YUNAN BİLGELİĞİ

Eski Yunan filozoflarına göre felsefenin iki temel ayağı vardır;

  1. Hayatta kalmak, hayat bilinci oluşturabilmek;
  2. Evren, dünya, toplum hakkında spekülatif, teorik bilgilere sahip olmak.

Bilgi sevgisi, bilgiyi sevmekten çok bilgiyi yaşamanın sevgisidir. Bilen insan sınırlı bir hayat yaşadığını, sahip olduğu herşeyin elinden akıp gittiğini bilir. Ancak bilgi, herşeye rağmen ayakta kalmayı sağlamalıdır. Bilgelik, dünyayı doğru gözle görüp öyle yaşamaktır. Dünyayı sınırlı bir bütün olarak, görünümünün altındaki eziyeti bütünüyle kavrayarak yaşamak gerekir.

Sophia:

Eski Yunan’da iki anlamda kullanılırdı;

  1. Teknik beceri, bir iş yapma marifeti anlamında. Bu türden beceriler hayatta kalmanın temel olanaklarını sağlar.
  2. Ahlakla ilgili. Ahlak bir yaşama uslubudur, bir iş yapmaya yönelik değildir. Fakat ahlakın, bir amaca yönelik davranış olması ile pratikle belli bir ilişkisi vardır.

Eski Çağ’da sophia, kahramanlık ve ün anlamında kullanılırdı. Bunlar olduğunda herşey yapılabilir. Bu iki özellik, Yunan’ın sophia anlayışıydı. Daha sonra anlamı değişmeye başladı. İlk anlamı  aynı kalırken, ikincisi değişti. Xenophanes terime yeni bir anlam yükleyecektir; belirli ilkelere uygun olarak yaşamak, bilgece yaşamak. Bu anlamda sophia ile içerilenler şunlardır.

1.      Hayatın anlamını sorgulamaya yönelik bireysel çabalar; burada hayat problemi ortaya çıkar.

2.      Sadece öğrenme, dünyadaki olguların sebeplerini öğrenme amacıyla teorik bir araştırma çabası; bu da varlığın seyridir.

Varlığın seyrinde iki ana gözlem noktası vardır: Toplum ve Doğa. Toplumun gözlemlenmesi, hayat ve ahlakın sorgulanmasına yöneliktir. Hayat, toplum, insan hakkındaki düşünceler bu kümenin içine girer. Doğanın gözlemlenmesinden kainatın araştırılması anlaşılır.

Öyleyse, bilgelik terimi ile insan, varlık, doğa ve evrenin gözlemi ile bilgi sahibi olmak anlaşılıyor. Yapılan gözlemler sistematik bir biçimde açıklanmaya çalışılacaktır. Açıklamanın olabilmesi de eleştiriye, soru sormaya bağlıdır. Her insan belli bir anlam dünyasının, bir kültürün içine doğar ve bu kültür insana anlama ufkunu sunar. İnsanın olduğu her yerde ondan önce birikmiş olan doğaya ve insana dair bilgiler vardır. Bilgeler de içine doğdukları kültürle büyürler. Daha sonra varolan  çerçeveyi açmaya yönelik sorular ortaya çıkar.

Sophia, bireysel olarak çabalayarak elde edilen ustalıktır. Ustalaşmak için düşünmek, denemek ve sürekli yeni gözlemler yapmak gereklidir. E sophia oti; insanın kendini yetiştirmesi. Filozofluk, dünyayı anlamlı kılmaya yönelik bilgelik çabası.

Sophia; 1. Teknik beceri. 2. Teorik ustalık. 3. Ahlak. 4. Tanrı, theos.

1.      Teknik beceri: tekhne; sanat, meziyet,marifet anlamında. Felsefe de teorik bir sanat kabul edilir. Çünkü bir ustalaşma söz konusu. Bilgeliğin ilk adımı dış dünyayı tanımaktır, pratik becerilere sahip olmaktır. Ustalığın yolu hayattır. Hayat; dünyada olup biten herşey; doğal ve toplumsal olaylar, manevi (içsel) olaylar. Bunlar üzerine düşünmek gerekir. Böylece doğada ayakta kalmak için gerekli teknik beceriye sahip oluruz.

2.      Teorik ustalık: İnsanın evrimi yani kainatı okuyacak kadar ustalaşması. Doğayı ve kendini anlama insanların kendilerini ve kainatı okuması. İnsan gökyüzünü, yağmurları, rüzgarları, bitkileri ve kendini okur. Teorik ustalığın konuları; kainat, doğa, kosmos, physis. Kosmos, gözlem ve düşünce ile okunur.

3.      Ahlak: Ahlaki ve toplumsal, yani praksis yönü. Ahlak konularında da bir ustalık gerekir. Toplumsal olaylar gözlenir ve düşünülür. Ahlak bir yaşama ustalığıdır. Amaç, mutlu bir hayatın ne olduğunu anlamak ve ona uygun olarak yaşamaktır. İnsanı bilge yapan tecrübeleridir. Başından geçen olaylardan ders çıkarmak ve iz sürmek gerekir.

4.      Tanrı-theos: Tanrı’yı düşünmek, kainatın varoluş sırlarını düşünmek demektir. “Niçin” temel sorudur.

Yunan bilgeliğinin iki yönü vardır; 1. Çabalayarak, deneyerek elde edilen bilgi. 2. Esin bilgisi. Bunlar deney öncesi (apriori) bilgi sayılabilir, vahiy değildir.

Bilgeliğe düşünülerek ulaşılır. O zaman Yunan sophia’sının temel dayanakları vardır.

Yunan Düşüncesinin Kaynakları

Yunan filozoflarının dünyasının arka planı Homeros ve Hesiodos ile örülmüştür. Ancak bir süre sonra filozoflar Homeros ve Hesiodos’e saldırmaya başladılar. Felsefenin başlangıcında filozoflar ile şairler kavgaya tutuştu ve kavgayı şairler kaybetti.

Yunan üşüncesinin kaynakları:

1.      Mısır-Mezopotamya’dan alınan bilgiler.

2.      Şairler; geleneksel anlayışı temsil eden Homeros ve Hesiodos.

3.      Mistik bireysel dini tutum; orphik din anlayışı.

4.      Barbarlık

Bu dört unsur birbiriyle tartışma halindedir. Barbar, tüm meselesini aklıyla çözmek ister. En önemli erdem yiğitliktir. Yunan dünyası birlik kuramamıştır. Çünkü hepsi kendi başına birer buyruktur. Konuşma üzerine kurulu bir demokrasi var, bu yüzden dilleri çok gelişmiştir.

1.      Mısır ve Mezopotamya’nın katkıları

Bu medeniyetlerin en büyük katkısı, doğadaki düzenlilik ve bu düzenliliğin nicel olarak ifade edilebilir olduğu fikrini Yunan dünyasına kazandırmış olmalarıdır. Yunan dünyasında bilim Mısır ve Mezopotamya’dan alınanlar üzerine inşa edilmiştir.

Büyük kültür nehirleri; Mısır. Mezopotamya; Asur, Babil, Sümer medeniyetleri vardır.

Medeniyetin iki büyük göstergesi vardır; şehirler ve yazı. Medeniyet, “medine”den gelmektedir, medinenin anlamı da şehirdir. Şehirleşme beraberinde hiyerarşiyi, uzmanlaşmayı getirir, bunlarda artı gelir ve boş zamanı doğurur. Bu artı gelir ve boş zaman rahipler tarafından çalışmalar yapılarak kullanılır. Rahiplerin yaptığı çalışmalar:

a)Tarım çalışmalarının,

b)Dini törenlerin düzenlenmesi amacını taşı.

Güneşin gözlenerek ve devrinin incelenerek bir tam yılın hesaplanması, ayın devirlerinin incelenerek yedi günlük takvimin yapılması, yıldızların hareketlerinin incelenerek ziraat alanlarında kullanılmak üzere takvimlerin hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Gökyüzünü on iki eşit parçaya bölüp her mevsime karşılık gelen bir burç yerleştirmişler, ayrıca beş gezegenin dönüş yörüngelerini bu tablonun içine koymuşlardır. Dini inanışlar bu tablo-takvime göre düzenlenmiştir. Bu takvimler daha sonra gök olayları ile yeryüzündeki olayların geniş ölçekli örtüştürülmesi ile geleceğe yönelik kehanetlerde  bulunmak için kullanılmıştır.

Kutsal metinler: Hayatın anlamını, varlığın nasıl meydana geldiğinin araştırılmasını kapsarlar. Her kültürün evren hakkında ortaya sunduğu bir dünya tablosu vardır. Bu kültürlerin (özellikle Mısır) en önemli yönü ölçme biçimleri olan geometri ve aritmetik, ayrıca astronomi, tıp, metalürji, çömlekçilik, gemicilik, botanik ve hayvancılık alanındaki bilgileridir. Bu bilgilerin hepsini bilgeliğin içine sokabiliriz. Bunların hepsi teknik-sanat isteyen konulardır.

Değinilmesi gereken bir diğer nokta Mısır ve Mezopotamya’da gelişen bilimin kısmen dinden bağımsız olmasıdır. Doğu dünyasının bilgelik aramak için çabası yok, sanki orada bilgelik zaten var. Sanki o zamanlar din ile bilim ayrı kefelere koyuluyordu. Bu anlayış yüzyıllar sonra İslam felsefesinde de görülür; insanlar hem Aristoteles okuyup, hem de kadılık yapabiliyordu. Yunan dünyası bu anlayışa sahip çıkmıştır.

Bunlara ek olarak din alanındaki gelişmelerde önemlidir. Yahudilik ve diğer dini tutmlar. Yahudiler, Mısır saraylarına ( önce köle olarak)  girerek, bur da tek tanrılı dini yaratırlar. Mısır saraylarında yazılan kitaplarla bilgelik ortaya çıkmıştır.

Bu bilgeliğin içinde, daha önce saydığımız bilgi alanlarına ilaveten yabancı dil ve yazı bilgisi önemli bir rol oynar. Bu bilgelik zamanla Akdeniz ticaretini ele geçiren Fenikeliler aracılığıyla ilkin Girit’e sonra da Akdeniz’e yayılır.

Evren görüşleri (Kozmoloji): Yaptıkları astronomi gözlemlerinden hareketle bir evren tablosu ortaya koymuşlardır. Mısır ve Mezopotamyalıların aritmetik ve geometrideki başarılarının yanı sıra evren tabloları; erkeği temsil eden yeryüzü, yeryüzünün üzerinde kadını temsil eden gök ve onların temaslarını önler biçimde gökyüzünü havada tutan Meteora adlı bir tanrıdan oluşur.

Ticaret: Hürmüz-Hindistan hattı daha o dönemlerde kullanılmaktadır.

2.      Yunan dünyasının geleneksel görüşlerinin temsilcileri şairler: Homeros ve Hesiodos

M.Ö. 1200’e tarihlenen Troia savaşını konu alan Homeros destanları M.Ö. 850’de kaleme alınmıştır. Burada önemli olan, söylencelerin kaleme alınmış olmasıdır. Yunan kaynakları M.Ö. 1200 öncesinden habersizdir ve bunu da önemsemezler. Bu destanlarda dönemin bütün bilgisi içerilmekteydi.

Homeros destanları:

Toplum-hayat anlayışı: Çizilen tablo karamsardır; insanlar ilahların keyfi yönetimine tabidirler. Tanrılar her an onlara azap edebilirler. Hayatın kısalığından söz edilir ve bu hatta olabildiğince çok kahramanlık yapılması gerektiği belirtilir. Yiğitlik, cesaret, hitabet yeteneği, komutanlara itaat etmek, yaşlılara saygı övülmektedir. Toplumda hiyerarşik bir yapı hakimdir. Savaşçılara özgü sıkı bir hiyerarşi vardır. Aritmetik bir toplumdur.

Sınıfsal bir dünya anlayışı: Her karakterin belli bir davranış kalıbı vardır. Erdemler doğuştandır, insanın yaratılışına göredir. Bu türden bir erdem anlayışı, daha sonraları erdemin öğrenilebilir olup olmadığına yönelik tartışma yaratmıştır.

Bilgi anlayışı: Temelde iki tür bilgi vardır; Tanrısal (ilahi) bilgi ve insan bilgisi. Tanrısal bilgi kurumlaşmamış olmasının yanı sıra, kuşatıcı  ve herşeyi bilen bilgidir. Yunan’da vahiyilham olarak vardır. İnsan bilgisi ikiye  ayrılır. Doğrudan tanıma bilgisi (emperia, eisthesis); bunun içine doğrudan gözlemle, duyularla, tecrübe ile elde edilen bilgiler girer ve kulaktan dolma bilgiler (doxa); dolaylı, yalan yanlış, uydurma bilgiler.

Tanrı anlayışı: Tanrılar insanlara benzerler, insanların hiyerarşisi onlarda da vardır. Zeus merkezli bir örgütlenme . tanrılar aynı zamanda  insani özelliklere de sahiptir. Herbir tanrı bir doğa olayından sorumludur; doğa olayları onların kızgınlık, sevinç vb. davranışlarıyla açıklanır. Tanrılar öte yandan bilgi ve tekniklerden de sorunludurlar, insanlara bilgi ve teknik veren onlardır.

Kozmoloji anlayışı: Kozmoloji anlayışının temelinde “neredeyim” sorusu ve bunu temellendirme isteği yer alır. Çok çeşitlilik gösteren  evreni; hem tek bir ilkede temellendirme çabası, hem de bir bütün halinde tasavvur edilmesi görülür. “Su-Okeanos” Homeros’un dünyasında başlangıçtadır. Hayat veren, insanı besleyen su-sıvı, ezeli ve ebedi olarak akıp giden bir nehir olarak tasavvur edilmiştir.

Okeanos’ta; belirsizlik hakimdir, ilahi, ölümsüz ve canlıdır, evrendeki herşey ondan meydana gelmiştir, yeryüzü Okeanos’un akıntıları üzerinde yüzen bir çanak şeklindedir, bütün nehirler ve ırmaklar ondan beslenirler, bütün bunların üzerinde (gökyüzünde) tunçtan bir kase bulunur. Bu görülemez çünkü, karanlık gökyüzü esin ile kaplıdır. Hava, Yunanlılarda karanlık ve soğuk olarak tasvir edilir. Hava kutsaldır, ezeli ve ebedidir. Güneş ve sabit yıldızlar da bu tunç kürenin üzerine çakılmış durumdadır.

Güneşin doğuşu ve batışı ile ilgili görüşlerde rasyonel bir yapı vardır, fakat bu rasyonelliğe hayal gücü karışmıştır. Güneş, ondan sorumlu olan Helios tarafından her sabah bir at arabasıyla batıya taşınır ve denizde batan güneş daha sonra tekrar denizin içinden doğuya taşınır. Burada kısmen doğanın, kısmen de tanrıların hakimiyeti vardır. Doğa olayları sürüp giderken, doğadaki aşamalar tanrılara bağlanmıştır. Kendilerini merkeze koyarak oluşturdukları bu model uzun süre hakim olmuştur.

Hesiodos

Homeros’tan sonra Yunan  dünyasının ikinci temel bilgesi. Homeros’tan 50-100 yıl sonra yaşamıştır.

Hayat-ahlak anlayışı: Onun dünyası da karamsar. Karamsarlık Yunan dünyasının tipik özelliği. Bu dünyada hakkın ve adaletin olmadığını düşünüyor. Bu düşüncesinin nedeni yerleşik hayata geçişle (şehirleşme) beraber değişen toplumsal düzendir. Bu hayatta kahramanlıktan çok çalışkanlık, savaşçılıktan çok köylülük ön plana çıkmıştır. Hesiodos’a  göre çalışmak erdemdir. Gayret, çalışmak, işlerin düzgün yapılması başlıca erdemlerdir. Köylü ve çiftçilerin zor yaşamından  ve köylülük ahlakından söz eder.

Tarih anlayışı: Geçmişte herşeyin iyi olduğu, ancak kötüleştiğini ileri süren karamsar bir tarih görüşüne sahiptir. Tarihi herbiri bir öncekinden daha kötü olan beş bölüme ayırır. Tarihi anlamayı, tarih felsefesini ilk ortaya koyan Hesiodos olmuştur.

Bilgi anlayışı: Homeros gibi o da, bilginin tanrılar tarafından armağan olarak verildiğini söyler. Bu bilgi ona Musa’lar tarafından iletilmektedir. Fakat Homeros’a verilen bilgilerin içinde yanlışlar bulunurken, kendisininkilerde yanlış yoktur.

Doğa anlayışı: Hesiodos’a göre insanın ve hayvanın dünyasında tek bir yasa hakimdir. Homeros’un güç anlayışına karşılık, Hesiodos insanın dünyasına adaletin hakim olması gerektiğini, gücün hayvanların dünyasına ait olduğunu ileri sürer. Doğada bir düzen ve süreklilik vardır. Bu düzen ve sürekliliğin ifadesi takvimlerdir. Takvimin merkezinde ise gökyüzündeki hareketlilik vardır. “İşler ve Günler” bir köylü takvimi gibidir. Bu eserde tarla işleri, ekin ve hasat zamanı gök hareketleri ile eşzamanlı olarak anlatır ve emek yüceltilir. Merkezi otoriteye bağlı olmadan yaşamanın ve çalışmanın imkanı.

Kozmoloji anlayışı: Hesiodos’a göre başlangıçta khaos vardı. Khaos; belirsiz, (sınırsız ve karanlık), şekilsiz bir tür madde ve esneyen bir boşluktur. Kosmos, başlangıçta bu maddenin dönüşmesi ile meydana gelir. Bu belirsizlikten toprak (Gaia) ve ardından gökyüzü, deniz ortaya çıkmıştır. Daha sonra zaman (Kronos) meydana gelecek, böylece düzene ve yasaya geçilmiş olacaktır. Bu kavramlar hem madde, hem tanrı adlarıdır. Khaostan kosmosa, belirsizlikten belirli olana geçişi başlatan unsur tanrı Eros’tur. Bu doğanın canlı olarak düşünülmüş olmasının bir sonucudur. Hesiodos’un kozmoloji anlayışı, kısmen doğal öğeler kısmen de tanrılar kullanılarak ortaya konmuştur.

Hesiodos’ta ;

1. Görünen evren düzensiz bir durumdan düzenli bir duruma dönüşmüştür. Böylece; a) Başlangıçta bulunan ve herşeyin temeli olan madde (khaos) başka bir biçime dönüşmüştür, b) Belli bir oluş sonucunda düzenli hale gelmiştir, c) evrendeki çokluk ve çeşitlilik tek bir malzemede oluşturulmuştur.

2. Doğadaki oluş ve devinim ilkesi Eros (cinsel güç)’dür. Doğa bir anlamda üreyen bir canlı olarak düşünülmüştür.

3. Zaman hakim güç olarak düşünülmüştür. Olan herşey zamana bağlı kılınmıştır. Doğada bir yasaya bağlılık, süreklilik ve düzenlilik vardır.

4. Yunan dünyasının fizik ve kimyasının dört unsurundan üçü; toprak, hava ve su ortaya konmuştur.

5.      Ahlaki erdemlerin doğuştan olduğu savı ileri sürülmüştür.

3.      Mistik din anlayışı

Yunan felsefesinin üçüncü temel kaynağı mistik görüşler, özellikle Orpheusculuk ve Demeter kültürüdür.

Din: Metne dayalı bir din yoktur. Temel inançlar, toplumun hayal gücünü ortaya koyan Homeros ve Hesiodos’un eserlerindedir. Merkezi bir din yoktur; her şehrin, hatta her evin kendi dini ve tanrıları vardır. Bu inançlarda bireysel kurtuluş bulunmaz. İyi, kötü, ceza gibi kavramlar belirsizdir. Doğaüstü güçlerle  olan bireysel ilişki de belirsizdir. Yunanlıların tanrı anlayışı barbarların tanrı anlayışıdır. İnsana verilecek en büyük ceza şerefsiz ve korkakça bir ölümdür. Öbür dünyanın en kötü yönü, içine güneş ışığı girmeyen karanlık bir mağarada  iradesiz bir biçimde bulunmaktır. Sakat, korkak ve güçsüz olmak bir insanın başına gelebilecek en büyük talihsizliktir.

Tapınaklar dua etmek için değil, tanrıların hazinelerini korumak için kurulmuştur. Tapınaklarda gelecekten haber veren kahinler de ortaya çıkmıştır.

Belirli bir zaman sonra, şehirleşmenin gelişmesiyle dini inanışlara olan talep artar ve ahlak ön plana çıkar. Tanrıların adil olduğu ve varolan düzenin koruyucusu oldukları fikri ortaya çıkar. Temiz, adil, dürüst hayat anlayışı olumlu karşılanırken, kibir ve gurur kötü karşılanır.

Kendini bilmek, haddini bilmek, adil olmak, öbür dünya, ceza, ödül fikirleri bu dönemde (M.Ö. 600-500) yayılmaya başlar. Barbar din anlayışına karşılık, bu dönemde adaletsizlik veya iyiliklerinin karşılığının  öte dünyada verileceği fikri ortaya çıkar.

Bu dönemde Demeter kültürü hakim olmaya başlar. Cinsiyet ve sınıf farkı gözetmeksizin herkes eşit olarak görülür. Bu anlayışa göre temiz bir hayat süren ve ibadetlerini yerine getirenlere sevgi ve yeniden doğuş ile birlikte, bu dünyada mutluluk ve öte dünyada ezeli hayat vaadedilir. Temiz yaşayamayanlar ise Hades’te ceza çekerler. Bazı kural ve ibadetleri yerine getirenler “aynı ananın çacukları” olarak tabir edilirler.

Orpheusçuluk: Orpheusçuluk, Yunan düşüncesi için çok önemlidir. Yunan ve Batı felsefesinin en önemli sorunu Orpheuscu mistik gelenekle rasyonalizm çatışması olacaktır. Orpheusçuluk, gerek ruhsal, gerekse fiziksel olarak temiz bir hayat sürmeyi önerir (katharsis). Temizlenmiş, arınmış ruhlar doğrudan doğruya Doğa üstü varlıklarla ilişkiye girebilirler. Bu anlayış insanlara kurtuluşun ve manevi arınmanın yollarını gösterir.

İnsan ikili bir yapıda görülür: 1- Tanrısal-ruhsal yön; 2- Cismani-kötü yön. İnsan ruhu bedende (soma) hapsedilmiştir. Bu anlayış özellikle hayvan eti yememe, oruç tutma ve ibadet etme anlayışı ile bir tür çilecilik önermektedir. Ruh, ölümsüzdür ve bedenden bedene geçme özelliğine sahiptir. Ruhun hangi bedende yaşamasının süreceği, önceki yaşantısını nasıl geçirdiği ile ilişkilidir.

Orpheusçu anlayışın önemi:

1.      Ruhun ölümsüzlüğü fikri ile birlikte  ruh göçü ve çileci anlayışın Yunan dünyasında yayılması.

2.      Doğru yaşamanın kuralları olarak adil ve ölçülü olmanın ön plana geçmesi.

Orpheusculuğun kosmos anlayışı: Ana öğeleri  Kronos, Khaos ile karanlık ve soğuk olan Aither’dir. Bunlardan bir yumurta meydana gelir. Yumurtayı oluşturan sarı unsur yaşamayı ve güneşi, beyaz olan ise sınırsız olanı temsil eder. Yumurtadan çıkan ilk şey, zorunluluğun ve kaderin kendisinden meydana geldiği Metis (ışık) ve akıldır. Sonra da toprak, hava, su ve denizler meydana gelir.

Orpheusculuğun felsefeye yaptığı temel katkı; belisiz ve sınırsız bir durumdan belirli, sınırlı ve zamanın hüküm sürdüğü, bununla bağlantılı olarak üzerinde kaderin egemenliği  bulunan bir dünya anlayışı getirmiş olmasıdır.

4. Barbarlık

Cüretkarlık, akıl ve yaşama gücünü temsil eder. Barbarlık Yunan felsefesini bilgi ve hayatın karışımı haline getirmiştir. Din temeli olmaması ve başına buyruk olmayı temsil etmesiyle bu dünyaya bağlı, pratik ve akılsal. Barbar, Yunan dünyasında sorunlarını güç ile çözen insandır. Bilmediğini öğrenmekten çekinmez, bildiğini hemen uygulamaya geçirir.

Ana Sayfaya Geri Dön

Düşünceleriniz için burayı tıklayın


            Hazırlanış: Aralık 29, 2001.