4.3.1. Türk Modernleşme Hareketinin
Düşünsel Temeli
* Modernite, Rönesans la başlatılmaktadır.
* Rönesan, Doğu ve Batı arasındaki kültürel karşıtlığın da başlangıcıdır.
* Rönesansın temel belirleyicisi, kendini ötekilerden ayırması ve böylece
kendini hiyerarşik olarak belirlenmiş bir tarih anlayışına yerleştirmesidir.
* Eski Çağ/Yeni Çağ/ vs. dönemlendirmesi Rönesans ın bir ürünüdür.
* Bu dönemlendirme ile 3 şey temellendirilmektedir:
- Tarihin bir çizgisi ve bir yönü vardır.
- Avrupa Antikite'nin tek mirasçısıdır.
- Bu miras ve devamı, insanlık serüvenine bütün varlık nedenini verir.
* Bu Tarihsel Dünya Görüşü nde Doğu ve Güney bilgeliğin ve Geçmişin ,yani
-yaşlılığın belirleyici özelliği oan Din ve Felsefe ülkesidir.
* Kendini tarihin öncüsü olarak gören Avrupa birelinde kılıç,diğer elinde
bilimi tutarak beyinle yönetir.
* Değerli bir miras (Doğu ) ancak Batının elinde verimli olabilecektir.
* XVII. yy den itibaren ''Doğu'' kavramı Batı ya karşı kültürel bir kimliği
belirtmeye başlar. Giderek yükselen bir şekilde Doğu, ''Öteki'' haline
gelir.
* Doğu negatif kutuba; Avrupa'nın Positifliğini doğrulayabilecek kutba
dönüşür.
* Yalnızca Avrupa ve o nu hazırlayan şey; yani Yahudi,Yunan-Roma Antikitesi
''Evrensel Tarih Perspektifi'' içerisindedir. Ne kadar parlak olursa olsun
Arap-müslüman,Osmanlı Uygarlığı buna göre; '' Tarihin Samanyolu'nun dışında,geçici
bir kuyruklu yıldızdan başka bir şey değildir.''
* XVIII: yy dan itibaren Doğu, kendini değişme içerisinde gören Batı için
''Sabitlik ve Değişmezlik'' i oluşturdu.
* Aydınlanma Çağı'nda Batı'nın Doğu ya bakışı soğuk olduğu kadar, hoşgörülü
değildi.
* XVII. yy dan itibaren Batı ,dünyayı kendine göre düzenlemeye koyulur.
Sosyoloji bu düzenlemenin bir aracı olarak ortaya çıkmıştır. Amaç; toplumu
ve dünyayı rasyonel esaslara göre düzenlemek ve Uymayan ''Artık'' ların
toplumdan temizlenmesidir.
* Sosyoloji'nin felsefi temeli Positivizm dir. Positivizmin kurucusu Auguste
Comte dur.
* Positivizm; gerçekliğin ancak bilimsel deney ve gözlemlerle bilinebileceğini,bunun
dışında bir gerçeğin ya da varlığın bulunmadığını savunmaktadır.
* Buna göre insanlık tarihi 3 aşamadan geçmiştir:
- Büyü Aşaması
- Metafizik Aşama
- Positivist Aşama
* Positivist aşama metafizik ya da aşkın (Transandant) olan her şeyi reddetmekte,
yalnızca maddeye dayanmakta ve bilimsel açıklaması olmayan her şeyi toplumdan,bilimden
arındırmayı önermektedir.
* İnsanların ulaşabileceği 3. aşama olarak da Batı toplumları emsal alınmaktadır.
Bu anlamda sosyoloji, kendi içine kapalı kendisiyle var olan ve kendi
başına bir toplum gerçeği oluşturan bir bilim olmuştur.
* Oluşturulan Soyut Toplum Modeli Batı Toplumu dur. Diğer toplumlar için
Batı yı izlemekten başka bir yol yoktur. Diğer toplumlar gelişmenin henüz
alt evrelerinde bulunmaktadırlar ve bilimsel bir incelemenin konusu olmaya
henüz hak kazanamamışlardır.
* Positivist yaklaşımda Doğu, Batı'nın azgelişmişi olmaktadır ve çözümler
de Batı ile sınırlıdır. Böylece Doğu toplumlarının kendilerini anlamalarına
bile izin verilmemektedir. Çözüm Batı dan gelecektir ve bir rolleri olmamaları
nedeniyle Doğu toplumları söz sahibi olamayacaklardır.
4.3.2- Türk Modernleşme Hareketi: Devlet Elitleri
ve Sosyoloji :
* Türkiye'de Tanzimat ile başlayan Modernleşme sürecine, devletten bağımsız
bir ''Değer Sistemi'' ne sahip olmayan ''Geleneksel Devlet Elitleri''
hakim olmuştur.
* Batı ya yönelme sürecinin başında Batı'da sosyoloji bir ilim olarak
ortaya çıkmış bulunmaktadır.
* Positivistlerle ilişkiler Auguste Comte'un Mustafa Reşit Paşa'ya yazdığı
mektupla gelişmeye başlamış ,Prens Sabahattin,Ali Suavi,Abdullah Cevdet
gibi isimlerle sürmüştür.
* Böylece Batı ının devlet eliyle topluma önerildiği yıllar, aynı zamanda
sosyoloji nin de TR de yaygınlaşmaya başladığı yıllar olmuştur.
* ''Devlet Eliyle'' yapılmış Batılılaşma sonunda Batı
aktarmacılığı Türk Sosyolojisinin günümüze kadar uzanan en belirgin özelliği
olmuştur.
* XX. yy başlarında Batı da pek bir ağırlığı bulunmayan sosyoloji TR de
özel bir önem kazanmıştır.
* TR cumhuriyetinin kurulmasıyla artık politik seçim kesinlik kazanmıştır.politik
arayışların yerini belli bir politikanın kurumlaştırılması ve savunulması
almıştır. Bu gelişmeler politikacıların da Sosyoloji yapmalarına yol açmıştır.
* Cumhuriyetin ilk yıllarında resmi görüş Sosyoloji ye bütünüyle hakim
olmuş ve bunun sonunda her Türk Vatandaşının kesinlikle bilmesi gereken
bilgiler bütünü ,yani ''Yurttaşlık bilgisi'' haline gelmiştir.
* Bu resmi görüş, sosyolojinin de temeli olan positivizm dir. Osmanlıda
ve sorası TR de Sosyolojinin kanunları tüm mekan ve zamanlar için gibi
algılanmış,tartışmaya açılmamış ve kuşkuya yer verilmemiştir.
* Osmanlının düşünceyi sınırlamada dini kullanmasına karşılık, Cumhuriyet
dönemi de positivizmi bir ideoloji olarak kullanmıştır. Positivizmin bilimsellik
kriterleri içine girmeyen her şeyin toplumdan kazınması amaçlanmıştır.
* Cumhuriyet yönetici ve aydınları geri bir toplumda
yaşadıklarını ve tepeden tırnağa her şeyi çağdaşlaştırmak gerektiğini
düşünüyorlardı.
* Çağdaşlaşma ise öncelikle bir zihniyet problemi olarak görülmüş,zihniyet
değişince toplumun değişeceği sanılmıştır. Böylece türk insanının kafa
yapısını temelden değiştirmeyi amaçlayan bir kültür devrimi yapılmaktadır.
* Türk elitlerinin Fransa ile yakın ilişkilerine bağlı olarak Fransız
Sosyolojisi ,Türk Batılılaşmasının kaynağı olmuştur.
* Böylece Robespierre nin Fransız İhtilalini izleyen yıllarda yaptığına
benzer totaliter bit devir TR de başlamıştır.
* Tr de Batı tercihi meşrulaştırılmaya ve Batı tarih anlayışında yeri
olmayan osmanlı ''Kültür ve uygarlık'' kavramları çerçevesinde açıklanmaya
çalışılmıştır. Buna göre Osmanlı bir Uygarlık alanı, türklük ise Kültürel
bir kimlik olarak tanımlanmıştır. Türk ulusu 600 yıl boyunca kendi kimliğini
koruyarak Osmanlı uygarlık alanında varlığını sürdürmeyi başarmıştır,dolayısıyla
bundan sonra da Batı uygarlık alanı içinde yaşayabilecektir.
* Kemalist Devrimin kendisinden önce ortaya konmuş bir öğretisi,dayanağı
yoktur.Sadece onun ortaya çıkmasına yol açan tarihsel koşullar ve buna
dair ''Bilinç'' vardır.
* Resmi görüş bu bilince dayalıdır ve bilincin içeriği ise Cumhuriyetin
ilk 10 yılı içinde belli değildir. Geçen 75 yılda da resmi görüşün temeli
olan bu bilinç hala sistemli bir içerik kazanamamıştır. Bu durumda Sosyal,ekonomik
ve politik yaşamda objektif hukuk kurallarınınn yerleşmesinden çok Subjektif-Keyfi
yargıların belirleyici olması durumu ortaya çıkmıştır. bu belirsizlik
her şeyden önce ''Kendini Resmi Görüşün koruyucusu Olarak Gören'' devlet
Elitlerinin işine yaramıştır.
4.3.3- TR de Devlet Elitlerinin Rolü:
* Osmanlı Dönemmi Batıcı bürokrat tipi ile Cumhuriyet dönemi bürokratı
arasında bir süreklilik vardır. her dönemde halka karşı ve halka rağmenci
olmuştur.
* Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte devlet elitleri bütünüyle egemen
hale geldi ve tek parti CHP ile de organik bir bütünlük içine girdiler.
* 1923-1946 dönemi devlet elitlerinin Türk toplumunu sosyolojinin ''Soyut
Toplum Modeli'' ne tam olarak benzetmeye çalıştığı dönem olmuştur. Devlet
elitleri ve Halkçılık ilkesi ,Toplumun çıkarları çatışan sosyal gruplardan
oluştuğunu ,bu sosyal grupların farklı değerleri olacağını ve bu değerleri
temsilcileri yoluyla politik sisteme kabul ettirebileceği düşüncesini
reddetmiş ve tek boyutlu bir toplum formüle etmiştir.
* Teorik olarak akılcı esaslara göre örgütlenmiş bu modelde insan haklarına
yer yoktur.Bireylerin sadece görevleri vardır.
* Eylem ancak modele uygunsa meşru görülmüş,kendiliğinden
gelişen her eylem ,öngörülmeyen olaylara yol açabileceğinden yasaklanmıştır.
* Bu nedenle son derece otoriter bir yönetim benimsenmiştir. Cumhuriyet
Devlet geleneği bu yönüyle Osmanlı izleri taşımaktadır.
* Cumhuriyet yönetiminde de devlet adına politik haklar sınırlandırılmış
ve İttihat Terakki Geleneği sürdürülmüştür.
* Karpat'a göre Cumhuriyetin devlet Elitleri de düşünceyi kontrol altına
almayı amaçlamıştır.
* 1950 Seçimler Devleet Elitlerinin iktidarına kısa bir
süre için son vermiştir. Bu gelişme Resmi görüşün kavramsal çerçevesi
içinde açıklanamamıştır. Resmi görüşün sosyologları bu gelişmeleri açıklayamammıştır.
* Bu gelişmeler kural dışı bir gelişme olarak görülmüş; bu durumun meşruluğunun
tartışılmasında Sosyologlar yerine Hukukçu Bilim Adamları ön plana çıkmıştır.
* bu nedenle 1950 li yıllar politikanın meşruluğunun yoğun şekilde ele
alındığı ve resmi Görüşün savunulduğu bir dönemdir. Bir anlamda da Hukukun
siyasileştiği bir dönemdir.
* Nihayet bu dönem Anayasa Hukukçularının ve Devlet elitlerinin güdümünde
gerçekleşen 27 mayıs 1960 darbesi ile sona erdi.
* 1960 anayasası ile devlet Elitlerinin iktidara ortaklıklarını
ve ''Seçilmiş iktidarı denetlemesini sağlayacak kurumlar ihdas edilmiştir.
(Anayasa Mahkemesi,Milli güvenlik Kurulu,Devlet Planlama Teşkilatı gibi).
* 1960 sonrası dönemde demokratik süreç yine 10 yıllık periyotlarla tökezledi.
* 12 mart 1971 Muhtırası ile birlikte Devlet elitlerinin bir ''Üst kabine''
olarak meşruluk kazanması dönemi başladı.
* 12 Eylül 1980 Darbesi ile Devlet Elitlerinin Vesayeti biraz daha güçlendirildi.
4.3.3.1. Devlet Elitleri ve Gizlilik
:
* Tr de Devlet elitleri ''gizlilik'' arayışı içindedir. Açık Batı toplumlarında
gazetelerde yer alabilecek bilgiler TR de Devlet Sırrı gibi saklanmaktadır.Bunun
nedeni halkı devlet işlerinden ayrı tutmayı amaçlayan tepeden inmeci (Providentialiste)
devlet anlayışıdır.
* Devlet Sırrı mekanizması aracılığıyla Bürokrasinin halk üzerindeki üstünlüğü
sağlanmaya çalışılmaktadır.
* Devlet elitlerinin politik sistem üzerindeki vesayetini eleştirmek vatan
hainliği olarak görülmeye başlanmıştır.
* Susurluk olayında da bazı devlet elitlerine açıklama yaptırmaya muktedir
olunamamıştır.
4.3.4. Devlet Elitleri Vesayetinin
Politik Sonuçları
* Cumhuriyet sonrası devlet elitleri tarafından benimsenen ''Eflatuncu
Devlet Geleneği'' sorunların çözümünde politik süreçler yerine Otoriter
çözümlere dayanmaktadır.
* Herkesin; kendisine devlet elitleri tarafından biçilen görevi yapması
işbölümü mevcut.
* Eflatun'un devletinde olduğu gibi kendisine verilen görevin dışına çıkanlar
derhal yaptırıma tabii tutulmaktadır.
* Sonuçta ; Devletten önce insan hak ve özgürlüklerine öncelik veren Demokratik
bir Devletin kurulamadığı görülmekte.
* Ancak Eflatuncu devlet Geleneği; yalnızca atanmışların değil,Seçilmişlerin
de genel karakteristiğidir. Saybaşılı'ya göre ANAP dahil hiç bir yönetim
istisnasız olarak bu geleneği devam ettirmiştir.
4.3.5. Devlet Elitleri Vesayetinin
Ekonomik Sonuçları :
* TR de demokratik kurumların yerleşememesinin yanında Serbest Piyasa
Ekonomisinin bir türlü yerleşememesinin sebebi de Eflatuncu Devlet Anlayışı
dır.
* Schumpeter in belirttiği gibi bir toplumu geriliğe mahkum eden nedenlerin
başında çoğunlukla eflatuncu D. anlayışı gibi Statik ve Kapalı yapılar
gelmektedir.
* WEBER de Doğu toplumlarına özgü gördüğü '' Patrimonyal '' politik yapıları
, ekonomik gelişmenin önündeki tipik engeller olarak görmektedir.
* Esasında Tanzimatın isteyip de başaramadığını gerçekleştirme
fırsatı 1. Meclisle birlikte bir kez daha yakalanmıştı.
* Ancak sonraki gelişmelerle Tepeden İnmeci ve Halkı Dışlayıcı Osmanlı
Devlet Geleneği ne geri dönülmüştür.
* Osmanlı-TR arasındaki tek fark ; din yerine positivizmin ikame edilmesidir.
* İsimler değişmiş,politik sistemin adı değişmiş ama sistemin yapılanması
her iki dönemde de aynıdır.
* Devlet Elitleri; kendi Sermayedar elitlerini de oluşturmakta ve bu kesimler
dışında zengin olanlar her türlü ithamla karşı karşıya kalabilmektedir.
* Böylece Osmanlı da olduğu gibi bir Ulusal Burjuvazinin kendiliğinden
doğuşu ve gelişimi engellenmektedir.
* 1923-1929 İzmir İktisat kongresinde ekonominin etik yönü dışlanmış ve
Metaekonomik unsurlardan uzaklaşılması sonucu , Ekonomik sistemde de devletin
dinsel unsurlardan soyutlanması süreci başlatılmıştır.
* Günümüzde de Sivil toplum örgütleri,akademik çevreler,dernekler, Medya
kuruluşları,sendikalar Batı'daki örneklerinden farklı olarak Devlet Elitleri
ile tam ve İronik bir uyum içerisinde hareket etmektedirler.
* Bütün dünyada demokrasinin ekonomik alana da genişletilmesi çabası varken
TR de totaliter politik yapı irrasyonel bir anlayışla ; ideolojiye uygun
ya da olmayan sermaye ayırımı yapmaktadır.
* Bu yönde bir hareket, Müsadere mekanizmasının yeniden çalıştırılmaya
başlanması demektir.
4.3.6. Cumhuriyet'in 75. Yılında
Politiko-Ekonomik Yapı Üzerine Bir Değerlendirme :
* A.-Macaristan Şansölyesi Prens Metternich, Osmanlı'nın en önemli çöküş
nedeni olarak Avrupa kopyası reformlar yapmasını göstermektedir.
* O na göre ithal reformlar yaratıcı ve örgütleyici güçten yoksun oldukları
için ülkede ancak eritici etki uyandıracaktır.
* Tanzimattan günümüze uygulanan Batılılaşma süreci, ekonomik,politikal
ve kültürel bütünlüğün parçalanmasına ,Toplumun devlete yabancılaşmasına
ve bir çözülmeye yol açmıştır.
* Çağdaş TR nin karşı karşıya kaldığı iç ve dış sorunlarda daha bu ilk
adımların yarattığı sonuçlar yatmaktadır denebilir.
* Bu yönüyle TR Almanya ve japonya'dan çok S.S.C.B ye benzetilebilecek
bir ülkedir.
* Bugün hala TR de serbest piyasanın ahlak kuralları bulunmamaktadır.
* Serbest Piyasaya dayanan Liberal ekonomi nin kökünün 1939 lara dayanmasına
rağmen gerekli koşullar ve etik davranışsal temeller TR de oluşmamıştır.
* Ordu dışındaki TC kurumlarının sağlam bir geleneği yoktur.
* '' Bir politikacı kimliği,bir akademisyen kimliği,bir burjuva ya da
emekçi kimliği oluşmamıştır. Çok partili demokrasi geleneğine uygun bir
uzlaşma sürecinin yollarını açacak sosyal,politik ve ekonomik taraflar
net değildir.
* Politik ve Sosyal mesafeler arasında ''Köprü'' olacak bir orta sınıf
mevcut değildir.
* Hala ''Sivil'' bir kültür oluşturulamamıştır.
* Vatandaşların Devlete karşı hak iddia edebileceği mekanizmalar açık
değildir.
* Keyfiyet baskındır.
*Terör,Mafya,çetecilik,rantiyecilik,spekülasyon,kleptokrasi,Nepotizm,rüşvet,Kayıt
Dışı Ekonomi ve Ekonominin politizasyonu vardır.
* Devleti yönetenler mafyayla içli dışlıdır.
* TR bir uyuşturucu merkezi ve para aklama merkezi olmaya doğru gitmektedir.
* Yurtiçi bu sıkıntıların yanında, dışarda da gittikçe
yalnızlaşmakta,AB den dışlanmakta,İslam Konferansında kınanmaktadır. komşularıyla
arasının en açık olduğu dönemlerden geçmektedir.
* EMRE Kongar'ın Tespitiyle:
- Başlangıçtaki tepeden inmeci modernleşme süreci,bir ölçüde başarılı
olmuş ve fabrikayı ve demokrasiyi üretmiştir. Artık kendi diyalektiğini
ve çelişkilerini üretmeye başlamıştır.Ortaya çıkan bu çağdaş çelişkiler
totaliter bir yapı içerisinde ya da Askeri müdahalelerle çözülemeyecektir.
Darbelerin yapabileceği sadece olayları dondurmak ve yer altına kaçmaya
zorlamaktan ibarettir.
- Sonuçta zaman kaçınılmaz olarak hükmünü icra edecektir.
* Reform sürecinde ilk adım Politik sektöre yönelik olmalıdır.
* Ekonomik sosyal yaşamı kilitleyen politik engellerin kaldırılmasında
temel hedef politik ve ekonomik özgürlük ideali olmalıdır.
* Politik özgürlüğün olmadığı yerde ekonomik özgürlük olamaz ve bunlar
birbirini tamamlarç
* Tr toplumu artık Osmanlı nın reayası değildir.1930-50-60 ların Tebaa
psikolojisindeki insanlar değillerdir. Vatandaş ve birey olmak yönünde
büyük mesafeler kat etmiştir.
* Bugün gelinen noktada kitlelerin otoriteye mutlak boyun eğmelerini beklemek
makul değildir.
* Türk aydın ve politikacısının 19. yy Batı sosyolojisinin soyut toplumsal
modelini artık Batılılaşma ve Çağdaşlaşma olarak algılama yanlışından
kurtulması gerekmektedir.
* Çağdaşlık ideali statükoyu değil,gelişmeyi,değişmeyi,içine kapanmamayı,dünyadan
kopmamayı anlatan bir kavram olmalıdır.
* Günümüz dünyasındaki ''Çağdaş Uygarlık'' 19. yy toplumlarından son derece
farklı değerlere ve kurumlara sahiptir. Bugün hiç bir aklı başında Avrupalı
19. yy positivizmine sadık değildir.
* Avrupalı artık kendini sorgulamakta,sınırları çizilmiş statik toplum
modeline sıcak bakmamaktadır.
* Batı da TR de olduğundan farklı olarak politik ve Ekonomik kurumlar
tabulaştırılmamakta ve bilimsel araştırmalara konu olmaktadır.
* Hangi Politik sistemin ekonomik sorunları daha etkin çözeceğine dair
geniş bir literatür ortaya çıkmıştır.
* Özelleştirme ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda da geniş
bir literatür vardır.
* Aynı biçimde devlet ve özel sektör yanında faaliyet gösteren büyük ölçüde
sosyal amaçlı kuruluşların (NGO) ekonomik ve sosyal süreçler üzerindeki
etkileri ve fonksiyonel kullanımları da sorgulanan konulardır.
* Tüm bu literatür TR nin bu sorunlarını çözmede yol gösterecek önemli
konular içermektedir.
* Politik alanda reformlar yapmasında durumunda TR nin
önü her hangi bir 3. dünya ülkesine nispeten daha fazla açılacaktır.
* Osmanlının ve onun bakiyesi olan TR nin ekonomik geriliğini ''Tarihe
zorunlu Mahkumiyeti'' ne bağlayan Sato ; diğer yandan eğer başarabilirlerse
İmparatorlukların bakiyesi olan kültürleri kullanarak yeni değerler ve
bir uygarlık dalgası oluşturulabileceğini ileri sürmektedir.
* Tarih ve Kültür TR halkına ekonomik atılım için gereken alt yapıyı sunmaktadır.
* BRAUDEL, Avrupa dışında ''Değişim Mekanizmaları'' nın en çok geliştiği
coğrafyalar olarak Japonya veİslam dünyasını belirterek,Batı kapitalizminde
ithal kökenli her şeyin islam dünyasından geldiğini vurgulamaktadır.
* Özgürlükçü bir Politik sistem Formal ve Enformel kurumların yeniden
kaynaşmasını sağlayacaktır ki bu Batı ve Japonya'da bu ekonomik gelişmenin
temel belirleyicisi olmuştur.
* Enformel kurumların, geleneklerin,örf ve adetlerin ekonomik ve politik
sistemle bütünleştirilebilmesi problemleri çözecek ve gelişme dinamiklerinin
önünü açacaktır.
Vedat Yigitoglu |