlatıyordu eskilerde yaşamış olması varsayılan. Orası öyle bir ülke
ki insanlar yaşıyor, hiç kitap yok. Her şey yapılıyor ama sürekli insanlarda bir
şeylerin eksikliği, yaşanılanların yetersizliği, doyumsuzluğu...
İkinci bölüm;
Kat B1. Ben oturuyorum, elimde sigara ve siyah cam bir masanın üzerinde beyaz
plastik bir bardakta çayım var. Yanında telefonum duruyor. Oturduğum koltuk
köşede, sırtımı köşenin bir tarafı ile koltuğun arkası arasında rahata tutup
bacaklarımı birbirinin üzerine koydum. Gözlerimde hafif bulutlu bir hava,
aklımda binlerce düşünme, kanımda bir hızlı akış, hınç doluyum ve sinirlerim
gergin arkadaşımı izliyorum içinde bulunduğu durumun içinde sorumluluklarımı
arayarak -onun deyimiyle sorumluluğum olmadığı halde-.
Arkadaşım dolanıyor yere bakarak, voltalıyor bir mahpuslukmuşuz gibi sık sık
ardımıza bizi alarak yaptığımız gibi. Çoğu zaman kendimiz dışında konuları,
politik tavır ve sergileri, çıkışları, teorileri, sanatı, edebiyatı, Jazz'ı,
türküyü konuşurduk bu pozisyonda. Bu sefer arkadaşımın ağzından dökülen
"Kırgınım biraz, sinirliyim aynı zamanda ve daha bir çok hissediş var anda. Ama
ben hangisinin bir diğerini arkada bırakacak şekilde öne çıktığını
hissedemiyorum. Dolayısıyla hangisinden hareketle ne yapacağımı bilemiyorum."
Üçüncü bölüm;
İnsanların kendilerini anlamalarını bekledikleri karşı tarafa aktardığı, her
zaman kendi tanıklığının bilgisi dahilinde söylenenler oluyor. Oysa o neresinde
tanık, ya da bildiğini nereden ve nasıl duydu, bildiği söylediği mi, en önemlisi
ben anlatmak istediğimi kendi tanıklığım gerekmeksizin anlaşılabilecek
yeterlilikte mi anlatıyorum. Peki ben bu yetenekte anlatabilecek kadar edebiyatı
güçlü bir insan mıyım?
Dördüncü bölüm;
Kardeşimle konuşuyorum akşam; "insan okumak"ta bitiyor her şey. Benim ona
söylediklerimi, tanık olmaya gayret ettiği insanların hayatlarını bilme
tecrübesiyle dolduruyor. Dilimden dökülüyor birden; "Anlatabildiklerin
karşındaki insanın anlayabildiği kadardır!". Kızıyorum bu cümleye ve bütün günün
öfkesini çıkarıyormuşçasına saldırıyorum, söyleyene de tutunana da... Bu cümle,
sorumluluğunu yerine getirmeyen karşı taraf karşısında suçlu duruma düşen
anlatabilir kişiyi tanımlıyor. Bu, eksik kapatan ucuz, herkesin tutunabileceği
bir slogandır ve bilen insanın hayatında yer tutamayacak kadar basite
kaçar...vs...
Yetemeyen insanların karşısında hep "insan gören yüzüm" ile "doğruyu kovalayan
yanım" birbirine düşüyor. Karşımdaki eksiği, içinde bulunduğu şartlar içinde
değerlendirip anlamaya başladığım ve dolayısıyla onu affettiğimde doğrularımdan
biraz daha geri adım atmış oluyorum. Doğru peşinde koşan bir insan olarak doğru
uğrununa dümdüz yaşayıp altımda kalanları görmesem...
Aşkımda da olduğum gibi, karşıma aldığım benim... O yüzden her an her saniye
kendimle savaşıyorum... Galibi olmayan ve birbirini kendisi gibi tanıyan iki
karşı taraf...
Sanki kollanan gizli bir dengenin iki tarafı bu yanlarım, kantarın ortası
hissettim kendimi...
Beşinci bölüm;
Uyuyamıyorum sinirden...