|
Bu gün yine sana giden yolların geri dönebileceğimi kestirebildiğim yerine kadar yürüdüm. Nefesimde yalnızlık kokusu, üzerimde ürkeklik, edebiyatımda sana yaklaştıkça artan bir bilinmezlik, dilimde adın ve yüreğimde seni istemenin cesareti vardı. Sıradan görevleri yerine getirmek üzere dönmem gereken kendime her seferinde lanet ediyor ve tekrar tekrar düşünüyorum başka bir zaman var mı ki seni bu kadar isteme fırsatını bana verecek diye. Ya biraz daha büyümüş olacağım ve sana seni sevdiğimi daha bir formatında söyleyeceğim ya da bu gün olacak o gün ki gözlerine bakıp doyamayacağım ve söylemeyeceğim sana sevdiğimi, içimdeki coşku fısıldayacak bilincine. Eskidikçe daha özgür olamıyoruz, daha fazla nedenlerimiz oluyor hep dünyevi ve güller alıp her sabah başına koyacakken, her sabah yüzümüzde oluşan su yollarını izliyoruz çizgi çizgi aynada. Kabuk bağlamış bir yara gibi varlığını devam ettiren ve artık acı vermeyip her sabah gözüme çarpan, iyileşmeyen ve dokunuldukça kanayan bir yara gibi oldun yüreğimde. Sana kaçtır yazıyorum bu satırları, kelimeler, sokaklar, yıllar, insanlar, mutluluklar eskiyor, geçiyor. Yeni yılların sevinçleri yumruk gibi iniyor masaya her seferinde. Masada sadece sana dair sözcükler; darmadağın dağılıyorlar... Bir kadeh şarap alıyorum, sabrımı ehlileştirip koyuluyorum yine gecelerce kalemime. Yaz yaz bitmiyor adından türeyen hayaller, bazen düşünüyorum nasıl sığıyor bu kadarı bir hayata diye. Hepsi aslında senin gözlerine bir seferde söyleyebileceğim kadar bakışlarımda ama, gözlerime tutsak, sözlerime gardiyan merhabaların diziyor boğazıma bildiklerimi. Ne zaman denizin kokusu sızsa içime hani senden fırsat bulup, nasıl olurdu diyorum gözlerinde bulduğum o özgürlüğün tabloya izdüşümü. Renklere sığdıramıyorum, yıllara, sevinçlere, sevişmelere... Kimse seninle her gece seviştiğimi bilmiyor, ama her gece kan ter içinde teninin tecrübesi, elinde kazma kürek günü kazıyor geçmişime. Kimseye söylemiyorsam bunları, bana bile inanası gelmediğindendir. Saçlarında ellerim dolaşıyor yangın yeri misali, gözlerine güven geliyor ve seni sevmek daha bir elle tutulur, herşeye karşı koyabilir oluyor. Bundan mıdır yoksa, bu kadar süre içimde sen kadar bilmeyip yazdığım hayatlar taşıdığım. Nasıl çay içersin, yemeğini nasıl seversin, ne zaman bıkarsın her gün aynı yollardan işe gelmekten ve ne zaman bir kitap okudun, biliyorum. Gördüklerin hayatına neler katıyor, sen hayatı nasıl hayata geri veriyorsun hayat gibi, görüyorum. Küçük bir çocuğun her yeni günle artan bildiklerini izler gibi heyecanla seni iziliyor gözlerim çünkü. Hayatın acemisi olmak sevdanın acemisi, sana öyle yakışıyor ki ve ben beni her gördüğünde aldığım merhabanda küçük ayrıntılarını bile görüyor gibiyim artık gününün. Biliyorum ki bu sabah haberlerde kalmışsın, hayatlar herşeye rağmen nasıl da devam ediyor şaşıyorsun, haberlerde dinleyemediğin ben nasıl devam ediyorum sensiz neredeyse her gün gözlerini görüyorken? Daha adını koyamadığımız, anlam veremediğimiz, aşk henüz lugatımızda yokken, içimizden geldiği gibi yaşardık ya aşkı, o büyümüşlük dilimize acı biberler sürmemişti hani, işte öylesine bir an gibi ellerim yüzüne dokunup gözlerinin altına kirpiğin düşmüşle cayardı sevmekten seni. Dokunduğumla kalır ve gecelerce yetirirdim o anı kendime.Bir gün olurda tüm yazdıklarımı adınla birlikte öğrenirsen, seven insana saygı göstermeli edasında gözlerinden bakışlar beni öldürecek hissi var içimde. Adını bu yüzden hiç almadım kalemime desem, hani masa demek gerekirken masa geliyorsa, adınla birlikte seni çağrıştıran hayat da aslında sensin sözlerimde. Bunları bilmek, artık bulmaca çözmek gibi ve hangi gerçek bunca sensizliğimi dindirirle başlıyor bilinmezler. Satır satır mezar kazmak gibi geliyor yazdıklarım. Ama aslında ölen ben miyim yarınlarım mı yoksa sevda mı, sen misin bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum, onu da bilmiyorum. Bildiğim sadece seni sevmek beni bu kadar hayata bağlarken ne bir başkası olmak ne de eğer mezarsa içinden çıkmak istemediğimdir. Sabahçı gözlerime sabah sabah bir merhaba ile memnun kendini geçiştireceğini düşünüyorum ve bütün bunları okuyunca "yazıyorsun sen, ama artık dünyaya dönsen" demeni düşünüyorum. Hani birini bulsam artık, bu benim hayatımı anlamlaştırır, başka şeyler daha az acı verir ya, tekrar düşünmeni istesem ne dersin? İnsan her gördüğünü bilmek istiyor ki sevgiyi söze, öyküye sığdırabilme ihtimali artsın, her yeni bildiklerini podyumda görücüye çıkarmış misali heyecanlarına sunsun, her heyecanı sevdiğine sofralasın, her sofra yaşanacak günler olsun, gözlerinde yaşamak her lazım geldiğinde kan versin hayatlara ki içindeki sevgi artsın. Yabancı kaldığımız yok aslında, sadece yozlaşmıyoruz seçiciliğimizden. Seçebilir insanlar olmayı nereden öğrendik dersen, senden önceme kadar geri gitmem gerekir ki sana geldiğimde yine hiç tereddütsüz seni seçer ve seni seçtiren senden daha tozlu sayfalarıma da saygılarımı sunardım. Soruna cevapsız geri döner, yüzümde memnuniyet ile "bildiklerimizden" derdim. İnsan kendi ürettiği yarınlarına nasıl yabancı kalır? Ben öykülerime yabancı kalır mıyım? Benim dışımdaki hayatın bir etkeni değil miyim ben ve bir başkasının yabancı kaldığı yarının içinde bütün bu seni sevmelerim yok mu? Seni sevmek, birine saati söylemenin dürtüsünde, haberleri dinleyip yaşama devam etme isteğinde, ölümlere, şarkılara, şiirlere, ayrılıklara rağmen seni sevmenin içinde. Seninle sarılı etrafımın özgür insanı olduğum gerçeği ile memnunum desem başka hayatlar aramamı söyleyen sana, tüm bağlarım çözülür, günaydınlarında kan revan romanlardan sahneler arar olurum. Söylemesem dilime tadın düşmez ve sevginin tarihinde bir eksik öykü olurum. Tanıkları şaşakalırken ben sana dair yolları sana varamamaya kadar tüketirdim. Tüm söyleyebileceklerim biterse seni sevmekten kalkar yatağıma dönerim. Yatağımda yol yorgunu sevişir ve kaçmaktan vazgeçerdim ölüm denen o tuzaktan. Yarın bütün bunlar, sen değil de yeteneğimmiş gibi öykü sayılmaz mı, sana benim tuzağımdır... |