Bir odanın mahpus kalabalığında, kendini kendine kilitlemiş
insanlardan bir demet düşürüp dilime, sözümün bana iyi davranmasına ihtiyacım
var deyip koyuldum seni dillendirmeye; ama sadece kendime.
Sessizce aktın, içimde açtığın boşluğa yerini terk eden yaşamın içine. Şimdi ne
sensiz bir düş, ne sensiz bir su ne de sensiz bir umutsuzluk kalmadı sözümde.
Su içerdim serince; su gibi, ömrüme lazım sevmelerle tanımlıyorum şimdi yüzünü.
İnceliklerini, "ellerini nereye koyacağını" bilmezliğini, taşıdığın şaşkınlığı,
yeniye heyecanını, çocuk sevinçlerini görüp dokunamamak... Yüzünü elime
alamamak, yüz sürememek, doya doya bakamamak...
Hayatımın duru insanı;
hayata yeni açmış çiçek tazeliğinde sevinçlerini giymiş
üzerine,
eline yar,
sözüne aşk,
geleceğine sevgi dolu düşler kurma cesareti var cebinde.
Sana yakışan bir insan değil, insanı duyumsayan "sen"'sin; şimdi geldi dilime,
başkalarından alma değil bu heyecanlar... Sür gitsin istediğince; kırlarda
yoncalara eşlik edip yıldızlardan utanır gibi sevişirsen, yaylanın serinliği
vuracak yarin teninde...