"Yüzünün yarına dönük olması, hiç bir zaman geçmişinin arkandan gelmediğini düşündürmemeli..."
 
  Tepkiler bile bir yerinden haklı çıkarıyor saldırıyı. Hüzünle hiç tanışmamış, klimaları bozulunca sinirlenen insanlar, şimdi kendilerinden binlerce kilometre uzakta, 'zamanında gurur duydukları bir grup insanın' kendileri üzerlerinde oynadıkları canlı satranca tepki gösteren hayatların lanetini yaşıyorlar. Üstelik onların silah diye düşünmedikleri, hayata dönük teknolojileri ile...
 
  Şimdi nereye kaçsalar tehlike, medeniyetin içinde hapisler. Diğerleri gibi dağ taş, tek tük avlanmıyorlar. Toplandıkları saadet merkezlerinde bir arada veda ediyorlar.
 
  Bir gün geliyor ve seyirci kaldığınız, hatta alkış tuttuğunuz her olay, dönüp ayağınıza çelme takıyor...
 
  Sadece hiç bir şeyden haberi olmayan, sadece sanat düşünen, sadece bilim düşünen, sadece oyun oynamayı düşünen insanlar için üzülüyorum... Onların yarım kalan arzuları, istekleri, hayalleri beni burkuyor... Hayatın içinde birbirini sevmeyi unutmuş ve böyle bir olayla bunu gecikmiş bir şekilde hatırlayan yarım aşk hikayeleri bile canımı acıtmıyor.
 
  Herkes kendi ördüğü/seçtiği kazağı giyiyor...
 
  Bütün bu yazdıklarım elbette bu işi yapanları haklı çıkarmıyor... Onlar kendilerini tarihin derinliklerinde ilk vuran kişinin altından kalkamadılar daha...
 
  Pis erkek hegemonyası, inceliksiz, niteliksiz, korkak, sorgulamayan, kısır, bacak arası hayatlar.... Birileri penisinin derdinde diğerleri kızlık zarının.... Bunlarla oyalanıp duruyorlar işte ve bu hayatta baş tacı ettikleri değerler, bu iş peşinde koşarken diğer değerleri kaçırmalarına neden oluyor... Tanrı sağ olsun...
 
  Yıllar öncesinde 9 yaşında biriyle evlenen bir herifin peşinden gidenler bu saadetin dışında eğlence ve anlayış bilmezler zaten... Öğrenmek de istemezler...
 
  Her şeyi temizledim kafamdan, faturadaki tüm hayatların öykülerini sildim ve her şey sanki bir tarih cetveliymiş gibi bakıyorum...
 
  Yarın çok geç bu düşe, bu gün ise yabancı... Çırpınan değerler ellerimizde can vermesin diye hayatın içinde çırpınıyoruz... Soluğumuzdan soluk, hayatımızdan hayat veriyoruz... Öykülerimiz doğu ile batı arasında gidip geliyor... Bizde huzur buluyor... Medeniyet insanlıksız yürümüyor...
 
  İletişim çağında iletişimsizlik örnekleri bunlar, başka bir şey değil...
 
  Yaşasın edebiyat...