Gücün mânevî kapısı: KALBIMIZ MUHAMMED BOZDAG Yeryüzünde bas döndürücü isler yapan insanlara sunulan manevî gücün, hangi kanaldan geçerek geldigini merak ettiniz mi? Tarihi degistiren insanlari incelediginizde kesfedeceksiniz: Onlar duygulariyla yasadilar. En inanilmaz örnegini Peygamberimizden(asm) ögrendik: Öylesine içten gülü yordu ki, daglara taslara nese saçiyordu; ama, agladiginda da sabahlara kadar, gözyaslari dinmiyordu. Neden duygu ve neden kalp? Basariya odaklanan bir dostum bana söyle yazmisti: "Basaracagim, çünkü tüm hedeflerim aklimda..." Ona su cevabi verdim: "Lütfen o hedeflerini kalbine yükselt; çünkü arzularini sana verecek kudrete, aklin yalan söyleyebilir; ama kalbin kesinlikle dogruyu söyleyecektir.” Aklimiz düsünür, kalbimiz hisseder. Gerçek niyetimiz aklimizdan degil, kalbimizden geçendir. Aklimiz madde kadar dar, kalbimiz ruh kadar engin bir evrende gezinir. Güç kalptedir ve Peygamber(asm) su sözle kalbimize dikkat çeker: "Süphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallariniza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalplerinize bakar." Keskin ve güçlü duygularla dile getirilen bir istek, ilgisiz ve duygusuz binlerce istekten daha çarpici ve sarsicidir; çünkü canlidir. Çünkü ruh candir ve ruhtan çikan her sey, canlilik özelligiyle birlikte çikar. Eğer söylediğiniz sözlerden kıyamete kadar sizi destekleyecek ruhaniler yaratılmasını istiyorsanız, kalbinizle, içtenliğinizle ve duygularınızla isteyin. Çünkü söz ağızdan, duygu yürekten kopar. Söz, maddesel bir enerjidir; en fazla metrelerce uzağa gidebilir, sonra dağılıp yok olur. Oysa duygu, ruhsal bir enerjidir; maddeye çarpmaz, madde onu emerek sindiremez. Maddenin sınırlarından sıyrılır, ruhaniler arasında sonsuza değin dalgalanmaya ve işitilmeye devam eder. Duygular, bir defa istemenin gücünü, bir milyon kez istemek kadar büyütebilir. Sesi çığlığa dönüştüren duygudur. Kimyasal bomba ile atom bombasi arasindaki güç farki, bombalarin büyüklügünden kaynaklanmaz; yogunlugundan, içeriginden ve tekniginden kaynaklanir. Zübeyir Gündüzalp’in "insan ne düsünüyorsa odur" sözü dogru; ama, çogu kisi "ben düsündügümü basaramiyorum" diyerek itiraz ediyor. Düsündügünüzü basaramamanizin asil nedeni, düsüncelerinizi duygu üretecek kadar yogunlastirmamanizdir. Baskasinda etki yapan her sey, baskasina verdiginizden kaynaklanir. Baskasina bir sey vermiyorsaniz, onda hiçbir etki olusturamazsiniz. Malinizdan bir parça vererek etkilersiniz. Peki sevdiginizde verdiginiz nedir? Seven, malindan degil, ruhundan bir parça veren insandir. Mal verildikçe azalir, ruh verildikçe kopyalanir. Islâm Peygamberi(asm) der ki: "Kalbiniz incelip duygulandiginda dua etmeyi ganimet bilin." Kuran’da denir ki: "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O (Allah) haddi asanlari sevmez ." Neden kalbiniz inceldiginde, neden yalvara yakara? Çünkü duygusal incelik daha fazla ruhsaldir; çünkü daha fazla duygusaldir. Kisisel gelisim ve degisim stratejilerinin eninde sonunda basvurmak zorunda kalacagi bir dizi Peygamber sözüne dikkatinizi çekiyorum: "Su üç dua vardir ki, hiç süphe yok kabul edilir: Mazlumun duasi, misafirin duasi, babanin çocuklarina duasi. Kafir de olsa mazlumun bedduasindan sakinin. Çünkü onun Allah’a ulasmasina engel olacak hiç bir perde yoktur. Çok günahkâr da olsa, zulme ugrayan kimsenin duasi kabul edilir. " Tüm bu sözlerdeki ortak temaya dikkat edin: Aci ve çile çeken insanlar, hastalar, mazlum ve masumlar, yetimler, kimsesizler, anne babalar... Derin ve samimi duygularla kusatilmis insanlardir bunlar. Söz ve anlam bu insanlarin agizlarindan degil, kalplerinden çikar. Bu insanlarin güçleri ellerinde veya dillerinde degil, ruhlarindadir. Kendinizi derin duygu ve isteklerle kusatmaniz için, hasta ve yetim olmak zorunda degilsiniz. Hastalarin ve yetimlerin yardimina kosun, en azindan onlara güler yüzünüzle ve sefkat ellerinizle destek olun yeter. Yogun duygularla istediginizde, ruhunuzdan bir özellik veya güç, çevreye yayilir. Bir gül çiçegi saldigi kokusuyla sevimli simalari nasil kendine çekerse, insan da ruhundan çevreye yayilan duygulu isteklerle sevgiyi ve dostlugu öyle kendine çeker. Her duygu, tüm evreni kapsayacak kadar genisleme potansiyeline sahiptir. Kalbinizdeki sevgi, her seyi kusatabilecek kadar büyüyebilir. Öfke katliama dönüsebilir. Sefkat tüm yavrulara dagilabilecek kadar gelisebilir. Paranizi birkaç kisiye, tebessümünüzü birkaç bin kisiye; ama sevginizi milyarlarca kisiye dagitabilirsiniz. Para paylasildikça azalir; ama, olumlu duygu paylasildikça artar. Paranizla dünyayi satin alamazsiniz; ama sevginizle tüm evren gönül rizasiyla size ait olur. Beni seven, "sen BENIM kardesimsin" derse, dogru söyler. Sevdigim çiçege baktigimda, "ben sana aitim" dedigini hissediyorum. Yaraticinin cömertligine hayran kaliyorum: Yer yüzünün en fakir insanina, tüm evreni kendisine mal edecek enginlikte bir sevgi çekirdegi bagislamistir. Ay onundur, Günes ve daglar onundur. Yagmurla bir sevgili gibi sevismekte hürdür. Milyonlarca insan dogustan getirdigi bu zenginligi kullanmadan ölmüstür. Çünkü nefret etmekte hür birakilan ve ne yazik ki nefret etmeyi tercih eden tek yaratik, insan nesli arasindan çikmistir. Ya nefret etmis; ya da sevgisine karsilik, yani menfaat beklemistir; yani gerçekten sevmemistir. Çikarci sevgi, sevgi midir? Düsünceler dis dünyaya, duygular iç dünyamiza, ruhsal alana yakindir. Duyularimiz ve sezgilerimiz ise her iki alandan da kaynaklanan veriler alir. Düsüncenin hayata etkisi Bati düsünürlerinin ve gelisim uzmanlarinin iddia ettigi gibi mutlak ve dogrudan degildir, ruhsal boyut vasitasiyladir. Duygu üretemeyen ve bu yüzden ruhsal enerjiyi maddî enerjiye dönüstüremeyen düsüncelerle, fizik disi alana erisemezsiniz. Duygusuz düsünce boslukta kürek çekmeye benzer. Suya daldirdiginiz kürek denizden nasil güç alirsa, duyguya bulastirdiginiz düsünce de ruhunuzun sahibinden öyle güç alir. Duygu, gücün yansidigi alandan, ruhtan gelir. Daha derin duygu, daha etkileyici güçtür. En yenilmez insan, karsinizda en keskin ve kesin duygularla direnen insandir. Heyecan bulasicidir. Kendi duygularina hâkim olan baskalarinin duygularina da hâkim olabilir. Baskasini sevindiren, ancak sevinebilendir; aglamayan aglatamaz. Insan, akil kadar küçük bir vücudun, kalp kadar büyük bir ruhla bulusturulmasinin ürünüdür. Sevgi dolu bir bebegin gözlerine bakinca, büyük bir ruhla dünyaya gönderildigimizi görüyorum. Ama bazilarimiz kalplerinden kopup salt akillarina dayanarak küçülmeyi tercih ediyorlar. Bazi geceler, düsünüyorum: Büyükleri bizden farkli kilan nedir? Hayatlarini irdelerken, hep ayni farkla, belki de bir tek temel farkla karsilasiyorum: Öylesine güçlü duygulari var ki, gerekirse sabahlara kadar uyumadan çalisabilirler; gerektiginde, günlerce aç kalmaya hazirlar; ihtiyaç varsa, hayatlarini feda etmekten zerre kadar tereddüt etmezler. Çünkü, insani yirtinircasina çalistiran tek enerji kaynagi duygudur. Oysa ben, bazen duygusuz, üsengeçliginden, çayini içmekten aciz zavalli. Beni gecenin karanliginda ansizin çarpacak bir deprem mi uyandirmali? Bir kalp krizine yakalaninca; "eyvah, tüm emeklerim bosa gidiyor" feryatlariyla mi kendime gelmeliyim? Yaraticimizin sanina layik zirvelere yükselmek istiyorsak, her gece uyumadan önce kendimizi sorgulamaliyiz. Bence bu söz aklimizdan çikmasin: "Kalbiniz incelip duygulandiginda dua etmeyi ganimet bilin." Aglamak da bir duygulanmadir; sevinmek de. Siddetli acimizi oldugu kadar, siddetli sevincimizi de Yaraticimizla paylasalim. O zaman zenginligin kapisinin kalbimizden geçtigini kesfedecegiz ..oOo.. |