UĞUR KİBAROĞLU....................................................................................................................... ZEOLİTLERİN ENDÜSTRİYEL KULLANIMLARI

KARAELMAS ÜNİVERSİTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ BİTİRME ÖDEVİ

İÇİNDEKİLER

ABSTRACT

BÖLÜM 1 GİRİŞ

BÖLÜM 2 ZEOLİTLERİN MİNERALOJİK ÖZELLİKLERİ

BÖLÜM 3 ZEOLİTLERİN KULLANIM ALANLARI

BÖLÜM 4 Doğal Zeolitlerin ENDÜSTRİYEL Kullanımı

BÖLÜM 5 SONUÇ

ABSTRACT

 

Natural zeolites are abundant earth and mining zeolites are easy and inexpensive. However, natural zeolites are not used in world market because zeolites are not pure enough and their porosity’s are not regular as industry wants.

 

In this study, mineralogical structure of zeolites, crystal structure, zeolite formation in general, zeolite formation in Turkey and important type of zeolite minerals are explained. The study concluded with the explanation of the uses zeolite minerals in the industry.   

 

BÖLÜM 1

GİRİŞ

 

1756 yılında Cronstedt tarafından, ısıtıldıklarında yapılarında bulunan sulu çıkartırken köpürmelerinden dolayı “kaynayan taş” olarak isimlendirilen zeolitler alkali ve toprak alkali kristal yapıya sahip sulu alüminyum silikatları olarak tanımlanırlar. Oksijen, alüminyum ve silisyumdan oluşan kristalin yapının en küçük yapı birimi SiO4 ve AlO4 dörtyüzlüsüdür (2).Zeolitler, kristal yapıları ve kimyasal özellikleri nedeniyle, günümüzde endüstriyel hammaddeler arasında önemli bir yere sahip olmuştur (1).

 

Weigel ve Steinhof tarafından 1925 yapılan çalışmalarla suyu uçurulmuş zeolitlerin, kanal çaplarından daha küçük molekülleri absorblayabilecekleri fakat daha büyük çaplı molekülleri kabul etmedikleri saptanmış ve 1932 yılında J. W. McBain tarafından zeolitlere “moleküler elek” adı verilmiştir. İlk moleküler elek olarak Şabazit kullanılmıştır (5). Son yıllarda yapılan yoğun araştırmalar ve zincirleme buluşlarla endüstride geniş uygulama alanlarının ortaya çıkmasıyla yirmibirinci yüzyılın endüstriyel hammaddesi olarak anılmaya başlanmıştır (1). 

 

Doğada kırk çeşit doğal zeolit ve yüzelli’den fazla sentetik zeolit varlığı bilinmektedir. Endüstride geniş kullanım  alanlarının olduğunun ortaya çıkması ve doğada zeolitlerin volkanik kayaçların boşluk ve çatlakların bünyesinde bulunması üzerine, yapılan araştırmacılar zeolitin sentetik olarak imali yönüne kaymıştır. 1948’de Union Carbide Corporation tarafından başlattığı çalışmalar sonucunda doğal zeolitlerden çok daha iyi olan yapay zeolit kristali (Linda A) sentetik olarak üretilmiştir (3).

 

Yapay zeolitlerin birden bu kadar geniş ve teknolojik olarak önemli kullanım alanlarının ortaya çıkmasına karşın, yapay zeolitlerin üretim maliyetlerinin pahalı


olması büyük miktarlarda üretim yapabilecek doğal zeolitlerin aramalarını hızlandırmıştır. Yine Union Carbide Corporation yerbilimcileri tarafından 1958 yılında ticari olarak kullanılabilecek sedimanter kayaçlar içersindeki ilk doğal zeolit yataklarını bulmuşlardır. X-ışınları tekniğinin gölsel ve denizel volkano-sedimanter kayaçlara uygulanması ile Japonya, İtalya, Yeni Zelanda ve Amerika’da büyük rezervli zeolit yatakları bulunmuştur. Bugün yukarıdaki yatakların yanı sıra Bulgaristan, Türkiye ve Kanada’da zengin ve saf doğal zeolit yataklarının varlığı bilinmektedir. (1).

 

Zeolit minerallerinin sınıflandırılması konusunda kesin bir fikir bulunmamaktadır. Ancak D.W. Breck  (1974) tarafından ikincil yapı üniteleri ve iskelet yapıları kombinasyonu dikkate alınarak bir sınıflandırma yapılmıştır (4). Bu konuya ileride daha geniş olarak bahsedilecektir.

 


BÖLÜM 2

ZEOLİTLERİN MİNERALOJİK ÖZELLİKLERİ

 

Zeolitler, alkali ve toprak alkali metallerin sulu alüminosilikatları olarak tanımlanabilirler. SiO4 ve AlO4 dörtyüzlülerinin üç boyutta sonsuz bağlanmaları ile oluşan temel silikat yapısına sahiptirler. Yapıdaki her Oksijen, iki dörtyüzlü tarafından paylaşılırlar. Bu şekilde bir zincir oluştururlar. Bu zincirler birbirlerine aralarındaki Na, Ca, ve K iyonlarıyla bağlanarak, ortası kanal gibi açık bir yapı oluştururlar. Bu boşluk, diğer yabancı iyonlar ve su gibi molekülleri rahatlıkla barındırabilirler. Bu boşluklar aralarında birleşerek yukarıda sözü edilen kanalları oluştururlar. Zeolitlerin en önemli yapısal özelliği, bu boşlukların birleşmesi ile oluşan kanallardır. . Şekil 2.1'de dörtyüzlülerin birbirlerine bağlanmaları verilmiştir

 

       
   
 
 

 

 

 

 

 

 

 


Şekil 2.1 Dörtyüzlülerin Birbirlerine Bağlanması.

 


Zeolitler, ısıtıldıklarında 100-350 °C'de su moleküllerini yapıda değişiklik yapmadan, belli sıcaklıklarda kesikli olarak değil de, sürekli şekilde yapıdan ayırırlar. Yapılarında hiçbir bozunma gözlenmez. Zeolit tamamen kurutulduktan sonra boşluklarına tekrar su, amonyak, civa buharı veya başka malzeme alabilir. Boşluklara girecek malzemenin molekül boyutları ile zeolitin molekül yapısının uygun olması gerekir. Zeolitler bu özelliklerinden dolayı moleküler elek olarak  kullanılırlar (5).

 

Zeolitlerin diğer ayırt edici özelliklerinden biri de iyon değişimi olayını gerçekleştirebilmeleridir. Zeolitten süzülen çözelti hiçbir engelle karşılaşmadan geçerken içlerindeki iyonlar zeolit yapısındaki iyonlar ile yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme olayına iyon değişimi denir. Endüstride iyon değişimi oldukça çok uygulama alanı bulmaktadır (5).

 

2.1 Zeolitlerin Kristal Yapıları

Genel olarak zeolitler:

                                   M2/n.Al2O3.xSiO2.YH20

Ampirik formülü ile tanımlanırlar. Burada y, iki yada daha büyük bir sayı, n ise M katyonunun değerliği ve y, zeolit boşlukları içinde bulunan suyu temsil eder. Kristal yapılar şekil 2.2' de verilmiştir.  (5).

 

       
   
 


             a. Zeolit Kristali                                             b. Zeolit A Kristali

Şekil 2.2 Zeolit Kristal Yapıları.

 

Zeolit yapısı içerisindeki kanallar ve boşluklar ikincil yapı ünitelerinin birleşmeleri esnasında oluşurlar (Şekil 2.3). Kanal açıklıkları mevcut katyon türüne, sıcaklığa ve yapısal oluşuma bağlı olarak farklı boyutlardadır. Pencere boyutları halkalardaki atom sayısı ile orantılıdır. Pencereler 4-12 arasında oksijen atomu ve eşit sayıda Al ve Si atomu içerir  (2).

 

 
 


Şekil 2.3 Zeolit Yapısındaki Kanal Ve Pencere Yapısı.

 


Zeolitler, geniş uygulama alanları için spesifik kullanımı sağlayan, karakteristik  yapısal özelliklere sahiptir. Bu özellikler kabaca şu şekilde sıralanabilir (2):

 

·        Yüksek hidratasyon enerjisi,

·        Hidrate oldukları zaman sahip oldukları düşük yoğunluk ve boşluk hacmi,

·        Katyon değişimi özellikleri,

·        Dehidrate olmuş kristaller içerisindeki düzgün moleküler boyutlu kanal sistemlerine sahip olması,

·        Elektriksel iletkenlik,

·        Gaz ve su buharı absorpsiyonu,

·        Katalik davranışları, şeklinde özetlenebilir.

 

2.2 Doğal Zeolitlerin Oluşum Ortamları

1950 yılından önce, zeolit oluşumlarının çoğunun volkanik kayaçların, özellikle bazaltların, boşluklarında ikincil olarak oluştuğu biliniyordu. Son yıllarda ise zeolitlerin, düşük dereceli metamorfik ve sedimanter kayaçların önemli mineralleri oldukları anlaşılmıştır. Sedimanter kayaçlar içerisindeki zeolitler çok ince kristalli olduklarından, sedimanter kayacı oluşturan diğer minerallerden ayırt edilemezler ve kaya görünümünde önemli bir değişiklik oluşturmazlar. Bu nedenle zeolitçe zengin kayaçlar görünümleri ile tanınamazlar. Son yıllarda X-ışınları difraksiyonu ile sedimanter kayaçları oluşturan ince kristalli minerallerin tanınması kolaylaştığı için birçok zeolit yatağının bulunması mümkün olmuştur (2).

 

Zeolitler, değişik ortamlarda, değişik koşularda sedimanter kayaçları oluşturabilirler. Sedimanter zeolit kayaçlarını oluşturan zeolit minerallerinin başlıcaları; analsim, şabazit, klinoptilolit, erionit, höylandit, mordenit ve filipsittir. Sedimanter kayaçlar içerisinde en çok analsim ve klinoptilolit bulunur.

 

Sedimanter kayalardaki zeolitlerin çoğu, sedimanların gömülmesinden sonra alüminosilikatların gözenek suyu ile tepkimesi sonucu oluşurlar. Volkanik camların çoğu zeolitlerin oluşmasına en uygun alüminasilikatlardır. Bunun dışında kil mineralleri, feldispatlar, feldispatoidler ve Al-Si jelleri uygun koşullarda zeolitlere dönüşürler (2).

 

Doğal zeolit yataklarının oluşumu, oluşum ortamlarına göre F. A. Mumpton tarafından altı grupta toplanmıştır (1):

 

1.      Kapalı, tuzlu su göllerinde biriken volkanik malzemenin göl suyu ile kimyasal tepkimesi sonucu oluşan zeolit yatakları: Klinoptilolit ve mordenit bu tip yataklarda bulunur. Bu tür yatakların kalınlıkları birkaç santimetreden birkaç metreye kadar değişebilir.

2.      Açık tatlı veya tuzlu göllerde biriken volkanik malzemenin deniz suyu ile kimyasal tepkimesi sonucu oluşan zeolit yataklarıdır. Klinoptilolit ve mordenit bu tip yataklarda bulunur. Bu yatakların bir özelliği de şabazit ve eripnitin bulunmayışıdır. Zeolit içeren sedimanların kalınlığı birkaç santimetreden birkaç yüz metreye kadar değişebilir.

3.      Kıyı veya derin denizel ortamlarda biriken volkanik malzemenin deniz suyu ile kimyasal tepkimesi sonucu oluşan zeolit yataklarıdır. Bu yatakların en önemli mineralleri klinoptilolit, mordenit ve az miktarda montmorillonittir. Bu tür yataklar çoğunlukla homojen bir yapıya sahip olup, %95'e kadar tek bir zeolit mineralinden oluşabilirler.

4.      Düşük ısı gömülme metamorfizması ile volkanik malzemeden veya kalın sedimanter dizilim içindeki diğer Al-Si'lu malzemeden oluşan zeolit yataklarıdır. Bu tip yatakların yüzeye yakın kısımlarında  analsim, hölandit ve klinoptilolit daha derinlerde ise lamontit rastlanır. Ancak zeolitler yanında çok miktarda yabancı minerallerde içerdiğinden ekonomik değildirler.

5.      Hidrotermal suların veya sıcak kaynak sularının etkisi ile Al-Si'lu malzemenin bozunması sonucu oluşan zeolit yataklarıdır. Şabazit ve filipsit özgün mineralleridir. Bunların yanında diğer bazı zeolit mineralleri de bulunabilir. Ancak sürekli olmadıkları için ekonomik değillerdir.

6.      Gölsel ve denizel ortamlarda oluşmuş fakat köken kayacın volkanik malzemeden olduğu belirleyici kanıtları izlemeyen zeolit yataklarıdır. Bu zeolit oluşumları çoğunlukla ikinci zaman sedimanları içinde görülmektedirler. En çok analsim ve klinoptilolitçe zengindirler.  

 

2.3 Türkiye’de Zeolit Yataklarını Durumu

Tanınmalarından 2000 yıl önce İtalya'da yapı taşı olarak kullanılan zeolitler, 1750 yılından bu yana bilinmelerine rağmen, ülkemizde varlığı 1971 yılında tespit edilmiştir. Ülkemizde ilk defa 1971 yılında Gölpazarı-Göynük civarında G. Ataman ve P. Beseme tarafından analsim oluşumları saptanmıştır. Daha sonra Ankara'nın batı tarafında analsim ve klinoptilolit yatakları bulunmuştur. Ülkemizdeki zeolit oluşumları klinoptilolit ve analsim türlerinde olup diğer türlere çok az rastlanılmıştır. Türkiye'de tespit edilmiş olan zeolit yatakları ve türleri aşağıda verilmiştir (1).

 

 

Analsim

Analsim

Analsim

Analsim

Klinoptilolit

Klinoptilolit

Klinoptilolit

Klinoptilolit

Klinoptilolit

Klinoptilolit

Klinoptilolit, şabazit,

mordenit, ve erionit

Bahçecik, Gölpazarı, Göynük

Polatlı, Mülk, Oğlakçı, Ayaş

Nallıhan, Çayırhan, Beypazarı, Mihalıççık

Kalecik, Çandır, Şabanözü, Hasayaz

Balıkesir-Bigadiç

Emet-Yukarı Yoncaağaç

Kütahya-Şaphana

Gediz, Hisarcık

Gördes

İzmir-Urla

Kapadokya yöresi (Tuzköy-Karain)

 

 

Bu tespit edilmiş yataklardan yalnızca Balıkesir-Bigadiç yöresindeki sahada yapılan çalışmalar sonunda, kolaylıkla işletilebilir nitelikte ve yaklaşık 500 milyon tonluk bir potansiyelin olduğu saptanmıştır. Diğer yörelerde sistemli bir rezerv belirleme çalışmaları yapılmamıştır. Fakat büyük yataklanmalara sahip oldukları bazı araştırmacılarca ifade edilmektedir. Bugüne kadar yapılan son derece kısıtlı gözlemlere göre toplam rezervin 50 milyar ton civarında olabileceği belirtilmektedir (1).

 

Türkiye'de yataklarca büyüklüğü, kalitesi, işletilebilirliği ve kullanım alanları üzerindeki bilgilerin azlığı, zeolit kaynaklarının değerlendirilmesine engel olmaktadır. Dünyada doğal zeolitlerin kullanımı ve üretimi hızla gelişmekte ise de ülkemizde bu ana kadar zeolit üretimi yapılmamıştır. Pilot çapta ürün kullanımı belirleme çalışmaları için küçük üretimler yapılmıştır.

 

Ancak Etibank Bigadiç kolomanit işletmesinde, alttaki boratlı birimler üzerinde örtü tabakası olarak bulunan zeolitli üst tüfler, üretimi yapan müteahhit firma tarafından dekapaj yapılırken alınmaktadır. Klinoptilolit içeren bu tüflerin yağ ağartmada ve filtre malzemesi olarak kullanılabileceği, ayrıca çimento sanayinde tras ikamesi olarak kullandığında B2O3 içeriği nedeniyle ısı tasarrufu sağlayacağı yapılan çalışmalarda ortaya konulmuştur (1).

 

2.4 Önemli Doğal Zeolit Türleri

Günümüzde yapılan çalışmalar sonucu yaklaşık kırk çeşit doğal zeolit bulunmuştur. Doğal zeolitlerin büyük bir bölümünü oluşturan mineraller analsim, şabazit, klinoptilolit, erionit, feriyonit, höylandit, mordenit ve filipsittir.

 

2.4.1 Analsim

Na (AlSi2O6) H2O kimyasal formülüne sahip olan analsim çoğunlukla kristal biçimindedir. Kristal sistemi kübiktir. Sertliği 5.5, özgül ağırlığı 2.3 gr/cm3 civarındadır. Cam parlaklığında, saydam, renksiz, beyaz-kırmızımsıdır (Şekil 2.4). Üfleçte kolayca erir. Hidrotermal oluşumludur, bazalt gibi magma taşlarının oyuk ve kabarcıklarında bulunur. Derişik HCl muamele edildiğinde jelatinleşir (1).

 

Analsim alevi sarıya boyar,eridiği zaman renksiz cam biçimini alır. Kapalı bir tüp içerisinde bırakıldığı zaman ortama su verir. Kalsiyumca zengin analsim türü dehidratlandığında ortam sıcaklığında metan ve etan gibi molekülleri hapseder (5).

Şekil 2.4 Analsim.

 

2.4.2 Şabazit

(Ca,Na)2 (Al2Si4O12) 6H2O kimyasal formülüne sahip olan şabazit hegzagonal, kristalleri kübe benzer romboeder şekillerde bulunur. Sertliği 4.5, özgül ağırlığı 2.1 civarındadır. Cam parlaklığında saydam, yarısaydam, renksiz, beyaz ve kırmızımsı olur (Şekil2.5). HCl ile çözünür ve silis ayrılır. Bazaltların oyuk ve yarıklarında bulunur. Kapalı tüpte bırakıldığında su verir (1).

Şekil 2.5 Şabazit.

 

2.4.3 Höylandit

Ca (Al2Si7O18) 6H2O kimyasal formülüne sahip olan hölandit monoklinik, kristalleri ince veya kalın levha şeklinde bulunur. Sertliği 4, özgül ağırlığı 2.2 civarındadır. Cam ve sedef parlaklığındadır. Renksiz, beyaz, sarı ve kırmızı olur (Şekil 2.6). üfleçte köpürerek erir ve beyaz camımsı madde verir. Yeni volkan taşlarının oyuk ve yarıklarında bulunur. Kapalı kapta tutulursa su verir (1).

Şekil 2.6 Höylandit.

 

2.4.4 Lamontit

Ca4 (Al8Si16O48) 16H2O kimyasal formülüne sahip olan lamontit monoklinik sistemde kristalleşir, kristaller uzunca ve uzunlamasına çizgilidir (Şekil 2.7). sertliği 2.2'dir. renksiz, donuk sarı veya donuk mavi renklerdedir. Kuru havada toz haline gelir ve suyunun hemen hemen yarısı kaybolur. Bu nedenle kristaller matlaşır ve kırıklı hale gelir (1).

 

Şekil 2.7 Lamontit.

 

2.4.5 Klinoptilolit

(Na3K3) (Al6Si30O72) 24 H2O kimyasal formülüne sahip olan Klinoptilolitin kristal sistemi monokliniktir. Isıya dayanıklıdır. 700 °C'ye kadar kristal yapısını korur. Silika bakımından zengin bir doğal zeolit türüdür. Si/Al mol oranı 0,425/5,25'dir. Asitle işleme sokularak moleküler elekleri hazırlanabilir. Aside karşı dayanıklı bir zeolittir. Kristal boşluğu %39'dur (5). SO2 , H2S, ve CO2 gibi gazların tutulmasında, havanın oksijence zenginleştirilmesinde, kurutma ve saflaştırma  teknolojisinde, radyoaktif izotopların tutulmasında klinoptilolit kullanılır  (5).

 

2.4.6  Nartolit

Na2 (Al2Si3O10) 2H2O kimyasal formülüne sahip olan nartolit monoklinik sistemdeki kristalleri uzun prizmalı olur. Lifli zeolitlerin en önemli temsilcisidir. Cam  parlaklığındadır, ince lifli yapılı olanları ipek parlaklığındadır. Genellikle beyaz, sarımsıdır.  Üfleçte kolayca erir. Genellikle bazalt ve fonolit oyuklarında bulunur (1).

 

 

BÖLÜM 3

ZEOLİTLERİN KULLANIM ALANLARI

 

Zeolitlerin alterasyona uğramış volkanik küller şeklinde yapı malzemesi olarak kullanımları ikibin yıl öncesine dayanmaktadır. Tarihsel gelişim içersinde farklı özelliklere sahip zeolit türlerinin katılımları ile doğal zeolitlerin bir çok ülkede yapı malzemesi amaçlı kullanımları artan bir eğilimle sürmektedir (2).

 

Zeolitlerin endüstriyel proseslerde ilk kullanımları, kristalin zeolitlerin moleküler elek davranışları ve bu özelliklerin kullanıldığı ayrım işlemlerindeki yüksek performanslarına dayalı olarak 1940'lı yılların son döneminde başlamıştır. Devam eden yıllarda, kristalin, yapı, içerik ve özellikleri iyi şekillendirilmiş sentetik zeolitlerin üretilmesi ile zeolitler, absorpsiyon ve katalitik proseslerde bilinen adsorbant ve katalitik malzemeler yerine etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu konudaki ilk örnekler arttırılmış kapasite ve daha büyük selektivite değerleri ile Zeolit A ve X'in kurutma ve safsızlaştırma işlemlerinde aktive edilmiş alüminyum ve silikajel yerine kullanılmalarıdır. Sentetik zeolitlerin katalitik parçalama proseslerinde akışkan veya hareketli yataklar şeklinde uygulamaları 1962 yılında başlamıştır. Gelişim daha yüksek aktiviteye sahip Zeolit Y'nin ve petrol rafinasyonundaki spesifik reaksiyonlar için ZSM-5 üretilmesi ile devam etmiştir (2).

 

Doğal zeolitlerin sedimanter yataklar içindeki büyük potansiyel yataklarının bulunmalarından sonra artan kullanımlarına ek olarak, son yıllarda termal ve kimyasal reaksiyonlara modifiye edilmiş doğal zeolitlerin özel amaçlı kullanımları ile endüstriyel prosesler için zeolit talebi artarak gelişimini sürdürmektedir. Günümüzde kırka yakın doğal zeolit minerali, yüzellinin üzerinde sentetik zeolit bulunmakla birlikte bilinen doğal zeolitlerin %10'u, sentetik zeolitlerin ise %10'dan fazlası başarılı bir şekilde kullanılmaktadır (2).


 

3.1 Moleküler Elek Uygulamaları

Moleküler elek zeolitlerin ticari absorbant uygulamalarına göre aşağıdaki şekilde özetlenebilir .

 

A- Safsızlaştırma

1.      1.      Kurutma

Doğal gaz (LNG içerikli)

Parçalanmış gaz (etilen tesisi)

Yalıtkan cam

Soğutucu

2.      2.      CO2 uzaklaştırılması

Doğal gaz

Kroyojenik hava ayırma tesisi

3.      3.      Sülfür bileşiklerinin uzaklaştırılması

Doğal gaz ve sıvılaştırılmış petrol gazının temizlenmesi

4.      4.      Kirlilik önleme

Hg NO2, SO4'ün uzaklaştırılması

 

B-Bulk Ayırma

1.   Normal / izoparafin ayırma

2.   Xylene ayırma

3.   Olefin ayırma

4.   Havadan O2 ayırma

5.   Şeker rafinasyonu

 

Zeolitlerin safsızlaştırma ve ayırma işlemlerinde seçimli adsorbant olarak tercih edilmeleri moleküler elek özelliklerinden ve diğer adsorbantlarda bulunmayan sürekli dipol moment ve katyonlarla moleküller arasındaki özel etkileşimden kaynaklanmaktadır. Ayırma işlemleri genel olarak moleküler elek özelliklerine dayanırken saflaştırma her iki özelliğin etkisi altındadır. Zeolit A, X, Y ve mordenit ticari adsorbantlar olarak kullanılan en yaygın zeolit türleridir. Zeolit A'nın gözenek boyutları içerdiği katyon türüne göre farklılık gösterir. Sodyum (Na) iyonlarının, kalsiyum (Ca) iyonları ile yer değiştirdiği Ca-Zeolit A'nın gözenek açıklıkları sodyumlu (Na) türüne oranla yaklaşık %30 daha büyüktür. Aradaki bu fark her iki türün farklı proseslerde uygulanmasını sağlar. Normal parafin molekülleri 3 A° yarıçapa sahip iken bağlı bulunduğu hidrokarbon zincir veya aromatik karbonlar için bu değer 5 A° civarındadır. Ca5A zeoliti doğal gazolin ve gazyağı gibi değişik hidrokarbonlarda normal parafin ayırımı ve elde edilmesi için oldukça uygundur. İzomerik parafin ve cyclic hidrokarbonlar gözenek dışında kalır. Moleküler elemeğe bir diğer örnekte 3 A°'lık gözenek açıklığı ile doymamış hidrokarbonların dehidratasyonunda etilen ve diğer molekülleri gözenekleri dışında tutan KA zeoliti için verilebilir (2).

 

Soğutucuların kurutulmasında da zeolitlerin moleküler elek özelliklerinden yararlanılır. Soğutucu molekül boyutlarının NaA tarafında adsorbe edilemeyecek kadar büyük olması kurutma işlemini gerçekleştirir. Ayrıca NaA 1 ve 2 karbon atomu içeren (CO2 gibi) maddeleri kolaylıkla adsorbe ederken yavaş bir şekilde adsorbe olan (propylen hariç) propan ve daha yüksek değerli hidrokarbonlar fiziksel olarak dışında kalır. Bu nedenle NaA, doğal gazdan su ve CO gibi safsızlıkların uzaklaştırılmasında kullanılır. Mikro gözenek sistemine iki molekülün girmesinin mümkün olduğu durumlarda ayrım, bir tanesinin tercih edilerek diğerinin bırakılması şeklinde gerçekleşir. Zeolitler su, CO2 SO2 gibi polar veya polarize olabilen doymamış molekülleri seçimli olarak adsorbe ederler. Oksijen-nitrojen ayırımında ayrımı sağlayan ana parametre nitrojen moleküllerinin selektif olarak adsorbe edilmesidir. Benzer şekilde doğalgazdan sülfür bileşenlerinin ayrılmasında da zeolitlerin hidrojen-sülfür ve merkaptanlar gibi sülfür bileşiklerine karşı gösterdikleri yüksek seçicilik esas alınmıştır (2).

 

3.2 İyon Değişim Uygulamaları

Zeolit A, B, X'in endüstriyel ve evsel atık suların yumuşatılmasında yüksek performansları nedeniyle permütit tipi organik reçineler yerine kullanılmaları bu alandaki ilk uygulamalarıdır. Ancak organik reçinelerin rejenerasyon safhasında gösterdikleri teknik performans avantajı 1970'li yıllara kadar sentetik zeolit kullanımının sınırlı kalmasına neden olmuştur. 1970'lerin sonunda çevre kirlenme standartlarına getirilen yeni düzenlemeler, endüstrinin (atık proseslerinde) iyon değişim uygulamalarına olan ilgisini arttırmıştır. Zeolitlerin iyon değişimi uygulamaları Çizelge 3.1’de verilmiştir (2).

 

Çizelge 3.1 İyon değişimi uygulamaları.

 

Stabilite

Düşük çözünürlük

Yüksek seçicilik

 Boyutsal stabilite

 

Yarışan iyonlar için

 NH4+ seçiciliği

 

Ca++ ve Mg (Mç)++ iyonlarının

 selektif yerdeğişimi temiz çevre

 

Benzer şekilde Cs+ ve Sr++ uzaklaştırılması

 

NH4+ seçiciliği

 

NH4+ seçiciliği

 

 

       Kullanım Yeri                                                 Avantajları

       

CS+ ve Sr++ radyo izotoplarının

uzaklaştırılması

Linde AW-500

 

 

Atık sulardan NH/ uzaklaştırılması Linde F, Linde W

 

Deterjan katkı maddesi Zeolit A, Zeolit X (ZB-100, ZB-300)

 

Radyoaktif atık depolama

 

Su kültürü AW500

 

Kidney diyaliz çözeltisinin rejenerasyonu



Evcil hayvanlar için NPN kaynağı

 

Metal ayrımı ve kazanımı

Selektif iyon değişimi ile NH miktarının toksin değerlerin altına indirilmesi

Değişik metaller için seçicilik

 

NH4 ve K+ bitki besinlerinin yavaş bir hızla (düşük bir hızla) toprağa verilmesi

 

İyon değişimi gübre

 

Sedimanter zeolit yataklarının bulunması ve doğal zeolit özelliklerinin tamamen belirlenmesinin ardından özel seçicilikleri ve proses maliyetleri açısından genellikle modifiye edilmiş doğal zeolitlerin hakimiyetinin gözlendiği bu alanda sentetik zeolitler yaygın olarak deterjan katkı maddesi şeklinde kullanılırlar (2).

 

Sentetik zeolitlerin fosfat yerine deterjan üretiminde katkı malzemesi olarak kullanılmasındaki ana avantajlar; deterjan bünyesindeki zeolitlerin su yumuşatma özelliği göstermesi ve çevre koruma kapsamı içerisinde fosfatlı deterjan imalinin sınırlandırılmasıdır. Göl veya nehirlere fosfatın artan şarjının eutropehikasyonun oluşumuna neden olması deterjan üreticilerinin STPP (sodyumtripolifosfat) yerine zeolit A'yı kullanmalarına yol açmıştır. Zeolit A'nın yüksek teorik katyon değiştirme kapasitesi (7meg/g) nedeni ile su içerisinde yapısındaki Na+ iyonları ile Ca+ iyonlarının yerdeğişim reaksiyonlarında oldukça aktiftir. Bu özellik co-builder olarak deterjan imalinde tercihli kullanımını sağlar. Buna ek olarak zeolit A çok az miktarda dahi kirlenmeye neden olabilen demir ve manganez iyonlarını ortamdan uzaklaştırarak deterjan katkılı kirlenmeyi minimuma indirmektedir  (2).

 

3.3  Katalitik Uygulamaları

Katalitik reaksiyonlar, kristalin katalizörlerinin boşlukları içerisinde gerçekleşir. Bu nedenle katalizör olarak kullanılacak malzemenin gözenek boyutları mutlaka reaksiyona girecek malzemelerin içeri girebileceği boyutlarda olmalıdır. Doğal zeolitlerin küçük gözenek boyu dağılımları ile katalitik reaksiyonlar için uygun olmamaları sentetik zeolit kullanımını gündeme getirmiştir. Günümüzdeki yaygın kullanıma temel oluşturan ilk araştırmalar 1958 yılında Union Carbite, Mobil Oil Corp., ESSO şirketlerine ait laboratuvar çalışmalarıyla hidrojen iyonunun asidik özellikleri ve asidik stabilite, çok değerli metal katyonları, zeolit X'in de katyonize yapısı, zeolit A'nın yeni şekil-seçimlilik yapısının geliştirilmesi ile başlamıştır (2).

 

Zeolitlerin hidrokarbon dönüşümleri içerisinde ilk kullanımı parçalama prosesinde ham materyalden sıvı fuel-oil üretiminde katalizör olarak zeolit X'in kullanımı ile başlar. Lewis merkezleri ile uygun hidroksil gruplarının karşılıklı etkileşimleri kraking proseslerinde çok değerli metallerin, özellikle toprak alkali metallerin varlığı hidroksil grup içindeki hidrojenin aktivitesini arttırır. Çok değeri iyon varlığı ile arttırılmış katalitik aktivite, seçimlilik ve diğer amorf silis-alüminyum katalizörlere oranla yaklaşık %20 daha yüksek ürün verimi gibi nedenlerden dolayı zeolitlerin kullanımı katalitik parçalamada yeni bir dönemin açılmasını sağlamıştır. Hidrokarbon molekülleri ile zeolit katalizörler arasındaki çok yüksek hidrojen iyonu dağılımı yüksek değerli moleküller arası hidrojen transferi hızı gibi özellikler parçalama reaksiyonlarında zeolitlerin kullanım yaygınlığını arttıran faktörlerdir (2).

 

Gelişen yıllarda zeolitlerin katalitik parçalama işlemlerindeki kullanımları yeni materyal ve proses uygulamaları şeklinde devam etmiştir. Zeolit X'e oranla daha stabil ve aktif olan zeolit Y'nin zeolit X'in yerine almasıyla başlangıçtaki %5 ile %10 arasındaki zeolit katkı oranı giderek artarak %40'lara kadar yükselmiştir. Zeolitlerin kataliz olarak kullanımları Çizelge 3.2’de ve seçilmiş bazı reaksiyonların besleme/ürün değerleri Çizelge 3.3’de verilmiştir (2).

 

Çizelge 3.2 Zeolitlerin kataliz kullanımları.

Hidrokarbon Dönüşümü Seçimli Şekillenme
Atkilleme Dehidratasyon
Kraking Metanolden Benzin Eldesi
Hidro kraking Organik Kataliz
İzomerleşme İnorganik
Hidrojenasyon ve Dehidrojenasyon H2S Oksidasyonu
Hidroalkilleme NO2 İndirgenmesi
Metanlaşma CO Oksidasyonu

H2O_O2 + H2 Dönüşümü

 

Çizelge 3.3 Seçilmiş bazı katalitik reaksiyonlar için besleme/ürün değerleri.

Proses Besleme / Ürün Rakip Özellikler
Katalitik reforming Naphtha / benzin Aktivatör gerekli değil, Besleme için ön zenginleştirme minimum

 

Polimerizasyon Düşük moleküler ağırlıklı Olefin/Benzin Korozif değil
Alkilleme Aromatik ve düşük değerli Olefinik Akımlar / değerli Alkiller

 

Korozif değil; Besleme ön zenginleştirmesi minimum
Hidroalkilleme Toluene / Benzen Yüksek aktivite, geliştirilmiş selektivite
Hidrojerasyon Benzen / Siklohekzan Geliştirilmiş sülfür direnci
Hidrojerasyon (yağ/oil) Doymamış oil / Doymuş oil Yüksek seçicilik, düşük polimerizasyon
Seçici hidrojenerasyon Straight and blanched olefıns / n-alkanes and blanched olefıns

 

Minimum ayırma problemi
Metanizasyon Sentetik gaz / Metan Yüksek miktar etkilere karşı direnç
Dehidrojerasyon Etilbenzen / Sitren Geliştirilmiş seçicilik
Dehidratasyon Alkol+Asit / Ester Geliştirilmiş hız ve miktar
Dehidrohalojerasyon Alkali halinde / Olefin Molekülerelek

 

Çizelge 3.2 ve 3.3'den görülebileceği gibi bir diğer kullanım alanı da sulu parçalama ve parafin izomerasyonudur. Zeolit bünyesindeki kuvvetli adsorbatif kuvvetlerle ilişkili olarak yüksek asit dayanımları ve seçicilikleri bu proseslerde zeolitlerin tercihini sağlayan faktörlerdir. Yüksek gözenek açıklığı ve hidrotermal modifikasyon ile elde edilen asidik yapı zeolit katalizörlerin kullanımını sağlar. Zeolit Y izomerizasyon reaksiyonlarında normal parafinin oktan sayınının yükseltilmesinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Uzun ömür, sülfür etkisine karşı direnç ve non-korozif özellikler zeolit Y'yi diğer katalizörlerden ayıran faktörlerdir (2).

 

Seçilmiş yapılandırma prosesinde offretite-erionite tipi katalizörler non-normal parafin moleküllerini adsorpsiyon reaksiyonlarında dışarıda bırakarak (moleküler eleme özelliği) normal parafin moleküllerinin parçalanmasını sağlar. Şekil seçimlilik uygulamasına bir diğer örnekte mordenitenin kullanıldığı dewaxing işlemidir.

 

Petrol sanayinde kullanılan diğer zeolitler mordenit ve ZSM-5’tir. ZSM-5 katalitik uygulamalarda en fazla ilgi çeken katalizördür. Aktiviteyi sağlayacak yeterlilikte ve hidrofobik yapının korunabileceği miktardaki silisyum içeriği ve 6 A°'luk gözenek ve boyutu reaksiyon esnasındaki yüksek stabilitesi ile bir çok katalitik dönüşüm reaksiyonlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Zeolitler;

 

- n-hegzan gibi organik safsızlıkların sudan uzaklaştırılması,

- styrene üretimi içim etil benzen sentezi,

- izomerik saf xylene üretimi için C8 aromatiklerinin izomerasyonu,

- katalitik dewaxing,

- metanol'den benzin üretimi,

- kömür veya sentetik, doğal gazdan sıvı yakıt üretimi

gibi proseslerde pilot tesis ölçeğinde 35 yıldır birçok ülkede kullanılmaktadırlar (2).

 


bölüm 4

Doğal Zeolitlerin Kullanım Alanları

 

Zeolitlerin endüstriyel uygulamadaki potansiyelleri 1940'lı yıllarda ortaya konulmasına rağmen, doğal zeolitlerin o dönemlerde yalnızca volkanik kayaçlar içindeki oluşumlarının bilinmesi ve gerek birkaç mineralin bir arada bulunması nedeniyle tek mineral olarak ayrılmalarındaki zorluk, gerekse de teknolojik özellikleri hakkındaki bilgi eksikliği araştırmaların sentetik zeolitler üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. 1950'li yıllara kadar yapı sanayindeki kullanımları ile sınırlı kalan doğal zeolitlerin endüstriyel uygulamaları, sedimanter yataklar içerisindeki büyük miktarlardaki zeolit kaynaklarının bulunmasından sonra araştırmacıların artan ilgileri ile spesifik özelliklerinin belirlenmesinin ardından artan bir gelişim göstermiştir. Doğal zeolitler NH4+'e, ağır metal iyonlarına (Cu++, Pb++, Cd++, Hg++ vb.), radyoaktif iyonlara (Sr++, Cs+) karşı gösterdikleri özel seçicilik, asit ortamlardaki yüksek stabilite, moleküler elek özellikleri ve birim maliyetlerindeki ucuzluk (1'e 4 oranında) gibi nedenlerle sentetik zeolitlerin kullanımlarının uygun olmadığı proseslerde başarılı bir şekilde kullanılmaktadırlar (2).

 

Son yıllarda araştırmacıların belirli özellikler için uygun pazar arayışlarına yönelmeleri sonucu klasik uygulama alanlarının dışındaki kullanılabilirlikleri ve özel prosesler için fiziksel ve kimyasal modifikasyonları ile arttırılmış özellikleri doğal zeolitlere olan talebi arttırmıştır. Doğal zeolitlerin kullanım alanları aşağıda verildiği gibi özetlenebilir (2).

 

Bulk Uygulamaları

·                Kağıt dolgu maddesi

·                Pozzolinik çimento ve agregat


·                Yapıtaşı

·                Hafif ağırlıklı agregat Gübre ve toprak düzenleyici

·                Hayvan yemi katkı maddesi

·                Antibiyotik malzeme ve dişmacunu katkı maddesi

·                Seramik malzeme katkı maddesi

 

Adsorpsiyon / iyon Değişimi Uygulamaları

·          Havadan Oksijen ve Nitrojen ayırımı

·          Oksijen üretimi

·          Kömürün gazlaştırılması

·          Baca gazı temizlenmesi (NOx, SO2 CO2)

·          Kurutma ve saflaştırma işlemlerinde asite dayanıklı adsorbent

·          Doğal gaz saflaştırılması

·          Petrol ürünleri üretimi

·          Pis koku giderimi

·          Nem içeriği kontrolü, nem çekici madde

·          Güneş enerjisi toplama

·          Doğal gaz taşıyıcı malzeme

·          Petrol sızıntılarının temizlenmesi

·          iyon değişimi uygulamaları

·          Radyoaktif atık ayırma

·          Atık ve kullanma sularının temizlenmesi

·          Su kültürü

·          Maden yataklarının aranması

·          Metalurji

·          Petrol sızıntılarının temizlenmesi

 

4.1 Yapı Taşı Uygulamaları

Tarihsel olarak incelendiğinde volkanik kül ve altere olmuş tüflerin yapıtaşı olarak kullanılmaları doğal zeolitlerin bilinen en eski uygulamalarıdır. Zeolitik tüfler düşük ağırlıklı, yüksek gözenekli, homojen, sıkı, sağlam yapılıdırlar. Kolayca kesilip işlenebilmeleri ve hafiflilikleriyle yapı taşı olarak kullanılırlar. Birçok ülkede uzun yıllardır bu amaçla kullanılan devitrife volkanik küller ve değişime uğramış tüflerin zeolitik içerikli olduğu son yıllarda anlaşılmıştır (1).

 

Mitla (Mayan Centre), Monte Alban (Güney Meksika) da son yıllarda yapılan çalışmalarda, birçok binada kullanılan tüflerin % 85-90 oranında mordenit ve klinoptilolitten oluştuğu bulunmuştur. Etla, Tecoatlan ve Tejupanda'da lokal kullanımlar için hala işletilmektedirler. Kullanıma bir diğer örnekte Japonya için verilebilir. Yeşil tüf bölgesi olarak adlandırılan yataklara ait (Otsonomiya City) % 80-85 klinoptilolit ve az miktarlarda montmorillonit, selodorit ve camdan oluşan malzemeler yüzlerce yıldır benzer amaçlar için kullanılmışlardır. Orta İtalya Napoliten tüfleri, Batı Almanya Leacher Sea bölgesi tüfleri, Orta Avrupa'da bir çok ünlü katedral ve binaların yapımında kullanılmışlardır (2).

 

4.2 Pozzonik Çimento ve Beton Uygulamaları

Eski Bizanslıların Napoliten yeşil tüfleri yol, su kanalları ve kentsel binaların yapımında kullanmaları pozzonik materyalin ilk ve yoğun kullanıldığı en eski dönemlerdir. İtalya'nın diğer bölgeleri ve Almanya'daki Eyfel bölgesindeki benzer özelliklerdeki altere tüf ve volkanik küller, bu dönemde Romalılar tarafından bütün Avrupa'nın çimento üretiminde kullanılmak amacıyla işletilmişlerdir (2). Pozzolan çimento ve beton endüstrisinde; zeolitik tüf yatakları birçok ülkede puzzolanik hammadde olarak kullanılmaktadır. Zeolitik puzzolanlar, son beton ürünün daima olarak yeraltı su korozyonuna maruz kalacağı hidrolik çimentolarda önemli uygulamalar bulmaktadır. Zeolitlerin su altyapılarda kullanılacak puzzolan çimento üretiminde kullanılması, yüksek silis içermeleri nedeniyle betonun katılaşma sürecinde açığa çıkan kirecin nötrleşmesini sağlayabilmelerindendir (1).

 

Zeolit pozzolan için en önemli uygulama alanı son ürünün sürekli yeraltı suyu korozyonuna maruz kalacağı hidrolik çimento içerisindedir. Zeolit katkı stabiliteyi sağlamaktadır. Zeolit materyalin kullanıldığı en çarpıcı örnek 1912 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde 386 km uzunluğundaki su kanalı imalidir. Yapım için gerekli olan Portland çimento miktarının yaklaşık % 25'inin zeolit katkılı çimento ile sağlanması yaklaşık 1.000.000 $'lık bir kazanç sağlamıştır (2).

 

Yugoslavya, Bulgaristan, Rodos ana bileşeni klinoptilolit ve analsimden oluşan zeolit materyalin, çimento katkı maddesi olarak geniş kullanım alanı bulduğu diğer bölgelerdir.

 

4.3 Hafif Agregat Olarak Kullanımı

Doğal zeolitlerin hafif agregat olarak kullanımları yapı sanayinde kullanım alanı bulduğu üçüncü bölümdür. Halen Avrupa'da, özellikle İtalya'da birçok zeolit yatağı hafif agregat yapımı için işletilmektedir. Hafif agregatlarda çoğunlukla perlit ve volkanik cam, düşük yoğunluklu peletler içerisinde patlatılarak beton yapımında kullanılırlarken, yüksek sıcaklıklarda kalsinasyonları ile benzer şartların zeolitler için de geçerli olması, zeolitlerin bu alanda yoğun kullanımlarına neden olmuştur (2). Perlit ve diğer volkanik camlar gibi doğal zeolitler de genleşmeye uygundur. Genleştirilmiş zeolitlerin sıkışma ve aşınmaya karşı dayanımı daha yüksek olup, genleştirilmiş hafif agregat üretilmektedir (1). Sırbistan'daki Slovenion yatakları en iyi örneklerden biridir. Klinoptilolite malzemenin 1200-1400 0C arasında pişirilmesiyle mükemmel nitelikli agregatlar elde edilmektedir (2).

 

4.4 Kağıt Dolgu Maddesi Kullanımları

Yüksek parlaklık ve beyazlığa sahip zeolitler, adsorbatif yapı ve bağlayıcı özellikleri yapısal özellikleri ve kaolin, bentonit gibi bulking reaktiflerin aşırı pahalılığı nedeniyle kağıt endüstrisinde gittikçe artan miktarlarda dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadırlar (2). Klinoptilolit katkılı kağıt, normal kil katkılı kağıtlara göre daha tok olup, kolay kesilebilmekte ve mürekkebi daha az dağıtmaktadır. Klinoptilolit -10 mikrona kadar öğütüldüğünde, aşındırma endeksi % 3'den az, parlaklığı 80 civarında bir malzeme özelliği kazanır. % 28 zeolit tozu katılmış bir karışımdan klasik kağıda göre çok daha hafif kağıt üretimi mümkündür (1).

 

Yamagata (İtalya) beyaz tüfleri, ana bileşeni klinoptilolit ve çok az miktarlarda mordenit, yüksek kaliteli beyaz kağıt üretiminde oldukça yaygın kullanımları ile dikkati çeken yataklardan biridir. Benzer amaçlı kullanım için diğer bir örnek de Macaristan'daki Tokaj yataklarıdır. Bu yataklarda Japon araştırmacıların katkılarıyla kağıt dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır Günüm doğal zeolitlerin kağıt endüstrisinde kullanımlarına yönelik araştırma ve uygulamalar üreticilerin hakimiyeti altında gelişimini sürdürmektedir(2).

 

4.5 Hayvan Yemi Katkı Maddesi Olarak Kullanımları

İlk defa 1965 yılında Japon araştırmacılar tarafından başlatılan mordenit ve klinoptilolit türü doğal zeolitlerin hayvan yemi katkı maddesi olarak kullanılmasına yönelik çalışmalar günümüzde birçok ülkede yaygın olarak kullanılan ürünlerin üretimi ve pazarlanması şeklinde devam etmektedir (2). Yemlerine zeolit ilave edilen tavuk, domuz ve geviş getiren hayvanların, normal yemlerle beslenenlere oranla sağlıklıları bozulmaksızın ağırlıklarının arttığı belirlenmiştir. Bu alanda kullanılan zeolitlerin başlıcaları klinoptilolit ve mordenittir (1).

 

Zeolit katkı, hayvan sindirim sistemi içerisinde Na, K iyonlarının ortamdaki NH4+ iyonları ile yer değiştirmeleri sonucu azot depolama görevi yapmakta ve depolanan bu NH4+ iyonlarını daha sonra kademeli olarak geri verilmesi ile hızlı bir gelişim ve ağırlık artışı sağlanmaktadır (2).

 

Macaristan Beke şirketince yapılan araştırma çalışmalarında buzağı yetiştirme programı içerisinde Na'lu zeolitlerin katkı maddesi olarak kullanılması sonucu günlük 77 gramlık artış elde edilmiştir. Benzer işlemi domuzlar için deneyen Konda ve Wagai %5 oranında klinoptilolit katkıyla beslenen domuzlarda % 25'e varan ağırlık artışı tespit etmişlerdir.

 

Zeolit katkının diğer bir avantajı da hayvan dışkılarıyla havaya karışan hastalık yapıcı ve gelişmeyi önleyici etkilere sahip amonyak ve H2S gazının yapı içerisine adsorbe edilmesidir (2). Dışkıların kötü kokusunun giderilmesini, nem içeriklerinin kontrolünü ve dışkıların oksijensiz ortamda çürümesi ile oluşan metan gazının diğer gazlardan ayrılmasını sağlamaktadır. Koku giderimi ve nem içeriğinin kontrolü ile hayvan giderimi ve nem içeriğinin kontrolü ile hayvan barınaklarında daha sağlıklı koşullar yaratılmaktadır (1).

 

4.6 Tarımsal Amaçlı Kullanımları

Öğütülmüş zeolitik tüflerin Japon çiftçilerce asidik volkanik toprakları nötralize etmek için kullanıldığı yaklaşık 100 yıldır bilinmektedir. Günümüzde de doğal zeolitlerin en büyük tüketim alanlarından biri konumundaki tarımsal uygulamalar aşağıdaki şeklinde özetlenebilir (2).

 

·          Gübre- toprak hazırlanması,

·          Tarımsal mücadele,

·          Toprak kirliliği kontrolü

 

Klinoptilolit ve mordenitin yüksek adsorpsiyon ve iyon değişim kapasiteleri, özellikle klinoptilolitin amonyum iyonlarına karşı gösterdiği seçicilik bu tür zeolitlerin toprakların hazırlanmasında tercihli olarak yaygın kullanımlarını sağlamıştır. Su tutma özellikleriyle gerek toprağın ekim öncesi hazırlanması gerekse amonyum bazlı gübrelerin (nitrojen kaynağı olarak kullanılan) toprağa verdikleri aşırı konsantrasyon değerlerindeki toksin etkisinin önlenmesi için amonyum iyonlarının zeolit yapı içerisine alınarak uzun zaman aralıklarında toprağa geri verilmesi ile etkin gübre kullanımı ve birim maliyette tasarruf gerçekleşmektedir (2).

 

Doğal zeolitlerin katyon seçme ve değiştirme özelliklerinden, sadece besleyici iyonların bitkiye aktarılmasında faydalanılmayıp, aynı zamanda, beslenme zincirinde Pb, Cd, Zn, Cu gibi istenmeyen bazı ağır metal katyonlarının tutulmasında da yararlanılabilir. Bu alanda kullanılan klinoptilolitin, radyoaktif kirlenmenin söz konusu olduğu topraklara ilave edilmesiyle, bitki tarafından alınan Sr90 miktarını büyük ölçüde azalttığı da saptanmıştır (1).

 

Klinoptilolitin amonyum iyonlarına karşı gösterdiği seçimlilik NH4+ klinoptilolit materyalinin N-bazlı gübrelerde katkı malzemesi veya doğrudan gübre olarak kullanılmasını sağlamaktadır. İyon değişimi özelliğinin kullanıldığı bir diğer uygulama da beslenme zinciri içinde istenmeyen ağır metal katyonlarının ve radyoaktif sızıntıların topraktan uzaklaştırılmasıdır.Birleşik Devletler Topluluğunda Çernobil kazasından sonra ülke zeolitlerinin büyük kısmı radyoaktif etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kullanılmıştır (2).

 

Doğal zeolitlerden, iyon değiştirme ve adsorpsiyon kapasitelerinin yüksekliğinden dolayı mantar ve diğer bulaşıcı hastalıklara neden olan mikroplan öldürücü ilaç taşıyıcı olarak kullanılmaları ve bunları zaman içerisinde toprağa geri vererek sağlıklı ürün eldesi için kullanımları da yaygın tüketim alanlarından biridir (1).

 

4.7 Petrol Ürünleri Üretiminde Zeolit Kullanımı

Bu alanda genellikle, adsorpsiyon kapasiteleri ve etkin gözenekli çaplan doğal zeolitlere göre daha yüksek olan sentetik zeolitler kullanılmakla birlikte, petrol ve gaz içeren alanların aranması ve paleortam koşullarının belirlenmesinde önemli bilgiler veren doğal zeolitler bazı özel uygulamalarda kullanılabilmektedir (1).

 

Doğal zeolitlerin düşük adsorpsiyon kapasiteleri ve bu tür reaksiyonlar için istenmeyen Fe vb. türdeki metal katyonlarının yapı içerisindeki varlığı kullanımı engellemekle birlikte, klinoptilolite ve mordenit gibi bazı türlerin asit ortam dayanıklılıkları, birim materyal ve işlem maliyetindeki ekonomiklik ve özellikle son yıllarda artan bir gelişimin gözlendiği doğal zeolitlerin kimyasal ve termal modifikasyonları belirli alanlarda doğal zeolitlerin de kullanımı gündeme getirmiştir.

 

4.8 Doğal Gazların Saflaştırılmasında Kullanımları

Asidik gazların kurutulması ve saflaştırılması doğal zeolitlerin kullanıldığı uygulamalardan biridir. Klinoptilolit-mordenitin asit ortamlardaki devamlı operasyonlarda gösterdikleri stabilite doğal gazdan su ve CO2 ayrımında bu tür materyalin ekonomik kullanımı sağlamaktadır. Bu tür uygulama için ilk örmekler 1970-1972 yılları arasında Union Carbide Corp.'ın gerçekleştirdiği klinoptilolit türü (Aw-500) zeolitlerin çok düşük pH'larda (pH yaklaşık 2,5) klorinlerden su, stok-gaz emisyonlarından CO2 ve reformer hidrojen akımlarından HCl'ün uzaklaştırılmasına yönelik kullanımlarıdır. Union Carbide benzer şekilde MRG Corp.'da doğal zeolitleri kullanarak doğal gazdan H2O, CO2, ve H2S ayrımını % 25'e varan değerlerle elde etmeyi başarmıştır. Kent atık depolama alanlarından metan gazı üretiminde de uygulama alanı bulan bu proses de organik maddenin çürümesiyle oluşan % 50 metan, % 40 CO2 içeren gaz, başlangıçta iki ön işlemle nem, hidrojen sülfür ve diğer gazlardan temizlenmekte ve daha sonra kuru gaz, peletlenmiş zeolit adsorpsiyon kolonundan geçirilerek CO2den temizlenmektedir (2).

 

Doğal malzemenin katalitik proseslerde kullanımına yönelik çalışmalar, 1972 yıllarında Mobil Oil Corp., daha sonra Japonya'da hidrokarbon dönüşümleri içerisinde benzen ve Xylene'den taluene ayrımı için H-Zeolit (mordenit, klinoptilolit) kullanımı ve birçok ülkedeki benzeri uygulamalara ek olarak son yıllarda Pratley Perlite Mining Co. tarafından bu tür dönüşümlerde oldukça etkin kullanıma sahip ZCM-5 ile benzer niteliklere sahip modifiye edilmiş klinoptilolit üretimi ile doğal zeolit kullanımında bir artış gözlenmektedir (2).

 

4.9 Doğal Gaz Taşıyıcı Madde Olarak Kullanımları

Doğal zeolitlerin adsorpsiyon ve ekonomik özelliklerinin kullanıldığı bir diğer uygulama da doğal gaz taşıyıcısı olarak kullanılmalarıdır. Doğal gazla çalışan kamyon ve otolarda pahalı ve ağır metal tanklar yerine doğal malzemenin kullanılması ile gerek adsorpsiyon kapasitesinde artış gerekse de ekonomiyle birlikte emniyet sağlanmaktadır (2).

 

4. 10 Oksijen Üretimindeki Kullanımları

Yaşam için gerekli olan oksijenin azalmasına yüzyılımızın sorunlarından olan su ve hava kirliliği neden olmaktadır. Akarsu ve göllerdeki oksijen eksikliği, bu ortamlarda yaşayan balık ve bitkilerin yok olmasına neden olurken, kapalı bir mekandaki oksijen azlığı da insan sağlığını tehdit etmektedir. Bu durumlarda, zeolitlerin azotu seçimli adsorplama özelliklerinden yararlanılarak bu ortamlara oksijence zenginleştirilmiş hava sağlanabilmektedir. Oksijen üretiminde, daha çok sentetik zeolitlerden yararlanılmakla birlikte, doğal zeolitlerden özellikle mordenit ve bazı klinoptilolitlerle şabazit de kullanılabilir gözükmektedir (1).

 

Zeolitlerin seçimli olarak kolaylıkla azotu (N) absorbe etmeleri ile havadan oksijenin elde edilmesi mümkündür. Bu tür bir ayrımda elde edilen gaz % 95 O2 ve çok az miktarlarda argondan oluşur. Japonya'da Toyohashi şehrinde kurulmuş küçük tesiste 1968 yılından beri doğal mordenit kullanılarak % 90 oranında O2 içeren ürün 500 m3/saatlik bir kapasite ile elde edilmektedir. Tesis her bir kolon için asit-yıkama işleminden geçirilmiş 13 tonluk mordenit ile dolu 3 kolondan meydana gelmiştir. Aynı tesisten istenildiği takdirde % 99,95 saflıkta nitrojen elde edilmesi mümkündür. Tamulu mordenit yerine klinoptilolit kullanımını test etmiş, kullanımın mümkün olduğunu ancak klinoptilolitin mordenit oranla adsorpsiyon kapasitesinin daha düşük olduğunu saptamıştır (2).

 

Zeolit adsorpsiyon prosesi büyük ölçekte sıvılaştırma prosesleri içinde ucuz oksijen kaynağıdır. Bu proses içerisinde bira ve şarap yapımı için kullanılan nitrojenin de benzer şekilde elde edilmesi, bu endüstrinin pahalı silindir az ve sıvı bağımlılığını azaltmaktadır (2).

 

Bir çok endüstriyel işlemde  doğal zeolitlere oranla sentetik zeolit kullanımının yaygın olmasına rağmen, operasyon maliyetinin toplam ürün maliyeti için önemli olduğu kullanımlarda klinoptilolit ve mordenit gibi doğal zeolitler tercihli olarak kullanım imkanı bulmaktadır. Bu kullanım yerleri Lee tarafından aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır (2):

·          Demir-çelik üretiminde ikinci ergitme prosesi,

·          Nehir, ufak göl ve havuzların havalandırılması,

·          Kağıt ve pülp endüstrisinde kirlenme kontrolü,

·          Ozon jeneratörler için besleme gazı,

·          Kimyasal reaksiyonlar.

 

4.11 Kömürün Gazlaştırılması Uygulamaları         

Enerji ihtiyacının gün geçtikçe artması, kaliteli ve kolay işletilebilir rezervlerin azalması, çok derinde bulunan veya kükürtçe zengin kömür yataklarının işletilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu tür yataklarda, kömür yer altında yakılarak gazlaştırılır ve elektrik enerjisine çevrilir (1). Bu uygulamada zeolit kullanımı; kömürün yakılması için değişik saflıkta oksijen üretimi, yanma sırasında oluşan SO2, NO2 ve hidrokarbonların adsorpsiyonu şeklinde gerçekleşmektedir. Ancak yaygın değildir (2).

 

4.12 Baca Gazlarının Temizlenmesinde Kullanımları

Petrol ve kömür yakan tesislerin bacalarından çıkan SO2 ve diğer kirletici gazların (NO ve yanmamış hidrokarbonlar) zeolit adsorpsiyon kolonlarından geçirilerek arındırılması mümkündür. Bu amaçla yapılan çalışmalar mordenit / klinoptilolitin yüksek CO2 konsantrasyonlarında bile etkin bir SO2 ayrımı sağladığını ortaya koymuştur (2).

 

4.13 Güneş Enerjisi Depolama Sistemlerinde Kullanımları

Zeolitlerin sıcaklığa bağlı olarak su verip-alma özelliklerinden yararlanılarak, klinoptilolit ve şabazit üzerinde yapılan uygulamalarda, küçük yapıların ısıtılması ve klimatize edilmesi, diğer bir deyişle, zeolitlerin güneş enerjisinin transferinde ısı değiştirici olarak kullanılması mümkün gözükmektedir (1). Enerji yoğunlaştırma-buharlaştırma prosesine benzer şekilde stok edilir. Gaz katı tarafında adsorbe edildiğinde genellikle dışarıya doğru bir ısı çıkışı görülür. Ters proses ise ısı girişini gerektirir. Su-zeolit sisteminde zeolit malzeme, içinde tutuldukları kap boyunca güneş kolektöründen sağlanan sıcak hava ile kurutulur. Zeolit ısıtıldığında adsorbe ettiği suyu dışarıya verir. Bu işlem sonucunda hava su ile dolu konuma dönüşür. Uygun bir ısı değiştirici kullanılarak su buharı yoğunlaştırılır ve yoğunlaştırma ısısı dışarıya verilir. Zeolit dehidrat edildiğinde ısı üretimi için potansiyel hale geçer. Havadaki su buharı zeolit tarafından adsorbe edilir ve adsorpsiyon ısısı dışarıya verilir. Bu işlem sonucunda kuru-ılık hava elde edilir. Kurutma işleminde zeolitin su buharını dışarıda bırakarak sürekli enerji stok etmesi, oda sıcaklığını düşürür. Bu proses ısı alımının olmadığı zamanlarda mümkün olan en yüksek sıcaklığın korunması için etkin bir izolasyonun gerektiği sistemlere oranla daha avantajlıdır (2). Bu işlemin şematize şekli Şekil 2.15’de verilmektedir.

 

 

Şekil 2.15. Zeolitlerin ısı depolama diyagramı (2).

 

4.14 Petrol Sızıntılarının Temizlenmesinde Kullanımları

Kirlilik kontrolü uygulamalarında yeni gelişen bu alanda, aktifleşmiş zeolit, genleştirilmiş perlit, sodyum karbonat, tartalak asit ve % 20 metilsiloksan içeren bir bağlayıcıyla peletlenmiş halde kullanılmaktadır. Özgül Ağırlığı 0.5 gr/cm3 ve yağ adsoplama kapasitesi 0.97 gr olan bu malzeme, 200 saatten fazla suda yüzebilmekte ve yüzeydeki petrolü adsorplamaktadır (1).

 

4.15 Maden Yataklarının Aranmasında Kullanımları

Volkanik malzemenin hidrolizi sonucu oluşan zeolitler, cevher yataklarının oluşumlarının açıklanması yanında, aramalarında da kullanılabilir. Japonya'da tüflü kumtaşlarındaki uranyum cevherleşmesinin klinoptilolit / höylanditli seviyelere bağımlı olduğu belirlenmiştir. Ülkemizde ise zeolitler tüflerin borat oluşumları ile ilişkileri dikkat çekmektedir (1).

 

4.16 Metalurji Uygulamaları

Çevre sağlığı açısından tehlike oluşturan bazı ağır metal katyonları içeren, madencilik ve metalurjik faaliyetlerden oluşan atık sular, doğal zeolitlerin katyon değiştirme özelliklerinden faydalanılarak arıtılabilmektedir. Ayrca, pirometalurji sanayinde CaCO3 ve doğal zeolit karışımı, Cu-Pb alaşımlarının eritilmesinde ortaya çıkan zararlı dumanlan % 90 oranında yok edebilmektedir (1).

 

4.17 Sağlık Sektöründeki Kullanımları

Doğal zeolitler bu alanda çeşitli şekillerde kullanılmakla birlikte, bunlar arasında en önemlisi klinoptilolitin florürlü diş macunlarında parlatıcı katkı maddesi olarak kullanılmasıdır (1).

 

 

4.18 Su Kültürü Uygulamaları

Göl ve göletlerde biyolojik artıkların neden olduğu kirliliğin temizlenmesinde, doğal zeolitler, özellikle klinoptilolit etkin olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, doğal zeolitlerden, canlı balık taşımacılığı ve su kültür ortamlarında ihtiyaç duyulan oksijence zengin hava akımını ve su içerisindeki amonyum iyon konsantrasyonunun kontrolü temininde de yararlanılmaktadır (1).

 

Belirli bir konsantrasyon değerinin üzerindeki amonyum varlığı su içinde yaşayan organizmalar için toksin etkiye sahiptir. Akvaryum, havuz gibi kapalı sistemlerde ve yüksek yoğunlukta balık kültürünün bulunduğu suların yeniden kullanılması halinde, balıkların normal biyolojik beslenme aktivitesi olarak veya üre gibi nitrojen içerikli atıklarından dolayı su içerisindeki amonyum konsantrasyonu hızla yükselerek toksin konsantrasyon seviyesine ulaşır. Bu zararlı etkinin azaltılması için mikrobiyolojik filtreler kullanılabilir. Ancak düşük ısı, hastalık kontrolü için antibiyotik kullanımı, ağır metaller, şok yükleme, metanol ve sülfit gibi değişken etkiler nitrifiye edici bakterileri engelleyebilir veya öldürür (2).

 

Biyolojik filtre operasyonunun yeniden devreye sokulmasına kadar su içerisindeki amonyum konsantrasyonu hızla yükselir. Tüm bu olumsuz sebeplerden dolayı doğal zeolitlerin tek başına veya mevcut sisteme ek olarak amonyum değişim özelliklerine dayalı kullanımı önem kazanmıştır. Johnson ve Sieburth  çalışmalarında yüksek tuzluluk içeren sularda zeolit iyon değişim sisteminin biyolojik arıtıma ek olarak, düşük yoğunluklu sularda ise ana temizleyici sistem olarak kullanımının daha etkin olduğunu belirlemiştir (2).

 

4.19 Su Temizlenmesindeki Kullanımları

Yüksek seçimli katyon değiştirme kapasitelerine bağlı olarak atık su arıtım sistemlerinde kolon operasyonları şeklinde uygulanan iyon değişim reaksiyonları doğal zeolitlerin en büyük tüketim alanlarından biridir. Atık sulardan;

·          Radyoaktif metal arıtımı,

·          NH4+ ayrımı,

·          Ağır metal katyonlarının ayrımı.

amacıyla günümüzde dünya üzerine dağıtılmış birçok arıtım tesisinde yüzbinlerce ton doğal zeolit (özellikle klinoptilolit) yüksek randımanla kullanılmaktadır (2).

 

Nükleer santral atıklarında bulunan ve çevre sağlığı açısından tehlikeli olan Sr90, Cs137, Co60', Ca45 gibi izotoplar, zeolitlerle tutulabilmektedirler. Böylece atık sudan alınan radyoaktif atıklar, zeolitle birlikte gömülerek zararsız hale getirilmektedir. Bu alanda asitlere dayanıklılık nedeniyle klinoptilolit ve mordenit kullanılmaktadır (1).

 

Doğal zeolitlerin büyük ölçek iyon değişim prosesleri ilk defa 1960 yılında A.B.D. Atomic Energy Comp. desteğinde Hanford Laboratuvarlarında gerçekleştirilen uygulamaya dayanmaktadır. Ames tarafından geliştirilen ayrım prosesinin kullanıldığı çalışmada, Hector klinoptilolitleri kullanılarak nükleer atık sulardan radyoaktif stronsiyum (Sr) ve seryum (Cs) iyonlarının etkin ayrımı gerçekleştirilmiştir. Büyük ölçek uygulanım ve stok problemleri nedeniyle daha sonraki yıllarda proses uygulamasında bir yavaşlama gözlenmiş ise de, düşük tenörlü çıkış sularından Cs iyonunun konsantre edilmesi şeklinde uygulama devam etmiştir. 1.5 meg/g'lık yer değiştirme kapasiteleri ile Cs iyonları ile dolu durumdaki klinoptilolitler enerji gereksiniminde kullanılmak amacıyla potansiyel kaynak olarak stoklanmıştır (2).

 

1979 yılında Three Mile Island (TMI-2, Pennsylvama) nükleer santralindeki kazadan sonra, yüksek radyasyon stabilite özellikleri nedeniyle zeolitler, kirlenmiş sularda radyoaktif iyonların temizlenmesi amacıyla artan bir ilgiyle kullanılmaya başlanmıştır. TMI-2'deki temizleme operasyonunda doğal (klinoptilolit) ve sentetik (zeolit A) 10 m3’lük karışım şeklinde kullanılmıştır. Radyoaktif su, zeolit karışım içeren seri kolonlar boyunca pompalanır. Her bir kolon dolduğunda yeni bir kolon devreye girerek 0.6 mgal'luk kirli su arıtılmıştır. Bu işlemin şeması Şekil 2.16’da verilmiştir (2).

 

 

Şekil 2.16. TMI-2 Santralinin Arıtım Devresi (2).

 

Düşük değerlerdeki radyoaktif element içeren atık suların temizlenmesi prosesi yan ürün olarak NH2 iyonlarının da arıtımı için de zeolit kullanımının etkinliğine dikkat çekmiştir. Ames tarafından yapılan çalışmalarda, AW-400 (klinoptilolit) kullanılarak evsel atık sularda NH4+ iyonlan uzaklaştırılmıştır. Bu işlem, doğal zeolitlerin ikinci önemli endüstriyel kullanımıdır. Klinoptilolit yatak tarafından tutulan amonyum daha sonra hava sıyırma ile ayrılmakta ve tuzlu su kullanılarak yatak rejenere edilmektedir. Tanoe Gölü kenarında kurulan küçük ölçek mobil yerdeğiştirme ünitesi kirlenmiş sulardan NH4+ arıtımı için başlatılan ilk çalışmadır. İyon değiştirici yatak olarak klinoptilolit türü malzemenin kullanıldığı tesiste yetersiz pH kontrolü nedeniyle CaCO3 problemine rağmen % 97'lik randımanla arıtım gerçekleştirilmiştir. Günümüzde bu uygulamayı temel alan birçok tesis, A.B.D. (Minneapolis, Virginia, California vs.), Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Fransa ve Japonya'da aktif bir şekilde çalışmaktadır (2).

NH4 + iyonlarının yanı sıra çevre sağlığını ciddi şekilde etkileyen diğer bir kirletici faktör de su içerisindeki ağır metal varlığıdır. Ağır metal iyonlarının çözeltiden uzaklaştırılması kimyasal çöktürme, aktifleştirilmiş karbon ile adsorpsiyon, liç, ultra filtrasyon ve iyon değişimi gibi birçok proses ile sağlanabilir.

 

Bütün bu metotlar içerisinde iyon değişim prosesi düşük arıtım maliyeti, uygulanım basitliği gibi nedenlerden dolayı daha cazip görülmektedir. Yatak dolgu malzemesi olarak genellikle klinoptilolit türü zeolitlerin kullanıldığı sürekli kolon operasyonları sonucunda su içerisindeki kirletici metaller; Pb++ > NH4++ > Cu++ > Cd++ > Zr+2 > C0+2 > Ni+2 > Hg+2 seçimlik sıralaması içinde arıtılmaktadır.

 

Kent atık su arıtım teknolojisi içerisinde aktifleştirilmiş biyolojik arıtım işlemi sonrasındaki çamur genellikle kabul edilemeyecek oranlarda kirlilik içerir. Biyolojik arıtım sonrası arta kalan safsızlıkların uzaklaştırılması için genellikle kimyasal metotlar kullanılır. Askıdaki katı parçacıklar, sentetik polimer veya alüminyum sülfat eklenmesi ile pıhtılaştırılırken fosfor ve fosfatların çöktürülmesi içinse alüminyum / demir tuzları, kireç kullanılır. Amonyum uzaklaştırma prosesi ise nitrifikasyon veya iyon değîşim reaksiyonlarıyla gerçekleştirilir. Arıtım sistemine zeolit eklenmesi çamurun aktivitesini artırırken askıdaki katı parçacıkların uzaklaştırılma randımanım ve üç değerli katyonların fosfat çöktürme etkisini de artırmaktadır. Amonyum iyonlarının uzaklaştırılması için nitrifikasyona oranla iyon değişimi, daha ucuz ve kolloid organik malzemenin arıtımındaki etkililiği nedeniyle uygun arıtım yöntemi olarak kabul görmektedir. Amonyum iyonlarıyla dolu yatak % 2 (ağırlıkça) KCI / NaCI çözeltileri ile pH > 10 şartında rejenere edilerek yeniden kullanılmaktadır. Macaristan'da Ballotonberency, Dunakeszi, Zalaejerszej arıtma tesislerinde başarı ile uygulanan bu ayrım sonucunda çıkış suyu maksimum 2 mg/lt amonyum iyonu içermektedir.

 

4.21 Zeolitlerİn Toz Deterjan Endüstrisinde Kullanımı

Deterjanlardaki önemli bileşenlerden biri de yapı maddeleridir. Deterjanlarda ilk zamanlarda kullanılan yapı maddeleri fosfatlardı. Günümüzde ise fosfatların yerine yapı maddesi olarak zeolitler kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde toz deterjanları oluşturan bir takım yardımcı maddeler vardır. Bu yardımcı maddelerin kolayca depolanabilmesi, deterjanın kullanımından sonra tüketici üzerinde bir yan etki oluşturmaması ve çevreye zararlı olmaması arzu edilir. Yapı maddeleri de deterjanlara katılan maddelerdendir. Deterjanların temizlik gücünü artırmak için de kullanılırlar. Yapı maddelerinin içinde en çok kullanılanlar son yıllara kadar fosfatlardı (özellikle de sodyumtrifosfat) (5).

 

Fosfatlar, sudaki Ca+2 ve Mg+2 iyonlarını tutarak suyu yumuşatır ve lekeleri çıkartırlar. Böylece kullanıldıkları toz deterjanların temizleme gücünü daha da artırırlar. Ayrıca fosfatlar, toz deterjanların tozlarının daha dayanıklı olmasın ve serbestçe yıkama suyunda dolaşmasını sağlarlar. Toz deterjanlarda fosfatlar kullanılmaz veya gerekli orandan az miktarda kullanılırsa elde edilen verimde de belli oranda düşme olduğu görülür. Bu durumda ticari değeri düşük olan bir ürün elde edilir (5).

 

Fosfatların yerine kullanılacak maddelerin tespiti yapılırken, yapılan testlerde yalnız verim ve fiyat gibi koşullar değil, sosyolojik ve insan sağlığı için güvenli olup olmadığı da dikkate alınmıştır. Fosfatların yerine sitratlar, poliakrilitler maleikasit ve nitrirotriasetat (NTA) yapılarının kullanılması için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Üzerinde çalışma yapılan bu maddelerin toz deterjanlarda kullanılmasının pek çok zararı olduğu görüldü. Bunların pek çoğu zayıf biyolojik parçalanabilirliğe sahiptir (5).

 

4.21.1 Sentetik Zeolitlerin Toz Deterjanlarda Kullanımı

Sentetik zeolitlerin yıkama ve temizleme işlemlerinde kullanımı üzerine 1974 yılında Schwuger ve arkadaşları, ayrıca Schwuger ve Smolka tarafından araştırmalar yapıldı. Berth ve arkadaşları tarafından, 1975 yılında yapılan çalışmada sentetik zeolitlerin deterjanlarda kullanıldığı zaman çevreye ve kişiye zararlı olup olmadığı ve teknik olarak deterjanlarda kullanımının mümkün olup olmadığı araştırıldı. Smolka ve Schwuger tarafından 1976'da yapılan çalışma, sentetik zeolitlerin az kullanılan çözülebilir tuzların etkisini ortadan kaldırdığını, özel kuru malzemeler ve pigmentler gibi değişik kir bileşenlerini adsorplama yeteneklerine sahip olduklarını ve Ca+2 gibi çok değerlikli katyonların iyon değişim kapasitelerinin etkisiyle yıkama işlemine katkıda bulunduklarını göstermiştir. Tekrar tekrar yapılan yıkama işlemleri sonucunda kumaşın üzerinde sentetik zeolit parçacıklarının ve arzu edilmeyen ağarmaların oluştuğu görüldü (5).

 

Sentetik zeolitlerle gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda yıkama işleminde zeolitlerin kullanılması sırasında en önemli faktörlerin parçacık boyutu, iyon değişim kapasitesi ve iyon değişim kinetikleri olduğu görüldü. Yapılan diğer bazı deneyler sonucunda varılan yargı Zeolit A'nın magnezyum iyonlarının uzaklaştırılması için toz deterjanlarda kullanılmasının uygun olmadığıdır.

 

Zeolit X ve Zeolit A karıştırılarak, elde edilen yenik karışım test  edilmiş.  Testler  sonucunda, karışımının  veriminin  karışımı oluşturan Zeolit A ve Zeolit X’in ayrı ayrı kullanıldığı durumlardaki test sonuçlarından daha iyi olduğu görülür.

 

Zeolitlerin toz deterjanın üretimi sırasında birbirleriyle birleşerek yığılma eğilimi göstermektedir. Bu problemi ortadan kaldırmak için, silikat katıların sınırlı miktarda toz deterjanlara katılması gerekir. Silikat katıların, zeolit içeren deterjanlara katılma oranı %3 veya daha az olmalıdır. Daha yüksek miktarlarda silikat katıldığı zaman,  zeolitin iyon değişim kapasitesinin azaldığı Smolka, Saron ve Kaufman tarafından yapılan çalışmada gösterildi (5).

 

Deterjan yapı maddesi olarak zeolitlerin kullanımının çevre için veya insan sağlığı için zararı olup olmadığı araştırılmıştır. Şimdiye kadar yapılan testler göstermiştir ki Zeolit A gibi deterjan yapı maddesi olarak kullanılan sentetik zeolitlerin çevre ve insan sağlığı için bir etkisi yoktur. 1976 yılında, zeolitin toz deterjanlarda toplam kullanım miktarı 150 tondu. Zeolitlerin toz deterjanlarda kullanımı yıllar içinde gittikçe artmış ve 1990 yılında 200000 tona ulaşmıştır. LION Corporation, fosfat içermeyen deterjanların pazarlanmasında Japonya'da  öncülük yapmıştır.  Bugün Japonya'da kullanılan deterjanların %95'i zeolit içeren deterjanlardır. Ancak %5 kadarı fosfat içeren deterjandır. Görünen odur ki yakında bu oran %0 olacaktır. Yurdumuzda ise fosfatlı deterjanların kullanımı çok büyük bir ağırlık teşkil etmektedir (5).

 

4.21.2 Doğal Zeolitlerin Deterjanlarda Kullanımı

Doğal zeolitlerin deterjan üretiminde kullanılabilirliği konusundaki sınırlı çalışmalar yapılmıştır. Zeolit içeren deterjanlarla yapılan yıkama işlemlerine etki eden faktörlerin; zeolitin parçacık boyutu, iyon değişimi kapasitesi ve iyon değişim kinetiği olduğu görüldü. Sentetiklerde mümkün olmasa da doğal zeolitlerde safsızlıkların bulunma olasılığı kuvvetlidir. Bundan dolayı doğal zeolitlerle yapılan yıkama işlemlerinde parçacık boyutu, iyon değişim kapasitesi ve iyon değişim kinetiği yanında doğal zeolitin saflığın da önemli olduğu görülmüştür. Doğal zeolitte bulunan yabancı mineraller yıkama işlemine olumsuz yönde etki ederler. Doğal zeolitler, alındıkları yataklara bağlı olarak farklı özellikler gösterebilir (5).

 

Suda çözünmeyen ürünlerin parçacık boyutu, kumaşın gözenek boyutundan daha küçük olmalıdır. Sentezleme sırasında sentetik zeolitlerin parçacık boyutunun kontrol edilebilmesi nedeniyle, aynı olması sağlanabilir. Doğal zeolitler ise farklı parçacık boyutlarına sahiptir. Parçacık boyutları çok daha büyük olan yukarıda kastedilen yabancı mineraller karışabilir. Deterjan üretiminde kullanılacak olan doğal  zeolitlerin  öğütme  ve  ayırma  işlemleri  yardımıyla saflaştırılması gerekir.

Öğütme ve ayırma işlemleri sonunda, elde edilen doğal zeolitlerin parçacık boyutu, sentetik zeolitlerden farklı olmaktadır. Doğal zeolitlerin çoğu düzensiz parçacık şekline sahiptir. Bütün bu doğal zeolitlerin parçacık boyutunda, öğütmeden sonra hemen hemen bir parça farklılıklar oluşur. Kumaşın gözenek boyutu ile ürünün parçacık boyutunun uygun oranda olduğu durumda, bütün parçacık şekillerine bakılmaksızın, Avrupa yıkama koşulları altında ürün test edildiği zaman, kumaş üzerinde tortu gözlenmez.

 

Özellikle değişik makine parçalarını aşındırma etkileri dikkate alındığı  zaman,  deterjanların formülasyonunda parçacıkların morfolojileri daha önemli bir rol oynamaktadır. Doğal zeolit ürünler deterjan formülasyonunda kullanıldığı zaman köşeleri küt ve dik açılı olan sentetik zeolitlere göre makine parçacıklarını. daha az aşındırdıkları görülmüştür. Çizelge 3.13’de bazı zeolitlerin çeşitli yüzeylerde meydana getirdiği aşındırma etkileri verilmiştir (5).

 

Çizelge 3.13 Bazı zeolitlerin çeşitli yüzeylerde meydana getirdiği aşındırma etkileri.

 

Ürün Görünüşü

Ortalama Parçacık Yarı Çapı [im

Aşındırma (mg)

Pleksiglas

Çelik

Çinko

Polipropilen

Köşeleri Dik Açılı Zeolit A

3.7

29.9

2.0

31.9

1.5

Köşeleri Küt Olan

Zeolit A

3.7

17.9

1.3

19.3

0.8

Fojasit

5.4

5.2

0.5

4.7

0.3

 

 

İyon değişim kinetiği ve iyon değişim kapasitesi için de önemli olan, gözenek sistemlerindeki simetridir. Zeolit A'daki değişimler için bütün iyon değişim olasılıkları elde edilebilir. Zeolit A'nın uniform gözenek sistemi 4.2 A0 olur. Fojasit yapısında en büyük gözenek boyutu 7.4 A0'dur. Fojasitin çeşitli gözenek açıklıkları için değerleri bulunmuştur. Sonuç olarak doğal zeolitlerin çoğu gözenek sistemlerine sahiptir. Yalnız bu sistemlerin bir kısmı düzensizdir. Bu nedenle kinetikler ve iyon değişim kapasitesi için uygun olmayan sonuçlar elde edilmiştir (5).

 

Doğal zeolit deterjan formülasyonunda kullanıldığı zaman başka bir problem ortaya çıkmaktadır. Bu da doğal zeolitin içindeki safsızlıklardır. Zeolit, deterjan bünyesindeki diğer maddelerle etkileşebilir. Örneğin perboratla zeolit etkileşebilir fakat sonuçta perboratın ağartma etkisi azalır ve paketlemede problemler yaşanır. Özetlemek gerekirse, kısmi olarak fosfatların yerine doğal zeolitler kullanılabilir ama bazı sorunlar mevcuttur (5). 

 


BÖLÜM 5

SONUÇLAR

 

Doğal zeolitler, yaygın kullanım alanlarının varlığı ve büyük pazar potansiyeline rağmen bir çok pazar alanında daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştır. Doğal zeolitlerin, tabiatta büyük rezervler halinde bulunup işletilmesi diğer madenlere göre daha kolay ve ucuz olmasının yanı sıra, sentetik zeolitlerden daha ucuz olmasına rağmen, doğal zeolit madenciliği dünyada son yıllarda gelişmeye başlamış ve doğal zeolitlere olan rağbet biraz artış göstermiştir. Fakat doğal zeolitler dünya pazarında henüz tam yerini almış değildir. Bunun başlıca nedeni de istenilen saflık ve istenilen gözenek çaplarında üretilebilen sentetik zeolitlerin endüstride daha yaygın olarak kullanılmalarına karşın, doğal zeolitlerin kullanım alanlarının sentetik zeolitlere göre daha sınırlı olmasıdır. Ancak doğal zeolitlerin yakın zamanda sentetik zeolitlere üstünlük sağlamaları ve daha yoğun bir şekilde kullanılmaları uzak bir ihtimal değildir.

 

Ancak; bugüne kadar önemli rezerv potansiyeline sahip olan ülkemizde, yeterli düzeyde arama ve rezerv geliştirme çalışmaları yapılmamıştır. 1971 yılında başlatılan çalışmalar sadece bulgular ve devamlılık arz edebilen zeolitli seviyelerin belirlenmeleri düzeyinde kalmıştır. Bu çalışmalar zeolitin bugünkü önemi yanında yetersizdir. Tespit edilen zuhurların rezervlerinin, kullanım alanlarının ve teknolojik özelliklerinin araştırılması gereklidir.

 

Böylece, doğal zeolit potansiyelimizin belirlenerek ülke ekonomisine katkı sağlamasının yanı sıra, ülkemizde tarım ve hayvancılık ile ciddi boyutlarda insanlığı tehdit eden çevre kirliliğini önlemek amacıyla kullanılmasıyla da büyük yararlar sağlayacaktır.

 


Yaşadığımız dünyada çok çeşitli kullanım alanları bulan zeolitler şu günlerde sık sık gündeme gelmekte ve zeolitin değerlendirilmesi çalışmalarına hız verilmektedir. Türkiye içinde zeolitin önemi ortadadır ve bundan yararlanmak içinde çalışmaların hızlandırılması gerekmektedir.

BAŞA DÖN