TÜRKİYE SÜRYANİLERİ HUZUR İÇİNDE

Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta çıkan haftalık "Ash-Shiraa" dergisinin 19 Haziran 2000 tarihli sayısında, Beyrut (Cebel-i Lübnan) Süryani Başpiskoposu George SALİBA imzasıyla yayımlanan Arapça makalenin çevirisini bilgilerinize sunuyoruz.

Mezopotamya Demokratik Forumu

"Tarihçiler, Avrupa'da Orta Çağı, cehaletin hakim olduğu ve halkın çeşitli katı fikirler yüzünden sayısız problemlerle karşı karşıya kaldığı ve çok acılara neden olan karanlık bir çağ olarak tarif etmişlerdir. Bu tarihlerde ortaya atılan fikirleri, ne Hırıstiyanlık dini ne de insanlık kabul eder. Batılıların bitmez tükenmez hırsları nedeniyle, Haçlı savaşları sırasında din adamları ve Katolik kiliseler olaylar karşısında etkisiz ve çaresiz bırakılmıştır. Bu savaşlarla Roma ve Batılılar emellerine ulaşamadıkları gibi, bütün bunlar Hırıstiyanlar'a zarar vermiştir.

Daha sonraları Rum Katolik kiliselerinde ıslah çalışmaları başlamıştır. Kilise bazı yanlış saplantılardan dönerek mukaddes İncil'e ve İsa'nın risalesine tutunmaya ve onu uygulamaya başladı. Bu durum 16. yüzyıldan 1789 Fransız İhtilali'ne kadar devam etti. Fransız İhtilali, insan hakları ve hürriyet akımları rüzgarlarını estirdiği gibi, dini de devletten ayırmıştır.

Diğer taraftan, Doğu halkı iki şeyden dolayı korku, endişe ve acı içerisinde idi. Birincisi, Bağdat'ın 1258 yılında Hülagu Han, daha sonra da Cengiz Han, Timurlenk ve Memlükler tarafından saldırıya uğraması; ikincisi, Osmanlılar'ın özellikle 1453'te İstanbul'u almalarından sonra bölgede hüküm sürdükleri dönemdir.

Osmanlı sultanları, paşaları ve idarecileri varlıklarını içerden ve dışardan aldıkları yardımlarla devam ettirmişlerdir. Osmanlılar'ın baskıcı siyasetlerinde Batılı bazı Avrupa ülkeleri doğrudan etkili rol oynamışlardır. 1840 ve 1860 yıllarında Lübnan'da yapılan katliamlarda Yahudiler'in ve İngilizler'in parmağının olduğu anlaşılmıştır. 1895 yılındaki Diyarbakır soykırımından, Birinci Dünya Savaşı'na kadar olan soykırmların arkasında Almanlar'ı görmekteyiz. 1915 soykırımı, yine o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nu son nefesini veren hasta adam olarak niteleyen Fransa, İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerinin kışkırtmasıyla gerçekleşmiştir.

Osmanlılar'dan çeşitli eziyetler çeken insanların sayısı çoktur. Süryaniler, Ermeniler, bazı azınlıklar ve birçok masum Müslüman, Osmanlılar tarafından Yahudiler'in ve Avrupalılar'ın isteği doğrultusunda baskılara maruz kalmışlardır.

Yahudiler ve Avrupalılar, Osmanlı İmparatorluğu'nun içine fitne ve fesat sokarak imparatorluğun sahip olduğu imkanlardan yeteri kadar faydalanmasına engel olmuşlar ve onları kontrol altında tutmaya gayret etmişlerdir.

Katliamlar Kürt ağaları eliyle gerçekleştirilmiştir. Kürt ağaları bu katliamları sorumsuzca, neticelerini düşünmeden cahilce yapmışlardır.

Allah, akıtılan masum ve temiz kanları yerde bırakmadı. Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığına son verip 1923 yılında yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran lider Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere devletin önde gelen isimleri ülkeye adaleti getirmişlerdir.

ATATÜRK, mağlup ümmeti galip duruma getiren adil halife Hazreti Ömer gibi, Türkiye'de ve bölgede huzuru sağlamıştır. Nasıl ki Ömer, Süryaniler'i ve diğerlerini Bizanslılar'ın elinden kurtardıysa, ATATÜRK de Süryaniler'i ve diğerlerini Osmanlılar'ın şerrinden kurtarmıştır.

Yeni Türkiye Cumhurıyeti'nin kurulması ile ülkedeki bütün vatandaşlar gibi Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılıklarını ve desteklerini açıklayan Süryaniler de herkesle birlikte memnuniyetlerini ifade etmişler ve mutlu olmuşlardır. Zamanın Süryani Patriği 3. İlyas Şakir, Süryaniler'in Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılıklarını açıklamış, ATATÜRK de Süryani kilisesinin korunması için talimatlar vermişti. O günden günümüze kadar bütün Süryaniler ATATÜRK'ün koyduğu esaslar doğrultusunda sadece Türkiye'de değil her yerde aziz sayılmışlardır.

Günümüzde, geçmişte yaşanan zor ve acı günler hakkında bazı şahıslar, kurumlar, dernekler veya bazı radikal gruplara mensup kişiler tarafından çeşitli görüşlerin öne sürüldüğünü ve yorumlar yapıldığını duymaktayız.

Bütün bunlara rağmen, bugün burada şunu ifade etmek isterim ki, Ortodoks Süryani Kilisesi Türkiye Cumhuriyeti'ne sadakatini ve takdirlerini koruyacaktır.

Bugünkü Türk Devleti'nin geçmişte yaşanan soykırımlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tam aksine, bu Cumhuriyet Osmanlılar'ın kalıntılarına son vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti de, Osmanlılar'ın hükmü altındaki Müslüman ve Hırıstiyan halka yaptığı kötülükleri kınamaktadır.

Ayrıca bu münasebetle, ATATÜRK'ün 'Süryaniler temiz millettir' sözü gereğince, Ortodoks Süryani Kilisesi'ne Türkiye'de başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan, Türkiye dışında da elçilikler tarafından duyulan saygı ve hürmet devam etmektedir. Allah'a şükürler olsun ki, Süryaniler vatanlarına son derece bağlı insanlar olup, Allah'tan sonra yaşadıkları toprağa sevgi gösterirler.

Buna delil olarak, defalarca Türkiye'ye gerçekleştirmiş olduğumuz ve özellikle son olarak 1 ve 2 Nisan 2000 tarihlerinde yaptığımız Antakya ziyaretimizde, Türk yetkililerin bize laik ve din adamı olarak göstermiş oldukları ilgiyi unutmamız mümkün değildir. Türk Hükümeti'ne, askeri yetkililere ve halka bize göstermiş oldukları misafirperverlik ve saygıdan dolayı en içten teşekkürlerimizi sunmak borcumuzdur.

Burada özellikle şunu da ifade etmek istiyorum:

Ortodoks Kilisesi, Süryaniler'i resmi olarak bütün dünyada temsil eden birinci yüce Patrik Mar Agnatyus'un imza ve onayı olmadan, Süryaniler adına verilen hiçbir demeç ve fikri kabul etmez."

 

3