|
birinde kırılırsa içimizin incelikleri
birinde onarılmıyor mu hep bu nedenle taşımadık mı cebimizde yalanlarımızı
bir matematiksel inşa mıdır ardımızda bıraktığımız iz? o kadar istikrarlı ve o kadar mı kendinden emindir?
hangi algı düzeyinde dert edindiğimiz midir bizi ayıran diğerlerinden? içimizin yanar dönerine dümen kırmadığımızca insana dair defoları nasıl bırakırız dünyaya yoksa biz bir kadere karşı durup başka bir kadere mi oynuyoruz doğruların ardı sıra?
yani özgür mü değiliz aslında aslında özgür olduğumuzu söyleyen, sadece daha geniş bir konfora mı sahibiz?
bu insan dediğiniz sizin şu kalabalık yani nereme yabancı düşer bu cümleleri kuramayışı mıdır sorun tıpkı rosto yapamaması gibi bir alt tabaka oyuncusunun?
aklındaki estetikten/esneklikten karmaşa ve kalabalıktan yüreğindeki kabarmışlıktan derisindeki yaralardan kan sızdırdıkça rahatlayıp hıncını ehlileştiren bir korkak mıdır insan?
kimden kaçmaktır bu kasıt kime yaranmaktır bu ifadeleme...
her birimiz karşı durmuyor muyuz toprağın dayanılmaz çekimine?
|