CİNSEL
YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR Uzm.Dr.Bekir Aybey , Prof.Dr. Gönül Ergenekon Florence Nightingale Hastanesi Dermatoloji Ünitesi Cinsel yolla bulaşan hastalıklar eski çağlardan beri varolan ve güncelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş hastalıklar grubundandır. İlerleyen değişik dönemlerde bu grubta yeni hastalıkların güncellik kazanmalarıyla da halen giderek artan önemli bir tibbi ve halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedirler. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların artış nedenlerine göz atıldığında ; eğitim yetersizliği, toplumun sosyo-ekonomik yapısında meydana gelen bozukluklar ( ahlak kavramlarındaki değişiklikler, göçler, iç ve dış turizm, gittikçe zorlaşan ve bazı çevrelere görede gittikçe kolaylaşan hayat şartları, uyuşturucu ve alkol alışkanlıklarının artması gibi ), fahişelik, gizli fahişelik, eşcinsellik, genelev ve gizli buluşma yerleri ile mücadele ve kontrollerin yetersizliği, kontrasepsiyonel yöntemler ve ilaçlar ile gebe kalma korkusunun ortadan kalkması gibi nedenler ön planda yer almaktadır. Eskiden cinsel yolla bulaşan hastalıklar denildiğinde sifiliz ( frengi ) , yumuşak şankr, gonore ( bel soğukluğu ) , lenfogranüloma venereum ve granüloma ingüinale gibi hastalıklar akla gelirken ; cinsel serbestlik, çok eşlilik, homoseksüellik ve uyuşturucu gibi bazı sosyo-ekonomik değerlerdeki değişmelere paralel olarak bu hastalık grubunda 1970’ lerde genital herpes ( genital uçuk ) ve 1980’ lerde de AIDS ( Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu ) daha ön plana geçmiştir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların listesine göz attığımızda genel olarak şu hastalıkları görmekteyiz : 1) Sifiliz ( Frengi ) 2) Ulkus molle ( Yumuşak şankr ) 3) Granüloma İngüinale 4) Lenfogranüloma Venereum 5) Genital Herpes ( Genital uçuk ) 6) Gonore ( Bel soğukluğu ) 7) Nongonokoksik üretritler ve vajinitler 8) Uyuz (Scabies ) ve Bitlenme ( Pediküloz ) 9) Kondülomata Aküminata (Genital siğil) 10) AIDS ( Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu ) 11) Molloskum Kontagiosum 12) Enfeksiyöz Hepatit ( Sarılık ) . Şimdi bu hastalıkları daha yakından tanıyalım : SİFİLİS ( FRENGİ ) Sifilis deri ve iç organların tümünü tutabilen , uzun seyirli , enfeksiyöz ( iltahabi ) bir hastalıktır. Cinsel temastan yaklaşık 4-5 hafta sonra , % 95 oranında genital bölgelerde , % 5 oranında da genital bölgeler dışında ( dudak, dil, damak, kulak, gögüs uçları, eller gibi ) ; kırmızı, deriden kabarık , ağrısız sivilce benzeri çoğunlukla tek, nadiren de çok sayıda deri kabartıları oluşur. Bu kabartılar çok kıssa sürede kraterleşerek ağrısız, sert ülserler ( yaralar ) haline dönerler. Ülserler tedavi edilselerde edilmeselerde yaklaşık 6 hafta içinde ortadan kalkarlar.Bu nedenle ülserin kendiliğinden ortadan kalkması hastalığın ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Eğer hastalık ülser devresinde tedavi edilmezse kan yoluyla yayılarak tüm organları etkiler ( kemik, kalp, damarlar, beyin gibi ) ve ömür boyu sürebilen bir seyir takip eder.Gebelikte anneden cocuğa geçebilir, nadir olarakta kan transfüzyonu yapılan hastalarda ve hastayla doğrudan teması olan kişiler ve sağlık personelinde de görülebilir. Tedavisi çok kolay olan sifilizde en önemli nokta hastalığın gerek hasta tarafından, gerekse de hekim tarafından ( klinik ve tetkikler yoluyla ) erken tanınmasıdır. YUMUŞAK SANKR ( ULKUS MOLLE ) Epidemiyolojik olarak tüm dünyada yaygın olan bu hastalık yurdumuzda da zaman zaman küçük epidemiler ( salgınlar ) yapmıştır. Hemen hemen daima cinsel temasla bulaşan yumuşak şankr nadiren, kaza ile oluşan dokunmalar ( temaslar ) sonucu yakın kimseler ve sağlık personelinde de görülebilmektedir. Cinsel temastan genellikle 2 – 3 gün sonra genital bölgede önce kızarıklık ardından sivilce benzeri bir oluşum ve sonuçta da ağrılı ülser seklinde yaralar oluşur, zeminleri yumuşaktır. Sayıları genelde birden fazladır. Ülserler erkeklerde tüm genital bölgede (özellikle sünnet derisi, penis ucu, tüm penis yüzeyi ) , kadınlarda da yine tüm genital bölge (özellikle labialar, klitoris, vajina, serviks ) , makat ve idrar yolları ağzında( üretra ) yerleşebilir. Hastaların yaklaşık % 30 ila % 50 ‘sinde her iki kasık bölgesinde ağrılı şişlikler ( bezeler ) oluşabilir, bunlar zamanla dışarıya akıntı yapabilirler. Tanısı için yara kenarından alınan sıvının mikroskobik incelemesi , bu sıvıdan kültür yapılması ve kan tetkikleri gerekebilir. Uygun antibiyotikler ile 2 – 3 haftada tam iyileşme sağlanabilmektedir. GRANÜLOMA İNGÜİNALE Özellikle erkeklerde ve homoseksüelllerde daha sık görülen bir hastalıktır. Cinsel temastan yaklaşık 6 hafta sonra genital bölgede ağrısız, kırmızı kabartılar ortaya çıkar ve bunlar büyüyerek ülserleşir.Ülserler erkeklerde tüm genital bölge (özellikle sünnet derisi, penisin tümü ) , makat civarı ve kasıklarda kadınlarda da yine tüm genital bölge (özellikle labia major ve minora ,serviks ) ve perinede görülebilir.Lezyonlar iz bırakarak iyileşir. Kasıklarda da şişlikler ve bu şişliklerden gelişen karnıbahar benzeri deri kabartıları da görülebilir. Bazen mide – barsak sistemi ( dalak, karaciğer dahil ) ve kemiklerde de sorunlar oluşabilir. Tanı yaradan alınan materyalin mikroskobik incelemesi ve kültürü ile konulur. Tedavisi uygun antibiyotikler ile 10- 15 günde gerçekleşebilmektedir. LENFOGRANULOMA VENEREUM Cinsel temastan 1 ila 3 hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları yada sert kabarcıklar şeklinde başlayıp ülserleşen yaralar görülür. Ağrısızdırlar. Yaralar erkekte tüm genital bölge (özellikle penis, sünnet derisi ) , makat ve idrar yolları ağzında kadında da yine tüm genital bölge ( özellikle labia kıvrımları, vajina ) , makat civarı ve idrar yolları ağzında görülebilir. İdrar yaparken yanma ve makattan kanlı, iltahabi bir akıntı yapabilir. Tedavi edilmeyen hastalarda lenf damarlarının da tutulmasına bağlı olarak genital bölgelerde kalıcı şişliklere, makat iltahaplarına ve makatta darlıklara neden olabilir. Genellikle tek taraflı, nadiren de çift taraflı kasıklardaki bezelerde şişmeler görülebilir. Ateş, kilo kaybı, artralji ( eklem ağrıları ), karaciğer ve dalakta büyümeler de eşlik edebilir. Tanı için özel deri testleri, immünolojik kan tetkikleri gerekebilir. Tedavi uygun antibiyotikler ile iki haftada mümkündür. GENİTAL HERPES ( GENİTAL UÇUK ) Gerek gelişmiş ülkeler , gereksede ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler de son zamanlardaki en sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Primer ( ilk kez ) yada rekürran ( tekrarlayıcı ) formda görülebilir. Primer yani ilk kez ortaya çıkan bir genital herpes enfeksiyonu genital bölgede hafif kaşıntı ile birlikte kızarık bir döküntü şeklinde başlar.Çok kıssa bir süre sonra ( saaatler içerisinde dahi ) bu kırmızı zemin üzerinde gruplaşmış su kabarcıkları ( veziküller ) şeklinde kabartılar ortaya çıkar.Bu kabarcıklar çok ince duvarlı olduklarından bazen hastalar tarafından hiç farkedilmeden yüzeysel ülserlere (yaralara) dönüşebilirler. Lezyonlardan önce ortaya çıkan kaşıntı, karıncalanma ve bacaklardaki batıcı ağrılar tipiktir. Deri belirtilerine bölgesel bezelerde şişme ve sistemik bulgular ( ateş, halsizlik gibi ) da eşlik edebilir. Lezyonlar çok çabuk patladığından tanı için klinik görünümün yanında immünolojik kan tetkikleri, yara sıvısının mikroskobik incelemesi ve kültürü gerekebilir. Rekürran ( tekrarlayıcı ) genital herpes enfeksiyonları genellikle tedavi edilmemiş primer herpes enfeksiyonlarından sonra görülür, primer herpes enfeksiyonlarına göre daha hafif seyreder ve daha kıssa sürerler. Tedavi primer ve tekrarlayan enfeksiyonlar sırasında antiviral ilaçlarla ( ağızdan ve lokal ) 7 – 10 gün süreyle yapılır.Çok inatçı tekrarlayıcı ( rekürran ) enfeksiyonlarda düşük doz antiviral ilaçlar uzun süre ( 3, 6, 12, 24 ay ) kullanılabilir.Aktif ataklar sırasında cinsel temaslardan kaçınılmalıdır.Özellikle kadınlarda genital herpesin serviks ve vajen kanser riskini arttırdığı bilindiğinden bu hastalığa gerektiğinden daha da fazla önem verilmelidir. GONORE ( BEL SOĞUKLUĞU ) Hemen hemen tüm olgularda bulaşma şekli cinsel temasladır. Temas bölgesinde lokalize kalabildiği gibi , vucuda yayılma eğilimi de olabilen bir hastalıktır. Objektif bulgular görülebilmesine karşın, hiçbir bulgu vermeden de ( sinsi ) seyredebilir. Genel olarak erkeklerde akut üretrit ( idrar yolu enfeksiyonu ) , kadınlarda da belirgin bir bulgu vermeden seyreden endoservikal bir enfeksiyon ( kadın iç hastalıkları ) şeklinde ortaya çıkar. Cinsel temastan yaklaşık 2 – 5 gün ( bazen 15 gün ) sonra ilk bulgular ortaya çıkar. % 20 – 50 hastada herhangi bir bulgu vermeden seyredebilir. Geri kalan hastalarda temastan birkaç gün sonra genital bölgeden ( idrar yolları ağzından ) yeşilimtrak iltahabi bir akıntı dışarı akar. Akıntı çevresinde kızarıklık ve ödem ( şişlik ) vardır. Bu safhada tedavi edilmediği taktirde enfeksiyon geriye doğru ilerleyerek sistit ( mesane enfeksiyonu ), proktit ( makat enfeksiyonu ), servisit – endometrit ( kadın yolları enfeksiyonları ) ve çevre bezlerde enfeksiyonlar ( bartholinit ) ‘a neden olabilir. Ayrıca oro-genital cinsel temasta bulunanlarda oro-farenjeal enfeksiyonlara ( farenjit gibi ) , göz enfeksiyonlarına ( konjonktivit ) ve % 1- 3 oranında da kan yoluyla yayılarak eklem ( artrit ) , kalp ( myokardit, endokardit ) , beyin zarı ( menenjit ) ve karaciğer ( hepatit ) enfeksiyonlarına neden olabilmektedir. Tanı için akıntının mikroskobik incelemesi ve kültürü ile kanda yapılan immünolojik tetkikler gerekebilir. Tedavi uygun antibiyotikler ile başlangıç döneminde kıssa sürede gerçekleşir. İleri formlarda uzun süreli ve yüklü tedaviler gerekebilir. NONGONOKOKSİK ÜRETRİTLER ve VAJİNİTLER Gonore ( Bel soğukluğu ) dışındaki , akıntı ile seyreden ve cinsel temasla bulaşan idrar yollarının son bölümünün enfeksiyonları ( üretritler ) ve kadın- doğum yollarının enfeksiyonlarını ( vajinitler ) içerir. Klamidyalar, Üreaplazmalar, Mikoplazmalar, Kandidalar , Trikomonaslar ve Gardnerellaların oluşturduğu enfeksiyonlar bu grubu teşkil eder. Üretral yada vajinal akıntının özelliği , bu hastalıklar arasında bazı farklılıklar gösterebilmekle beraber kesin olarak hangi ajanın akıntıya neden olduğu konusunda belirgin fikir vermeyebilir. Örneğin gonorede ( bel soğukluğu ) akıntı çok miktarda ve pürülan ( iltahabi ) iken nongonokoksik üretritlerde akıntı az miktarlarda ve mukoid ( sümüksü ) olma eğilimi göstermekle beraber çok miktarda ve pürülan da olabilir. İdrar yaparken yanma hissi de nongonokoksik üretritlerde daha az belirgindir. Bu çok sayıdaki etken birbirlerine benzer tarzda akıntılar yapabildiklerinden kesin tanı için akıntının mikroskobik muayenesi ve kültürü ile kanda immünolojik tetkikler gerekebilir. Tedavi etken belirlenebildiği taktirde başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Fakat önemli olan nokta partnerlerin de beraber tedavi olmalarının gerektiğidir. UYUZ ( SCABİES ) ve BİTLENME ( PEDİKÜLOZ ) Her nekadar yalnızca deride , özellikle geceleri ve sıcakla artan kaşıntı ve eller, karın, kalçalar , göğüs ile bacak iç yüzlerde kaşıntılı döküntülerle karakterize olmasına karşın , uyuzun en tipik ve muhtamelende en erken bulguları özellikle erkeklerde genital bölgede yerleşen deriden kabarık, şefaf, sivilce benzeri kaşıntılı kabartılardır. Çok kaşıntılı olmaları nedeniyle kıssa sürede ülsere yaralar haline dönerler. Zeminleri sert olabilen bu ülserlere uyuz şankrı adı verilir ve bazen frengi ile diğer cinsel temasla bulaşan hastalıkların ülserleriyle karıştırılabilir. Bitlenmede de özellikle kasık ( pubis ) bitleri yakın temas ile karşı tarafa kolayca geçebilmektedir. Hasta dışında kaşıntısı olsun yada olmasın tüm yakın aile bireylerinin tedavisi ile kişisel ve ortak kullanılan tüm eşyaların dezenfeksiyonunu gerektirdiğinden tedavi oldukça zahmetlidir, fakat kurallara uyulduğu taktirde de iyileşme dramatiktir. KONDÜLOMATA AKÜMİNATA ( GENİTAL SİĞİLLER ) Vucutta görülen adi siğillerinkine benzer virüsler tarafından oluşturulmalarına rağmen klinik görünüşleri biraz farklıdır. Kasık, genital bölgeler, perine ve bazende makat çevresinde deriden hafif kabarık ( diğer siğillerden daha yüzeysel ) ,üzerleri pürtüklü ( verrüköz ), değişik büyüklüklerde kabartılar şeklinde görülür. İhmal edilmiş vakkalarda karnıbahar görünümü alabilirler. Virütik etyolojiye sahip olduklarından hasta ve partnerinde hızlı yayılma gösterebilirler. Kadınlarda iç mukozada yerleşebilmeleri ve gözle görülememeleri nedeniyle ilk tanıları zordur , bu nedenle partnerlerinde bu hastalık olan kadınların mutlaka bu tanı ile bir kadın-doğum uzmanınca muayeneleri şarttır. Her ne kadar cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda incelenmektelersede bazen bağışıklık durumu zayıflamış insanlarda ( örneğin hamileler ) kendiliklerinden de ortaya çikabilirler. Tedavide lokal yakıcı ilaçlar çevre dokuyada zarar verebildiklerinden pek tercih edilmemekle beraber yakarak ( elektrokoterizasyon ) , dondurarak ( kriyoterapi ) ve lazerle tedavileri mümkündür. AIDS ( KAZANILMIŞ BAĞIŞIKLIK YETMEZLİĞİ SENDROMU ) AIDS , 21 inci yüzyıla az bir sürenin kaldığı şu dönemde , çok ciddi bir sorun olarak insanoğlunun karşısında durmaktadır. Homoseksüeller, damardan uyuşturucu kullananlar, sık kan transfüzyonu alan hemofilili hastalar ve bu riskli gruptaki annelerden doğan bebekler AIDS için yüksek riskli insanlardır. Etken olarak HIV I ve HIV II virüsleri saptanmıştır. Bugün esas olarak iki türlü bulaşmadan söz edilmektedir : 1 ) Horizantal Bulaşma ; vucut sıvıları aracılığıyla ( seksüel ) bulaşma 2 ) Vertikal Bulaşma ; enfekte anneden çocuğa prenatal bulaşma ve damardan uyuşturucu iğneler ile bulaşma. HIV enfeksiyonunda ( AIDS ) klinik tablonun ortaya çıkışı virüs – hasta arasındaki ilişkiyi kontrol eden çeşitli faktörlere bağlıdır ( Örneğin virüsün kuvveti, virüsün dozu, kişinin bağışıklık durumunun derecesi gibi ) . Bu nedenle HIV enfeksiyonunda esas tablonun ortaya çıkışı virüsün alımından sonraki 3 ay ila 10 yıl arasındaki bir dönemde gerçekleşebilir. AIDS ‘nda en sık rapor edilen klinik belirtiler ; devamlı kilo kaybı, gece terlemesi, ateş, geçmeyen ishal, kansızlık, boğaz ağrısı, lenfadenopati ( bezelerde şişmeler ) , inatçı ve yaygın mantar enfeksiyonları, yaygın bakteriyel ve virütik hastalıklar ( örneğin zonalar ) ve sekonder kanserler ( Kaposi sarkomu, lenfomalar gibi ) gelmektedir. Tanı için yapılan kan tetkikleri ( ELİSA, Western Blot ) ancak enfeksiyondan yaklaşık 3 ay sonra pozitifleşmeye başlarlar. Fakat son zamanlarda daha kıssa sürede tanıyı kolaylaştıran yöntemler geliştirilmiştir ( Polimeraz zincir reaksiyonu gibi ) . Henüz kesin tedavisi mümkün olmamakla beraber hastanın bağışıklık sistemini arttırıcı ilaçlar ve sekonder olarak yerleşen viral, bakteriyel ve mantar enfeksiyonlarının tedavisine yönelik ilaçlar hastalarda kullanılmaktadır. MOLLOSKUM KONTAGİOSUM Bir virüs enfeksiyonu olan molloskum kontagiosum bir zamanlar en çok çocuklarda görülürken, daha sonraları gitgide artan cinsel temasla bulaşan bir hastalık haline gelmiştir. Her iki cinste , özellikle kasıklar , genital bölgeler ve makat çivarında , çok sayıda , inci taneleri gibi , sivilce benzeri ama sivilceden daha sert , göbekli kabartılar şeklinde görülür. Hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler. Kabartılar pensetle tek tek toplanarak , elektrokoter ile yakılarak yada kriyoterapi ile dondurularak tedavi edililebilirler.. ENFEKSİYÖZ HEPATİT Özellikle Hepatit B ve son zamanlarda popülarite kazanan Hepatit C ‘ nin kan yolu ve cinsel temasla da partnerlere geçtiği bilinmektedir. |