BALKON
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Sezlongunuza uzanin ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Sezai Karakoç
(Körfez)
B E N D E D I R
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittigi diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
Necip Fazil Kisakurek
1936
CANIM ISTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuslar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şehadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Ölecegiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir <<Katibim>>i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy suslu, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala cığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Turkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazıl [1963]
ÇİLE
gaiblerden bir ses geldi bu adam
gezdirsin boşluğu ense kökünde
ve uçtu tepemden birden bire dam
gök devrildi künde üstüne künde
pencereye koştum kızıl kıyamet
dediklerin çıktı ihtiyar bacı
sonsuzluk elinde bir mavi tülbent
ok çekti üstüme yukardan avcı
ateşten zehrini tattım bu okun
bir anda kül etti can elmasımı
sanki burnum deydi burnuna yokun
kustum öz ağzımdan kafatasımı
bir bardak su gibi çalkaçandı dünya
söndü istikamet yıkıldı boşluk
al sana hakikat al sana rüya
işte akıllılık işte sarhoşluk
ensemin örsünde bir demir balyoz
kapandım yatağa son çare diye
bir kanlı şafakta bana çil horoz
yepyeni bir dünya etti hediye
bu nasıl bir dünya hikayesi zor
mekanı bir satıh zamanı vehim
bütünü bir kainat muşamba dekor
bütün bir insanlık yalana teslim
nesin sen hakikat olsanda çekil
yetiş körlük yetiş takma gözde cam
otursun yerine bende her şekil
vatanım segilim dostum ve hocam
.....................................................
niçin küçülüyor eşya uzakta ?
gözsüz görüyorum rüyada nasıl
zamanın raksı ne bir yuvarlakta
sonum varmış onu öğrensem asıl
bir fikir ki sıcak yarada kezzap
bir fikirki beyin zarında sülük
selam selam sana haşmetli azap
yandıkça gelişen tılsımlı kütük
yalvardım gösterin bilmeceme yol
ey yedinci kat gök esrarını aç
annemin duası düş te perde ol
bir asa kes bana ihtiyar ağaç
uyku kaatillerin bile çeşmesi
yorgan allahsıza kadar sığınak
teselli pınarı sabır memesi
size şerbet bana kum dolu çanak
bumu rüyalarda içtiğim cinnet
sırrını ararken patlayyan gülle
yeşil asmalarda depreniş şehvet
kerınca sarayı kupkuru kelle
.............................................
lugat bir isim ver bana halimden
herkesin bildiği dilden bir isim
eski esvaplarım tutun elimden
aynalar söyleyin bana ben kimim
söyleyin söyleyin ben miyim yoksa
arzı boynuzunda taşıyan öküz?
bela mimarının seçtiği arsa
hayattan muhacir eşyadan öksüz
benki toz kanatlı bir kelebeğim
minicik gövdeme yüklü kafdağı
bir zerreciğimki arşa gebeyim
dev sancılarımın budur kaynağı
.................................................
diz çök ey zorlu nefs önümde diz çök
heybem hayat dolu deste ve yumak
sen bütün dalların birleştiği kök
biricik meselem sonsuza varmak......