Kalabalıklaşmak, arttıkça yalnızlaşmak, değersizleşmek kendinizin dışındakilere...

Bir mecburiyet düşünün ki sadece 70-80 metrekarede kendinizi yaşayabiliyorsunuz, o da, eğer özgürleşebilenlerdenseniz!  Bu alanların dışına çıkan tüm kişiselliğiniz, kalabalık kentin bir yerde toplanmışlığı nedeniyle başkasının yaşama hakkına tecavüze girebiliyor. 

Hukuk, gelenek, gizli kabul, sessiz onaylar, vs, tespit ettiği her güzelliği, asgari gereklilik haline dönüştürüp, içi dolu olması gerekmeyen bir şekilden ibaret tasvir ederek zaten kısırlaştırmaktadır hayatı.  Şekle öykünen "üstünkörü" hayatlar kalabalığında, kalabalıklaşmanın sonucu nedeniyle yavaş yavaş gereksizleşirsiniz...

Bir kişiye bile yeterli görmediğiniz zamanı, birkaç kişiye pay etmek durumundasınızdır.  Bir "Merhaba"'nın arkasından gelebilecek olup gelmeyen insana, yaşama dair incelikler bizi başkasından eksiltir, başkalarını kendimizden.  Bir de bakarız ki kendimize kurduğumuz dünya yavaş yavaş daha renkli, anlık, istikrarsız, ifadesiz, rakamsal yekünlü tablolarda sıra kollayan bir zemine kaymıştır.  Yalnızızdır. 

Yalnızlığını kendine kapatan insanlardan yaşamınıza eşlikçi, kendinize dost bulmamız olası mıdır?  Bir sevgili veya? 

Kalabalıklaştıkça kayıplarımız göze batmayacaktır. 

Siz, kalabalığın çokluğu, dolayısıyla gücü, haklılığı, bireysellik zemininde sizinle de eşitliği nedeniyle benzemek ya da katlanmak durumundasınız.  Eşdeğer haklar fakat eşdeğer olmayan emekler söz konusudur.  En önemli nokta, sizin birikmiş kültür, felsefe, sorgulama ve bilimlerinizden haberdar olmadan gelecek inşa etmek konusunda aynı değerde etken kabul edilmeleridir kalabalığın.  Hem tembel hem eşit, hem salak, hem de çok ve de doğru ve de güçlü ve de düzenin sahibi...

Yalnızsınız, kalabalıklaştıkça yapayalnız...

Uzun zamandır dilinizdekileri kimseye söylememiş bulursunuz kendinizi.  Kimse bir aşkın sorgularını paylaşmamıştır.  Kimse dünyasından izler bile taşımıyordur yüzünde.  Bir kasiyer ile alışveriş sırasında yapılan ayaküstü iletişim ile geçiştirilen insanlar, o vakte sığacak, gerçeğe sığ parçalarla geçiştirir sizi.  Kalabalık artık bu şekilde tutunmaktadır dünyanın merkezkaç kuvvetine karşı, ifadesini bu resimlerde aramaktadır hayatlarının.  Çay içerken seçilen cafe, fiyat listesi, ünvanlar konuşulurken çekilen görünmez kılıçlar, fondöten ile kapatılmış yaralar anlam katar, yön verir yaşama...  Tenise, konsere, içmeye, alışverişe gidilir, eşlikten ibarettir paylaşmak.  Herkes eşlik ederken kendi yalnızlığını kendisi yaşar. 

Aşklar, oysa onlar bile aynıdır.  Herkes başkalarının aşkına göre yaşar aşkı.  Aşk, herkese yapılmış tavsiyeler, büyük aşkların referansları ile yön veren koyu puntolu sorgulanmamış üst başlıklar kadar yaşanır.  Tekdüzeleştirilmiş hayatların aynılaşmış aşkları aynı ezberlerle ifade edilir.  Kimlik, ideoloji, sınıf, jenerasyon savaşları bile aynıdır.  Tüm ezbere hayatlar ezberletilmiş metinler doğrultusunda karşı durur anlayamadığına. 

İnsanlar kendilerine göre değil, başkalarına göre pozisyon alır, çünkü büyük bir borsadır hayat, liste başının kendini milyonlarca hayat üzerinde sınadığı.

Kalabalıklaştıkça azalırsınız...