KALDIRIMLAR
sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
yürüyorum ardıma bakmadan yürüyorum
yolumun karanlığa saplanan noktasında
sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum
kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık
evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar
in cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık
biri benim biri de serseri kaldırımlar
içimde damla damla bir korku birikiyor
sanıyorum her sokak başını kesmiş devler
üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor
gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler
kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi
kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır
kaldırımlar duyulur ses kesilince sesi
kaldırımlar içimde kıvrılan bir lisandır
bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta
ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum
aman sabah olmasın bu karanlık sokakta
bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum
ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin
iki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler
ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim
gündüzler size kalsın verin karanlıkları
ıslak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim
örtün üstüme örtün serin karanlıkları
uzanıverse gövdem taşlara boydan boya
alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi
dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
ölse kaldırımların kara sevdalı eşi......
ZİNDANDAN MEHMETE MEKTUP
zindan iki hece mehmedim lafta
baba katiliyle baban bir safta
birde geri adam boynunda yafta
halimi düşünüp yanma mehmedim
kavuşmakmı belki daha ölmedim
avlu.. bir uzun yol tuğla döşeli
kırmızı tuğlalar altı köşeli
bu yol da tutuktur hapse düşeli..
git ve gel ..yüz adım.. bin yıllık konak
ne ayak dayanır buna ne tırnak!
bir alemki gökler boru içinde!
akıl olmazların zoru içinde
üstüste sorular soru içinde
düşünmü konuşmu susmu unutmu
buradan insanmı çıkar tabutmu?
bir idamlık Ali vardı asıldı
kaydını düştüler mühür basıldı
geçti gitti birkaç günlük fasıldı
ondan kalan boynu bükük ve sefil
bahçeye diktiği üç beş karanfil
müdür bey dert dinler bu gün maruzat
çatık kaş hükümet dedikleri zat
beni Allah tutmuş kim eder azat
anlamaz yazısız ,pulsuz,dilekçem
anlamaz ruhuma geçti bilekçem!
saat beş dedimi yırtıcı bir zil
sayım var maltada hizaya dizil
tek yekün içinde yazıl ve çizil
insanlar zindanda birer kemmiyyet
urbalarla kemik mintanlarla et...
somurtuşki bıçak naraki tokat
zift dolu gözlerde karanlık kat kat..
yalnız seccademin yününde şefkat;
beni kimsecikler okşamaz madem
öp beni alnımdan sen öp seccadem
çaycı,getir ilaç kokulu çaydan!
dakika düşelim senelik paydan
zindanda dakika farksızdır aydan
karıştır çayını zaman erisin;
köpük köpük duman duman erisin!
peykeler duvara mıhlı peykeler:
duvarda başlardan yağlı lekeler,
gömülmüş duvara baş baş gölgeler...
duvar katil duvar, yolumu biçtin
kanla dolu sünger ....beynimi içtin...
sükut...kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
tek nokta seçemez dünyada nazar.
yerindemi acep ölü ve mezar?
yeryüzü boşaldı habersizmiyiz
güneşe göç varda kalan bizmiyiz?
ses demir su demir ve ekmek demir...
istersen demirde muhali kemir
ne gelir ki elden kader bu emir...
garip pencerecik küçük daracık;
dünyaya kapalı allaha açık.
dua dua eller karıncalanmış
yıldızlar avuçta gök parçalanmış
gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış
bir soluk bir tütsü bir uçan buğu
iplikki incecik örer boşluğu.
ana rahmi zahir şu bizim koğuş
karanlığında nur yeniden doğuş
sesler duymaktayım davran ve boğuş
sen bir devsin,yükü ağırdırdevin
kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin!
mehmedim sevinin başlar yüksekte!
ölsekte sevinin eve dönsekte
sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
yarın elbet bizim elbet bizimdir!
gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!
MUHASEBE
ben artık ne şairim ne fıkra muharriri
sadece beyni zonk zonk zonklayanlardan biri
bakmayın tozduğuma meşhur babıalide
bulmuşum rahatımı bende bir tesellide
fikrin ne fahişesi oldum ne zamparası
bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası
evet kafam çatlıyor guya ulvi hastalık
bendedir duymadığı dertlerle kalabalık
büyük meydana düştüm uçtu fildişi kulem
milyonlarca ayğın altında kaldı kellem
üstün çile dev gibi gelip çattı birden tos
sen cüce sanatkarlık sana büsbütün paydos
.....
dışımda bir dünya var zıp zıp gibi küçülen
içimde homurtular inanma diye gülen...
inanmıyorum bana öğretien tarihe
sebep ne mezardansa bu hayatı tercihe
üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem
üst kat elinde tesbih ağlıyor babannem
orta kat mavs oynayan annem ve aşıkları
alt kat kızkardeşimin tamtam da çığlıkları
bir kurtlu peynir gibi ortasından kestiğim
buyrun ve maktaından seyredin işte evim
bu ne hazin ağaçtır bütün ufkumu tutmuş
kökü iffet dalları taklit meyvesi fuhuş...
......
yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak
bir saman kağıdından bütün iş kopya almka
ve sonra kelimeler kutlu mutlu ulusal
mavalları bastırdı ............isimli masal
.....
buluştururlar elbet bir gün bizi hesapta
lafını çok dinledik şimdi iş inkılapta
bekleyin görecektir duranlar yürüyeni
sabredin gelecektir solmaz pörsümez yeni
KARAYEL BİR KIVILCIM,SİMSİYAH OLDU OCAK
GÜ DOĞMAKTA ANNELER NE ZAMAN DOĞURACAK?...