|
DESCARTES
VE F.BACON’UN BİLGİ ANLAYIŞI Hazırlayan: Hülya YALIM
Descartes yeni çağ biliminin kurucusudur,yeniçağ
felsefesinin ilk büyük sistemcisidir.
“Yöntem üzerine konuşma “ adlı eserinde
bilimsel yöntem üzerindeki
ana düşünceleriyle bu yönteme nasıl ulaştığını, bilginin nasıl
mümkün olacağını
kesin bilgiye hangi metodlar kullanarak yaklaşılacağını ve bütün
bunların yanı sıra bilginin
hangi esaslar dikkate alınarak temellendirileceğini anlatır.
Bir rationalist filozof
olan Descartes”kesin bilgiyi
ancak kendimizi bilme”de bulabileceğimiz görüşündedir. Bunu
söylerken “doğuştan düşünceler”
öğretisini de ileri
sürer. Buna “ideae innatae” (doğuştan ideler) der. Bu
öğretiye göre ;ruhumuzda
deneyden önce yerleşik düşünceler
vardır.Anlığın kendisinde devşirdiği bu ideler, duyular aracılığı
ile edinilen tasarımların tersine
olarak hep açık
ve seçiktirler.Biz deneylerimizle ve bilgilerimizle bu
anlığı zenginleştiririz.Ancak
bunu yaparken karşımıza bazı
sorunlar çıkacaktır,hatta
genel geçer kabuller
bile olabilir bunlar. ”biz
kesin ve şüphesiz bilgiden
çok ,gelenek ve göreneklere
inanıyoruz, halbuki şeylerin
çokluğu, bulunması güç
hakikatler için değerli
bir delil
değildir, çünkü bütün milletten
ziyade tek bir adamın onları
bulması çok daha ihtimallidir;böylece kanaatleri başkalarının kanaatlerine
tercih edebilecek tek bir kimse seçemediğimden
kendi kendime yol
göstermek zorunda kaldım.[1]
Şüphesiz Descartes burada
genel geçer
kabullere ,“karşı gelmek “için karşı
gelmiyordu, burada
bize göre
söylemek istediği ,gelenek
ve göreneklerle
yapılan , öne sürülen görüşlerin
denetlenebilmesi ve
bu yolda ilerleyen
insanların çokluğunun
bu yolun doğru
olduğunu göstermediğidir.
Nitekim ,”aklın süzgecinden
geçmeden doğruluklarına inandığım
kanaatlerin hepsine yanlış
gözüyle bakmak
istemedim” derken buna işaret
eder.[2]
Descartes felsefe
disiplinleri arasında mantığı,matematik
ilimler arasında da
geometricilerin analizi
ile cebiri kendi tasarılarının gerçekleştirilmesinde
işine yarayacak bilimler olarak görmüştür. Ancak
yakından inceleyince
bunların eksik
yanlarının olduğunu
ve bunların bilinen şeyleri tekrardan
öteye gidemediğini üstelik
zihni işletecekleri yerde
karışık ve karanlık bir sanata
sürüklemektedirler ona göre
.
İşte böylelikle yeni bir
metod arayışına girişmiştir,
bu metodu 4 kural çerçevesinde düşünmüştür. Doğruluğunu apaçık
bilmediğim hiç bir şeyi
doğru olarak kabul
etmemek,acele hüküm vermekten peşin hükümlere
saplanmaktan dikkatle çekinerek,kendilerinden şüphe edilemeyecek
derecede açık ve seçik
olarak kavranan şeyleri bulundurmak. İnceleyeceğim
güçlüklerden her birini mümkün olduğu ve daha iyi çözümlemek için gerektiği
kadar,bölümlere ayırmak. En basit ve en
bilinmesi kolay
şeylerden başlayarak,
basamak basamak
düşünceleri bir sıraya
göre yürütmek.” Buna ilave ettiği
görüş :”bilgiyi tam anlamıyla
kavrayabilmek için sık sık tekrarlar yapmak”tır.[3]
Descartes’e göre; dünyada her
zaman aynı halde kalan
bir şey yoktur.En şüpheli kanaatleri
bile bir defa kabule karar verdikten
sonra emin kanaatlermiş gibi takip etme düşüncesindedir.Bu düşüncesi
onun septikler gibi değil de yöntem
şüpheciliğini uyguladığının kanıtıdır.
Doğruya ulaşmakta zorlandığımızda
ona benzerleri takip etmek
gerekir.
Descartes’in bir diğer
düsturu;”düşüncelerimizden başka
hiç bir şeyin tamamı ile
elimizde olmadığına , dışımızda
olan şeyler
hakkında elimizden geleni
yaptıktan sonra gücümüzün
yetmediği bütün şeylerin bizim
için mutlak olarak imkansız
olduğuna inanmaya alışmaya
çalışmaktır” tır.
Descartes’a göre felsefede bilgiye
ulaşmada yapılacak şey,
doğruluğunu intuitif olarak kavrayabileceğimiz aritmetiğin
birimleri gibi
olan o noktayı bulmak,sonrada bunun
üzerinde bir birleştirme yapmaktır.
Güvenilir çıkış
noktasını bulmak için Descartes
şüphe ile işe
başlar.Bu matematikteki kesin bilgiye ulaştığı gibi apaçık doğruya ulaşıncaya
kadar ileri götürülecektir.Bütün bilgiler gözden geçirilip
en son sınıra ulaşıncaya kadar dışarıda bırakılacaklardır, şüphede
son sınırlara varınca aradığı
o kesin bilgiyi karşısında
bulur.Bu artık kendisinden şüphe edilemeyecek
bilgi “şüphe ettiğimi bilişimdir”.Böyle
bir bilinç
bende bulunduğundan artık
şüphe etmem,bu apaçık
bir olgudur,bu olguyu yaşayışım
bilişim intuitif’tir;doğrudan
doğruya olan bir
bilinç ve bilgidir ,şüphe etme ise bir çeşit
düşüncedir; “cogito erga sun” düşünüyorum öyle ise varım !:
Descartes’in gerek
duygulanımlar öğretisi , gerek ise ahlak anlayışı bilgi teorisine
dayanmaktadır .Ona göre bilgide de bir isteme
vardır.Ahlak alanında duygulanımın rolünü bilgide duyu algıları oynar.
İnsan ancak aklın açık ve seçik olan düşüncelerini istencine kaptırmamakla
doğruluğa ve mutluluğa giden yolu bulabilir.
F.Bacon ,modern Avrupa’nın kurucularındandır.
Felsefenin hemen hemen
tüm disiplinlerini el atmak ile birlikte insanın düşünme
gücünün işleyişine çıkış noktası
olarak alır.
Bilmenin önemine değinen
Bacon eldeki bilgileri sürekli
geliştirerek bilinmeyene yaklaşılabileceğine
ileri sürer.Bacon’a göre
zihnimizin 3 yetisi vardır: Algıladıklarımızın bildiklerimizin izini
saklayan bellek Saklanan anlar aracılığıyla
yeni düşünceler üreten imgeler Ve asıl niteliği kavramları
eleştirme ve yargılama olan
akıl
Bellek tarih denen
bilgilerin üretilmesinde,imgelem sanatın,akılda
felsefenin üretilmesinde kendini
gösterir.
Bacon’a göre her türlü bilginin
temelinde tekil olan,bireysel olan ile onlarla ilgili duyumlar vardır. Tüm
yanlışların kökenini yine
insanın kendisinde,onun ayna gibi olması
gereken zihnini bulanıklaştıran önyargılarında bulur.
Bacon’a göre sadece amaçları
belirlemek yetmez,bu amaçlara ulaştıracak araçları da incelemek
gerekir. Ona göre doğal biçimi yapıyı belirlemek ona egemen olan
yasaları, nedenleri araştırmakla olur,artık
tözsel yapı aramak boşunadır. “bilmek
egemen olmaktır” düşüncesi
onun ana savıdır. Öyle ki
,ideal bir devlet tablosu çizdiği “Nova Atlantis”de
bilim bu hayali devletin başlıca
dayanağıdır.
Onun felsefesi bilgiyi insanlığı doğaya egemen kılacak
bir güç diye anlar. Ona göre çok büyük bir güç olan doğanın
karşısına çıkmak için insanın elinde bir
kuvvet vardır.:Bilgisi. İnsan
doğaya egemen
olacak ise ,bunu ancak bilgisiyle sağlayabilir.
Bacon’a göre şimdiye
kadar buluşları daha çok
rastlantılara borçluyuz ; oysa bulguları
planlaştırmalı, bunlara güvenle
vardıracak sağlam bir
yöntem bulmalıdır. Bilgi
bir güçtür:Biz
nedenlerini bildiğimiz şeyleri meydana getirebiliriz.Teknik
buluşlar insanlığı barbarlıktan
uzaklaştırmış
onu uygar
bir hayata
kavuşturmuştur.
Kendisine egemen olmak için
doğayı tanımaya , bilmeye girişirken
ilk yapılacak şey , önyargılardan kendimizi kurtarmaktır. Önceden
edinmiş olduğumuz yargılar ile
sanıları bir yana bırakmamız gerekir.
Bilmek ve yapabilmek arasındaki ilişkiyi modern dünyanın tanımlayacağı
tarzda ,ilk kez bu denli kararlılıkla Bacon
dile getirir.Onun asıl hedefi bilgidenn çok doğa üzerinde güç
sahibi olmak doğaya egemen olmaktır.
Ona göre kendinde bilgi yada doğruluk yoktur,bütün bilgiler insana
yararlı olmak için vardır.Ancak dünyanın efendisi olması paradoxal bir biçimde
insanın doğaya uymasını gerektirir. Doğayla ilk ilişkimiz algılarımız
yoluyla olur. Akıl algılarımızdan hareketle tümevarım yoluyla yasalara yükselmeye
çalışır. Hakiki filozof bulduğu herşeyi karıncalar gibi toplayan ve akla
ham durumuyla sunan ampisistler gibi yada kendi tözünden ürettiği maddeyle
boş bir bağ ören örümceklere benzeyen aprioristler gibi olmamalı, duyumun
verileriyle aklı birleştirebilmektir.Filozofun duyum ve akıl arasındaki bağlantıları
kurduğu arı benzetmesiyle açıklar..
Bacon’un “idoller” dediği
bu önyargılar insan
zihnini bir takım
kuruntularla yüklüdürler , bunlar
dört gruba ayrılır:İnsanın
doğal yapısından türünden ırk yapısından kaynaklanan
“SOY İDOLLERİ Bütün
insan soyu için ortaklaşa
olan önyargılardır. Bu doğayı insan
biçiminde görürüz, oysa bizim kendi düşümüz
ve algılayışımız hiç bir zaman
nesnelerin ölçüsü
olamaz.
Platon’un mağarasını anıştıran
MAĞARA İDOLLERİ Bir insanın kendi doğasıdır kendine özgü yapısıdır.Her
birimizin bireyliği içinde kapanmış
olduğumuz mağara gibidir.
Herkesin kendine
göre yetenekleri
çevresi vardır; bunlar
bir kimsenin idollerinin niteliğini
belirler.Kimileri eskiyi kimileri
yeniyi severler. ÇARŞI
PAZAR İDOLLERİ Bunlar sözlerin düşüncelerimiz üzerindeki
etkilerinden doğarlar bunların kaynağı
dildir.Kuru sözlere dayanan bir
bilgelik insanı canlı deneye başvurmaktan alı koyar.
Bilgiler sınanmadığı yargılanmadığı için yanlışların kuşaklar
boyu gitmesine yol açar.TİYATRO
İDOLLERİ ise eski teorilere bağlanmaktan ,otoritelere inanmaktan
doğarlar.[4]
Doğayı bize
tanıtacak yöntemde
Bacon’a göre tümevarım
yöntemidir. Bunun için öncelikle bilinen bütün halleri içinde toplayan
bir liste yapılır,ayrıca bu hallerin bulunmadığı bir liste yapılır
ve yapılacak bir önemli hususta açıklanan formun bulunmadığı
hallerde rastlanmayan bütün nitelikleri dışarıda bırakmaktadır.
“Dışarıda bırakma gerçek tümevarımın temelidir; ancak amacı
değildir yalnız esasla
olamayanı ayırt etmeye yarar.
Bilgiyi mümkün kılabilmek
için tek tek önermelerden yükselirken acele genellemelerden
kaçınmak gerekir.Ona göre “tümele
varmak isteyen insana kanatlar takmamalıda kurşun
bağlamalıdır.”
Tek tek
olgulardan hemen tümel
yargılara yükselmeye
kalkışmak yanlıştır, önce
pek kesin olmayan önermelere varmalı , bunlardan
sonra yüksek olanlarına, en sondada en yüksek önermelere doğru
ilerlemelidir.
Bacon olguları çıkış
noktası alıp buradan güvenilir tümel önermelere ulaştıran bir yöntem
aramıştır . Aristoteles
mantığının tek
yanlılığını görmüş,
ereksel nedenle, formel nedeni eleştirmiş,bir arama ; bir araştırma mantığı
bulmak istemiştir.Renoissance’ın yeni bilgilere varmak eğilimi, Bacon’da
tam bir olgunluğa ulaşmıştır.
Descartes, her cephede özne nesne ayırımının, varlığı
unutmanın , doğa üzerindeki teknik tahakkümün Modern
Çağlardaki ustası olarak anılmaktadır.
Bacon’a göre; “anlık, biçimleri bozuk bir ayna gibidir”. O her
yerde eşitlikler, tek biçimlilik ve benzerlikler arar. Bacon anlığı salt akıl
yürütme gücüyle, karşısında duran zengin doğaya boyun eğmiyeceğinin
bilincindedir. Bu nedenle
o, ne Descartes tarzı bir
felsefi yöntemin ne de Spinoza gibi
akla içten reform uygulamanın yararlı olacağını
düşünür. Ona
göre zamanın
bilimi çok
acele bir biçimde bir
uzmanlık ve yöntem konusuna
dönüşmekte bu nedenle de
az gelişmekte yada hiç gelişmemektedir.Oysa bilim aforizmalarla
ve gözlemlerle dağınıklaştığı
ölçüde niceliksel
olarak büyüyebilir . Yöntemler
ise yapay bir biçimde , bilimleri şuan
içinde bulundukları sınırların
içinde dondururlar:
Bacon’a göre
eğer düşüncede
kesinlikle başlarsak kuşku
ile bitiririz. Gereken
kuşkuya sabırla katlanmak ve böylece kesinliğe ulaşmayı
beklemektir. Bacon’un bu görüşleri ilk bakışta Descartes ‘in yöntemsel
kuşkusunu çağrıştırmakla birlikte aslında
ona karşıttır.
Aradaki fark aslında Descartes’in
felsefeye kuşkuyla
değil ilk kesin bilgi olan Cogato ile
başlamasında yer alır. Oysa Bacon için kesinlik
bilginin başlangıç değil uzun araştırma sonucunda ulaşılabilecek
olan ve araştırma bilme süresini noktalayacak olan sonuçtur.
Descartes kuşkuyu bilginin başlangıç noktasına yerleştirir, aklı açık
ve seçik tasarımlar geliştirebilmesi amacıyla kendi içine kapatır.
Aklı algılar karşısında saygılı olmaya onları dinlemeye çağıran
Bacon tarzı deneyciliğin asıl amacı onu doğa üzerinde etkili kılmak ve doğadan
daha büyük ölçüde yararlanmaya ve ona hakim olmaya götürmektedir.
NOVA ATLANTİS’te Bacon tekniği bir Ütopya insan için bir umut kaynağı
olarak gören ilk düşünürdür.
Bacon’un bütün eleştirdiği yaklaşımlara karşı geliştirdiği
buluşlar yapma sanatının
en büyük eksikliği matematiksel bilimlerdir.Onun doğal deneysel bilimler
anlayışında matematiksel bilimlere hiç başvurulmaz. Bu düşüncesi onu
17.YY egemen olan kültürel hava içinde ayrıksı
kılar ve 16 .yy yaklaştırır.Bacon’ın
teknik doğa ve dünya görüşüyle
yine de 17 .yy ait olduğunun göstergesidir.Descartes ‘da
ise doğa bir makinedir ve bilim de bu makineyi kullanma ve yeni
makineler üretme sanatıdır.
Oysa Descartes
gençken kendisine
okullarda öğretilen matematik üzerinesomut hiçbir şeyin kurulmamış olmasına
şaşırdığını belirtirken kurmakta
olduğu bilimi matematikçiyi “hayalci bir astrolog “
olmaktan çıkarıp örnek ve etkili bir bilgin bir mühendis haline
getirecek olan matematiksel fiziği düşünmektedirler.
Descartes Bacon’dan çok farklıdır.Bacon aklın işlevini
gözlemleme , kaydet me ve ortak duyunun olgularını düzene sokma ile sınırlayarak
bilimi tanımlamaktayken, Descartes bunlardan bambaşka bir sonuç çıkarmaktadır. Teorinin
pratiğe sızması teorik aklın pratik akla dönüşmesi, yani bir teknoloji ve
bir matematiksel fizik mümkündür.İşte Descartes’ın insanı “doğanın
efendisi ve sahibi” kılacağını umduğu şey bu dönüşümdür.
Sonuç olarak 17.yy’da ilk
kez akılsal olan deneysel olana teoria praksisonu değiştirip, dönüştürüp
yeniden makineler şeklinde yapılandırmak
üzere sızmakta ve matematiksel fizik
doğmaktadır. 17.yy Descartes Spinoza
ve Leibniz ‘de en görkemli
örneklerini verecek olan öğretileri felsefi düşüncenin bu doğa anlayışı
karşısında verdiği metafizik çabanın ürünleri
olarak tanımlanabilir.
[1] “[25 5.İKİNCİ BÖLÜM.ÜZERİNE KONUŞMA],” “ Metod Üzerine Konuşma” [2] 25-10.15 İKİNCİ BÖLÜM “Metod Üzerine Konuşma” [3] 20.25-5 İKİNCİ BÖLÜM “Metod Üzerine Konuşma” [4]
. ( Novum Organum
1. Kitap 38.41.42.43.44 Paradikmalar) KAYNAKÇA:
M.ÜZERİNE KONUŞMA
DESCARTES
NOVUM ORGANUM
F.BACON
F.TARİHİ
MACİT
GÖK BERG
DOĞA TASARIMI
COLİNGWOOD
TARTIŞILAN MODERNLİK
TULİN
BUMİN
AKLIN İDARESİ İÇİN KURALLAR
DESCARTES NOVA ATLANTİS F. BACON Hazırlanış: Aralık 29, 2001. |