| TATİN |
| 1991 Yılı 6 kasım günü sabahı arkası kapalı ufak bir kamyonetle Ankara'dan yola çıktım, sabahleyin arabayı çalıştırmak biraz güç olmuştu havanın soğuk olması, dizel motorun çalışmasını zorlaştırıyordu. Yerdeki su birikintileri donmuş ve tekerlekler sanki yere yapışmıştı. Güneye doğru soğuk bir havada , yanımda iki kafes içinde kanaryalarımla yola koyulmuştum, kanaryalarımda soğuktan etkilenmiş sesleri çıkmıyordu, annemin pencereden endişeli bakışlarla el sallamasına karşılık verdim, daha fazla ona bakmadan gazlamıştım, arabanın arkasında bir buzdolap oda dikine sığmadığı için yere yatırmıştım, yine arkada kasada bir televizyon ,yatak ve tüp gibi mutfak malzemeleri vardı. Gittiğim yer Akdenizin şirin bir kasabasıydı, daha önceleri bu ilçeye hiç gitmemiştim, fakat bu ilçede iş yapmaya karar verince araştırma yapmak için buraya iki defa geldim. Burada hiç kimseyi daha önceden tanımıyordum, tamamen yabancı bir yerdi benim için.Kalacağım bir yerimde yoktu, biran önce kalacak yer bulmalıydım ki kamyonetin arkasındaki eşyaları boşaltıp bayiliğini aldığım firmanın mallarını satabileyim. Tekrar yolculuğa dönersek , hava Afyona gelince açmaya başladı hatta kanaryalarım bile güneşi görünce yavaştan da olsa ötmeye başladılar.Tam bir kovboy gibiydim, atım yerine kamyonetim vardı eyerindeki eşyalarda kamyonetin kasasındaki eşyalardı ve ben pek tanımadığım bir yere doğru gidiyordum. Beni çağıran aslında denizin sesiydi, yıllarca bu sesin hayalini kurmuş, biran önce denize kavuşmak için çabalamıştım, aslında hayalim bir tekneyle dünyayı gezmekti, fakat bu aşamada benim için olanaksızdı çünkü tekne ve rezillik çekmemek için para gerekliydi.Neyse denizin yanında olmakta bana aynı hazzı verecekti en azından denize hasretlik çekmeyecektim.Biran düşündüm oldukça iyi sayılacak işimden istifa etmiş, benim açımdan bilinmeyen bir yere gidiyordum ve o güne kadar yapmadığım ticari hayata atılacaktım, olsun ben konuşup hayal kuranlardan değildim konuştuğumu yapanlardandım, akşam Antalya'ya geldiğimde hava kararmıştı artık gideceğim ilçeye karanlıkta gidecektim, biran önce oraya varmak istiyordum, akşamın 9 da ilçeye varmıştım, daha önceden kaldığım pansiyonun önüne arabamı parkettim, ve deliksiz bir uyku uyudum ertesi güne kadar. Aradan yıllar geçti , artık denizden kopamıyorum bu yaz ufak bir teknem vardı onu satmak istemiştim Antalya'dan yaşlı bir müşteri geldi bu tekneyi görmek için, tekneme baktıktan sonra bir çay bahçesine oturup biraz lafladık, ilk defa bu yaşlı adamın ağzından duydum iyotkolik, bak dedi İstanbul'da insanlar evleri ile işyerlerini aynı yere taşımazlar çünkü, sabah evlerinden işlerine giderken vapura binip denizin kokusunu sigara gibi farkında olmasalarda içlerine çekerler, yani iyotkolik olmuşlardır, birden düşündüm bende buradan ayrılmayı pek düşünemiyordum, evet bende iyotkolik olmuştum. Gerçi bundan bir şikayetim yoktu, evimde yatarken denizin sesini duymak o dalgaların sesi beni dinlendiriyordu, hele denizin, ışığa göre değişen renkleri yokmu bakmaya doyum olmuyor.. Ankara'da bir teknenin içinde yattığımı düşünerek teknenin çıkardığı sesleri dinlediğimi hayal ederek uyurdum, şimdi bunlara gerek yoktu, şimdi denizle koyun koyunayım istediğim zaman suyunu içebiliyorum... Ülkemin ağır sorunları altında engin maviliğe dalmayı tercih ettim. |
| İYOTKOLİK |
|