FIKRA, NÜKTE VE ÇİZGİLERLE ATATÜRK

 

ATATÜRK'E HAKARET EDEN KÖYLÜ

Atatürk'e hakaretten sanık bir köylü hakkında tatbikat yapılıyordu. Durumu Ata'ya arz ettiler:

    - Mahkemeye veriyoruz dediler, size küfür etmiş.

Ata sordu:

    -Ben ne yapmışım ona ?

Evrakı tetkik edenler izah ettiler:

    -Gazete kağıdı ile sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuşta ondan.

Atatürk'e bunu söyleyen bir Vekildir. Ata sormuş:

    -Siz hiç gazete kağıdı ile sigara içtiniz mi ?

    -Hayır.

    -Ben Trablus'ta iken içmiştim, bilirim. Pek berbat şey. Köylü bana az  küfretmiş. Siz bunun için

     mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi temin ediniz. 

 

 

SÖYLEDİĞİNİ YAPARDI

 

İstiklal Harbine  başladığı sırada Atatürk'e dediler ki :

    -Nasıl mümkün olur ? Ordu yok !

Atatürk hemen cevap verdi:

    -Yapılır !

    -İyi ama bunun için para lazım... O da yok  ?

    -Bulunur !...

   --Diyelim ki bulduk; Düşmanlarımız hem büyük, hem de çok !

    -Olsun yenilir !

O dediklerinin hepsini yaptı. Yapamayacağı şeyi asla vaadetmedi. Bir devlet şefinin kendisini millete sevdirebilmesi için belki ilk şart bu değil midir ?

 

 

İNGİLİZ KRALINA VERİLEN ZİYAFET

 

İngiliz Kralı Sekizinci Edward İstanbul'a, Atatürk'ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce :

    -Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz !...

Dedi. Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular... Akşam İmparator sofraya oturunca, kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek :

    -Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere'de zannettim...

Diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük kayık tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk krala eğilerek :

    -Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim !

Dedi. Bütün sofradakiler, Atatürk'ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da "vazifene devam et" emrini verdi.

 

VATANIMIN TOPRAĞI TEMİZDİR

 

Kral Eduart İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalı idi... Kralın bindiği motor inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de İmparatoru rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören  Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk :

    -Vatanımın toprağı temizdir, o elinizi kirletmez !

Diyerek, elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.

 

 

ALTIN ANAHTAR

 

Son açtığı bayındırlık eseri Tunceli'ndeki  Singeç köprüsü, son açtığı fabrika da Nazilli kombinasıdır. Atatürk'ün geleceğini bildikleri için, Nazilli'de bir "altın anahtar" hazırlamışlardı. Bu ince jestten memnun, anahtarı kilide soktu, uğurlu olsun dedi ve üzerinde bırakmadı, yanında duran Başvekili Celal Bayar'ın mendil cebine yerleştirdi :

    -Altın, milletin hazinesinde durur...

dedi.

 

 

FAZLA KORKUYOR

 

Musolini, Atatürk hakkında ihtisaslarını bir ecnebi diplomata saygısızca ifade etmişti: "Gece gündüz içer, başka bir şey bilmez" diye. Aynı diplomat bir gün Atatürk'ün huzuruna çıkmıştı. Musolini hakkındaki ihtisasını sordu. Atatürk şu cevabı verdi: 

 

    -Zeki adamdır... Yalnız sarhoşlardan fazla korkuyor.

 

 

GEÇMİŞ OLSUN

 

Yugoslavya Kralı Alexandre Atatürk'ü ziyarete gelmişti. Atatürk Kral ile odalarına çıkarken, Kral Alexandre: "Size bir sırrımı söyleyeceğim" dedi. Biraz sonra misafir odasında koltuklarına oturdular. Kral: "Eğer, bazı Avrupa Devletlerinin vaatlerine inanmış olsaydık, Yunanlıların yerine Anadolu'ya biz çıkacaktık...

Atatürk gülerek Kralın elini sıktıktan sonra:

 

    -Geçmiş olsun Kral hazretleri !