Kalabalıklar arasında yoktum. Herkes kendini oynaya dursun, biraz olsun başka hayatların seyrinde, daha birikerek ve her zaman yaptığımın dışında bir şeyler yaparak dinlenmeye çalışıyordum. İnsanı her zaman soruların cevaplarını alabilmek dinlendirmez miydi?
 
  Yürümelerimizce konuştuğumuz üzere, kalabalıklar hep kendisinin derdinde olmayanların birikmişliği idi. Nerede olduğu ve nereye gittiği ile ilgilenmeyen, soru sormayan, öğrenmek istemeyen, sorularına genel geçer sorgulanmamış cevapları karşılık gören kısır, başkalarının bulduklarını ezberleyen ve bu sonuçların neden sonuç halkalarından, dolayısıyla bizce bilgiye sahip olmaktan ve bu bilgiyi veri olarak kullanmak yeteneğinden uzak kişiler hayatın asalaklarıydı. Bunların içinde en yakınımız da olabilirdi ki bu gerçek, gerçeği görebilmek ve bunun bir parçası olmak huzurundan daha önemli değildi.
 
  Şimdi gözlerinin beni bu kalabalığın içinde araması bana ihanete denk düşüyor. Bana ihanetinin dışında seni gerçekleri görebilme yeteneğine sahipler sınıfından çıkarıyor. Bu sadece bir tanımlama, gerçekçilikle ilgili. Tanımlamalar ne kadar doğru ise o gerçeği nerede kullanacağını o kadar iyi bilirsin ya hani, işte öyle bir sonucun adımıydı bu, yoksa benim seni bir yere koymaya çalışmam ya da bir tarafa ait olan birinin tarafını koruma çabası değil, ki bunu bile söylemek geliyor artık içimden sana...