UFO’LAR VE GERÇEK
UZAYLILAR
Prof. Dr. Osman Çakmak
Uzaydaki komşularımız acaba neye benziyor? “Uzay
Yolu” dizisindeki Mr. Spack gibi sivri kulakları mı var? İsviçreli astronom Gustav
Tammann’ı dinlersek uzaylıların insanlara benzemeleri mümkün değil. “Eğer gerçekten
evrende başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı
olmalılar” diyor, Tammann. UFO raporlarında tarif edilen canlıların çoğu insana
benziyor: Narin vücutlu kocaman kafalı ‘uzaylıların’ genelde masum ve sevimli görünüşleri
var..
Hayata sahip olması itibariyle karınca ya da sinek
koskoca küreden ağır ve anlamlı hâle geldiğini söyleyebiliriz ve bu yüzden evren
denen muhteşem ülkenin diğer şehirleri hükmündeki gök sistemlerinin hayatlı ve
şuurlu varlıklarla dolu olmasını düşünmemek abes olur. Düşünün ki muhteşem
binalar yapıyorsunuz içinde hiç kimseyi barındırmıyorsunuz. Galiba yürüttüğümüz
yanlış mantık, örneğin oralarda biz yaşayamıyorsak o halde başkası da yaşayamaz
düşüncesinden kaynaklanıyor. Suda, kutuplarda, sıcak çöllerde daha bize göre
anormal ortamlarda yaşamaya müsait organ ve mekanizmalar geliştiren Yaratıcının
oraları molekülsel ve hücresel olmayan, örneğin enerji-ışın türü, uygun canlı
ve akıllı varlıklarla dolu olamaz mı?
Günümüzde astronomi büyük rağbet gören bir
bilim dalı ve herhangi bir gecede teleskobuyla gözlem yapan amatörlerin sayısı
onbinleri buluyor. Profesyonel astronomlar da evrenin bilinmezlerini araştırırken
sabaha kadar ayakta kalıyorlar. Atmosfer dışında gözlem yapan Hubble uzay teleskobu
gibi nice farklı uzay spektroskopi aletleri ile gökyüzünün her noktası karış
karış inceleniyor. Bu son teknolojideki araçların onbinlerce astronomun bütün gece
gözlemledikleri gökyüzünde göremedikleri UFO’ları şehirdeki evinin balkonundan gördüğünü
idda edenlere ne demeli?! Bir kısım insanlar gerçekten bir takım objeler görüyor
olabilir mi? Ya da gördükleri görme yanılması mı?
Başından UFO hadisesi geçenler incelendiğinde
genelde zengin hayal muhayyilesine sahip hassas kişiler çıkması ilginç çok
ilginçtir. Ya da medyum özelliği taşıyan psikolojik yapısı hassas veyahut da duru görü
sahibi insanların Ufolarla temas kurması aklımıza şöyle bir soru getiriyor: Acaba bu
“uzaylılar” neden bilim adamı ve araştırmacı insanlardan uzak duruyorlar?”
UZAYLILAR VE CİNLER
Hangi din ve kültürden olursa olsun insanoğluna çeşitli
şekillerde kendini belli eden ve kendinden sürekli söz ettiren görünmeyen varlıklar
olmuştur.. Kimi toplum bunlara “hayalet” kimisi “ruh,” “peri” vs; isimler
takmışlar. Kur’an-ı Kerim bu tür varlıklara “cin” adını verir. Kâhinler ve
medyumlar cinlerle irtibatlı insanlardı. Onları değişik hizmetlerde meselâ
bilinmeyene dair sırlarda haber getirmede kullanıyorlardı. Yine cinler putların içinden
garip ses ve hareketlere neden olarak onları esrarengiz bir havaya bürüyorlardı.
İnsanların bilinmeyene karşı yoğun ilgisinden
olsa gerek son zamanlarda cinleri ve parapsikolojik hadiseleri konu eden kitapların
neşrinde hayli bir artış var. Bu kitapları yazanlar içinde meselâ Müslüman
cinlerle irtibatlı olduklarını söyleyen medyumlar da bulunuyor. Onlara göre bütün
Ufo görme hadiseleri cinlerin oyunundan başka birşey değil. Cinler insanları
kandırmak ve eğlenmek istiyorlar işte hepsi bu!”
Ufo bir masal mı bir hakikat mı? Konuyu pozitif
deneylerle ele almaya çalışanlar, ihtiyatı elden bırakmamakla birlikte, peşin hükümlü
ve ön yargılı olmamaya çalışıyorlar. Çünkü geçen zaman bize, beş duyu ile
tesbit edemediğimiz pek çok şeyin var olduğunu gösterdi ve geliştirdiğimiz
teknolojilerle, dün ‘yok’ dediğimiz sayısız nesneye bugün ‘var’ demek
mecburiyetinde kaldı. Bir takım paranormal olayları incelemek için ilgili araştırmalar
çeşitli bilimsel metotlarla araştırma merkezlerince ele alınmaya çalışılmaktadır.
Meselâ uzaylı diye kendini tanıtan görüntülerin fotoğrafları alınmaktadır. Spirtüalistlerin
masasına gelen ve kendilerini ‘ruh’ diye tanıtan vizyonların da. Bu görüntülerin
bazı spektroskopik incelemeleri de yapılabilmiştir. İlginç olanın, her iki tür
üzerindeki incelemelerin aynı sonuca götürmesidir. Spirtüalistlerin masasına gelen
‘sözde ruh’larla bu ‘sözde uzaylı’ların polaroid filmleri, kırmızı ötesi
(infrared) ve normal ışınlara dayalı spektrum analizleri aynı sonuçları veriyor. Bu
ne demektir? Eğer uzaylılar bir şeyse kendini ruh diye tanıtanlarla aynı şey
olmaktadır. Bu benzerlik ve parelellik sadece spektroskopik incelemelerin sonuçlarında
değil, her iki kaynağın verdiği mesajlarda görülmektedir.
AKILLI ENERJİLER: CİNLER
Kur’an-ı Kerim’de cinlerin dumansız ateşten
yaratıldığı haber verilir. “Dumansız ateş” tabiri meçhulün malûmla ifade
edilmesi ise, çağdaş fiziğin verileriyle düşündüğümüzde, bugün için bu
kelimenin “enerji-ışın-dalga” benzeri kavramları ifade ettiğini söyleyebiliriz.
Meselâ ışınların bir türü olan mikrodalgalar yemeklerimizi onunla pişirdiğimiz
bir tür dumanı ve isi olmayan ateşten başka bir şey değil. Gördüğümüz
ışınların merceklerle odaklandığında nasıl bir yakıcı etkiye sahip olduğunu da
biliriz.
Cinler, onlara verilen özel yetenekler sayesinde
madde âleminde görüntü ve tesirler oluşturabilirler ve değişik şekillerde görünebilirler.
Tıpkı görünmez TV dalgalarının TV ekranına görüntü ve ses hâlinde gelmesi gibi…
Zihninizde her türlü hayali zorlanmadan kolayca
kurarsınız. Düşüncenin boyut etkisi altında birer akıllı enerji olan cinler de,
kolayca değişik kılıklara bürünebilirler. Lazer hologramı görüntüsünü düşünelim.
Böyle bir görüntü aslında bir ışık gösterisidir ve aynı zamanda magnetiktir. Bir
görüntü oluşturabiliyorsunuz ve sonra da mıknatıs akımlarını demir tozlarıyla görünür
yapabiliyorsanız. Bir tür “kıvamlı köpük” elde etmiş oluyorsunuz. Bu köpükle
iyi resmedilmiş bir organı, bir çiçeği üç boyutlu olarak boşlukta gösterebiliyorsunuz.
EKTOPLAZMA VE TEMESSÜL
Dinî literatürde yer alan “temessül” terimi bir
varlığın herhangi bir keyfiyette misalinin ortaya çıkmasını ifade eder. Güneş
maddî olduğu halde, sayısız yerde görünmekte, yani temessül etmektedir..
Görüntüsü yanında hem ışığı ile hem de ısısı ile aynalarda hazır
bulunmaktadır. Güneş için ayna bir temessül aracı.. Demek ki temessülde, ayna
vazifesini görecek bir aracı gerekiyor.
Tasavvuf kitaplarında ruhların “köpük gibi
cesetlenir” ifadesi ile karşılaşınca medyumlardan çıkan ve ektoplazma denen seyyal
buhar misali enerjiyi hatırladım. Bu “ektoplazmanın” bir hologram gibi
şekillenmesini ve resimlenebilmesini düşündüm. Böylelikle bir medyumun ağzından ve
burnundan ‘perisperi’ denen bir salgı, dışplazma (Ektoplazma) olarak dışarıda
bir “görünmez varlık hologramı” bulabilir.
Ektoplazma nedir?
Bu ilginç madde ile ilgili verilen bilgiler şöyle:
Maddî varlığı olan fakat başlangıçta buhar gibi görünmez şekilde iken çeşitli
yoğunlaşma şartlarında sıvılaşır ve katılaşır. Bu madde üzerinde ayrıntılı
çalışma yapanlardan birisi Alman bilim adamı Prof. Boron Schrenk Notzing. Teleplazma
adını verdiği ektoplazmayı medyumun rızası ile deney tüpüne alarak bazı deneysel
çalışmalar da yapmayı başarabilmiş.
Notzing, insan vücudunun organik yapısıyla benzer
olan macunumsu veya buharımsı, ince titreşimli maddeler topluluğu medyumlar
tarafından oluşturulup, bedenin doğal deliklerinden salgılanabildiğini, sadece derin
transa giren medyumlar değil, başka kaynaklarca meselâ hayvanlarca da oluşturulabileceği
ileri sürülmektedir.
Geley isimli bir başka bilim adamı “Clair Voyance
and Materyalization” adlı kitabında ektoplazma konusunda detaylı bilgi verir.
Medyumun derin trans hâlinde “hayat enerjisini” harcamasına karşılık gelen
ektoplazmanın bir tür enerji gibi de davrandığını söyler. Hatta elektrik yükü ve
ışık olarak âdeta canlı lamba gibi parlar şekilde kendini göstermesi karşısındaki
bilgilerle karşılaşınca, “ışıklı ufo görüntüleri”ni hatırlayıverdim.
Bedensiz varlığın fizikî âlemde görünmesi için
ektoplazma bir temessül vasıtası olmaktadır. Kısacası fizik ötesi şuurlu
varlıklar kendilerini bir halogram gibi ortaya koyuyorlar. Bunun için de medyum denen
aracıdan “kıvamlı köpük” ödünç alıyorlar.
İNSAN BEYNİNİN SIRLARI
Ünlü fizyolog ve nörolog Hughlings Jackson, cesur
ve öncü çalışmalarıyla beynin zihinsel istemlerinin sinirler aracılığıyla
organizmaya seslendiğini ortaya koyuyordu. Zihin denilen o süper soyut olgu, beynin iki
yarıküresi arasındaki uyum aracılığıyla sinir sistemini güdüyor ve beş duyu
işlemeye başlıyordu.
Bu idrak mekanizması, birçok parapsikolojik olayda
beş duyunun aracılığını gerektirmeksizin de başarılı oluyordu. Böylece beynin işlevleri,
çözümlendikçe, bilim adamlarının karşısına daha büyük bilinmeyenler dikildi.
İnsan, beyninin çok az bir kısmını kullanabiliyordu. Gerisi bir boşluk ve kullanmaya
kullanmaya körelen ya da uyuşan, fakat zaman zaman ortaya çıkan bazı normalötesi
ruhsal hallerin sorumlusu olabiliyordu.
Beyinle ilgili geliştirilen teorilerden birisine göre,
beynin sempatik sistem ve parasempatik sistem görevi üstlenmiş iki yarıküresi vardır,
Birisi deneysel, pozitif ve mantıkî olanı yapar, problemleri çözer, öğrenir ve
ezberler. Diğeri ise tersine, sanatsal ve görsel olaylarda uzmandır.. Mekanik ve katı
değildir. Güzelliklerin hakkını verebilir. Takdir eder, lezzet alır. Özellikle uyanıkken
parelel çalışan bu ikisi, uykuda yalnızca görsel merkezleri uyanık tutar.
İkinci teori, maddenin çok yoğun bir enerji
olmasına bağlı olarak, enerjinin türlü biçimlerde açığa çıkabilmesi olayıdır.
Diğer bir deyişle, bir masanın kendi kendine yürümesi, bir telepatik mesajın
iletilmesi, normalötesi türlü açıklanamaz olaylar, bu enerjinin beyni de bir kumanda
aleti gibi kullandığı biçiminde ikinci teoriyi oluşturuyor. Enerjinin insan bilinci içinde
canlı bir güç olması pekâlâ mümkündür.
Beyin dalgaları ile sayısız deneyler yapıldı. Bu
deneyler sesin ve ışığın normal bir insan üzerinde nasıl zihinsel ve fiziksel
rahatsızlıklara yol açtığını gösterdi. Örmeğin saniyede 8-12 ışık titreşimi,
beynin alfa dalgalarının frekansına yakın bulunuyor.
Bu titreşime maruz bırakılan insanlar son derece
şiddetli reaksiyonlarda bulunur. Kollar, bacaklar sıçrar, kendini kaybeder. Kafa
hafifler, şuursuz hâle gelir.
Cinler bu ışın dalgalarını kullanmayı biliyor ve
insanlar üzerinde deniyorlarsa o zaman UFO raporlarında sözü edilen geçici felç
olaylarının nedenini açıklamak mümkün olur.. Ufolarla karşılaştığını söyleyen
bir çok kişinin tarif ettiği belli araçlarla yanıp sönen ışık demeti, beynin
basit ritmik dalgalarını bozacak sonuçta hipnoz ve kuruntu ya da her ikisi birlikte
ortaya çıkacaktır.
İlim adamları dış dünyanın, maddenin
varlığına gerek olmadan beyinde sanal bir dünya oluşturulabileceğini de birçok kez
ispatladılar. Yapay uyarılarla bir dünya oluşturulabileceği gerçeğine verilebilecek
en iyi örneklerden birisi herhalde hipnoz tekniği olsa gerek.. Bilindiği gibi hipnozda,
hipnotize edilen kişiye bir dizi telkin yapılır ve bu kişinin, gerçeğinden ayırt
edilemeyecek derecede inandırıcı birtakım olaylar yaşaması sağlanır. Bu nedenle
cin denen, göze görünmeyen, elle tutulamayan varlıklar çeşitli fikirler ve
değerlerle yaklaşarak, insanları hükümleri altına alabilirler.. Bilhassa hassasiyeti
ve hayal gücü yüksek insanları hayallerini etkileyerek çeşitli imajlar
oluştururlar; ve icap ederse de onların vehmini tahrik ederek, olmayan şeyleri varmış
gibi göstermek suretiyle korkularını harekete geçirirler. Bu yolla tasarruf altına
alıp, kolayca hükmetmeye başlıyorlar.
SPİRİTuALİSTLER NE YAPMAK İSTİYOR?
Spiritualizmi kendilerine rehber edinenlerden bir
grubun iddia ettiği fikirler New Age (Yeni Çağ) adıyla adeta yeni bir din hüviyetinde
yeryüzünde yayılmaktadır. Bu grup, uzak doğu (Hint-Çin) inanç sistemlerindeki
mistizm ve esrarını Batı kültürü ile birleştirerek öğretilerine bilimsellik
havası katarlar. Size “Transandantal Meditasyon” yapıldığında kan
biyokimyanızın, beyin dalgalarınızın, kaslarınızdaki stresin değişeceğini
anlatırlar. Transandantal Meditasyon ve Sidha tekniklerini uyguladığınızda doğayı
nasıl etkileyeceğiniz, levitasyon yapacağınız (yerden yükseleceğiniz), görünmez
olacağınız, duvarlardan geçebileceğiniz, kendi yaşantınızda önemli değişiklikler
yapabileceğiniz telkin edilir. Öldükten sonra hayatın devam ettiği, ancak ruhun tekamülünü
tamamlamak için başka birinin bedeniyle tekrar dünyaya geldiği inancı (reenkarnasyon)
telkin edilir.
Yeni Çağ dininin mensupları, uzak planetlerdeki
rablerinden uzaylılar yoluyla mesajlar aladursunlar, taptıkları ve kendilerini yönlendirenin
aslında şeytanî cinler olduğunu bilemeyeceklerdir. Asıl kimliklerini gizleyen cinler,
medyumlar yoluyla telkinlerini o kadar ileri götürürler ki kendilerini uçan dairelerle
kandırdıkları insanlara, kâh ulu ruh, kâh uzaylı dostlar, hatta sonunda Allah olarak
kabûl ettirmeye başlarlar..
Spiritizm Türkiye’de, 1940’lı yıllardan
itibaren başladı. Halk arasında “ispirtizma” denilen cinlerle görüşme olayı,
esas olarak Dr. Bedri Ruhselman tarafından yaygın hâle getirildi. Esasen, konuyu
Türkiye’de güncelleştiren, eski Gayret Kütüphanesi sahibi Garbis Fikri’ oldu.
Fikri, basmış olduğu Spiritiualizm Ruh Ansiklopedisi” isimli eserin takdiminde şöyle
diyor:
“Bundan 37 sene evvel memleketimizde ilk olarak
cinlerle muhabere; ispirtizm-fakirizim-manyetizm namında iki ciltlik bir kitap ve
spiritizm isminde 15 fasiküllük bir mecmua neşrederek, bu mevzuda o vakit büyük bir
cereyan uyandırmıştım.”
Evet, Türkiye’de işte bu şekilde başlayan bir
ruhlarla görüşme modası çıkmış oluyordu.
Ancak ne var ki, Ermeni asıllı vatandaşımız
Garbis Fikri’nin de belirttiği gibi, bu olay ilk zamanında “Cinlerle muhabere”
diye bilinmesine rağmen; zaman içinde işin bu yanı tamamıyla kapatılmış ve önce:
“Ruhlarla Görüşme” Daha sonra da uzay çalışmalarının yoğunlaştığı 1960’lardan
başlanarak “Uzaylılarla görüşme” şeklinde insanlara kabûl ettirilmeye çalışılmıştır.
Cinler yapılarının da kendilerine verdiği avantaj
dolayısıyla, çeşitli şekillerde insanlarla bağlantı kurmakta ve çoğu zaman da bu
bağlantı sonunda onları kendilerine tâbi hâle getirmektedirler!....
Çoğunlukla insanlarla eğlenen, alay eden, aldatan,
olmadık hayâller peşinde koşturan bu varlıklar, ne isimle anarsak analım, genelde
hep insanlara hükmetmekten zevk almaktadır. Şeytanın elinde görünmez ve ciddî bir
alet olarak aldatılmış cinler, kendilerini aldattıkları şeylerle insanları da
aldatmaya çalışmaktadırlar.
Kur`ân-ı Kerim’in ...”Ey cin topluluğu,
insanların ekseriyetini hükmünüz altına aldınız!..” (6/128) hitabı da onların
tesir dairelerinin ne denli geniş olduğunun açık işareti değil mi?
Enerji dünyasının bilinçli sakinleri olan cinleri
ve şeytanları kabûl etmedikçe, birer “akıllı enerji” olan cinlerin, disk
şeklindeki “uçan fincanları” garip uzaylı silüetleri ile bizden daha gelişmiş
diğer medeniyet ve dünyaların varlığı masalları sürecek ve bu masallar bu işin
“gönüllü misyonerlerince” bir inanç sistemi şeklinde sunularak insanlar
aldatılmaya devam edilecektir.