YERÇEKİMİ ÇEKİNCE
CANIMIZ YERÇEKIMI ÇEKINCE MEHMET AKYÜREK HERNE KADAR anlik eksikligi keyif verse de onsuz yapamayacagimiz bir hediyedir bize yerçekimi… Arabamizla dik bir tümsegi inerken, yüksek bir yerden suya atladigimizda, salincakla sallanirken, veya parasütü açmadan önce havada yüzerken hissedilen o garip ama çogumuza güzel gelen his yerçekimi etkisinin kisa süre için bile de olsa üzerimizden kalkmasindan kaynaklanir. Ama bu kisacik an bir sekilde uzatilirsa inanilmaz sonuçlar ortaya çikar. Örnegin uzay istasyonunda uzun süreli görevlere çikanlar bazi yerçekimsizlik tehlikeleriyle savasmak zorunda kalirlar. Bir türlü alisamadiklari bu ortamda canlari en çok yerçekimi çeker. Bunlara geçmeden önce yerçekimi, kütle ve agirlik nedir ögrenelim. Yerçekimi veya daha dogru adiyla kütlesel çekim, maddelerin birbirine uyguladiklari çekim kuvvetidir. Su sekilde söyleyebiliriz ki kütleler birbirini çeker hem de arada ip, su, hava veya herhangi bir baglayici olmasina gerek duymadan. Bunun sebebini 21. yüzyilda bile bilemiyoruz ama sadece kabul ediyoruz. BÖYLE BIR KUVVET VAR. Tabii bu kuvvet Newton kesfettigi için degil, varolmasini takdir eden bir KUVVET SAHIBI oldugu için var. Dünyamizdaki yerçekimi, üzerindeki maddeye kütlesine bagli olarak bir kuvvet uygular. Iste bu kuvvet de agirliktir. Aslinda bize agirligimiz soruldugunda, (örnegin) 75 kg. deriz. Fakat bu bilimsel anlamda yanlis bir bilgilendirmedir. Dünyadaki hemen herkes de bunu yanlis bildigi için problem yasamayiz. Aslinda 75 kg. olan bizim kütlemizdir. Agirligimiz ise (75 x 9.81) 735.75 N (Newton) dur. Anlatmak istedigim sey, agirligin bir kuvvet oldugu ve kg. birimiyle ölçülemeyecegidir. Fizikte kuvvet kütle ve ivmenin çarpimina esittir (F=m.a). Dünyanin birim kütleye uyguladigi yerçekimi ivmesi 9.81 m/s2 oldugundan dünyadaki agirlik kuvveti bu ivme ve kütlenin çarpimina esittir. Bu, dünya üzerinde kaldigimiz sürece pek önemli degildir. Ama bu 75 kg’lik kütle Aya götürüldügünde agirligi (75x9.81/6) 122.62 Newton olacaktir. Yani kütle degismez ama agirligi etkisinde bulundugumuz kütle çekimi belirler. Ayni sekilde Güneste bulunsaydik 75 kg’lik kütlemiz dünyadakinin 28 kati agirligi, (20601 Newton) hissetmemize sebep olacakti. Bu durumda kolumuzu bile kipirdatamayacaktik çünkü sadece o, tek basina dünyadaki vücudumuzdan daha agir olacakti. Daha da büyük çekim ortamlarinda örnegin bir Nötron yildizinda vücudumuz dünyadakinin binlerce kati büyüklügünde bir agirliga maruz kalarak ezilecek ve bir çorba kasigini doldurmayacak kadar küçülecekti. Yerçekimi dünya üzerinde heryerde vardir ama çok küçük farkliliklar gösterebilir. Örnegin Kutuplarda diger yerlere göre her 13 kg. kütle için 1 Newton fazla agirligimiz vardir. Veya Everest dagina çiksak her 32 kg. için 1 Newton daha az agirligimiz olur. Bunun sebebi ise, dünyanin merkezine olan uzakligimizdir. Iki kütlenin birbirlerine uyguladiklari çekim kuvvetini belirleyen özelliklerden birisi, bu kütlelerin merkezlerinin birbirine uzakliklaridir. Kütle çekimi uzakligin karesiyle ters orantilidir. Yani dünyanin merkezine olan uzakligimizi (yaklasik 6371 km.) iki katina çikarsak agirligimiz dörtte birine iner. Veya 10 katina çikarsak yerdekinin 100’de biri agirlik hissederiz. Fakat dikkat edilirse bu kuvvet hiç bir zaman sifira inmez. Ne kadar uzaklasirsak uzaklasalim belli bir kütleçekim etkisine maruz kaliriz. Nitekim Rabbimiz bize bunu Rahman suresinin 33. Ayetinde su sekilde bildirmistir “Ey cin ve insan topluluklari! Göklerin ve yerin çerçevesinden çikip gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çikip gidebilirsiniz.” Kainatta kütle çekiminin sifir oldugu bir yer bulmak imkânsizdir. Biz her ne kadar uzay mekiginde ya da uzay istasyonunda yerçekimsizlik durumu var gibi görsek de aslinda oralarda da Günes ve Ay’dan kaynaklanan bir çok kütleçekimi ve benzeri kuvvetler vardir ama çok az oldugundan hissedilmez. Bir uydu ya da uzay istasyonu, normalde Dünya’dan sadece 300 km uzakliktadir. Ve halen içindeki insanlara Dünya’dakinin 9/10 (onda dokuz) büyüklügünde bir yerçekimi tesir etmektedir ama yörüngedeki merkezkaç kuvvet bunu dengelediginden agirlik hissetmezler. Bunu devamli asagiya düsen ama yere hiç çarpmayan bir asansör ya da uçakta olmak gibi de düsünebilirsiniz. Siz ve etrafinizdaki hava dahil hersey sürekli ayni hizda asagiya düserse bu düsüsü hissedemezsiniz. Yerçekiminin olmamasi eglenceli gibi görünse de hayatimiz bu kuvvete o kadar bagli ki, yemek gibi su gibi belli bir zaman dilimi haricinde yokluguna dayanmamiz mümkün degil. Dünyadaki yerçekimini bir an için kaldirdigimizi düsünelim. Bu gerçeklestigi anda okyanuslar, daglar taslar, kayalar ve su anda belki aklimiza bile gelmeyen bir çok sey ortalikta gezinmeye baslayacak. Yönünüzü, durumunuzu hiçbir sekilde kontrol edemeyeceksiniz. Biraz yorun kafanizi, yerçekimsizligi düsünmenin bile imkânsiz oldugunu göreceksiniz. Dünya gibi, kainati da bir arada tutan kuvveti Rabbimiz kütle çekimi olarak çikariyor karsimiza. Simdi gelin bir süre için uzay istasyonuna dogru yola çikip neler oluyor bakalim. Bizi oraya götürecek araca binip, roketleri atesledigimiz anda bizi aracin tabanina yapistiran büyük bir kuvvete maruz kaliriz. Dünya altimizda küçüldükçe hizimiz iyice artmis olur ve atmosferin disina çikip dogru bir manevrayla yörüngeye gireriz. Bu andan itibaren dünyaya dogru hiç bitmeyecek bir düsüs baslar ve agirligimizi kaybederiz. Yörüngedeki araç aslinda bizimle birlikte sürekli bir düsüs durumundadir. Fakat artik dünyaya göre dizayn edilmis olan vücudumuzda dramatik degisiklikler baslar. Bas bölgesindeki sivi miktari kütle çekimi eksikliginden ötürü 1,5 litre kadar artar. Bu artis sinirler üzerinde dünyada alisik olmadigimiz bir etki yapar ve ortam ne kadar sicak olursa olsun biz hafifçe üsüdügümüzü zannederiz. Yine dengeleyecek bir çekim kuvveti olmadigindan atil kalan kaslarimiz hizla erimeye baslar. Kalbimiz daha kolay dolasim sagladigindan dünya ortami için zayiflar. Bunlari engellemek için diger astronotlar gibi her gün birkaç saat egzersiz yapmak zorunda kaliriz. Tabii tüm egzersizler agirlik olmadigindan yayli spor aletleriyle yapilir. Yani bildigimiz halter, düz kosu, mekik vs gibi sporlar orada hiçbir ise yaramaz. Bizimle birlikte oraya gelen her üç kisiden biri mutlaka mide bulantisi ve çesitli rahatsizliklar hissederler. Uyumak çok zordur çünkü kendinizi yataga baglamak zorunda kalirsiniz ama yine de güvende hissedemezsiniz. Uyusaniz da sik sik korkuyla uyanirsiniz. Ayrica astronotlarin en çok sikayet ettikleri uykusuzluk sebeplerinden biri “battaniyenin agirligini” hissedememektir. Orada göreceginiz bütün rüyalar yerçekimsiz ortamda geçer. Hayat çok zordur. Elinizden biraktiginiz hersey havada yüzmeye baslar. Kahvenizi, suyunuzu havada kaybedebilirsiniz. Yüzünüzü yikarsiniz ama su akmadigi için bir türlü süzülmez üstünüzden. Temizlendiginizi hissedemezsiniz. Tuvalet ihtiyacinizi görmek de basli basina bir dert olur. Düsünün hele bir… Belki birkaç saatlik bir keyif alabilirsiniz ama zaman uzadikça caniniz yerçekimi çekecektir. 1986 yilinda firlatilip geçtigimiz aylarda düsürülen MIR uzay istasyonunda çesitli seferlerde aylar boyunca kalip dünyaya dönen kozmonotlarin, döndüklerinde uzunca bir süre yürüme ve denge saglama güçlügü çektikleri, ayrica dünyaya döndükleri ilk aylarda ellerindeki birçok esyayi sik sik yere düsürdükleri gözlenmis. Tabi herseyi havada birakmaya alisinca bütün bunlar olabiliyor. Simdilerde uzay arastirmacilari gezegenler arasi uzun yolculuklar için en büyük sorunlardan biri olan yerçekimsizligin olumsuz etkilerini azaltacak çözüm yollari ariyorlar. Meselâ sürekli dönen büyük bir uzay araci yaparak merkezkaç kuvvetle yerçekimini taklit etmek gibi. Tabii sadece düsünce asamasinda olan çareler bunlar. Yerçekimi de ancak yoklugunda degerini bildigimiz diger tüm nimetler gibi deger kazaniyor biz insanlarin aklinda. Aslinda ekmek gibi, su gibi sükrü yapilmasi gereken bir hediye bize. Görüldügü gibi yerçekim bir nimettir hem de çok büyük bir nimet. Bu çekim Dünya’yi Günes’in, Günes’i Samanyolu’nun, Samanyolu’nu diger galaksilerin yörüngesinde tutan her zaman heryerde olan, her zaman heryerde oldugu için de Allah’a (CC) mahsus olan bir güçtür. Newton onun varligini kesfettiginden en az 10 milyar yil önce de var olup kainati kainat yapan, bilmedigimiz bir merkezi bize tavaf ettiren bir güçtür. Bu gücün varligini görüp de Rabbimizin varligini reddetmek ise çok güçtür. ..oOo.. |