Hz. Muhammed(s.a.v)
müslümanların peygamberidir. O bu dünyanın en
son peygamberidir. Ondan sonra hiçbir peygamber yeni
bir dinle gelmeyecektir. İlk peygamber Hz. Adem (a.v),
son peygamber de Hz. Muhammed (s.a.v) dir.
Hz. Muhammed 20
Nisan 571 ylında Mekke'de doğdu. Malesef Babası
olan Abdullah Hz. Muhammed doğmadan 2 ay önce
vefaat etti. Hz. Muhammed'in annesinin adı Âmine
dir.
Hz. Muhammed çocuk
olarak gelişmeye başladığında annesi ona bir sütannesi
buldu. Çünkü, Arabistan'da yaz ayları çok sıcak
olur. Arabistan'da birçok alan çöllerle kaplıdır.
Hz. Muhammed'in sütannesinin adı Halime'dir. Halime
Bahira'da yaşıyordu. (Bahira Mekke'den daha
serindir.) Halime Hz. Muhammed'i çok sevdi. Hz.
Muhammed Halime'nin evine geldikten sonra herşey iyi
gitmeye başladı. (hemde çok iyi)
Âmine'nin Medîne'de
Benî Neccar'da akrabaları vardı. Hem onları
ziyaret etmek, hem de yetim Hz. Muhammed'e yüzünü
görmek nasib olmadığı babasının mezarını
ziyaret ettirmek maksadıyla Âmine, Hz. Muhammed ile
Medine'ye bir seyehat yaptı. O sırada Hz. Muhammed
altı yaşında idi. Ümmü eymen de bu uzun
yolculukta yanlarında idi.Medine'de 1 ay kaldıla.
Bu sırada Hz. Muhammed babasının mezarını da
ziyaret etti.
Misafirlik sona
ermiş, artık Mekke'ye doğru yola çıktılar. Evbâ
köyüne gelmişlerdi. O akşam köyde kadılar.Hz.
Muhammed'in annesi çok hasta idi. Âmine Hz.
Muhammed'i akşam yanına çağırarak şu şiiri
okudu;
"Her
yeni eskiyecek ve herşey fenâ bulacaktır.
Ben de
öleceğim, fakat gam yemem, temiz bir çocuk
Doğurdum,
dünyâya bir büyük hayır bırakıyorum!"
Âmine
bu sözlerinden sonra vefaat etti.
Ümmü
Eyman Hz. Muhammed'i alarak Mekke'ye döndü.Bundan
sonra Hz. Muhammed (s.a.v)'i dedesi Abdü'l-Muttalib
yanına aldı. Ana baba öksüzü olan torununu o büyüttü.
Ancak, Abdü'l-Muttalib çok yaşlı idi (82 yaşında).Torununu
oğullarından hangisine vereceğini düşündü. bu
onun için bir vazife idi.Bir gün oğullarını
hasta döşeğinin yanına çağırdı Hz. Muhammed (s.a.v)'i
himaye edecek olan çocuğunu seçecekti.Ebû Talip;
-
"Babacığım gerçi benim servetim az, zengin
değilim. Kardeşlerimin içinde eli benden daha
yufka olanı yok. Fakat şefkatim hepsinden üstündür.
Kardeşim Abdullah'ın oğuluna bakmağı ben cana
minnet bilirim", dedi.
Abdü'l-Muttalib
küçük torunun da re'yini almayı unutmadı. Hz.
Muhammed'e dönerek amcalarından hangisini babalığa
seçeceğini sordu. Masum çocuk yerinden fırladı
ve Ebû Talib'in boynuna sarıldı.
Bu
hadiseden bir kaç gün sonra ihtiyar dedesi Abdü'l-Muttalib
vefaat etti.
Hz.
Muhammed 8 yaşında bir çocuk iken amcası Ebû
Talib'in evine girdi.
Peygamberimiz
10-12 yaşlarında koyun otlatmıştır. Amcası Ebû
Talib'in ve Mekke halkının koyunlarını gütmüştür.
Bu sayede doğa ile tanışmış ve doğada olan
olayları yakından inceleme olanağını bulmuştur.
Bu sayede Peygamber efendimiz amcasına da yük
olmaktan kurtulmuştur.
Ebû
Talib, Suriye'ye yaptığı bir seferinde (Peygamber
efendimiz 12 yaşında idi.), yanında Peygamber
efendimizi de götürmüştü. Kaafile 30 gün süren
bir seyahatten sonra Şam'ın cenûbunda Havran bölgesinde
Busra nâmındaki kasabaya geldi. Burada bir Hıristiyan
Manastırı vardı. Orada Bahîrâ isminde bir râhib
oturuyordu. Bahîrâ, Hz. Muhammed'in son peygamber
olacağını sezdi. Siyer kitaplarının nakline göre
Hz. Muhammed'i yanına alıp Ona;
-
"Sana birşeyler soracağım, Lât ve Uzzâ hakkı
için doğru söyle!" dedi. Hz. Muhammed de:
-
"Lât ve Uzzâ'ya yemin verme, zîra benim bu dünyâda
en nefrat ettiğim şeyler putlardır" dedi. Ve
ALLAH nâmına yemin verdi.
Bahîrâ
soracaklarını sordu, aldığı cevaplar
sezdiklerine uygun düştü.
Beri
tarafta Kureyş; "Bahîrâ'nın nezdinde
Muhammed (s.a.v)'in ne büyük îtibarı varmış",
diye söyleşirken Bahîrâ Ebû Talib'e:
-
"Adın nedir, bu şeref ve saâdet fidanı
kimdir?" diye sordu. O da:
-
"Bana Ebû Talib, derler. Bu da oğlumdur",
dedi. Bahîrâ:
-
"Yok yok, onun şekil ve şemaline bakılırsa
bir dürr-i yetîm olmak gerektir", dedi. Ebû
Talib:
-
"Evet, öz oğlum değildir, kardeşimin oğludur.
Anası, babası vefât ettiklerinden beri ben bakıyorum",
dedi.
Bahîrâ
bunun üzerine şu tenbihte bulundu:
-
"Bu çocuk Hâtem-i Enbiyâdır, Şam Yahûdîleri
içinde onun evsâfını bilir, alâmetlerini tanır
kimseler vardır. Olabilir ki hiyânet ederler. Sen
Onu Şam'a götürme!"
Bunun
üzerine Ebû Talib alış-verişini burada yapıp
geri dönmüştür.
Hz.
Peygamber 17 yaşında iken de amcalarından Zübeyr
ile Yemen'e gitti geldi. Bu seyahatler onun üzerinde
derin izler bıraktı. Muhtelif muhitleri gezip dolaşıyor,
çeşitli insanlarla temâs ediyor, bunların nasıl
bir dalâlet içinde bulunduklarını görüyordu.
O, doğru
ve fazîletli bir genç olarak yetişiyordu.
Kureyş,
ticârete son derece ehemmiyet verirdi. Peygamber'imiz
de kendisine bir meslek seçeceği zaman bu yolu
tutacaktı.
Ebû
Talib'in âilesi kalabalıktı. Kendisi de diğer
Kureyş gibi ticâretle meşguldü. O da, hâmisi
olduğu kardeşinin oğluna bu mesleği seçmişti.
Kureyş'in
îtibarlı ve şerefli kadınlarından olan Hatice, bâzı
kimselere ortaklık ile sermâye verip ticârete gönderiyordu.
Hatice, Mekke'nin en zengin kadını idi. İki defa
evlenmişti, kocaları ölünce kendisine büyük bir
servet kalmıştı. Kureyş eşrâfından birçok
kimseler ona tâlip çıkmışlarsa da, O bunların
hiçbirini kabul etmemişti. Çünkü malına tama'
ederek tâlip çıktıklarını anlıyordu. Kölesi
Meysere vâsıtasiyle ticâretini yarıcılıkla işletiyordu.
Hz.
Peygamber, Hatice'nin kölesi Meysere ile Suriye'ye
ticâret için büyük bir kervanla yollandılar, şimal
istikâametine yürüyorlardı.