Counter Last updated on Mayıs 14, 2003

Bir savaş nasıl kaybedilir


Savaş cephede başlamaz,Elli yıl,yüz yıl,hatta yüz elli veya fazlası yıl öncesinden başlamıştır bile.
Diyelim ki,yabancı bir ülke senin suyuna,taşyağına(neft,petrol),madenlerine,topraklarına göz dikmiş.Bu ard niyetleri,kendi komuoyunda koyu bir taassupla iç içe olabilir.Dini tassubu sahici ise ,çağa ve duruma göre bu da siyasal bir takım söylemlerle dünya kamuoyunakarşı örtbas edilebilir.Tarihin bir çok büyük savaşında,istilasında çoğu kez öyle olmuştu; bugünde öyle.
Gözü dönmüş, başkalarını insandan saymayan düşman çok önceden savaşı nasıl başlatır?
Düşman ülkenin evrenkentlerinde(üniversite),araştırma merkezlerinde hedef ülkenin tarihi,manevi gücünün kaynakları,gelenekleri,dili,edebiyatı,coğrafyası,...üzerinde yıllarca çalışır;o dile,o tarihe,o ulusun dinine sonderece vakıf uzmanlar yetiştirilir.Bunların bir kısmı,o ülkeye bilim adamı,din adamı,tüccar/iş adamı,siyasi temsilci vb. kılklarda bilgi toplayıcı,sonra içten düşman taraftarları derleyici,kışkırtıcı casuslar olarak gönderilir.
Hedef ülkede ,özellikle dini değişik azınlıklardan yetenekli bazı çoçukların ismi,kimliği değiştirilir ve bunlar yetiştirilirler.O ara hulul edilip yönlendirilebilir hale getirilmiş basın yayınla bu gençler alanlarında meşhur edilir;önemli mevkilere gelmeğe başlarlar.
Düşman,hedef ülkede her bakımdan vasat,kendi başına birşey olamayacak,ama hem de ulusal duyğuları zayıf,maddiyata,mevkie düşkün,çeşitli zaafları olan kişiler tespit edip,onlar vasıtasıyla bir takım gizli cemiyetler kurdurur.Cemiyet üyeleri zamanla,basın yayından,yönetim kademelerinden,evrenkentlerden,iş çevrelerinden yenilerini bulurlar.Ağ yayılmaya başlar,ülkenin çeşitşli bölgelerine ve toplumun her kesimine ağı salmayı kolaylaştırmak için yarı gizli(görünüşte şeffaf ama gayeleri,bazı faaliyetleri gizli)derneklerde kurulur.Bunların liselerde,evrenkentlerde ve şehirlerin her mahallesinde gençlik kolları bile bulunur.Denekler gizli cemiyetler,düşman ülkedeki merkezlerin güdümü ve denetimi altındadır,ama en tepedekiler hariç,üyelerin çoğunluğu,zaten zayıf olan bilinçleriyle,uzun süre bunun idrakin de bile değildirler.Gençler ,üyeler "evrensel","küresel"aldatmacasına kanar,git gide milli kültürlerinden,geleneklerinden "vatan" kavramından,ulusal bağımsızlık duyğularından uzaklaşırlar.Sonunda,belki bazıları farkında bile olmadan,bir "beşinci kol" oluşturmuşlardır.Rüyaları,ruhunu bilmedikleri.tanımadıkları bir hayal ürünü yabancı ülke ,gayeleri,kendi halkları ,uluslarıyla değil,yabancıyla(gizli düşmanla) bütünleşmektir.
Nihayet,gizli cemiyetinen üst kademelerinden,ayarlı basın yayınla şişirilip duran üyelerin bazıları ülkenin en üst kademelerine (her alanda ve kamu,yarı kamu,veya özel kesimde)yerleştirilirler.Ondan sonra gidişat hızlanır.
O devrin siyasal yapısına göre,üst yönetime veya siyasi fırkalara kamu üst kademelerine getirilmiş "üyeler",bir yandan,dost postuna bürünmüş düşmanla tek taraflı gümrük anlaşmaları ( örneğin 166 yıl önceki ve sonrakilerle ayrıntılı karşılaştırılması için Bkz.Atlla İlhan,"Hangi Küreselleşme"kitabı.Bilgi yayınevi ,Ankara 1996) imzalarken, " çok iyi dost"larına her konuda taviz üstüne taviz vermeye başlarlar.Bu sözde anlaşmalarda düşman sana herşeyi gümrüksüz satacak,ama senden bir şey almayacak veya yüksek gümrük duvarları,kotalar koyacak.Böylece hedef ülkenin öz üretimi,sanayii kısa sürede çöker.
Bir yandan da hedef ülke,başta hiç ihtiyacı olmayan borçlar almaya zorlanır.Önceleri düşük olan faiz zamanla tefecifaiz oranına dönüşür.Faiz ödemek için,bu sefer düşmanın paravanası sözde "uluslararası" kuruluşlardan her üç ayda bir yeniden borç alınır."Yardım" pozundaki her borç,bankacılıkla hiç ilgisi olmayan yeni dayatmalar,ve gözünü kırpmadan ülkeyi teslim etmek manasını taşıyan,çoğu halktan gizli,taviz yasalarını ve tasarı metni görülmeden basılan ihanet imzalarını beraberinde getirir.Artık ülke batağa saplanmıştır."Özelleştirme" aldatmacası edebiyatı yapılıp durur,ve bu cemiyet üyelerince ve ayarlı basın yayınla körüklenip dururken,ülkenin uzun ve meşakkatli bir yoldan gelmiş birikimleri,kamu ve özel sanayi,erke(enerji)üretim tesisleri,altyapısı,ulaştırma,iletişim şebekeleri yok pahasına yabancılara,aslında örteneğe bürünmüş düşmana "satılır" sonra tarım ,hayvancılık,hatta ekmek, su gider.Halkta açlık baş gösrterir."Üyeler" de "en iyi dostumuz"a muhabbet o derece büyüktür ki,gecenin ikisinde apar topar çıkarılan dayatmalı ithal kanunlarla,ülkenin topraklarıda sonunda sessiz sedasız,"yatırım yapacaklar" bahanesiyle bedavadan düşmana teslim edilir."Vatan" kavramı unutturularak(hatta gözden düşürülerek), "toprak" ticari bir meta imiş gibi gösterilir olmuştur. Tabii yatırım falan da yapılmayacaktır.Düşman ancak eline beleşten geçirdiği topraklarda kendi için basit tesisler kurup orada da,getirdiği kendi işçilerini,mühendislerini,yöneticilerini kullanacaktır.Ülkenin öz evladı için,işçi olsun,meslek sahibi olsun,artık ne meslek hayatı,ne de iş kalmıştır.Yabancı ülkede kölelik için muhacerete başvuruların sayısı artar.
Bütün bunlar olurken ve zemini yumuşatmak için,ruhbilimsel(psikolojik) savaşta son sürat yürümekte,düşmanın "toplum ve kültür mühendisleri"yıllardır çalışmaktadırlar.Zamanda geriye dönüp oralara bakacak,dallı budaklı ağacın ince dal ve yapraklarından nasırlı gövdesine,oradan da köküne doğru yürümeğe (gelecek yazımızda) devam edeceğiz inşallah.
Karanlık gecenin ufuğunda beliren bir ışığa doğru;
27 Mart 2003
OKTAY SİNANOĞLU
osinanoglu@aydınlik.com.tr