18 EKİM 1901

İŞTE BÖYLE LAZ İSMAİL!
MESELE ESİR DÜŞMEKTE DEĞİL,
TESLİM OLMAMAKTA BÜTÜN MESELE...

İ.BİLEN YOLDAŞ 100 YAŞINDA!!!

O YİNE FABRİKALARDA, ALANLARDA VE ÜLKENİN EN ÜCRA KÖŞESİNDE.
O YİNE GEMİLERİ ENGİNE, YAŞAMI BULUTLARA, ÇEKİÇİ ÖRSE, ORAKLARI EKİNE, DEMOKRASİ VE SOSYALİZM SESLERİNİ ALANLARA
VE O YİNE
YAPICILARLA YAPILARI YÜKSELTİYOR.

 

 

İ.BİLEN YOLDAŞ'IN KISA BİYOGRAFİSİ:
1901 de Rize'de doğdu. Küçük yaşta ailesiyle birlikte İstanbul'a göçtü.İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Yüksek öğrenimini ise daha sonraki yıllarda zorunlu göç ettiği Moskova'da tamamladı.Liseden sonra haliç tersanesinde çalışmaya başladı.Bu işyerinde tanıştığı kişilerle yaşamını değiştirdi ve "bir ömür boyu olmalıdır" dediği komünist harakete katıldı. O yıllarda "ulusal kurtuluş" coşkusu yurdun her yanını sarmıştı. Yurt savuması görevi, ilk partisi olan( öncü ve onurlu görevi)  TKP'ye düşmüştü. Ve bu onurlu karar alınıyor. İ.Bilen bu karar doğrultusunda cepheye gidiyor. Bir süre sonra yaralanıyor. Birliği tarafından geri çekiliyor. 1929'da tutuklanıyor. 1933'de tahliye ediliyor. 1934'de Sovyetler Birliğine zorunlu göç ediyor. 
Dünya Komünist Partilerinin karar organı olarak yaşama geçirilen Komünterm'de Georgi Dimitrov'un yardımcılığını yapıyor. 1951 tevkifatından sonra Nazım Hikmet'le birlikte TKP sekreterliğini üstleniyorlar (Bu kısa süreliydi). 1960'lı yıllarda gitgide likidasyona uğrayarak zayıflayan ve güç kaybeden partiyi likidatörlerden kurtarmayı başarıyor ve "1974 Atılım'ını" başlatıyor. Bu Atılımın kadrosunda başlıca Reşat Fuat Baraner, İbrahim Güzelce gibi işçi hareketlerinin mimarları vadır. İ.Bilen Genel Sekreterliğe getildi. Ülkemizde bu yıllarda gerçek bir işçi ve müttefiklerin yığınsal çıkışını örgütlemiş ve gerçek katılım bilincini vermiştir.1983 te uzun yıllar yapılamayan kongrenin yapılmasını sağlamıştır. TKP 5. kongresini topladı. Ancak yığınsallaşmanın getirdiği olumsuz bir gelişmede parti üyelerine gerekli eğitim verme aralığı yeterli değildi ve üyelerin çoğu geldikleri toplumsal yapıların olumsuzluklarını üzerlerinden tamamen atamamıştı. 12 Eylül'de bu çalışmayı olumsuz yönde derinleştirmişti. Böyle bir ortamda yapılan kongrede yeni likidasyoncular oluştu ve parti kongresine damgalarını vurdular. Bu kongreden kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.

Kavga sesleri geliyor
Köylerden şehirlerden
TKP'miz ilerliyor
Bu gün esir yarın herşey 
hey hey

Adımlar sarsıyor yeri 
Gidiyoruz kurmak için 
Biz sosyalist Türkiye'yi
Bu gün esir yarın herşey 
hey hey

Aydınlar ve köylüler 
Rehberimiz işçilerdir
TKP'de dolsun saflar
Bu gün esir yarın herşey 
hey hey

                               Nazım Hikmet 

                      ******

GECE GELEN TELGRAF

Bakıyorum 
gece gelen


telgrafa.


O mükemmel bir kafa


mükemmel bir yürek,


yumruklarıyla erkek


gözleriyle çocuktu.


Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.


Yoldaştı o..



* * *


Düşmanlar kına yaksın


dostlar girsin saflara.


Sen gözyaşı göstermeden ağlıyacaksın


gece gelen telgraflara...



                                       Nazım Hikmet 

 

  SSCB VE İ.BİLEN YOLDAŞ
İ.Bilen SSCB'yi severdi.Tüm Dünya komünistleri gibi. Türkiyede SSCB'yi sevdiğini iddia edip de daha sonra İ.Bilen'i bu konuda eleştirenleri anlamak ne kadar akılcı olur. Onlar ya eyyamcı idiler yada sosyalizme inanmıyorlardı. Ayrıca İ.Bilen Stalin'i usta olarak saymayan biriydi. 74 Atılımı en çok bu konuda eleştirilirdi. Buna o zaman yayınlanmış olan yayınları en güzel kanıttır. Şimdi bu insanlar İ.Bilen'i Stalinci'likle eleştiriyorlar. Doğrusu bunu anlamak ve yorumlamak çok gereksiz ve anlamsız.  

 

 

               *****

 

ONLAR

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kus kadar
çokturlar;

korkak,
cesur,
cahil
hakim
ve çocukturlar

ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvasına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtede hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Demir,
kömür
ve seker
ve kırmızı bakir
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilicimle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir sabah vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için:
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.

                             Nazım Hikmet 

      

 

  74 ATILIMI VE İ. BİLEN YOLDAŞ:
1960 hükümet devirmesiyle hem halkın öfkesinin biçimlenmesi endişelerine bir sürtünme (karşı ivme) getirdiler, hem de biçimlenme durumuna gelen öfkenin bir kısmını, kısmi demokratikleşme ile yatıştırmaya çalışmışlardır(Zaten hükümet devirmesi yapılmasaydı da yine bu direniş daha olumlu bir kulvarda kendisini gösterecek duruma gelmişti. Bu hareketle, egemen güçlerin amacı, yan görünüp bu tepkiyi örselemekti. Hatta bu örseleme hareketini devrim diye tanımlama yanılgısına bile düşenler oldu). Bunun yansıması 1961 anayasasıyla yapılmıştır. Her ne şekilde olursa olsun halkın kazanımıydı ve bunun getirilerini de kullanmak onların hakkıydı. Daha önce bir yatıştırma atağı sendika kurma hakkıyla verilmişti. Bu Türkiş ile kontrol altına alınmıştı. Ancak işçi sınıfı bu tür sürtünme hareketlerine yabancı değil aksine yapanlardan daha fazla farkındaydı. İşte bu yatıştırma taktiklerine 1960'lı yıllarda sınıf sendikacılığında, DİSK örgütlenmesiyle karşılık verdi.  Açık politika olarakta TİP ile yanıt veriliyordu. TİP daha geniş bir yelpaze içinde düşünüldü. Sendika ise zaten yığınsal olmalıydı. Böylece, ilk defa feodal kişi veya grup yüceltmesine karşı, yığınların ortak örgütü anlayışı hayata geçirilmeye başlanmıştı. Yeni yeni emeklemeye, konuşmasını öğrenmeye başlamıştı. Bu döneminde iyi sözcükleri çoğaltması istenirken maalesef böyle olamadı.
İlerleyen yıllarda kişi ve grup anlayışı, hedeflenenleri önler duruma geldi. Gençliğin yurtsever duyguları sömürülür duruma getirilerek halktan uzaklaştırıldılar. Egemen güçlerin saldırılarını haklı çıkaracak ortamı hazırladılar. Bu sırada 1961 anayasası ile sahip olunan haklar her an gasbedilmek istendiği açıktı. Bu kişisel sürtüşmeleri fırsat bilen egemen güçler 1971 de bir muhtıra ile bu emellerini gerçekleştirdiler. TKP sancılı günler yaşadığından bu gidişe engel olamadı(Ancak bu yanlışlara ön ayak olanları ayıklandı). Yani işçi sınıfının yığınsallığının devam etmesini sağlayamadı. İşte bu durumda 1973 sonrası taktiği değiştirdi. Önce yığınsallık kültürünü yaşatmalı daha sonra yığınlara teslim etmeli ilkesinden yola çıkıldı. Her alanda mesela sendika, gençlik, köylü v.b. gibi örgütler kurularak yaşamın her alanına hem ulaşıldı hem de bu alanlar birbirlerine ulaştırıldı. Yığın örgütleriyle siyasi örgütlerin farkı yaşatılarak öğretildi. Solun ve sosyalizmin bir öfke tohumu değil, tam tersine olgunluk, planlılık, birlik dayanışma ve disiplin olduğu gösterildi.
Kısa bir zaman içinde ülkenin her yanından ilgi görebilen, senatör seçimlerinde burjuvaziyi korkutacak oy almayı başarabilen bir hareket ancak halkın tercihi ve Nazım'ın dediği gibi "hudutsuz bir baş"ın başarısı olabilir.
 Bütün Bu gelişmelerin mimarı İ. Bilen ve onunla birlikte olup likidasyonculara karşı çıkan yoldaşlarıydı. Bu gün konuşulan ve yazılanlar sadece o günlerde, gericilerin saldırıları  veya içten ve dıştan bağlantılı engellemeler sonucu yapılamayanlar veya olumsuz sonuçlananlardır.