Bir gün yine kendimle kalmak adına güçsüz bir istekle sinemaya gitmek istemiştim. Caddede yürürken aslında seyretmeye değer bir film olmadığını fark ettim. Bu da benim bu güne yalnızlığımla doğru orantılı bir geçekti.
 
  Aklımda bu ve buna benzer bir sürü söylenmeyle mevcutların içinde bana en yakın olanı seçerek bir salona girmiştim. Filmi beğenerek izlemeyeceğim için ve ben hariç herkesin bu filmi isteyerek seçtiğini düşündüğüm için herkese boş olduklarını düşünür bir gözle bakıyor ve yaptıkları doğru-yanlış hiçbir sohbeti yeterli görmüyordum. Filmin anlamsız ve boş olma ihtimali yüksek sahnelerinin beni en azından bir-bir buçuk saat bu akan kalabalıktan ve onları düşünmekten kurtaracağını umuyordum.
 
  Film başladığında kahramanların en azından karizmatik olmaları ile avundum ve sonra fark ettim ki onlar ancak rollerinin gerektirdiği kadar karizmatikler, rolleri de kötü, oysa diğer filmlerinde daha anlamlı davranışları, bakışları vardı her birinin.
 
  İlk yarı ben bir film sıfır, sinemayı terk ettim. Güneşin karşımda batışı gözlerimde parlıyordu. Deniz kenarı ve kahve dedim... Koyuldum dolmabahçeye doğru derken meydandaki parkta mola verdim ve lezzetsiz, sürüm ürünü bir çay içerek zaten zor yerine gelen keyfimi biraz daha kaçırdım.
 
  Tuvalete girmem gerektiğini hissettiğimde artık nereye gideceğini ve ne yapacağını bilen, gereği hakkında yorum yapmaksızın yaşayan kişi oldum. bu kadar basit miydi peki...;
 
  "Hayat, kendi ihtiyaçlarını mı doğurur ve onlar yerine getirildiğinde anlamlı ya da olağan seyrine devam eder? Sıkıştığında tuvalete gitmenle açıklanabilecek kadar çıplak bir gerçek midir bu?"
 
  Tuvalete girdiğimde içerde arkadaşına "yeter kıçınla oynadığın, gel biraz benimkiyle oyna" diyen bir erkek vardı. Onlara mümkün olan en uzak yeri seçtim. İçerden gelen cevap, önünde taşıdığı organının yeteneğini sergilemek istemesiyle ilgiliydi... Dışarıdaki onu istiyordu zaten, eşcinseldi...
 
  Bir yerlerde okumuştum; "önceden korkardım ve köşe bucak kaçırırdım insanlardan yaşantımı, oysa dünyanın en kaliteli adamıyla üç yıldır birlikteydim ve cinsel hayatım sadece bana özeldi, anladığımda daha fazla sevdim yaşamayı..." diyen bir adam vardı. Birde az önceki manzaranın metinleri... Her iki bağımsız olayın ortak noktası, aynı nedenle genel geçer olmayan hayatların başrolde olmasından başka bir şey değil. Peki bu kadar uzağa düşer mi birbirinin aynı nedenlerinden hareketlenmiş senaryolar.
 
  İnsanlar hep küçük küçük adımlarla büyürler... İçimden geçiriyorum bunu durmadan ama kendimi küçük adımlar atan biri olarak gördüğümden mi diye sorarak kızdırıyorum içimdeki sesi... Küçük adımlar atıyordum ve bu nedenle zaten bu cümle düştü sözüme...
 
  Yola, görmek istemediğim insanlarla karşılaşmamayı umarak devam ettim, aklımda yol kenarı korkulukları vardı. Sabır ister bunları yapma ve takma işi. Ben sabırsızdım...
 
  Yolda gözlerim insanların üzerinde gezinmeye devam ediyordu. Bütün bunları düşünürken karizmatik yürümek edasında değildim. Olağanca kendim ve yoğundum...
 
  Sende öyle...
 
  Adını bile bilmiyorum ama sana yazıyorum tüm bunları. Beynimde sürekli hareket halindeki düşüncelerin volta atmak için yer sıkıntısı çekmeye başladığını söyleyebilirim senden sonra... Sonra silindiler ve o an aklımdaki her bir düşünceyi yakalayarak seninle konuşuyor olmak istedim. Ağırlığımca o anı yaşıyordum... Gözlerini görme isteği uyandı, yüzüne bakamadım. "İlgilendiğin kişi mutlaka senin onu beğendiğin için süzdüğünü anlayacak" fobisi çok yaygındır ya, bende de vardı....
 
  Sesini düşündüm, içine tüm ihtiyacım olan tınıları doldurdum, dizlerini düşündüm ve başımı koydum üstüne, gözlerini düşündüm ben yüzüne bakarken gördüğüm ve beni istediğini hissettiren güveni yerleştirdim... Bana ne kadar iyi geldin bilemezsin!
 
  Seninle sevişsem nasıl olurdu diye geçirdim içimden, direksiyon elimde ben kadar başarılı ya da doyurucu olurdu derken kalçalarına takıldım... nasıl istersen kabuldüm...
 
  Habersizdin.
 
  Deniz kenarında kahve içmeye gitmediğin belliydi karşıya geçmeyişinden. Seni bıraktım aklımda şiir şiir satırlarla ve bir ayrılık mıdır, aşk mıdır adını koymadığım ismi düşündüm birden. Her gördüğümde ne kadar güzel olduğunu söylemeyi istediğim ve aşağı yukarı her gözüme iliştirdiğimde yeniden aşık olabildiğim o insanı düşündüm, büyük aşkını, dostluğumu, az önce yoluna bana rağmen devam eden genci... kahve söyledim bacaklarımda yorgunluk hissi. Etrafımdaki ben hariç herkesin dışa dönük ihtiyaçlarını karşıladıklarını gördüm. Kimse kendi başına veya kendisiyle değildi. Herkes yanındakine bir şey anlatıyor ve bu sahnede kayboluyordu. O kadar belliydim ki bu görüntüde, bir fotoğraf çekilse yalnızdım, bir fotoğraf çekilse geçmişimleydim ve aklımda kalçalarının kıvrımları vardı.
 
  Bu satırları sana ithafen yazıyor olmamın varmak istediği hiç bir sonuç yok. Kalçalarının hatırına belki...
 
  Nasıl zincirleme takılıyor aklıma düşünmeler diye düşünüyorum, her durakta bir aşk edindiğimi söyleyen bir şairi doğruladığımı da aklımdan geçirirken. Bu kadar düşünce dolaşsın aklında ve hiçbir şey yapma eskimekten başka ey kendim. Alınan kararlar ya da atılmış adımlar yok, salak saçma bir film seyretmek gibi anlamsız ve içi boş yorgunluklar, işte arda kalan.
 
  Kahve soğuk ve üstelik sigaramın külü savruluyor beklediğim lezzetle birlikte marmaraya...
 
  Tuvalete gitmeliyim, seninle sevişmeliyim, ne kadar güzel olduğunu söylemeliyim adı bendeye ve saçlarına dokunmalı ellerim, her durakta aşklar edinmeli ve ağrılı ayrılıklar yaşamalıyım. En önemlisi bunların hepsi için yeterli koşullara sahip olmalıyım, zaman bunların en başında geleni. Türkü söylemeliyim kendime ve sigaramdan bir nefes daha alırken sesim incinmemeli, kahve içmek tadında yaşayan canlı bir dostluğun keyfini yaşamalıyım... Onların istekleri ile benimkilerin aynı zamana denk düşmesi ihtimaline kalmadan...
 
  Eve gitmeliyim...
 
  Senin aklında neler vardı kim bilir? Omzunda başkalarının doğrularının ağrıları mı, hani şu herkesin sorgulamadan taşıyarak bu güne getirdiği yoksa bir yarışa koşulmanın isyanı mı? Özlemek midir yoksa soluğunu uzun vadede bırakışının altında yatan, sanki bırakmak istemiyorum der gibi? Tercih edilen yalnızlığının olağan resmi mi bu verdiğin yoksa?
 
  Bırakmak istemez miydin her şeyi ardında sende, gelmez miydin bir dağ yürüyüşüne hani sadece kendimizin kendimizi alkışlayacağı? Bir film seyretmek istemez miydin sende, her karesinde yüzlerin fotoğrafını çekip daha sonra okuyabileceğimiz? Bir öykü düşünüp sonunu getirmek istememeyi düşünmez miydin sende?
 
  Aslında senin için yazdıklarımın bir çoğu uzağına düşüyor, biliyorum. Yabancı bir yaşamın bana anlatılmayan olaylarının neden sonuç örgüsü içinde bir yerde olma olasılığın çok daha fazla ama ben birkaç saat için bile olsa seni böyle düşünmek istedim.
 
  Sana ihtiyacım vardı bedeninin hatırına...
 
  Sonra gidebilirdin...
 
  Ben bütün gece bedenine kıyafetler dikeceğim...