SEDEF KAKMACILIK VE SEDEF ESYALAR

Geçmişten günümüze ata mirası kalmış olan sedef işçiliği sanatı, nesiller boyu süren uzun yolculuğuna rağmen hala tüm ihtişamıyla yerli yabancı kitlelerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir.

Eski zamanlarda genellikle el aynaları, çekmeceler sedef kaplama ile süslenirdi. Bu tür bezeme işlemlerinde bazen tüm yüzey sedef kaplanırdı.Sedefi en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk-Osmanlı sanatında görmek mümkündür.Osmanlı'da ilk örneklerini XV. yy. sonlarına doğru görmekteyiz. Edirne'deki tek kubbeli II. Beyazıt Camii'nin kapı kanatlarındaki sedef işçiliği buna örnek teşkil etmektedir.

Ortaçağda sedef, lüks eşya yapımında kullanılırdı. XVI. yy.dan başlayarak kullanımı yaygınlaştı. Doğu'daki kullanılışı taklit edilerek ev eşyasında, kakma işlerinde kullanılmaya başlandı.

Mimaride kapı, pencere kanatları, dolap kapakları gibi ahşap öğelerin yanında Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Anadolu'da birçok etnografya müzesinde bu türden çeşitli yapılar sergilenmektedir.Kuran ve cüz muhfazaları, rahle, iskemle, beşik, sandık, kutu, çekmece, el aynası, masa, sehpa, bıçak sapı ve tüfek kabzası bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Fatih çağında Balıkesir'de yapılmış Zağanospaşa Camii'nin kapısında sedefçilik tekniği ile yapılmış fildişi kakmalara rastlanmıştır. Amasya Beyazıt Külliyesi Camii'nde de sedef işleri vardır.

Sedefkar denilen sanatçılarla gerçekleştirilen ve sedefkari diye tanımlanan  bu süsleme saraylarda ve konaklarda da uygulanmıştır. Topkapı Sarayı kapıları ve dolap kapakları, III. Murat köşkü gibi. Bu sanatın  XVI. yy. daki örnekleri arasında, Süleymaniye Camii'nin kapı ve pencere kanatları ve vaaz kürsüsü, Sultan Selim Türbesi'nin kapısı, Üsküdar Mihrimahsultan Camii'nin kapı ve pencere kanatları belirtilebilir.

Sedefkari süsleme zaman zaman kayıklarda da kullanılmıştır. İstanbul Deniz Müzesi'nde örnekleri vardır. Bu tür bezemede çeşitli geometrik kompozisyonların yanı sıra, XVIII. yy.dan sonra lale, karanfil gibi çiçek motiflerine ve kıvrık dallara yaygın biçimde yer verilmiştir.

Sedef nasıl meydana gelmektedir

Her malzemenin olduğu gibi sedefin de bir kaynağı vardır. Sedefin asıl kaynağı denizlerdeki bir yumuşakça türünün kavkısında bulunur. Bu gökkuşağı pırıltılı beyaz sert maddeye "Sedef" denir. Sedefin çeşitli renkleri olduğu bilinmektedir. En çok rastlanan beyaz, pembe, gri ve mavi olanlarıdır.

Sedefin genel olarak bulunduğu yerler özellikle zarif incilerin toplandığı bölgelerdir; Yeni Kaledonya, Avustralya'nın kuzeyi ve doğusu, Tahiti, Gambier Adaları, Meksika'nın Büyük Okyanus kıyıları ve Madagaskar.

Ceviz, abanoz, maun vb. ahşap yapıtların üzerine çeşitli formlarda açılan yuvalara, aynı biçimlerde kesilmiş sedefleri yapıştırarak gömme yoluyla yapılan süslemeye "sedef kakma" denir. Ahşabın üzerine sedefleri çeşitli motifler oluşturacak biçimde doğrudan yapıştırarak elde edilen bezemeye de "sedef kaplama" denir.

Osmanlı Dönemi Sehpa

Osmanlı döneminde birçok sedef ustaları yetişmiştir. Bunlardan ilk akla gelen ünlü Türk Mimarı ve Sedefkar Mehmet Ağa 1562 yılında Rumeli'den İstanbul'a getirilmiştir. 1568 yılında öğrenci olarak girdiği neccarlık ve sedefkarlık mesleğini 1588 yılına kadar sürdürmüştür.

XIX. yy.da Osmanlı sedef işçiliği gerilerken, yüzyılın sonlarında II. Abdülhamit Yıldız Sarayı'nda bir sedefhane kurmuş ve burada kendisi de sedefli eşyalar yapmıştır. 1912 yılında Sedefkar Vasıf, Beşiktaş'ta işlettiği sedef atölyesinde, bu güzel sanatı bir süre devam ettirmiştir. Onun öncülüğü ile 1936 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde sedefçilik bölümü açılmıştır. Daha sonra onun ölümünde bu bölüm kapatılmıştır.

Günümüzde birçok meraklı ve koleksiyoncularda sedef işçiliği yapılmış çeşitli eserler vardır.

 

Osmanlı Dönemi Rahle

Osmanlı Dönemi Ayna

1900 yılları, Şam işi,  sedef kakma masa

Tamamen kapalı iken sehpa, bir yöne açıldığında tavla, başka bir yöne açıldığında satranç masası, tamamen açıldığında ise yeşil cuhalı oyun masası

Dedemden kalmıştır.