birinde kırılırsa içimizin incelikleri

birinde onarılmıyor mu

hep bu nedenle taşımadık mı cebimizde yalanlarımızı

 

bir matematiksel inşa mıdır ardımızda bıraktığımız iz?

o kadar istikrarlı ve o kadar mı kendinden emindir?

 

hangi algı düzeyinde dert edindiğimiz midir bizi ayıran diğerlerinden?

içimizin yanar dönerine dümen kırmadığımızca

insana dair defoları nasıl bırakırız dünyaya

yoksa biz bir kadere karşı durup

başka bir kadere mi oynuyoruz doğruların ardı sıra?

 

yani özgür mü değiliz aslında

aslında özgür olduğumuzu söyleyen,

sadece daha geniş bir konfora mı sahibiz?

 

bu insan dediğiniz sizin

şu kalabalık yani

nereme yabancı düşer

bu cümleleri kuramayışı mıdır sorun

tıpkı rosto yapamaması gibi bir alt tabaka oyuncusunun?

 

aklındaki estetikten/esneklikten

karmaşa ve kalabalıktan

yüreğindeki kabarmışlıktan

derisindeki yaralardan

kan sızdırdıkça rahatlayıp

hıncını ehlileştiren bir korkak mıdır insan?

 

kimden kaçmaktır bu kasıt

kime yaranmaktır bu ifadeleme...

 

her birimiz karşı durmuyor muyuz toprağın dayanılmaz çekimine?

şimdi ayaklarımızda ezdiğimiz

toprak dediğimiz o sona

cümlelerimizce

devinimimizce

sevgilerimizce

ayrılıklarımızca

çekmişliğimizce

hüznümüzce

enlerimizce

....

çaresizliğimizce