|
Yabancı bir kentin
sokaklarında kaybolmak gibi bu gün
Sanki evler taşınmış, üzerinden hoyrat yıllar geçmiş yolların
Tanıdığım yüzler biraz daha eski, isimleri değişmiş, geçmişleri
Biliyorum günün kahramanı dün yorgunluğu taşıyan zaman...
Gülenlerini ve tanıklarını yitirdik şehrin
Ayrılıkları arttı, sevişenleri daha az, insanları kendine yabancı
Masadan silinecek ekmek kırıntısı edasında batırıyor günü
İstanbul,
yitik zamanlar kenti;
Sokaklarında aranan gece tanışlarına uzağını açıyor artık
yüzünü saklar gibi uyuyanlarından
Utangaç bir sevda gibi yanaştığın limanımdan insanlar kalkıyor şimdi
arkalarına bakmayan ve elleri gözlerini kapatan
Bende inadına kalmak fikri, huzur yüksek sesiyle azarlarken beni
Dökündüğün yağmur değmiyor tenime gibi
ayrılıklar kusuyor, sesler susuyorum
Sustuğum gerçeğini sandığına kaldırıyorum şehir;
ben miyim giden sanki ya da bırakılan burada
demiyorum sana, daha vakit var...
Ellerimi cebimde ısıtıyorum, beş parasızlığıma değiyor
Beş parasızlık vitrinlerinde besleme
Ve dayanamayan, sesinde sigara kokusu; bağırıyor, dinlemiyor
Gitmek bir acıyı kesmek gibi kolay
Kolaycılık sabahın ışıkları gibi güne günaydınları tüketiyor ve
Tarihinde bu sokakların saklı tutulan sözler gibi
gece içimi kemirip duruyor...
Yıkayacağım yüzümü, silinecek kömür karası kokun üzerimden
Vakit var, sende söylemek, bende susmak şu an...
Yarın sana rağmen düşüneceğim, söyleyeceğim;
Sokaklarına tanık isimler, sıcaklarımda özleyen gözler yanaşacak kıyılara
Tenime güneş değecek, adını bağıracağım boğazına,
yutacaksın takılan bu gidişleri... |