| Bir yaz
günüydü döndüğünde şehre. Ilık bir rüzgar esiyordu sessiz, kalabalık
değildi otogar ve hiç acelesi yoktu seni getiren otobüsün... Hala yakın mıyız birbirimize unutmuş gibi içimdeki coşkuya rağmen sadece elini sıkıp yanaklarına değdirdim dudaklarımı. Sarılmak sımsıkı, yüzündeki o yakın olmayan ifadeyle zaten biraz soğumuştu içimde... Eve döndüğümde her şey yerli yerindeydi ve haberi yok gibi görünüyordu benden... Benim de kendimden... Bundan yıllar önceydi. Ağır bir yenilgi gibi yüzüme vuruyordu yüzünde içimi eriten o bakışın. Daha en başından kelepçelemiştim ellerimi “iş ilişkisi” olan o karşılıkta. Sesim kısık kısık teslim olmuştu bütünlüğüne, üstüne söz söyleyemezliğimden değildi, yüreğime dokunmasındandı sözlerinin. Bu gün sanki yıllar öncesinden alınmış o ilk gündü oysa bende. Aklımda çığlık gibi gözlerin gidip gelirken kapının sesi birden davetsiz bir misafirin merhabasını bağırıyordu. Nasıl da hazırlıksızdım herhangi bir kimseye. Sen gelmeliydin sadece ve ne komşum bir şey istemeliydi ne de kurye bir kitap, dergi ya da haber getirmeliydi. Kapıyı açtım... Sendin... Böyle canımın içi, hoş gelişin armağandı günüme. Sanki artık dünya devam ediyordu dönmeye ve bende vardım yeryüzünde artık. Sıkıntılar sıkıntı olmuştu, kimsesizler kimsesiz, ekmek kavgası dert olmuştu artık ve ölüm bir uzak tuzak. Sana sarılmak her şeyi olağanlaştırıyor. Eksik kalan yanıydın dışımdaki acıların. Dünyanın derdine şimdi yeniden düştüm. Sen yanımdasın ve güneş her gün doğuyordu fark ettim. Geldin... Hoş geldin içime... |