Merhaba ya Şehr-i Ramazan! Hoş geldin, sefalar getirdin!
Geçen seneki Ramazan’ın son iftarında içimizden
hüzünlü şeyler geçmişti de hasretle hayıflanmıştık:
- Acaba gelecek Ramazan’a erişecek, bir orucu
daha tutmaya muvaffak olacak mıyız? diye... Hatta bunu düşünürken
hüzünlenmiş:
- Muhtemeldir ki, önümüzdeki Ramazan’a ulaşamaz,
mutlu bir Ramazan’ı daha tutma saadetine erişemeyiz.. diye de
endişelenmiştik.
İşte size bir mutlu Ramazan daha... İşte size
inşaallah mükellefiyetini yerine getireceğimiz saadetli bir ayın arifesi
daha... Öyle ise buyurun, hep birlikte şimdiden şükredelim Rabb’imize.
Böylesi mutlu ve huzurlu günlere bir daha ulaştırdığı için bizleri. Geçen
Ramazan’ı birlikte yaşadığımız nice dostlarımız, yakınlarımız yoktur şimdi
aramızda. Onlar, yaşadıkları Ramazanların mükafatını görmek üzere
ayrılmışlar aramızdan. Biz de onlarla birlikte göçebilirdik bu alemden. Ama
Rabb’imiz lütfetmiş, bir Ramazan’a daha ulaşmamızı takdir buyurmuş. İşte bu
eşsiz lütfun şükrünü eda için şimdiden niyetimizi kesinleştiriyor, ay
boyunca görevimizi yerine getirmeye azm-ü cezmi kast ederek Rabb’imize söz
veriyoruz:
- Akşamları teravihimizi büyük bir aşk ile
kılacak, geceleri sahurumuza aynı aşkla kalkacak, gündüzleri orucumuzu da
aynı şevkle tutacağız. Sene boyunca benimsediğimiz kötü alışkanlıklarımızı
da terk ederek melekleşmeye yöneleceğiz. Bunda azimli, cezimli ve
kararlıyız.
Şeytan vesvese verse de, nefsimiz zorluk çıkarsa
da diyoruz ki:
- Ey bize vesvese verip şevksizlik telkin eden
nefis ve şeytanımız! Böyle uzun gecelerde teravih kılınmaz da hangi
gecelerde kılınır, böyle kısa günlerde oruç tutulamaz da hangi günlerde
tutulur? Böyle serin mevsimlerde aç, susuz kalınamaz da hangisinde kalınır?
Geceler uzun, gündüzler kısa, mevsim serin, işler hafif. Buna rağmen sana ne
oluyor ki, zor bir aya giriyoruz gibilerden batıl vesveseler vermeye
yelteniyor, bize neşesizlik telkin etmeye uğraşıyorsun?.. Ama biz biliyoruz
ki, senin görevin de budur. Sen böylesine batıl düşünceler telkin edeceksin
bizim içimize. Biz de muhalefet edecek, uymayacağız sana. Böylece bizim bu
karşı koyuşumuz cihadımız olacak, Rabb’imizin rızasını kazandıran
imtihanımızı teşkil edecektir. Öyle ise ey nefis, senin çıkarmak istediğin
zorluklar bizim bir bakıma cenneti kazanma faturasını teşkil edecektir.
Evet, bilhassa bu mübarek ayda daha farklı bir
tövbe, istiğfar içinde olacağız. Çünkü bu ayın her gecesinde Rabb’imizin
hitabını duyar gibi olacağız. Kullarına Ramazan boyu geceleri hitap eden
Rabb’imiz buyuracaktır ki:
- Yok mu kullarımdan tövbe, istiğfar eden? Kabul
edeyim tövbe, istiğfarlarını!..
- Yok mu günahlarından dolayı üzülüp af dileyen?
Bağışlayayım günahlarını.
Ay boyunca her gece kullarına böyle hitap eden
Rabb’imizin bu davetine icabet etmemek; ancak şeytanı ve nefsi sevindirip
imanı ve ruhu yerindiren bir gaflet olur. Böylesine büyük bir gaflete
dalmayacak, böylesine eşsiz bir fırsatı da kaçırmayacağız inşaallah. Hep
tövbe, istiğfar halinde yalvaracağız Rabb’imize.
Şimdiden büyük bir ümitle el açıp diyoruz ki:
- Rabb’imiz! Bizleri kendine kul, Habib’ine ümmet
kabul eyle. Hatalarımızı bağışla, kusurlarımızı affeyle. Hizmette sabit,
himmette sadık kıl, her geçen gün çoğalan ibadet aşk ve şevkine mahzar
eyle...