12- Ahmet BAYDAR 22.01.1997 tarihli ifadesinde;

Yozgat Milletvekili Ahmet Baydar’ın torunu olduğunu, ondan öncede Belediye Başkanlığı yaptığını, Binbaşı Halil Baydar’ın tüccar olduğunu ceviz tomruğu yaptığını,

Uzun yıllar kendisinin Perşembe pazarında demir-çelik ithalatı yaptığını, 1980 yılında iş hayatına atıldığını, 1985 yılına kadar demir çelik ticareti yaptığını, Türkiye’de üretim sıkıntısı doğ da dünya pazarlarından ithalat yaptıklarını, sık sık döviz dalgalanması sebebiyle kazandığı yada kaybettiği dönemler olduğunu, pamuk balya çemberi üreterek sanayicilik yaptığını, bu üretimlerinin 8-10 yıl sürdüğünü,

İki ikibuçuk yıl önce burada bir arkadaşı ile otururken yanlarındaki masada bulunan kişilerin anlattığı bir fıkra nedeniyle tanıştıklarını, birbirlerine kartlarını verdiklerini ve daha sonrada Mehmet Özbay isimli bu kişinin ofisine geldiğini, bu karşılaşmanın İstanbul’da olduğunu, sözkonusu yerin adının Zeytin Sardunya olduğunu, kendisine tekstil ihracaatı yaptığını söylediğini, Arzu hanım isminde bir kişi ile beraberliği olduğunu, onun kızkardeşinin de izmir’de yaşayıp, zaman zaman İstanbul’a geldiğini, bu gelişlerinden birisinde Gonca hanımın, Mehmet Bey’le tanıştıklarını, bir müddet sonrada arkadaşlık yapmaya başladıklarını,

Baysa şirketini Ant Güven Sazak karısı Slvia Sazak, kendisi, Mine Baydar ve oğlu Alper Baydar ile birlikte 1992 yılında kendisinin kurduğunu, 1995 yılında ortaklıktan ayrılma kararı aldıklarını yönetim kurulunda enaz 3 kişi olması gerektiğinden kendisi dışında ikinci kişi olarak 16 yıldır yanında çalışan Fehmi Tarım’a yönetim kurulu üyeliği verdiğini, o sırada Mehmet Beyin orada oturduğunu, üçüncü kişi olarak kimi yapalım diye kendi kendilerine düşünürken, onun ben olabilirim dediğini, bu nedenle de yönetim kurulu üyesi olduğunu, ancak başsanın % 100 hamiline hisse senetlerinin kendisine ait olduğunu, şirketin alanının inşaat, petrol, dış ticaret, ithalat, ihracat gibi çok geniş olduğunu,

Baysaş’ın tek yaptığı işin Botaş’taki sılaç (petrol çamuru) sanayie verilmesi ve çamurun bulunduğu yerin temizlenmesi işi, onun miktarının 22 bin ton olarak hesap edildiğini 220 bin dolar, o zamanın parası ile 10 milyar lira olduğunu, ancak 10 bin ton civarında bir çamur çıktığını,

Kendisinin baysa dışında Kursaç, Mersa kureks gibi şirketleride bulunduğunu bunlar vasıtasıyla Demir, çelik, Amerika ve İtalyadan pirinç, Hindistan Sudan, demir-çelik, romanya dan canlı hayvan, çimento görevinde Romanyadan çimento, bulgaristandan demir-çelik, harb çıkmazdan öncesinde Yugoslavyadan demir-çelik ithal ettiğini, bu tür işler yapan bir firma olduğunu,

1990, da dolar krizi sebebiyle büyük darbe aldıklarını, daha sonra şeker ithalatında yine sıkıntıları doğduğunu, 5 nisan kararlarından sonra bankalarında üzerlerine gelmeye başladığını, bu nedenle rahat çalışmak için, sıfır bir şirket olarak 1992 yılında Baysayı kurduklarını,

Botaş’ın sılaç konusu ortaya çıkması petrol ile uğraşan iki eksperi, sılaçın olduğu yere gönderdiğini, numuneler öldürdüğünü içine bazı kimyevi maddeler katıldıktan sonra sanayi yakıtı olarak kullanılabileceğinin tespiti üzerine sılaça talip olduklarını, kendilerinden önce teklif veren firmaların tonunun 1000 dolar verdiklerini, ihaleyi aldıkları tarihte Mehmet Beyin yönetim kurulu üyesi olmadığını,

Kendilerinin İstanbul’da oturmaları sebebiyle iskenderuna sık sık gitmelerinin zor olduğunu, bu nedenle Mehmet Beyin Turgay Maraşlı’yı orada çalışabilecek kişi olarak tavsiye ettiğini, şirkete sigortalı olarak dahi alındıklarını, kar ettiklerinde bir şey vereceklerini düşündüklerini, kendilerinin de Güven Tezerdi isimli petrol içinden anlayan ancak güvenmedikleri bir kişiyi görevlendirdiklerini, bu çocuğuda onun başına koyduklarını, daha sonra özellikle çok kaba olması nedeniyle şikayetler almaya başladıklarını, hatta Botaşta çalışanlardan da şikayetler geldiğini, daha sonra da Mehmet Beyin kendisini uyardığını ve o kişinin şirketin parasını çaldığını söylediğini yaptıkları tespitle şirkete ait parayı çaldığını tespit ettiklerini, 5 liraya sattığı malı 3 lira gösterdiğini, kendi evine ve ailesine pek çok harcama yaptığını ve Toyota marka araba olduğunu, bu suretle 5-6 milyar lira içeri attığını, bunun üzerine Turgay Maraşlının işine son verdiklerini ve kovduklarını, bu konuda Botaş şirketinede bu şahsın şirket ile ilgisinin kalmadığını yazı ile bildirdiğini, 5-6 ay süreyle kendileriyle çalıştığını, Turgay Maraşlı’yı hiç tanımadığını, bir gittiğinde Ukraynalı bir eşi olduğunu gördüğünü,

Mehmet Özbay’ı yönetim kurulu üyesi olarak, genel kurulda görülebileceğini ancak ne çekte, ne faturada ne de anlaşmada hiçbir imzasının ve yetkisinin bulunmadığını,

Mehmet Özbay’ın kaabiliyetli bir yanını göremediğini, ya da anlayamadığını, ticari yönde pek fazla bir bilgisinin bulunmadığını, parasal tıkanmaları olduğunda, Mehmet’ten borç istediğini, ancak onunda yemin ederek yok dediğini, bulamam dediğini, hatta 150-200 milyon istediğinde de yok dediğini ondan sonrada sıkıntı geçene kadar kendisini hiç aramadığını,

Mehmet Özbay’da duran telefonun kendisine ait telefon olmadığını Botaş işi için alınan 3-4 telefondan birisinin şirkete getirildiğini ancak bundan daha sonra haberi olduğunu, Botaş’ın içinde tankların ve havuzların olduğunu, aralarında çok mesafe bulunduğunu, kamyoun kantara gidip tartıldığını, sonra satış için gittiğini, telefonlarında bu işlerde haberleşme için kullanıldığını, Mehmet Özbay’daki telefonun İskenderun’da çalışan Ali ismindeki bir çocuğun adama kayıtlı olduğunu,

Botaş işinden zarar ettiğini halen 15 milyar lira borcu bulunduğunu,

Mehmet Hadi Özcan’ı tanıdığını Botaş’ta sılaç olduğunu söyleyen adamın o olduğunu, Bulgaristan ve Romanya’da iş yaptığı kişilerin kendisi ve ellerinde gazoil adetif olduğunu ithal edip etmeyeceğini sorduklarını, sılaçın sanayii artığı yapılması için gerekli maddelerden olduğu için bu malzemeden de almaları gerektiğini, bunun İzmit’e geleceğini değerlendirdiklerini, Mehmet Özbayın o zaman deposu olan bir tanıdığının İzmit te olduğunu, adamın Hadi Özcan olduğunu, söylediğini, ramazan günü onun yanına gittiklerini, depoyu, tankları alemdar kimya gibi bir yerden kiralayabileceklerini söylediğini, bu suretle tanıştıklarını, ancak onunla daha sonrasında ilişkilerini devam etmediğini, bilahare bu adamın işin % 50 atağı olduğunu sağda solda söylediğini duyduğunu,

İhale aşamasında 3 firma olduklarını, diğer iki firma 100 lira gibi rakamlar verirken kendilerinin 10 dolar verdiklerini,

Korkut Eken’i tanımadığını, İbrahim Şahin’i tanımadığını, Mehmet Özbay ile onları birlikte görmediğini, Botaş’ta kendilerine yardımı olan kimse bulunmadığını,

Şemsettin isimli bir şahsın bu iş için talip olduğunu ve bin lira teklif verdiğini, kendilerinin ihaleyi alması üzerine bu şahsın Enerji Bakanlığı Müsteşarının çıktıklarını, sonra yeniden ihale edildiğini, ihalede 800 dolar fiyat verildiğini, tankların içindeki suyu hesap etmediklerini, bu sebepten düşük fiyat verdiklerini, taşeronluk yapmak istediklerini söylediklerini, arena programına çıkan adamın bu olduğunu, çok konuşan ve yalan söyleyen bir adam olduğunu, Botaş kayıtlarında bu malın, 22 bin yüzde 30 30 bin falan gözüktüğünü ama malın 20 bin tonu ve 10 bin tonu mal neden bu kadar bu işe asıldığını anlamadığını, yıllarca bu adamın pompalarla hortumlarla sılaş denen çökeltiyi bu tanka topladığını, 715 nolu tank, belkide adam 30 bin ton topladığı gibi gösterdiğini, Güney Makine isimli firmanın

Ömer Lütfü Topal’ı tanımadığını hiç yerine gitmediğini, Haluk Kırcının hiç gelmediğini, tanımadığını, şirketlerine hiç tıbbi malzeme satmadığını,

Abdullah Çatlının Susurluk olayındaki ölümünden sonra cenazesinin alınmasına gitmediğini, bir gün sonra Gonca Hanımın cenazesini erkek kardeşi ile birlikte aldığını, teşhis edenlerinde kardeşleri olduğunu,

Abdullah Çatlı’nın İstanbul’da evine 1-2 kez gittiğini, Meral Çatlı ve çocuklarını tanıdığını,

Kürşat Yılmaz’ın adını gazetelerden duyduğunu, hiç karşılaşmadığını,

Bilal Atik’in bir defa ofislerine geldiğini, çok komis bir rakam teklif ettiğini, maliyetin altında,

Şahin Tekdemir, Turan Gedikli Sultan Nakkış’ı hiç tanımadığını,

Alper Tekdemir’i Hadi Özcan’ın yanında gördüğünü, sonradan polis olduğunu öğrendiğini,

Abdullah Çatlı’ya karısının bile Mehmet diye hitap ettiğini kandırılmış olabileceğini, hatta kızının kendisinin bir arkadaşına sorusu üzerine Abdullah Çatlı’yı sevmediğini, adını Mehmet olarak yalan söylediğini, senin isminde mi? değişik diye kendisine sorduğunu, üzüldüğünü,

Abdullah Çatlı’nın inşaat, dış ticaret gibi bir şirketi olduğunu bilmediğini, sadece sultan Tekstili bildiğini,

Zarar etmeye başlayınca, kağıt üstünde kopmalar olması da işten kopmalar başladığını,

And Güven Sazak’ın Kursaş’ta üyeliğinin olduğunu, ayrılma kararı alındığını, ancak genel kurulun yapılmadığını, o şirketlerin problemleri olduğunu, borçları olduğunu onların ödenmemiş olduğunu, onun için de tam ayrılmamış olduklarını,

Abdullah Us’u tanımadığı,

Basının olayları topluma yanlış aktarmasından dolayı çok sıkıntı çektiğini,

Fransada hapiste kaldığına ilişkin bir duyumu olmadığını, bu işlerden hoşlanmayan bir yapısı olduğunu,

Mehmet Beyin, fatura almak için kullanılan fatura kartından, şirketleri aldığını, otelde kaldığını, bunları tespit ve masraftan düşmek üzere satın almayı düşündüğünü Başsa adını alıp alamayacağını sorduğunu, kendisininde de alsa da birşey ifade etmeyeceğini söylediğini, onun aldığını daha sonra da kendisi için yeni fatura kartı bastırıp verdiklerini,

Sami Hoştan’ı tanımadığını, bir defa yemekten çıkıp, gazinoya gittiklerini, Arzu Hanım’ın küçük bir oyun oynadığını, birbirlerini Mehmet Bey ile Sami Beyin sadece tanıdıklarını ancak samimi bir hava hissetmediğini 15-20 dakika oturduktan sonra gazinodan ayrıldıklarını,

Genelde Mehmet Bey, Arzu Hanım, Gonca Hanım ve kendisinin birlikte yemeğe gittiklerini, gezdiklerini, Mehmet Beyin sırdaşı ya da dert ortağı falan olmadığını, kendi cep telefonunu Savcı Bey’ede verdiğini, cep telefonu, araç telefonu, şirket telefonu ve ev telefonunu hiçbirini değiştirmediğini, telefon arama listesinden kendisini kaç defa aradığının, kendisininde onu kaç defa aradığının tespit edilmesini istediğini belirtmiştir.(Ek:185)