BEŞİNCİ BÖLÜM

                                KLASİK POLİTİK İKTİSADA BAŞLICA KATKILAR

                1- ADAM SMİTH : POLİTİK İKTİSADIN BÜTÜNCÜ VİZYONU :

                Paragraf  1

                * ''Ulusların Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir Araştırma'' (1776) isimli kitabı ile ün yapan Smith,Klasik Politik iktisadın gerçek kurucusudur. Diğer önemli eseri ise 1759 da yayınlanan ''Ahlaki Duygular Teorisi'' dir. Ulusların Zenginliği ilk Bilimsel İktisat Kitabı olarak kabul edilmiş ve herhangi bir zamanda yazılmış en önemli kitaplardan biri sayılmıştır.

                Paragraf  2

                * Meydana getirdiği etkiyi,zekasını yanı sıra dönemin şartlarına das borçlu olan Smith,zamanının birçok düşünce ve siyaset adamı ile dostluklar kurmuştur.Bunların başında; fikirlerinden önemli ölçüde etkilendiği D. HUME,Quesnay gelmektedir. Buhar makinasını icat eden James WATT ın arkadaşıydı. B. FRANKLİN ile tanışıyordu. Öte yandan İngiltere'nin önemli ticaret merkezlerinden Gosgow un iş çevreleriyle olan sıkı temasları Smith'in düşüncelerini şekillendiren faktörlerdir. Kısaca bu iki farklı dünya, kendisine ilgilendiği bütün teorik ve pratik sorunları ilk elden görme ve tartışma imkanı sağlayan zengin iki kaynak olmuştur.

                Paragraf  3

                * Smith'in iktisadi düşünceleri yepyeni kavrayışlara sahip,ufku geniş ve yaratıcı düşüncelerdi. Keskin bir gözlemci olan Smith,eserini herkesin ve bilhassa pratiğe önem verenlerin zevkle okuyabilecekleri aydınlatıcı örneklerle sunabilmiş ender iktisatçılardandır. Bu yüzden, kendisinden sonraki iktisadi düşünceyi önemli ölçüde etkilemiş ; ayrıca devlet ve siyaset adamları üzerindeki tesiriyle günün sorunlarına pratik çözüm getirmede ve Feodal ,Merkantilist Kurum,düşünce ve uygulamalara karşı mücadelelerde etkin bir silah hizmeti görmüştür.

                Paragraf  4

                * Fikirleri incelendiğinde asıl olarak ''Ekonomik Büyüme'' üzerine yöneldiği anlaşılır. Bu bağlamda O,bir ulusun zenginliğinin nasıl artırılabileceği ve nasıl bölüştürüldüğü konularını incelemiştir.

                * Zenginliğin temelini ''İnsan Emeği'' ve ''Doğal Kaynaklara Dayalı Üretim'' e bağlamıştır. Bu yüzden Merkantilizmi ağır biçimde eleştirmiş,Fizyokratların bazı fikirlerine katılmakla birlikte,Ticaret ve Sanayiyi kısır olarak görmelerine katılmamıştır.

                * Ama yöntem olarak Quesnay 'ın açmış olduğu yolu izleyerek ,EKONOMİK HAYATI SERMAYENİN HARCANMASIYLA BAŞLAYAN VE SONUÇTA YENİDEN SERMAYENİN OLUŞUMUNA YOL AÇAN BİR SÜREÇ OLARAK incelemiştir. Bu süreçte esas olan ''Nüfusun Faydalı olan üretime ne ölçüde tahsis edildiği'' ile ''Bu işgücünün işleri ayırmadaki becerisi ve ''Ustalık Derecesi'' önem taşımaktaydı.

                Paragraf  5

                * Smith'in iktisatçılık yeteneğini,geliştirdiği analiz araçlarında aramaktan çok onun SENTEZCİ YETENEĞİnde aramak lazımdır. Onun asıl başarısı,ekonomi gibi karmaşık bir dünyayı ,işadamları ve herkes bakımından kavranabilir hale getirmiş olmasıdır.

                Paragraf  6

                * Öte yandan Smith'in birçok fikirleri günümüz ekonomik anlayışının öylesine parçası haline gelmiştir ki ,onlar artık herhangi düşünceler olarak algılanmaktadır. Bu da O'nun zamanlar ötesi gücünü kanıtlar. Nitekim bugün hala Smith eserlerine atıfta bulunulan bir kişiliktir.

 

                A- SMİTH'in ÖNGÖRDÜĞÜ SİSTEMİN TEMELLERİ :

                Paragraf  1

                * Smith'in düşüncesinin kaynakları oldukça çeşitlidir. Başta ''Doğa Felsefesi'' ve ''Doğal Ahenk Düşüncesi'' ,LOCKE ve GROTIUS'un toplum ve insan mutluluğuna ilişkin görüşleri,HUME'un Anti-Rasyonalist görüşleri,HUTCHESON'un egemen din kurallarına eleştirisi,MANDAVILLE'nin ''Arıların Masalı'' isimli eseri ,Smith'in dünya görüşünün başlıca esin kaynaklarıdır.

                * Ahlaki Duygular Teorisi'nde insan doğasına ilişkin geliştirdiği ÜÇ TEMEL HAREKET VE DAVRANIŞ GÜDÜSÜ,kurmak istediği sistemin çatısını oluşturur.

                * Bunlar ;

                                - Özgürlük isteği ve Topluma uyma arzusu

                                - İnsanın kendini düşünmesi ve başkalarına sempati duyması

                                - Çalışma alışkanlığı ve Mübadele Eğilimi dir.

                * Smith bu üç doğal eğilim ve duygunun birbirini etkileyerek toplumda bir doğal ahenk kurulmasına hizmet ettiğini söyler. Her birey toplum içinde kendi arzuları peşinde koşarken,başkalarının iyiliğine yol açacak sonuçlar meydana getirirler.

                Paragraf  2

                * Smith'in bu çerçevede geliştirdiği Sosyal Teori Fonksiyonalist tir. Yani ; insanlar iç içe geçmiş ilişkiler ağı içinde belli bir sistemin parçası olarak rol üstlenirler. Sistemin mekanizması ,insanların anlık ve genelde içgüdüye dayanan davranışlarını ,kendilerinin ve diğer insanların istikrar ve refahına taşır. Böyle bir düzen,Smith'e göre iyi bir düzendir.

                Paragraf  3

                * Anlaşılıyor ki İYİ BİR DÜZEN insanlardan fazla birşey beklemeden,onlardan zorlayıcı taleplerde bulunmadan işleyen bir düzendir. İnsanların Doğal Eğilimler i doğrultusunda yönlendirilmiş ekonomik faaliyetlerin ,sürekli bir zenginleşmeye yol açtığı bir düzen iyi bir düzendir.

                * Smith'in bu konuya ilişkin meşhur cümlesi şöyledir; - Yemeğimizi kasabın,biracının yardımsseverliğinden dolayı değil,onların kendi çıkarlarını gözetmelerinden dolayı elde ederiz. Onların insancıllıklarına değil,bencilliklerine sesleniriz ; ve hiçbir zaman kendi ihtiyaçlarımızdan değil,onların kazançlarından söz ederiz.

                Paragraf  4

                * Bu cümlede Smith, insanların bencil yaratıklar olduğunu değil,insanların bencilliklerine rağmen herkesin çıkarına işleyebilecek bir sistemin olabilirliğini öne sürüyordu.Sonuçta, Kendiliğinden Düzen fikrini esas alarak birleştirici bir ilkeye ulaşıyordu.

                Paragraf  5

                * Smith insanların kendini sevmesini bencil bir güdü olarak değerlendirmez. Burada, Kendiliğinden Düzen in belirleyici ilkesi olarak SEMPATİ çok önemli bir rol oynar. ''Duygudaşlık Eğilimi'' de denilen bu ilke, ekonomik faaliyetin itici unsurudur. Çünkü herkes duygu ve düşüncelerinin başkalarınca paylaşıldığını hissetmekten hoşlanır.

                Paragraf  6

                * Bu yüzden, Smith'e göre Zenginliklerimizi sergileyip,fakirliğimizi saklamamız, insanlığın acımızdan çok sevincimize sempati duymasındandır. En çok insanlığın bu duygularını düşünerek zenginlik peşinde koşar,fakirlikten kaçınırız.

                Paragraf  7

                * O halde ekonomik hayat içerisinde insanların çabaları ,durumlarını daha da iyileştirerek sempatiyi artırmaya yöneliktir.İnsanın istekleri kendinden değil; sahip olduğu şeylerin başkalarınca istenir olmasındandır. Smith bu konuda şöyle der : - Sınıflar ayrımı ve toplum düzeni ,bizdeki bu, zenginlerin ve büyüklerin tutkularına yakınlık kurma yeteneği üzerine kuruludur. Bizden üstün olanlar karşısında duyduğumuz alçakgönüllülük ,çoğu zaman ,onlara gösterdiğimiz teveccühün bize yarar sağlayabileceği şeklindeki bir bekleyişten değil,durumlarının onlara sağladığı avantaj karşısında kapıldığımız hayranlıktan kaynaklanmaktadır.

                Paragraf  8

                * Bu durum Smith'e göre apaçık bir yanılgı olmasına rağmen ekonomik olarak faydalıdır. Zira insanlığın çalışma şevkini uyandıran ve sürekli hareket halinde tutan bu yanılgıdır. İnsanları toprağı işlemeye,evler yapmaya,şehirler ve devletler kurmaya iten budur. İnsan hayatını yücelten ve zenginleştiren,dünyanın görüntüsünü değiştiren,yabani ormanları verimli tarlalara dönüştüren ,zenaatların ortaya çıkıp gelişmesine yol açan odur.

                Paragraf  9

                * Özgürlükler konusunda ise ,Smith bütün insanların eylemlerine konan sınırlamalardan gücendiklerine ,sonuç olarak bütün insanların genelde Doğal Bir Özgürlük Hakkı na özelde ise Ekonomik Özgürlük Hakkı olduğuna inanır.

                Paragraf  10

                * Bireyin 3. temel eğilimi olarak belirtilen Mübadele Eğilimi ise ,daha belirgin olarak Ulusların Zenginliği'nde ortaya çıkar. Buna göre; yaratılışta bencil olan birey,kendisi için fazla olan veya işine yaramayan birşeyi,başkalarının kendisi için yararlı olan şeyleriyle değiştirme eğilimindedir.  Doğal olarak bu güdüye bağlı oluşan ticaret toplumunun üyeleri, ticari faaliyetlerini yardımseverlik duygularıyla yürütmezler.

                Paragraf  11

                * İNSANLARIN BU ALANDAKİ ORTAK EYLEMİ SONUÇTA ZENGİNLİK VE REFAHI ÇOĞALTIR. SMİTH'İN MEŞHUR DEYİŞİYLE SANKİ görünmez bir el (Invisible Hand) çıkar arayışına yönelik bireysel çabaları öylesine bir yönlendirir ki sonuçta kendiliğinden işleyen bir düzen ortaya çıkar. Bu sonuç önceden planlanmış bir çabanın ürünü değildir.Böyle bir düzen ''Doğal Fert'' ve '' Doğal Özgürlük'' prensibiyle uyumludur.

               

                Paragraf  12

                * Smith'in analizine kaynaklık eden ''Ferdi Davranışlar'' Rasyonalist Psikoloji den kaynaklanmaz. Gerçekte insanın doğası tembelliğe,tedbirsizliğe ve müsrifliğe yatkın olduğu halde şartların zorlamasıyla ekonomik davranmaya itmektedir. Bu yüzden O insan davranışına ilişkin katı genellemelere gitmeyi uygun bulmamaktadır.

                * Smith NE KATI BİR RASYONALİSTTİR,NE DE BOŞ ŞEYLERLE UĞRAŞAN BİR HAYALCİDİR.O HİSLERİNE MAĞLUP OLMAYAN BİR REALİSTTİR. Dolayısıyla analizlerine konu edilen insan ,kendini seven ,durumunu iyileştirmeye çalışan (Self-İntrested) insandır.Yoksa sadece bencil(Selfish) bir insan değildir.

 

                B- ULUSLARIN ZENGİNLİĞİNİN MİKROEKONOMİK KAYNAKLARI :

                               

                DEĞER TEORİSİ :

                Paragraf  1

                * Smith piyasa sisteminin verimli işleyişi için bir değer ölçüsü bulmak zorunluluğunu gerekli görerek ,bu işe '' Kullanım Değeri'' ile ''Değişim Değeri'' ni birbirinden ayırarak başlamıştır. O na göre önemli olan Değişim Değeri dir.  Bunu Elmas-Su Çelişkisi ile açıklar. Suyun kullanım değerinin elmasınkinden çok olmasına rağmen,iktisadi değeri yoktur. O halde iktisadi değeri yaratan faktör nedir? Bu konuda 3 aşamalı bir akıl yürütme yapar. 1- Değerin reel ölçüsünün tespiti2- Değeri bileşenlerden soyutlamak 3- Piyasa fiyatının Doğal fiyattan sapmasına neden olan faktörü analiz etmek.

                Paragraf  2

                * Değeri tayin eden şey emektir. Bu nedenle ,belli bir mal miktarıyla satınalınabilecek Emek miktarı değerin değişmez ölçüsü olarak düşünülebilir.

                Paragraf  3

                * Ancak bunu, henüz Özel Mülkiyetin kurulmadığı ve sermaye birikiminin olmadığı ilkel toplum için kabul eder. Özel mülkiyet kurulduktan sonra,emek,değerin tek ölçüsü olmaktan çıkar.

                * Bu aşamada ,Değer in sadece dolaysız emek girdilerine göre hesaplanması sözkonusu olmaz.Sermaye ve toprak da üretime katkıda bulunurlar. bu faktörlerin katkılarını kolayca emek birimlerine indirgemek mümkün değildir.

                Paragraf  4

                * Anlaşılıyor ki özel mülkiyet kurulduktan sonra ,emek değerin tek ölçüsü olmaktan çıkar.Malların değeri Ücret,Rant ve Kar a ayrılır ve değişim değerini bunlar oluşturur.

                Paragraf  5

                * Smith'e göre , Kapitalist Üretim Düzenine giren bütün toplumlarda artık,malların fiyatı emeğin ücretine,sermayenin karına ve toprağın rantına göre teşekkül edecektir. Bunlara dördüncü bir unsur olarak üretimde kullanılan araçların Aşınma Paylarının eklenebileceğini belirtir.

                Paragraf  6

                * FİYATLAR konusunda 2 tür fiyatı ayırt eden Smith, bunları Doğal Fiyat ve Piyasa Fiyatı diye adlandırır.  Eğer bir mal, o malın üretilip hazırlanarak piyasaya getirilmesinde kullanılan emek, Sermaye ve toprağın alışılmış  Ortalama Faktör Paylarını ( Doğal Hadlerini) ödemeye yetecek düzeyde bir fiyatla satılıyorsa ; bu fiyat Doğal Fiyat tır. Eğeer fiili alıcı-satıcıların arz ve taleplerine göre belirleniyorsa bu Piyasa Fiyatı dır. Piyasa Fiyatı,Doğal Fiyatın altında,üstünde veya eşiti olabilir. Ancak,Piyasa Fiyatı,doğal fiyatlar etrafında dalgalanma eğilimindedir. Smith'in bu görüşleri uzun dönem İktisadi Denge fikrini işleyecek tarzdadır.

 

                FAKTÖR GELİRLERİ VE BÖLÜŞÜM :

                Paragraf  1

                * Smith'in doğal fiyat tartışması ,bu fiyatı oluşturan üç faktörün yani Ücretler,Karlar ve Rant üzerinde durmasına ve bu payların doğal oranlarını belirleyen mekanizmalalrın neler olduğunu açıklamasına neden olmuştur.

                Paragraf  2

                * O, ücretler açısından 2 tür ücreti ayırt etmek istedi. Birincisi ''Gerçek Ücret'' olup,işçinin kendisini ve ailesini geçindirecek düzeydeki ücreti ifade eder. İkincisi ise ''Piyasa Ücreti'' olup, arz-talep şartlarına göre oluşan ve esasta gerçek ücretler etrafında dolaşan ücrettir.

                Paragraf  3

                * Bir üretim faktörü olarak sermayenin üretimden aldığı pay, Kar olarak tanımlanmıştır ve haklı bir kazanç olarak görülmüştür. Çünkü Smith'e göre ,üretken işçilerin sayısının çoğalması her toplumda sermayenin artırılmasına bağlıdır. İşçilerin üretim güçleri ,çalışmayı kolaylaştıran makina ve aletlerin ıslah,miktarlarının artırımı veya iyi bir işbölümü yapmak suretiyle çoğaltılabilir. Bu imkanı sağlayacak olanlar da sermaye sahipleridir. Üstelik onlar üretimi hazırlayan,plan ve projelerini yapan,bunları uygulayan kişilerdir.  Dolayısıyla bunun bir karşılığı olmak zorundadır.

                Paragraf  4

                * Smith,toplum geliştikçe sermaye miktarının artacağını ve sermaye sahipleri arasındaki rekabetin Kar oranını düşürerek ücretleri yükselteceğini de belirtmektedir.

                * Ekonomik gelişmenin temel unsurlarından gördüğü sermayeyi 3 kategoride inceler :

                                1- Tüketim Sermayesi (Gelir getirmeyen Sermaye)

                                2- Sabit Sermaye (Tedavül etmeksizin gelir getiren sermaye;toprak,binalar,makina,tesisat,eğitim,çıraklık)

                                3- Döner Sermaye ( Tedavül ederek gelir sağlayan sermaye ;ham,yarı ve tam mamul mallar ve nakit para)

                Paragraf  5

                * RANT konusunda ise iki tür ranttan bahsetmiştir :

                Birincisi ;Doğal Rant tır ve toprağın verimliliğinden doğmaktadır. İkincisi ise Farklılık Rantı olup bu rant toprakların;

                i- Verimlilik dereceleri arasındaki farklardan 

                ii- Tüketim merkezlerine olan uzaklıktan doğmaktadır.

                Paragraf  6

                * Smith'in gerek toprakların üretkenliğini artıran sermaye kullanımı sonucu,gerekse nüfus artışı sonucu Rantın diğer diğer faktör gelirleri aleyhine gelişeceği konusunda da görüşleri bulunmaktadır.

 

B- SMİTH'İN MAKROEKONOMİSİ : EKONOMİK BÜYÜME TEORİSİ :

                Paragraf  1

                * Smith'in ulusların Zenginliği ni yazmadaki temel amacı ,Ekonomik Büyüme konusu üzerinedir denebilir. Bu alanda Smith, temel açıklamasını kitabın ilk sayfalarındaki '' İş Bölümü'' ile açıklar. İşbölümü ; iktisadi ilerlemeye eşlik eden İşgücü nün uzmanlaştırılması anlamındadır. Ancak İŞBÖLÜMÜNÜN YARARI MÜBADELE İÇİN ÜRETİMİN YAPILABİLDİĞİ SERBEST BİR EKONOMİDEDİR. Dolayısıyla işbölümü pazarın genişliği ölçüsünde genişler ; ve coğrafi olarak taşımacılık ve haberleşme alanındaki gelişmeler ile ve İktisadi olarak da ;ticaret üzerindeki engellerin kaldırılmasıyla refaha hizmet eder.

                Paragraf  2

                * Smith'in İşbölümü ne ilişkin yorumu sadece ihtisaslaşmayla sınırlı olmayıp,ayın zamanda bu; ''Verimli'' ve ''Verimsiz'' Emek kullanımına ilişkin bir kavramdır.

                Paragraf  3

                * Smith'e göre üzerinde çalıştığı mallarda somutlaşan ,onların değerine bir ilavede bulunan ,değerlerini artıran emekler üretkendirler. Buna karşılık mal üzerinde tespit edilemeyen ,genellikle yapıldığı anda kaybolan ,arkasında hiçbir iz ve değer bırakmayan emek üretken değildir. Mesela ev hizmetçisinin emeğinin faydalı olmasına rağmen bu emek yeni bir değer yaratmaz. Yeni birşeyde veya satılabilir bir malda somutlaşmaz. Saygıya değer olmakla birlikte; krallar,hakimler,memurlar,subaylar,avukatlar,artistler de hep üretken olmayan emek sahibidirler. Anlaşılıyor ki üretken emek ,daima maddi mallar üretimi ile ilgilidir.

                * Sermaye ancak üretken emeğin çalıştırılmasından elde edilen gelirlerin bir kısmının tasarrufu yoluyla biriktirillir. Bu şekilde biriken sermaye de özellikle üretken emeğin istihdamında kullannılır. Buna karşılık üretken olmayan emek sadece gelirlerin harcanması yoluyla istihdam edilir.

                Paragraf  4             

                * Smith'e göre bir ülkenin yıllık üretimlerinin toplamı ,toprağın kendiliğinden verdiği hariç,bütünüyle o ülkenin üretken emeklerinin ürünüdür. Nitekim bu anlayış sonraları bazı ülkelerin Milli Gelir Hesaplamaları na kriter olacaktır.

                Paragraf  5

                * Üretken olan ve olmayan emek ayrımından Smith bir genellemeye gitmiştir. Buna göre üretken olan ve olmayan emekler arasındaki orantı ,yıllık ürünün sermayenin yenilenmesine tahsis edilen kısmı ile,Rant veya Kar olarak dağıtılan gelire ayrılan kısmı arasındaki orana göre oluşmaktadır.

                * Böylece üretimden doğan fonların dağılış biçimi ,o toplumun mensuplarının çalışkanlığa mı yoksa tembelliğe mi eğilimli olduklarını gösterir.  SERMAYENİN HAKİM OLDUĞU ÜLKELERDE ÇALIŞKANLIK VE SANAYİ VARDIR. GELİRLERİN HAKİM OLDUĞU YERDE TEMBELLİK VARDIR. Eğer bir ülkede gelirleriyle geçinenler çoğunluktaysa,o ülke fakirleşmeye mahkumdur.

               

                Paragraf  6

                * O halde büyümenin itici unsuru Sermaye Birikimi dir. Yatırımlar için riskleri de karşılayacak derecede bir kar limiti olduğu sürece ,tasarruf yapılması ve bunun herhangi bir sızıntıya uğramaksızın yatırıma dönüşmesi herzaman için mümkündür.

                * Riskler ve sermaye gelirlerindeki risk payı ,toplumun POLİTİKO-SOSYAL  kurumlarına tabiidir. İktisadi güvence,mal ve can emniyeti,kredi işlemlerindeki garantiler bunlar arasında sayılabilir.

                Paragraf  7

                * Sermaye Birikimi nin artması ,kar oranlarını azaltıcı etkiye sahiptir. Buna karşılık işçi ücretleri yükselir. Böyle bir gelişme Smith'e göre toplumun menfaatine hizmet eder. Zira borç verdikleri paranın faiziyle geçinen rantiyeler,Faiz Hadleri nin düşüşü karşısında gelir seviyelerini devam ettirmek için daha fazla borç verme eğilimi içinde olurlar. Üstelik Hollanda'da görüldüğü üzere rantiyeler tasarruflarını bizzat kullanmaya başlarlar. Herkes bir iş sahibi olma yolunu tutar. Nitekim Holanda'da iş sahibi olmamak son derece ayıptır.

                Paragraf  8

                * Öte yandan, Faiz Hadleri yüksek iken daha ziyada MACERACILAR ve MÜSRİFLER yüksek faizle para aldıkları halde,faiz hadleri düştükçe sermaye stokunun daha büyük kısmı bu fonları verimli kullanabileceklerin emrine verilir ki bu da toplumun hayrınadır.

                Paragraf  9

                * Tüm bu mekanizmanın sonucunda ekonomik gelişmenin gidişi nereyedir. Smith'in bu konudaki cevabı açık değildir. Smith,karlarla ücretlerin gelecekteki durumunu karşılaştırırken ,zenginlik seviyesini toprak ve iklim şartlarının verdiği imkanlarla diğer ülkelerin düzeyine getirmiş ekonomilerin ,artık daha fazla ilerleyemeyeceklerini söylemektedir. Fakat örnek verdiği ekonimiler daha ziyade kanunları ve yönetimleri sisteminin politiko-sosyal kurumlarının ağır baskısı altında düşük üretim ve gelire mahkum kalmış ekonomilerdir.

                Paragraf  10

                * Bazı iktisatçılar, Smith'in ücret,kar ve rantlarla ilgili yaptığı analizin sonucu,ekonomilerin geleceği bakımından ''Ekonomik Durgunluk'' u öngördüğünü ileri sürmektedirler. Bazıları ise Smith'in teknolojik ilerlemeye ,yeni üretim usullerine,bbilimsel buluş,icatlara verdiği önemi ; ve de müteşebbislerin bunu sanayide uygulmadak istekleri varsayımını dikkate alarak iktisadi gelişme konusunda iyimser olduğunu belirtmektedirler.

                Paragraf  11

                * Fakat ikinci görüşün haklılığı Smith'in kurduğu sistemin bütününe bakıldığında daha açık görülmekte. Bunu ''Nüfus Teorisi'' ile açıklamak mümkündür. Smith'e göre yükselen ücretler neticede nüfus artışını ve işgücü arzını uyaracaktır. Zaman içinde bu etki ücretleri düşürücü bir etki yaratacak ve nüfus artışı tekrar azalacaktır.

                * Ayrıca ücret düşüşlerine ve nüfus azalışlarına ,sermaye birikimi sonucu oluşan makina ve tesisatın ,emeğin verimliliğini yükselterek toplam işgücü talebini azaltmasını da bir neden olarak görmektedir.  Daha sonra ise emek talebi yavaş yavaş tekrar artacak bunun doğal sonucu ücret,işgücü ve nüfus arzı çoğalacaktır. Böylece bir dalgalanma halinde kendi kendini toplumun ihtiyacına göre ayarlayan bir nüfus ve işgücü arzı sürüp gidecektir.

                Paragraf  12

                * Smith'in Büyüme Dinamiği ne ilişkin bazı sonuç değerlendirmeleri şöyle sıralayabiliriz :

                i- Birincisi,emeğin bir Meta olarak görülmesidir. Nüfus ve İşgücü aynı bir mal gibi pazar kanunlarına dayandırılmaktadır. Bu da kurulan sistemin eleştiriye açık tarafını karşımıza çıkarmaktadır.

                ii- Müteşebbisler, ücretler yükseldiğinde daha fazla yenilik peşinde koşmaktadır.

                iii- Rantın,hızla yükselen üretim ve gelir içerisindeki payı nın ve öneminin azalacağı görüşü ,büyümenin olumlu seyredeceğinin bir kanıtı olmaktadır.

                iv- Büyüme,dalgalı ve helozoni seyreder biçimde tanımlanmıştır. Bu da modern büyüme anlayışına uygun bir yaklaşımdır.

               

         

 

 

 

 

         

          C- İKTİSAT POLİTİKASI ÖNERİSİ :

                Paragraf  1

                * İktisadi büyümeyi,arzu edilirliği tartışmasız bir hedef olarak gösteren Smith'e göre ,herhangi bir politikanın tutarlılığı ,onun büyüme sürecine olan etkilerine ve ÖZELLİKLE DE Sermaye Birikimi ve İhtisaslaşma açısından ortaya koyduğu sonuçlara bakılarak ölçülebilirdi.

                Paragraf  2

                * Bu açılardan bakıldığında ,Merkantalist iktisat politikaları başarısız bir modeldi. Merkantalist Doktrin'in net tesiri, piyasaların genişlemesini önlemek ve iktisadi faaliyetin doğal seyrini değiştirmek olmuştu. Bu yüzden huku ve düzenin muhafazası ,adaletin temini,ulusal savunma için hazırlık gibi temel fonksiyonları dışında ,devlet müdahalelerinin tamamına gerçekte kuşkuyla bakmak gerekirdi.

                * Hükümetler, zenginleri resmi beratlar ve tekel ayrıcalıkları ile kayırırken olduğu kadar ,fakirleri korumak için yasa düzenlerken de hata etmekteydiler. Smith'in fakirlere yapılan yardıma yaptığı saldırı ,bu insanlara üzülmüyor olmasından değildi. Tersine sağlanan imkanlardan yararlanmak için belli bir mahalde ikameti şart koşan mevcut ''Fakir Yasaları'' uygulamasının , emeğin mobilitesini sınırlayarak ekonomik büyüme oranını düşürmesiydi.

                Paragraf  3

                * O halde ,ekonomik hayata ve ekonomik mekanizmanın kendi kendini düzenleyen ve geliştiren gidişine dışardan müdahale edilmemeliydi.  Bu alanda hükümetlerin gereksiz müdahalesi önlenmeliydi.

                * Aslında Smith'in çoğu zaman yanlış aksettirilen görüşü de şuydu :   '' Smith'in gerçekte söylediği şey,hükümetlerin doğası gereği ekonomik aktivitede neyi başarabileceğiydi. Başka bir deyişle ,Smith devlet ne yapmalıdır sorusunu değil,Devlet ne yapabilir sorusunu sormuştu.

                Paragraf  4

                * Bu yüzdendir ki Smith,kendi analitik sistemi çerçevesinde, Avrupalı hükümetlerin uygulamalarının bir çoğuna muhalefet edebilmişti. Ancak bir Laissez-Faire rejiminin en iyi ekonomik yönetim tarzı olduğu sonucu ,Smith'in analizinin bu alanla ilgili bölümünden dolaysız olarak ortaya çıkmış değildir.

                * Smith'in de farkında olduğu gibi özel çıkar çevreleri ,tıpkı hükümetler gibi gelişmeyi engelleyecek tarzda hareket edebilirlerdi. Bu nedenle TÜCCAR VE İMALATÇILARIN TEKELCİ RUHLARININ TAHAKKÜMÜNE ve ADİ AÇ GÖZLÜLÜKLERİNE DE FIRSAT VERİLMEMELİYDİ. Piyasaya tüketiciler hakim kılınmalıydı.

                Paragraf  5

                * Bu sorun nasıl çözülecekti? Smith'in çözümü, yazılarında büyük ölçüde örtük olarak yer alan ''İktisadi Büyüme ve Rekabet Düzeninin '' birbirini güçlendireceği görüşünde yer almaktaydı. Yani; Rekabet,büyümeyi,büyüme de rekabeti uyarmalıydı.

                * Büyüme,potansiyel uyumsuzluğu uyumluluğa dönüştürmede ona hızlandırıcı olarak görev yapma biçimindeki asli değerinin yanı sıra ,etkin rekabetin önündeki engelleri ortadan kaldıran özelliğiyle tali bir değer de oluşturmaktaydı.

                * İşadamlarının kamu çıkarları aleyhine dolap çevirmeye olan doğal eğilimlerini denetim altında tutmak,ancak böyle bir İktisadi Gelişme Atmosferi içinde mümkün olabilirdi.

                * Aynı şekilde,kapitalistlerin örgütlenmemiş işçileri sömürme güçlerinin nötrleşmesi için emeğe olan talebin fazla olduğu bir iklim gerekliydi.  Büyümeyi hızlandırıcı bir şey olarak ,rekabet arzu edilir bir şey idiyse,etkin rekabetin kurulmasındaki rolü dolayısıyla İktisadi Büyüme hiç de önemsenmemesi gereken birşey değildi.

                Paragraf  6

                * Smith'in rekabetin olduğu bir toplumda gerçekleşeceğini düşündüğü olumlu sonuçlar arasında ,büyümenin getirdiği kazançların toplumun bütün sınıfları arasında paylaşılacağı zannı vardı. Ancak bu argümanın zorluklarla karşılaşabileceğini ima ettiğini söylemek mümkündür. 

                * Çünkü ,işçi sınıfının Reel Ücret lerindeki artışın ,nüfus artışı tarafından dengelenmesi doğal olarak mümkündü. Ayrıca artan gelirlerin toprak sahiplerinin yararına yeniden bölünüşü de karışıklığa yol açabilirdi.

                Paragraf  7

                *Ulusların Zenginliği'nde bu temaların ele alındığı fakat,ancak şöyle bir değinilip geçildiğini söylemek mümkündür.  Belki de bu konuda kurmak istediği sistemin en büyük kusuru ,sonraları söylediği üzere,her insanın içinde küçük bir İskoçyalı nın yattığını farzetmesi olmuştu.

 

 

           

 

 

 

            2- DAVID RICARDO : POLİTİK İKTİSADIN MODELCİ VİZYONU

                Paragraf  1

                * 1817 yılında yayınladığı ''Politik İktisadın ve Vergilemenin İlkeleri'' adlı eseriyle,Klasik İktisadın temel kitaplarından birini yazdığı kabul edilen Ricardo,1799 da Ulusların Zenginliği 'ni okuduktan sonra iktisadi konulara yönelmiştir. Çalışmalarının kaynağı Smith olmakla birlikte ,Ricardo İktisada daha DAR BİR ALAN belirlemiş ve sonraki İktisadi Düşünce'nin büyük bir bölümünün karakteristiği olacak bir süreci de böylece başlatmıştır.

                Paragraf  2

                * Ricardo'nun iktisadını,Toplumsal Felsefe içeriği çok az ,onun yerine sınırlı sayıda değişken içeren ''Mantıksal  Postülalar ve Yasalar Sistemi'' olarak değerlendirmek mümkündür. Dolayısıyla Ricardo'nun sistemi, Ekonomik Model anlayışını iktisada kalıcı bir biçimde sokmuştur. Bu aynı zamanda İktisat Biliminde Tümdengelimci yaklaşımın ön plana geçmesine işaret etmektedir.

                Paragraf  3

                * Ricardo'nun sisteminin merkezi problemi ,TOPRAK,EMEK ve SERMAYE ye ilişkin gelir kategorilerinin ''Nispi Gelir Paylaşımı '' içindeki değişmelerinin nasıl oluştuğu ve bu değişmelerin ''Sermayenin Akışı' ve ''Ekonomik Büyüme'' ye etkilerinin ne olduğu üzerinedir.

                * Bunun gerekçesi ise toprakların sınırlı olmasına karşın,diğer faktörlerin miktarının artışına paralel olarak ''Tarımsal Üretim Maliyetleri'' nin artacağı görüşüdür.

                Paragraf  4

                * Bu ise Rantların artarak karların düşmesine ve nihayet Sermaye Birikimi ile Ekonomik Büyüme nin azalmasına yol açacaktı. Bu sonucun ortaya çıkmaması için bazı iktisat poltikalarının devreye sokulması icap ediyordu.Kısaca Ricardo'nun analizinin çerçevesini bunlar oluşturuyordu.

          A- EMEK-DEĞER TEORİSİ :

 

                Paragraf  1

                * Ricardo bir malın değerini veya bu malın diğer bir malla değiştirilebilecek miktarını ,bu mallar için gereken emeğin orantılı miktarına bağlı olarak tanımlamamaktadır. Kullanım değeri olmak kaydıyla ,mallar mübadele değerlerini ik kaynaktan alırlar :

                                - Birincisi; malın kıtlık derecesidir.

                                - İkincisi; malların üretimi için gereken emek miktarıdır.

                Fakat  genel ve asıl olan ölçü ikincisidir.

                * Emek-Değer ile ilgili olarak Ricardo'nun bazı ön kabulleri vardır.

                                - Farklı  emekler,kolayca aynı ölçüyle hesaplanabilir.Ayrıca her toplumda yerleşmiş gelenekler bunu yapmaktadır.

                                - Sermaye ve Sermaye Malları,birikmiş eski emeklerdir. Dolayısıyla bu açıdan bir sorun yoktur.

                                - Toprağın mübadele değerinin oluşumunda payı ve yeri yoktur. Çünkü o,hiçbir bedel ödemeden insanın hazır olarak bulduğu bir hediyedir. Bu yüzden topraktan gelen değer, sadece ''Marjinal Topraklar'' da kullanıla emeğin yarattığı değerdir.

                Paragraf  2

                * Değeri bu çerçevede biraz da zorlamayla açıklayan Ricardo, bu değer anlayışının bütün toplumlar için geçerli bir ilke olduğunu öne sürer. Bu konuda ''Kapitalizm Öncesi Değer-Kapitalizm Sonrası Değer'' ayrımı yapan Smith i eleştirir. Anlaşılıyor ki Ricardo aynı fiziki ölçü birimleri gibi ,iktisadi hayatta Standart Bir Ölçü Biriminin bulunduğunu, bunun da Emek olduğunu kabul etmektedir.

                Paragraf  3

                * Bu anlayışın bir sonucu olarak da ,biriktirilmiş emek anlamına gelen sermayenin mülkiyeti hangi sınıflar arasında bölüştürülürse bölüştürülsün,malların emeğe emeğe dayalı orantılı değerini değiştirmez. Bu sadece bölüşümü etkileyecek bir olaydır. O yüzden, ücretlerde bir yükselme olsa,bu artış malların Orantılı Değerler  inde bir değişmeye yol açmaz. Çünkü ücretin yükselmesi o malda daha çok emek harcandığı anlamını taşımaz.

                Paragraf  4

                * Ancak sonraları,Ricardo'nun değer hakkındaki görüşlerine bazı ilaveler yaptığı görülmekte. Bu görüş değişikliğine Sermayeye ilişkin bazı açıklamalar yaptıktan sonra ulaşır. Ricardo da Smith gibi Sabit ve Döner Sermaye ayrımına gitmiştir.

               

                Paragraf  5

                * Sabit,yahut yer yer kullandığı deyimiyle, ''Dayanıklı'' veya ''Teknolojik Sermaye'' ,üretim esnasında birden tükenmeyen,emeğin üretim gücünü artıran,emek tasarrufu sağlayan veya emeği ikame eden makinalar ve sabit tesis gibi yatırılmış sermayedir.

                Paragraf  6

                * İşte tanımı yapılan bu sermaye unsurları bazı yönlerden Emek-Değer Teorisinde bazı değişiklikler yarattı. Bunlar:

                                - Birinci olarak,üretim bütünüyle döner sermaye ile yapılsa bile,üretimde harcanan bu sermayenin işe tahsisi ile üretim sonunda elde edilen hasıla arasında geçen zaman için hesaplanması gereken Bekleme Karı malların değerinde farklılıklar yaratır. Eğer aynı miktar emek ile üretilen iki ayrı maldan biri ,daha kısa zamanda üretilerek pazara sunuluyorken,diğeri daha uzun zamanda sunuluyorsa ,ikincisinin mübadele değeri daha yüksek olacaktır.

                                - İkinci olarak,daha çok ''Dayanıklı Sermaye '' ile üretilen mallar ,daha  fazla Döner Sermayeye dayalı olarak üretilen mallara göre ,ücretlerde meydana gelen değişimlerden daha az etkilenirler. Bu nedenle birinci gruptaki mallar ücretler arttıkça ucuzlar,ücretler azaldıkça pahalılaşırlar. İkinci gruptaki mallar ise ,ücretlerin durumuyla doğru olarak artar veya azalırlar.

                Paragraf  7

                * Bu durumun izahımı Ricardo şöyle yapmaktadır;

                    Teknolojik sermayenin ortaya çıkardığı üretim kolaylıkları ve emek tasarruf edici etkileri,makinalar sayesinde malların üretimi için gerekli emek miktarında azalmalara neden olur. Yani nüfus artışının etkisiyle yiyecek ve hammadde fiyatlarının artışına ve buna paralellik gösteren ücretlerin yükselmesine rağmen ,daha fazla Teknolojik Sermaye ile üretilen malların değerinde belirli düşüşlerin görülmesi mümkündür.

                Paragraf  8

                * Sonuç olarak Ricardo'ya toplumların ilk çağlarında ,makinalar kullanılmasına başlamadan öne,malların değerleri arasındaki farklar ,üretimleri için gereken emek miktarına göre değiştiği halde,çok pahalı ve dayanıklı makina ve araçların üretim için,devreye sokulmasından sonra,malların değerleri gene de emek miktarına bağlı olmakla birlikte,değişik olarak aynı miktar emekle daha fazla mal üretilebilmektedir. Başka bir deyişle aynı ihtiyaçlara cevap veren ve aynı yapıda olan iki maldan ,basit emekle üretilmiş olanı ile makina yardımı ile üretilmiş olanı arasında değer farkı vardır. Bu, teknolojik gelişmişliğin yarattığı farktır.

                Paragraf  9

                * Ricardo'nun Emek-Değer Teorisi'nde yaptığı değişikliklerin,Sermayeyi,özellikle Teknolojik Sermayeyi,emeğe hakim bir öğe olarak görme eğilimi içine girmesinin bir belirtisi olduğu ileri sürülmektedir.  MRYDAL'a GÖRE DE RİCARDO BİR MUTLAK DEĞERİN VARLIĞINDAN ASLA KUŞKU DUYMAMIŞTI;KUŞKUSU YALNIZCA ONU ÖLÇME OLASILIĞININ OLUP OLMAMASIYDI Ki bu konuda ,Ricardo'nun son geldiği nokta,bir mutlak değer ölçüsünün bulunmamasıydı.

 

          B- GELİR DAĞILIMI TEORİSİ :

                Paragraf  1

                * Ricardo'nun değer teorisini ,gelirin sosyal sınıfları arasında bölünüşünü kolayca açıklamaya elverişli bir sistematik içinde geliştirdiği kabul edilir.

                * Toplumun sosyal sınıfları işçiler,sermaye sahipleri,Toprak sahipleri olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Her 3 grup,belli ilkelere göre hareket eden ve kendi fonksiyonlarını ''Determinist'' bir nitelikte yerine getiren kişilerden oluşmaktadır. Buna göre Toprak Sahipleri,topraktan elde ettikleri ürünlerin fiyatlarını hiçbir şekilde etkilemezler ve sadece Farklılık Rantı nı alırlar. İşçiler ve Sermayedarlar ise,Doğal Fiyat ı aralarında paylaşırlar. Bu yüzden normal ve geçerli olarak ,Ücretler ve Karlar arasında devamlı çekişme vardır. Ama uzun vadeli büyüme şartları altında Rantlar da bu ekişmeye katılmaktadır.

 

                ÜCRET

                Paragraf  1

                * Ricardo'ya göre alınıp satılan,miktarı artırılıp eksiltilen her mal gibi emeğin de bir Doğal,bir de Piyasa fiyatı vardır.

                * Doğal Emek Fiyatı nın ,aynı emeği tekrar üretmek için gerekli emek miktarı ile veya bir adım daha ileri atlayarak ,emek sahiplerinin varlıklarını devam ettirmeleri için ihtiyaç duyulan yiyecek,giyecek,barınma ve diğer geçim mallarında somutlaşan emek miktarıyla ölçmek gerekmekteydi. Bu anlayış,kendi Emek-Değer teorisine uygun düşebilirdi. Fakat bu takdirde de ,emeğin fiyatına,açıklamalarını devam ettirebilmesi için ve karı izah edebilmesi için gerekli akıcılığı vermesi imkansızdı.

               

                Paragraf  2

                * O yüzden Ricardo emeğin doğal fiyatını ,üretimi için gereken emek miktarı yerine ,işçilerin sayılarını artırıp eksiltmeksizin tek tek varlıklarını sürdürebilmelerini sağlayan fiyat-ücret malları fiyatlarının toplamı-olarak tarif etmiş ve dolayısıyla ücreti piyasa fiyatlarına bağlamıştır. Bunun anlamı ,piyasadaki Temel Malların fiyatlarındaki değişmelerin Doğal Ücreti de değiştireceğidir. Ayrıca,Ücret Mallarının gerek cins,gerekse fiyatlarının zaman ,çevre ve ülkelere göre değişeceğini de kabul etmiştir. Emeğin Piyasa Fiyatı ise ,arz ve talebe göre ödenen ücrettir. Ancak bu ücret,Doğal ücret etrafında seyretme eğilimindedir.

                Paragraf  3

                * Üretim gücü üniteleri olmaktan başka bir özellikleri bulunmayan işçilerin ise İNSAN OLUŞLARIYLA tek ilişkileri ,aile hayatının tek zevki olan çocuk yapma ve soylarını üretme iptilasıdır. İşçilerin sayısı devamlı arttıkça,toplumun yiyecek malları talebi yükselecek ve daha az verimni topraklar ekime açılacaktır. Dolayısıyla buğday fiyatları yükselecek ve buna bağlı olarak Doğal Ücret seviyesi artarak karlar azalacaktır. Karların azalması ise yatırımları daraltarak,ekonomik gelişmeyi yavaşlatacaktır. Sonuçtan yararlanan tek grup,rantları artan toprak sahipleridir.

 

                KAR

                Paragraf  1

                * Ricardo'ya göre kar ,üretime tahsis edilen sermayenin karşılığı olarak malların fiyatından ,sermayenin yenileme ve devam ettirilebilmesi masrafları da dahil tüm üretim giderleri ile işçi ücretleri düşüldükten sonra sermaye sahibi çiftçi ve imalatçılara kalan bakiyedir.

                Paragraf  2

                * Ekonomiler ilerledikçe,ARTAN yiyecek maddeleri fiyatları karı azalan bir seyir içine itecektir. Bu  durum, toprağın verim gücünü sınırlı kılan doğa kanunlarının bir sonucudur. Bazı hallerdeki emek kısıcı ve maliyet düşürücü yeni buluşlar dahi,bir süre için karı artırsa bile ,belirtilen sonucu ortadan kaldırmayacaktır.

                Paragraf  3

                * Bir bütün olarak Ricardo'da 'Kar Unsurları'' nı Müteşebbis ve Sermayedarı ayırt etmediği için üç bölümde toplamak mümkündür:

                                - Birincisi,tasarrufta bulunmanın ve sermaye biriktirmenin primi olarak kar,ki bu İmsak(perhiz) sonucu hak edilmiş sayılmaktadır.

                                - İkincisi,Müteşebbis çiftçi,imalatçı ve yöneticilerin aldıkları kar olup,verimlilik sonucu hak edilmektedir.

                                - Üçüncüsü ise, teknolojik bilgileri,yeni makinaları ve usullerini,bazı üretim sırlarını üretimnlerinde kullanarak Maliyet Düşüşleri sağlayan ve dolayısıyla diğer üreticilere nazaran avantajlı konuma gelen sermaye sahibi çiftçi ve imalatçıların elde ettiği Farklılık Rantı dır ki bu da Yaratıcılık sonucu hak edilmektedir. Ancak bu Kar cinsinin sürekli olmayacağı belirtilmiştir.

                Paragraf  4

                * Sonuç olarak ,Ricardo, karları makul ve haklı kılmak ve aşırı karların geçici olduğunu ıspatlamak için çaba sarfetmiştir. Bu da dönem işçilerinin yaşadıkları olumsuz şartları gizlemeyi amaçlayan bir yorum olarak değerlendiriilmiştir. Nitekim , Sosyalist yazarlar kapitalizme karşı iddialarını çoğunlukla Ricardo'nun bu yorumlarına dayandırmışlardır.

               

                RANT :

                Paragraf  1

                * Ricardo'nun en çok bilinen görüşlerinden biri de Rant Teorisi'dir. Aslında rantlar hakkındaki düşüncesi,Smith'in bu konudaki düşüncesinin devamı niteliğindedir.

                * Temel ilke olarak onun rant teorisi fizyokratlardan TURGOT'un üzerinde durduğu TOPRAKTA AZALAN VERİMLER KANUNU ile DEVAMLI NÜFUS ARTIŞI VARSAYIMIna ve TOPRAKLARIN SINIRLI VE FARKLI VERİMLİLİKLERDE bulunmalarına dayalı olarak geliştirilmiştir.

                Paragraf  2

                * Ricardo,rantı toprak sahiplerine ödenen bedel olarak tanımlamasına rağmen,Doğal Rant kavramını kabul etmeyerek sadece Farklılık Rantı ndan söz etmiştir.Bu anlayışla toprağın değer yaratmadığını ifade etmek istemiş,kurmak istediği Emek-Değer Teorisinin geçerliliğine sınırlama getirmeyi arzu etmemiştir. Gerçekte toprağın yarattığı kullnama değeri,tabiatın diğer nimetleri gibi bir hediyesidir; bunun için bir bedel ödenmemektedir.

               

                Paragraf  3

                * O'na göre doğanın öteki nimetleri gibi toprak da sınırsız bol olsaydı,topraklar arasında verimlilik farkları bulunmasaydı,sermaye ile nüfus artışı yüzünden verimli topraklardan daha az verimli topraklar üretime açılmasaydı,RANT diye birşey olmayacaktı. Fakat böyle olmadığı içindir ki daha az verimli topraklar üüretime açıldıkça,bir rant kavramı ortaya çıkmakta ve hak edilmemiş bir gelir olarak toprak sahiplerine gitmektedir.

                Paragraf  4

                * Farklılaşmadan doğmuş bu rantı izahı ise şöyledir:

                İlerleme halindeki toplumlarda sermaye birikimi artacağı için,kendini daima işçilerin çalıştırılmasında kullanılan fonların düzeyine göre ayarlayan Nüfus da artma eğilimine girer. Artan nüfus,ek gıda ve hammadde taleplerini ortaya çıkarır. Bu yüzden ya aynı topraklarda daha fazla sermaye ve emek harcanarak -Azalan Verim Şartları Altında- daha fazla ürün elde edilmeye çalışılır.Ya da daha az verimli ikinci,üçüncü sınıf topraklar tarıma açılır. Ancak bu durumda da aynı miktar üretim için daha fazla sermaye ve emeğe ihtiyaç vardır. Bir başka yol ise ,tüketim pazarlarına uzak mesafedeki topraklarda üretilen ürünlerin ,bir taşıma maliyetine katlanılarak pazara getirilmesidir.

                Birinci alternatif için Azalan Verimler İlkesi nedeniyle,ikinci ve üçüncü alternatifler içinse ''Toprakların verimlilik ve mesafe farkları'' dolayısıyla ,aynı pazara gelen aynı cins ürünlerin MALİYETLERİ farklı olur. Bu durumda Daha Verimli Topraklarda üretilen malın lehine bir fark doğmaktadır ki bu FARKLILIK (Differantial) Rantı dır. Dikkat edilirse burada iktisat teorisinin en önemli analiz araçlarından ''Marjinal Maliyet'' ve Verimlilik kavramının sadece tarımssal üretim için yapılmış, ilk örneklerinden biri bulunmaktadır. Öte yandan,Fizyokratların ve Smith'in aksine,Ricardo'da torağın bereketi yerine cimriliği işlenmekte,rantın da bu yüzden ortaya çıktığı belirtilmektedir.

                Paragraf  5

                * Toplumsal olarak da RANTIN SONUÇLARI şöyle değerlendirilmektedir. Toplumda sermaye birikimi ve nüfus artışı devam ettikçe,ücretler en az geçim seviyesine ineceği gibi,kapitalistlerin kar payı da sıfıra doğru yönelir.

                * Toplumun ürünlerinden en az geçim seviyesindeki işçi ücretleri çıkıldıktan sonra geriye kalan bütün gelir,toprak sahipleriyle öşürcülere akmaya başlar. Ancak,bu düzeye erişmeden, Sermaye Birikimi de duraklar.

                Paragraf  6

                * Ricardo, Rant Teorisi ile 19.yy başlarında işçiler ve geniş kitlelerin yokluk ve sefaletlerinin sebeplerini bilimsel bir şekilde açıkladığı gibi ,toplumun ve işçilerin şikayetleri karşısında Kapitalist-müteşebbislerin eline de kuvvetli bir silah veriyordu.

                * Ayrıca Feodalizmin tüm kalıntılarını tasfiyeye kararlı yeni toplum düzeni için de ,Aylak Toprak Sahiplerinin milli gelirden aldıkları aşırı payların kaynağı ve bu payların nasıl işçilerle bütün tüketicilere yüklendiği anlatılmak isteniyordu.

                Paragraf  7

                * Ricardo'nun bu görüşleri ,zamanın iktisat politikalarına ve sonrak idüşünce akımlarına tesir etmiştir. Bu çerçevede İngiltere'de Sermaye sahipleri ve işçiler, politik gücü elinde tutan Feodal Lord'lara karşı işbirliğine girebilmişlerdir. Ayrıca buğday ithalini  16.yy dan BERİ YASAKLAYAN Buğday Kanunu (corn law) yürürlükten kaldırılmıştır,seçim kanunları değiştirilebilmiştir.

                * Emek-Değer ve Rant teorilerini başka bir yönden benimseyen Sosyalistler ile daha sonraki Marxistler , O'nun açtığı yoldan yürüyerek TOPRAK REFORMU nun ateşli savunucuları olmuşlardır. Sosyalistler toprakların parçalanıp dağıtılmasını isterken,Marxistler devletleştirilmesini savunmuşlardır.

 

                C- DIŞ TİCARET ve VERGİ TEORİLERİ :

                 Paragraf  1

                * KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER TEORİSİ Ricardo'nun şöhretini günümüze taşıyan bir Dış Ticaret görüşü olmuştur. Bu teoriye göre, her ülke maliyetler yönüyle ,Nispi Maliyetler olarak daha üstün olduğu mallarda ihtisaslaşmalıdır. Böyle yapıldığı takdirde,her ülke dış ticaretten daha kazançlı çıkacak ve milli gelirini daha hızlı artıracaktır.

                Paragraf  2

                 Ricardo ,Vergi konularına da çok önem vermiştir. O'na göre Vergiler bir ülkenin toprak ve emeğinin ürünlerinden hükümetlerin emrine tahsis edilen bölümü olup,ülkenin ya sermayesinden ya da gelirlerinden ödenirler. Gelirden alınan vergiler esas olarak yerinde olmakla beraber,sermayeden alınan vergiler ülkenin üretim gücünü azalttığı için zararlıdır. Özellikle devamı sermaye vergileri bir felakettir.

               

                Paragraf  3

                * Bütün klasikler gibi Ricardo da HACİMLİ DEVLET BÜTÇELERİNİ ve YÜKSEK VERGİLERİ kabul etmez. Yine O'na göre ivergi sistemlerinin kuruluş ve uygulamalarında verginin aktarımı ve  ''Vergi Yansıması'' en önemli konudur.

                * Dolayısıyla her ülkenin ekonomik bünyesine göre ,hangi çeşşit vergilerin ,nasıl ve hangi yollarla kimlere yansıyacağının ve en sonunda hangi sınıf ve gruplar üzerinde kalacağının çok iyi incelenmesi gerekmektedir.

 

            3- THOMAS ROBERT MALTHUS : NÜFUS TEORİSİ ve EKSİK TALEP

                Paragraf  1

                * Malthus(1766-1834), Ricardo ile çok yakın dostluk bağları bulunan ve Klasik İktisat geleneğine ters düşen bazı görüşleriyle tanınan ve DÜNYANIN İLK PROFESYONEL İKTİSATÇISI ÜNVANINI TAŞIYAN  bir kişiliktir.

                * 1789 da ilk baskısı yapılan ''Nüfus İlkeleri Üzerine bir Deneme'' isimli kitabıyla tanınır. İktisatla ilgili düşünceleri Nüfus,Tarım,Eksik talep konuları üzerine yoğunlaşmıştır.

                Paragraf  2

                * Nüfus teorisi özet olarak, nüfusun ''Geometrik'' bir şekilde artmasına ve her 25 yılda ikiye katlanmasına karşın,gıda arzının ''Aritmetik'' bir artış göstereceği görüşüne dayanır. Malthus bu nedenle nüfus artışına önlemler getirilmezse,insanların birgün açlık sorunu ile karşı karşıya kalacağını ileri sürmüştür.

                * Önlemler konusunda ise Malthus,farklı zamanlarda farklı görüşler savunmuştur. Başlangıçta, Doğal Afetlerin ,Savaşların,Salgın hastalıkların bu duruma bir önlem oluşturacağını söylerken ,daha sonraları ekonomik yasaların buna bir önlem getireceğini belirtmiştir. BU TEORİ HEM ŞİDDETLE KINANMIŞ,HEM DE GÜNÜMÜZE KADAR TARTIŞILMAYA DEVAM EDİLMİŞTİR. Özellikle az gelişmiş ülkeler bakımından bu teorinin doğruluğuna işaret eden iktisatçılar olmuştur.

                Paragraf  3

                * Gıda maddeleri arzının nüfusa oranla neden yetersiz kalacağının kanıtı,Malthus'un tarımla ilgili görüşleriyle daha iyi anlaşılmaktadır. Bu konuda O'nun Ricardo ile eş zamanlı olarak ''Tarımda Azalan Getiri İlkesi'' ni görmüş olmasının büyük etkisi vardır.

                * Kısaca buna göre; nüfus artışı gıda talebini artırarak daha az verimli topraklarda üretim yapılmasına yol açacak;üretimde meydana getirilecek her birim artış için harcanan çaba giderek artacağı için de maliyetler artmış olacaktır. Ancak bu görüşte ,azalan verim ilkesinin sadece tarım için düşünüldüğünü ve bugünkü anlayıştan farklı olarak da bir ''Sabit Üretim Faktörü''ne karşın (toprak) iki üretim faktörünün birlikte arttığının kabul edildiğini vurgulamak gerekmektedir.

                Paragraf  4

                * Doğal olarak belirtilen durumun rantları artıracağı ,kar azalışlarına yol açacağı ve büyümeyi durduracağı diğerlerinde olduğu gibi, Malthusca da kabul edilmekteydi.

                Paragraf  5

                * Malthus'un daha az bilinen görüşleri ise Eksik Talep ve ''Enformasyon Eksikliği''nin ekonomideki önemini vurgulamış olmasıdır ki bu konular ancak yakın zaman iktisatçılarının işlediği konulardır. Dolayısıyla Malthus'un Bu alanlardaki görüşleri İKTİSAT BİLİMİNE BİRİNCİ SINIF KATKILAR olarak değerlendirilebilir.

                Paragraf  6

                * Talep Yetersizliği veya Üretim Fazlalığı, klasik öğretinin temel doktrinlerinden birini oluşturan ''Her arz kendi Talebini Yaratır'' görüşüne ve piyasanın düzenleyici rolüne karşı çıkan ilk görüştür.

                * Malthus'a göre üretim fazlası aynı 1818 Napolyon Savaşları'nda ortaya çıktığı gibi ,hem genel hem de kronik olarak ortaya çıkabilirdi. Bu durum gıda malları dışında kalan Tali Mallar alanında ortaya çıkabilirdi. Özellikle toprak sahipleri ve girişimcilerin sözkonusu mallara olan talebindeki bir azalma, bu sonucu yaratabilirdi.

                Paragraf  7

                * 1817 yılında bazı zıt görüşlere sahip olduğu Ricardo'ya yazdığı mektupta bu konuya ilişkin şunları söylemiştir; ''İnsanlığın istek ve arzularının ,arz için daima hazır olduklarını düşünüyor görünmektesin.Ben ise ,özellikle de eski maddelerle yeni istek ve arzular oluşturmaktan daha zor olan çok az şeyin olduğuna ,talebin en önemli unsurlarından birinin insanların mallara biçtiği değer olduğuna ;arz talebe ne kadar mükemmel uydurulabilirse bu değerin o kadar yüksek olacağına; ve daha fazla emekle mübadele edileceğine inanmaktayım. Uygulamada ,ürün ve nüfusa gerçek engelin üretme gücü yetersizliğinden çok, teşvik eksikliği olduğuna inanıyorum.

               

 

                Paragraf  8

                * Konuya ilişkin bir diğer nokta ise Enformasyon Eksikliğinden doğabilecek Arz-Talep sorunlarıdır. Malthus, ''İnsan isteklerini nasıl gerçekleştirir'' sorusu çerçevesinde ,bireyin ekonomik amaçlarını gerçekleştirirken kullanacağı araçlar konusunda bilgi eksikliği ile karşı karşıya kalabileceğini belirtmiştir. Bunun ise piyasaların kendiliğinden işlediği ve dengeye geleceği görüşlerine ters bir biçimde Arz-Talep Dengesizliklerine neden oluşturacağını ileri sürmüştür.

               

                Paragraf  9

                * Bu belirlemeler ışığında Malthus,Talebi Artırıcı Politikalar a gereksinim bulunduğunu ; örneğin zenginlerin daha çok hizmetçi istihdam edebileceklerini; devletin bayındırlık işlerine harcama yapabileceğini söylemiştir. Malthus bütün bu görüşleriyle Frank Knight ve J. Maynard Keynes gibi çağdaş iktisatçıların görüşlerine önderlik yapmıştır denilebilir.

 

            4- JEREMY BENTHAM : RASYONEL FAYDACILIK :

                Paragraf  1

                * Bentham (1748-1832), Ricardo dahil,Smith sonrası Klasik iktisatçılar üzerinde Sosyal,siyasal fikirleri ve ekonomik hayatın örgütlenişine ilişkin teklifleri ile etkili olmuş bir kişiliktir. Temel eseri '' Kanunlar ve Ahlakın Prensiplerine Giriş'' adını taşır.

                Paragraf  2

                * Bentham, iktisatta Rasyonel Faydacılık geleneğinin ilk sistematik teorisini geliştirmiştir. Bu bağlamda Bentham,kişisel mutluluğunu peşinde olmayı bir davranış ilkesi olarak gören HAZCILIK (Hedonizm) ile ,en büyük sayıda insan için en büyük mutluluğu sağlama ülküsü anlamındaki FAYDACILIK ı birleştiren bir sistem oluşturmaya çalışmıştır.

                * O'na göre tabiat, insanları mutlak kudret sahibi iki efendinin hükmü ve yönetimi altında tutmaktadır. Bunlar HAZ ve ELEM dir. İnsanların ne yapması gerektiğini yalnız bunlar gösterirler ve ne yapacağını bunlar tayin ederler. Haz ve Elem yanlış ve doğrunun ölçüsüdürler. Her iki kavramın ölçülebilir,kıyaslanabilir olduğu görüşü de Bentham'a aittir.

                Paragraf  3

                Bu çerçevede ,evrensel olarak bütün fertler max haz peşinde olup,elemden kaçınırlar. Fert bu davranışlarını kendi aklı ile yapar. YANİ FERT,AKLI İLE MUTLULUĞU ARAYAN BİR TABİATA SAHİPTİR. HUKUK SİSTEMLERİNİN YAPACAĞI ŞEYLER İSE KİŞİLERİN BELİRTİLEN TABİATINA UYGUN TOPLUM DÜZENİ KURMAKTIR.

                Paragraf  4

                 Bentham görüşlerini tam açık bir anlatıma kavuşturamamış olsa bile,görüşleri,Doğal Hukuk Felsefesi'nden tam bir kopuşu başlatması nedeniyle önem taşımaktadır. Doğal Hukuk Görüşü bütünüyle hayali bazı ilkelerin varlığı varsayımına  dayanır. Gerçekte Hukuk,her yerde ve her zaman devlet otoritesi ile yatırımlara bağlanmış bir kurallar toplamıdır. Bireyle devlet arasındaki ilişkilerde, devlete itaatın gerçek sebebi faydadır.

                 Paragraf  5

                * Bentham ile birlikte artık Doğal Hukuk ve Doğal Hak kavramları geri plana itilerek,doğrudan doğruya faydacılık ilkeleri doğrultusunda İktidadi Hayatın analizine girişilmiş ve özellikle Neo-Klasik İktisat, bu ilkeler üzerine inşa edilmiştir.

 

            5- JEAN BABTİSE SAY : PAZARLAR YASASI

                Paragraf  1

                *  Smith veRicardo'nun emek-değer teorilerinin ,zorunlu olarak emeğin sömürüldüğü iddialarina yol açtığını hisseden Say (1767-1832), adeta Liberalizmi korumak için Politik İktisata yeni kanallar açmış bir iktisatçıdır.

                * Say,değerleri yaratan tek gücün insan emeği olduğunu düşünmekle Smith'in hata ettiğini belirtir. Say'a göre,bütün değerler insan çabasının ,tabiatın ve sermayenin kendisine sağladığı imkanlarla birlikte işgörmesinden doğar.

                Paragraf  2

                * DEĞER in ,malların yararlılık derecesine bağlı olacağını söyleyen Say,Değişim Değeri nin de aslında ,bu olguya dayalı açıklanabileceğini belirtmiştir. Yani,bir mala insanlar bir değer atfediyorsa ve onun için bir bedel (Fiyat) ödemeye razı ise ,o malın Değişim Değeri ortaya çıkmıştır demektir. Bu yüzden üretim denen şey, FAYDA YARATMA İŞLEMLERİNDEN başka bir şey değildir.

                * Alım-Satım işlemleri aslında faydaların değiştirilmesinden başka bir anlam taşımaz.Dolayısıyla normal olarak,insanların akılcı davranmaları varsayımı altında,mübadeleden her iki tarf da karlı çıkar.Çünkü kişi kendisine daha yaralı olacağına inandığı bir malla,daha az yararlı olduğuna inandığı bir malı değişime konu etmektedir. Burada paranın kullanılması,temeldeki gerçeği değiştirmez.

                Paragraf  3

                * Belirtilen görüşler, BİR TARAFTAN Emek-Değer teorisi  NDEN DOĞAN SAKINCALARI ORTADAN KALDIRMIŞ,DİĞER TARAFTAN KULLANIM ve DEĞİŞİM DEĞERİ AYIRIMINA SON VERMİŞTİR. Ayrıca, her üretim faktörünün üretime katkısı ölçüsünde gelirden pay alacağına ilişkin bir bölüşüm ilkesinin ortaya atılmasına neden olmuştur.

                Paragraf  4

                * Müteşebbislik Unsurunun ,ayrı bir üretim faktörü olduğunu açık-seçik ilk ortaya koyan iktisatçı Say olmuştur.O'na göre müteşebbis,her ürünün piyasadaki talebine göre,o ürünü elde etmek için gerekli faktörleri bir araya getiren ve üretimi yürüten insandır.

                Paragraf  5

                * Say'in yaygın kabul görmüş görüşü ise Say Yasası veya  Pazarlar Yasası olarak bilinir. Bu teoriye göre,kapitalist bir ekonomide genel bir aşırı üretim durumunun yaşanması sözkonusu değildir. Çünkü ekonomik hayat içinde talebi yaratan arzdır. Dolayısıyla Arz arttığı takdirde,talep de otomatik olarak çoğalır.

                * Bu işleyiş mekanizması kısaca şöyledir :

                Paragraf  6

                * Bir malın sahibi,bunu sattığında eline para geçer.Aslında bu para ,onu verenlerin eline de önceki satışlardan dolayı geçmiştir. Gerçekte asıl olan para aracılığıyla ,malların mallarla değiştirilmesinden başka birşey değildir. Para,mübadeleyi kolaylaştırmaktan öte bir fonksiyon üstlenmemektedir. O halde işin başlangıcı mal üretimidir.  Üretilen mal piyasaya arzedildiğinde,sahibine bir gelir akımı sağlamaktadır.Bu geliri elde eden kişi ,parayı elinde tutmayarak,ihtiyaç duyduğu mallar için harcamaktadır. Bu ise önce bir başkasının gelirini ,daha sonra da harcamasını oluşturmaktadır. Böylece tüm ekonomi açısından üretilen malların değerine eşit bir gelir akımı ve buna eşit bir harcama Akımı sözkonusu olmaktadır. Netice olarak da üretilen tüm mallar satılmaktadır. Eğer yanlış bir hesap sonucu ,bir maldan fazla üretim yapılmışsa,malın fiyatı düşer,karları azalır ve üretimi düşer;böylece denge yeniden kurulmuş olur. aşırı üretim ,geçici bir dengesizlikten başka birşeyi ifade etmez. GENEL OLAN DURUM İSE HER ARZIN KENDİ TALEBİNİ YARATACAĞIDIR.

                Paragraf  7

                *Say yasası,gelirden gömüleme yapılmadığı varsayımı altında çalışan ,tam istihdamın sürekli olacağını kabul eden ve Enformasyonun tam olduğunu kabul eden bir teoridir. Say ekonomide gönülsüz işsizliği kabul etmez.İşsizlik varsa bu ancak fertlerin cari ücretlerle çalışmak istemeyişinden kaynaklanan Gönüllü İşsizlik tir.

                Paragraf  8

                * Say Kanunu,milli ekonomide olduğu kadar,uluslararası ekonomik ilişkilerde de faydalı bazı sonuçları öngörür.Bunların başlıcaları şöyledir:

                                - a- Bir ülkenin müteşebbisleri ne kadar çok olursa,üretim de ne kadar artırılabilirse,Mahreçler (sürüm yerleri) o kadar kolay açılır.

                                -b- Her üretici ve her sektör,diğer üretici ve sektörlerin refahı ile yakından ilgilidir. Gerçekten,sanayi gelişebildiği ölçüde istihdamı artıracak ve bu sayede de kar elde edilecektir. Gelişmemiş ve fakir bir ülkenin yetenekli işçileri,zengin ve verimli bir ülkede daha fazla üretken olabilirler. Bir şehirle köy arasında da sürüm imkanları arasında büyük fark vardır.

                                -c- Dış ülkelerden ithalat,bir nevi ihracat demektir. Çünkü bir ülke,ancak kendi sanayiinin,toprak ve sermayesinin ürünleri karşılığında yabancı malları satın alabilir.

                                -d- Bir ülkede yalnızca AYNI MALLARI yeniden üretmek, ülkenin servetini artırmaz. Aynı çeşit malların üretimi adeta malların tahribi demektir. Sanayileri uyarmak için tüketimi artıracak,yeni ihtiyaç ve zevklerin uyarılması lazımdır. Buna karşılık da ,kişilere satın alma imkanı veren gelir kaynakları bulmak şarttır.

               

 

 

 

 

 

 

 

                6- JOHN STUART MILL : KLASİK İKTİSADIN BİR DERLEMESİ

                Paragraf  1

                * Klasik politik İktisadın son temsilcisi olarak kabul edilen Mill(1806-1873), geniş entellektüel birikimi olan bir düşünürdür. İktisatla ilgili çalışmalarında esas olarak,klasik iktisat yazınının bir sentezini yapmayı amaçlamış,fakat bunun ötesinde çok önemli sonuçlar doğuracak bazı düzeltmelerin yapılmasına hizmet etmiştir. Temel eseri 1848'de yayınlanan ''Politik İktisadın İlkeleri'' isimli kitaptır.

                Paragraf  2

                * Mill,Bentham ile birlikte aralarında bazı farklar olmakla beraber,klasik iktisadın Faydacılık Geleneği'ne çok ayrı bir anlam kazandırmıştır. Hume-Smith çizgisini izleyen Faydacılık Geleneği ,kişisel çıkarların tesadüfi bir ürünü olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla ,rasyonel bir çabanın önceden planlanan eseri olmaktan uzaktır. Buna karşılık Bentham-Mill çizgisini izleyen faydacılıkda artık bu anlayış yoktur. Onun yerine ,BİLİNÇLİ ÇABALARLA azami faydanın elde edilmesi peşinde koşan birey vardır.

               

                Paragraf  3

                * Doğal olarak bu yeni anlayış,İKTİSAT BİLİMİNİN FORMEL YAPISINDA bazı değişimleri gündeme getirmiştir.

                * Bu konuda Mill,Politik İktisadın tanımı için şunları yazar: ''-Bugün genel olarak anlaşıldığı biçimiyle politik iktisat,sosyal durumun getirdiği değişikliklerle birlikte,insan doğasının bütününü ve insanın toplum içindeki tüm davranışlarını incelemez. O insanla yalnızca servet sahibi olmak isteyen ve bu amaca ulaşmanın yollarının nispi etkinliği hakkında yargıya varabilen bir varlık olarak ilgilenir. Bu nedenle,sosyal durumla ilgili olgulardan ,''Sadece servet peşinde koşma amacını taşıyan'' olgulara ilişkin olanlarıyla ilgili tahminlerde bulunur. Servet sahibi olma arzusuyla çelişen İŞTEN KAÇMA,BUGÜN TÜKETME gibi iki ilke dışında ,bütün insani hırs ve dürtülerden kendini soyutlar. Demek ki politik iktisad insanın doğası gereği ,belirtilen iki dürtü dışında ,hiçbir istisna tanımaksızın daha çok zenginliği daha azına tercih eden bir varlık olduğu varsayımı altında değişik faaliyetleri yönlendiren yasaları inceleyerek yol alır.

                Paragraf  4

                Öte yandan Bentham'ın iktisadi liberalizmin en iyi sonuçları vereceğine inanarak devletin ekonomik hayata müdahale etmemesi görüşüne karşın Mill, liberal iktisadi sistemin BAZI ADALETSİZLİKLERE sebep olduğu düşüncesiyle,devletin bunları düzeltmek amacıyla bazı önlemler alabileceğini kabul eder.

                * Ancak reforma taraftar olan bu düşünce,bireyci iktisadın önermeleri ile çatışmaktaydı. İşte bu yüzdendir ki daha önceleri N.SENIOR'un ileri sürdüğü ,Bireyci Evrensel İktisat Yasaları'' nın üretim ve değişim alanında her zaman geçerli olduğunu ,bölüşümün ise,değişik ülkelerdeki farklı kurumsal yapılara göre belirlendiği düşüncesini Mill de kabul ederek,sözkonusu çelişkiyi aşmaya çalışmıştır.

                Paragraf  5

                 * O halde Mill'e göre, bölüşüm alanında REFORMLAR gerekebilirdi. Çünkü,toplumsal sorunların kaynağı ,ekonominin doğal işleyişi değil,bölüşüm alanını etkileyen insan yapısı kurumlardı. Dolayısıyla değiştirilebilmeleri mümkündü.

                Paragraf  6

                * Sosyal reformlara bir zemin hazırlayan bu görüş,aynı zamanda insanları serbest teşebbüsün özünde bulunduğuna inandırarak,fakirlik ve gelir adaletsizliğini doğal kanunların bir neticesi olarak sunan Klasik Liberal Doktrin'in ÜMİTSİZ KISIRLIĞINI  ortadan kaldırmak amacını gütmüştür.

                Paragraf  7

                * Mill,üretimin temel yasaları konusunda ise Smith'in düşüncelerine bazı katkılar dışında yeni bir şey söylememiştir. O'na göre emek hem bedensel hem de zihinsel çabaların tümünü kapsayan bir kavramdır. Dolayısıyla; mucidin,filozofun ,yöneticinin emeğinin de değeri bulunduğu ve üretime dolaylı katkı sağladığını söylemiştir.

                Paragraf  8

                * Mill'in bir başka görüşü ise ,doğal kaynakların yalnızca şekillendirilebilen bir malzeme olmadığını ,doğal kaynakların aynı zamanda malzemenin şekillendirilmesine yardım eden ,hatta emeğin yerini alan güçler olduğunu belirtmesidir. Bu bağlamda insanın madde ile yaptığı veya yapabileceği bütün iş,eşyayı kendi içindeki kuvvetlerin ve diğer objelerde bulunan kuvvetlerin tesiri asltında harekete geçebilmesi için AİT OLDUĞU YERE KOYABİLME işlemidir. Mill'e göre insan,tabii kuvvetler üzerinde ,bu kuvvetlerden ölçülemezcesine güçlü olabilecek duruma gelmiştir. Bu güç,gelecekte sınırsızca genişleyecektir. Gerçekten bu ifadeler,günümüze yönelen kahince ifadelerdir.

                Paragraf  9

                * Mill,Klasik sistemin kişisel özgürlük ve Serbest Rekabet prensiplerine bağlı kalmak ve onların sosyo-ekonomik hayata hakim olmaya devamlarını arzulamakla birlikte,kapitalist sistemin toprak ve sermaye sahiplerine verdiği üstün gücün,ücretliler aleyhine işleyen zararlı uygulamaların da önlenmesini istemiştir.

                * Kapitalist üretim ona göre elbette ekonomik gelişmeye hizmet edecektir.Hatta ücretleri de artıracaktır. Fakat bu gelişme,zengini zenginleştirirken,fakirin de zenginleşmesini sağlamalıdır.

                * Bu çerçevede Mill'in bütün çabası,Liberalizmi sosyal Adalet ve sosyal Reform la birlikte yürütebilecek bir sistemi geliştirmekti. Başta mülkiyet kanunlarının birlikte getirdikleri adaletsizliklerden arındırılması şarttı. Mesela kanunlarla toprak mülkiyeti kontrol altına alınabilir,fırsat eşitsizlikleri asgariye indirilebilir,miras kurumu sınırlandırılabilirdi.

               

 

                Paragraf  10           

                * Bunlar dışında Mill,başlıca iktisadi fikirler olarak ''Ücret Fonu Teorisi'' ne kesin şeklini vermiştir. Buna göre ekonomide ,mevcut sermayenin işçi ücretlerine ayrılan kısmı (Ücret Fonu) değişmez ve sabittir. Eğer İşgücü Arzı artarsa,herbir işçiye düşen ücret miktarı daha da azalır. Bu teori uzun yıllar ücret artışı taleplerine karşı koymak amacıyla kullanılmıştır.

               

                Paragraf  11

                * Mill'in diğer bir katkısı da dış ticarette Değişim oranları Teorisi dir. Bu teoriyle,Klasik Dış Ticaret Teorisi'ne ''Karşılıklı Talep Unsuru'' ilave edilmiştir. Gerçekten de Ricardo'nun Dış Ticaret Modeli'nde, malların değişimi için geçerli olacak değişim oranları belirsizdir. Mill,buna açıklık getirmiştir. Dış Ticaret ilişkisine giren her iki ülkedeki arz-talep şartları ,ticarete konu olan malların değişim oranının denge değerini belirlemektedir. Buna göre,eğer bir ülkenin mallarına daha çok talep varsa,Dış Ticaret Değişim oranları o ülke lehine döner. Çünkü böyle bir durum,o ülkeye ihraç malları fiyatlarını yükseltme imkanı verir.