PORTFÖY TEORİLERİ :
Keynes'in
Likidite tercihi mikro düzeyde Sıfır Opsiyonludur. Varlıklarını Para ve Tahvil
arasında bölüştürmeleri çok ender olarak ve Para ile tahvil getirisinin eşit
olduğu durumlarda sözkonusudur.
Gerçek
yaşamda ise insanların ,servetlerini değişik tip yatırım araçları arasında
bölüştürdükleri bilinmektedir. Bina,arsa gibi
Gayrimenkuller,Tahvil,hissesenedi,hazine bonosu,fonlar ve benzeri menkul
değerler başta olmak üzere çeşitli servet unsurları kişilerin tercihlerine konu
olabilmektedir. Kişiler bu unsurları değerlendirerek kendilerine göre Karma Bir
Portföy oluşturmaktadır.
tobin,bu
gerçeği gözönüne alan, Keynes'in yaklaşımını bu yönde geliştiren iktisatçı
olmuştur. Tobin'e göre kişiler değişik varlık çeşitleri arasında seçim yaparken
bunların getirileri yanında Risklerini de hesaba katmaktadırlar. Kişiler
böylece Risk ve Getiri hesabı yaparak değişik servet kalemlerini içeren Optimal
Bir Portföy oluşturmaktadırlar.
Tobin2in
çalışmaları ,Spekülasyon Motifinin varlığını kanıtlayamamıştır. Çünkü günümüzün
finansal sistemleri ,hiçbirt risk taşımayan çeşitli tasarruf araçlarını hizmete
sunmaktadır. Bu bakımdan çağdaş finansal yapılarda kişilerin Atıl Para
tutmalarını izah güçleşmektedir.
Tobin'in
analizi ,kişilerin spekülasyon Motifi ile Para tutmalarının gerekçesini
açıklayamamakla birlikte ,portföy teorisinin gelişimi açısından önemli bir
aşamadır.
Portföy
teorisi ,günümüzde Para Arzı ile reel Sektör arasında bağlantıyı sağlayan
konumu ile Para Teorisi içinde önemli bir yer edinmiştir. Yani Portföy bileşimi
ve değişimi ,para miktarındakik değişimileri reel sektöre aktaran ,yansıtan
birmekanizma olarak düşünülmektedir. Bu konu literatürde Aktarım,Yansıma veya
Transmisyon Mekanizması adı altında ele alınmaktadır.
Portföyünn
oluşumu ,değişimi,Para Arzından etkilenişi, ve makro sistemi etkileyişi ile
araştırmalar hızla gelişmiştir. Parasal konuları anlayabilme gücümüzü önemlil
ölçüde artıran Portföy teorisinin günümüzde iki ana kolu vardır : Birincisi
Tobin'in temllerini attığı ve Makroekonomik Portföy teorisi olarak bilinen
yaklaşımdır. Bu yaklaşım daha çok Keynesciler tarafından benimsenmektedir.
Diğeri
ise literatürde Nispi Fiyatlar Teorisi ile ifade edilmektedir. ve Paracı Ekolü
benimseyen iktisatçılarca savunulmaktadır. Friedman,Karl brunner bu yaklaşımın
ifadesinde katkısı olan iktisatçılardır. Friedman'ın Yeni Miktar Teorisi bu
yaklaşımın önaşaması olarak görülebilir.
Portföy
teorileri farklı sonuçlar üretmekle birlikte pekçok ortak nokta
içermektedir. Bu ortak noktalar
şunlardır :
1-
Bu yaklaşımların çıkış noktasında Kişilerin Optimal bir Portföy oluşturmak
istedikleri görüşü bulunur. buna göre kişiler sadece tasarruf
etmemekte,tasarruf ettikleri unsurlasrı da iyi seçmektedirler. Şuhalde portföy
teorilerini ,Rasyonel davranış İlkesi varsayımında ,bireylerin tasarruflarını
değerlendirme aşamasında nasıl davrandıklarını araştıran teoriler olarak
tanımlayabiliriz.
Çağdaş
İktisat Bilimi ,gelişmesini bir anlamda ,Rasyonel Davranış Postulasının
uygulandığı alanları genişleterek sağlamaktadır. İktisat Bilimi Rasyonel
Davranış Postulasının mal ve emek piyasalarına uygulanması ile
başlamış,sonraları kişilerin ve ekonominin servet seçim süreçleri ,portföy
teorileri çerçevesinde incelenmiştir.
Son
olarak insanların bilgi edinme ve bilgi işleme süreçlerinin ,Rasyonel Davranış
İlkesi doğrultusunda sistematize edilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Rasyonel
Beklentiler Teorisi adı altında toplanan bu çalışmalar,iktisat biliminde devrim
olarak tanımlanmaktadır.
2-
Portföy Teorileri; gelir,Harcama gibi Akım Büyüklükler yerine,Stok Büyüklükler
ile çalışmaktadır.
3-
Bütün yaklaşımlarda Para arzındaki değişmelerle birlikte ,ekonomideki
Portföylerin bileşiminde Değişimler olabileceği kabul edilmektedir.
Portföy
teorilerinin esin kaynağı ,Keynes'in düşünceleridir. Portföy fikri Keynes'den
kaynaklanmaktadır. Reel sektör ile Parasal Kesimin arasına Portföy
Hareketlerini yerleştiren ve buna stratejik önem atfeden ilk iktisatçı
Keynes'dir.
1- Makroekonomik Portföy teorisi :
Makroekonomik
Portföy Teorisinin enönemli özelliği,Risk faktörünü ağırlıklı şekilde gözönüne
almasıdır. Kişilerin Portföy oluştururken ,değişik servet unsurlarının
gelirleri yanı sıra risklerini de gözönüne aldıkları kabul edilmektedir.
Böylece Risk unsuru,fiyat mekanizması ile birlikte ekonomik gelişmeleri
etkileyen ayrı bir kategori olarak ortaya çıkmaktadır.
Daha
bu noktada ,yaklaşımın Keynesci niteliği kendini belli etmektedir. Risk
objektif olarak ölçülebilen bir husus değildir. Risk değerlemesinde Psikkolojik
Faktörler önemli yer tutar. Keynesci yaklaşım özünde psikolojik faktörleri
vurgulayan bir yaklaşımdır. Bu niteliği ile de Ekonomi Biliminin Psikolojik
teorisi olarak ün kazandığını hatırlayalım.
Makroekonomik
Portföy teorisine göre ,Portföyün getirisi Maksimize,Riski ise minimize
edildiği noktada ; Portföy optimize edilir.Bu yaklaşımda kişilerin Portföyleri
Finansal ve Maddi Varlıklardan oluşur.
Portföyün
bir önemli özelliği ,finansal ve maddi aktifler arasında İkame İlişkisinin
sınırlı olmasıdır. Maddi Aktifler belli bir risk grubu,Finansal Aktifler ise
başka bir risk grubu teşkil eder. bu nedenle riski azaltmak isteyen kişi
mutlaka hem Finansal hem de maddi aktiflere yayılmak durumundadır.
Portföy
teorisinde Özel Kesimin Net Aktifleri (ÖKNA) önemli bir kavram olarak ortaya
çıkmaktadır. ÖKNA kapalı bir ekonomide özel kesimin ; devletten ve Merkez
bankasından alacaklarını temsil eden Net Finansal Varlıklar ile özel kesimin
elilndeki Maddi Varlıklardan oluşmaktadır. Özel Kesimin Net Finansal Varlıkları
,Faiz getirenler ve faiz Getirmeyenler olarak ikiye ayrılır. Bunlar kamu
kesiminin yükümlülükleridir. Banknot,ufaklık ve bankaların merkez bankası
nezdindeki mevduatları ;özel kesimin vadesiz net alacaklarını oluşturur.
Devletin çıkardığı bono ve tahviller ise özel Kesimin Vadeli alacaklarını
temsil eder. Özel Kesimin kendi içindeki borç-alacak ilişkileri özel kesimin
net varlığı içinde düşünülmez. Çünkü bunlar karşılıklı olarak birbirini
dengeler.
Finansal
aktiflerin riski iki türlüdür: bunların tümü ,enflasyonun etkilerine
açıktırlar. Faiz getiren finansal aktiflerin bir ikinci riski ,Vadesinden önce
Çözülmeleri ihtimalidir. Bu durumda faiz ve anapara kaybı sözkonusudur.
Maddi
varlıkların riski ise daha değişiktir. Maddi varlıkları temsil eden
hissesenetleri ,heran firmanın konjonktürel ve branşa özgü sebeplerle zarar
etmesine koşut,değer kaybedebilirler. Buna karşılık enflasyona karşı daha fazla
güven sağlarlar.
Bu
bskımdan riski minimize etmeye çalışan kişi ,varlıklarını bu iki kategoriye
ayırıp,dengeli bir portföy oluşturacaktır.
Maddi
Varlıkların en stratejik kalemi Yatırımlardır. Girişimlerin yatırım kararlarını
oluştururken nasıl davrandıkları incelenirken iki kavram önplana çıkmaktadır.
1- sermayenin Marjinal Etkinliği
2- sermayenin Arz Fiyatı
SME
kavramı,sermaye stokuna yapılacak ilave yatırımın kar oranını tanımlamaktadır.
SAF
ise,girişimcinin yatırımdan beklediği kar oranını tanımlar. SAF, yatırım
tercihinin alternatifi olabilecek maddi varlıklar ile muhtelif fnansal
aktiflerin getirilerinin kıyaslanması sürecinde oluşan ,girişimcinin beklediği
asgari kar oranıdır.
Bu
durumda bireyin yatırım kararı ,iki kriter çerçevesinde oluşmaktadır : SAF ile
SME arasındaki ilişki yatırımın verimliliğini değerlendiren ilk kriteri teşkil
eder. SME ,en az SAF düzeyinde ise veya daha yüksekse Maddi Varlığa yatırım
açısından olumlu fırsat yaratılmış olacaktır. Ancak yatırım kararı verecek olan
bir girişimci ,yatırım kararını ,bir de portföyün riski açısından
değerlendirecektir. Risk kriterini gözeterek %50 finansal aktif,%50 maddi
varlık şeklinde bir portföy oluşumunu hedeflemiş ve yeni bir yatırım aşamasında
olan birini düşünelim.Bu kişi yatırımı önce SME ve SAf ilişkisine göre
değerlendirecektir. Bundan sonraki aşamada yeni yatırımın %50 Finansal,%50
maddi varlık şeklinde belirlenmiş olan portföy bileşimini değiştirmemesini
gözetecektir.
Demek
ki yatırımcı, yatırım kararını değerlendirirken bir yandan işin
verimliliğini,diğer yandan işin riskini gözetmektedir. Şuhalde yatırım
kararının ilk boyutu ,Piyasada oluşan fiyatların karşılaştırılması sonucu
oluşmaktadır. Ancak yatırım kararının ikinci boyutu Risk Değerlemesi,piyasada
oluşan fiyatlarla ilişkili değildir. Bu durumda Psikolojik faktörler ağır
basmaktadır. Makro Portföy teorisi ,portföy oluşumunu bu iki boyutta ele
almaktadır.
MEPT'ye
göre ,devletin yükümlülüklerinin düzeyini ve bileşimini değiştiren her ayarlama
,özel sektörün portföyüne yansımaktadır. Burada meydana gelen uyum süreçleri
,tüm makroekonomik büyüklükleri kavramaktadır.
MakroPortföy
teorisyenlerine göre devlet ; elindeki borç düzeyi ve yapısı ile özel kesimin
iktisadi aktivitesini rahatlıkla yönlendirebilecek bir konumda bulunmaktadır.
Devlet Finansal yükümlülüklerin düzeyini ve yapısını etkileyerek, ekonomik
gelişmeleri etkileyebilmektedir. Bu para politikalarının ekonomiye yansıması
iki farklı etki çerçevesinde izlenmektedir :
i- Servet Etkisi yaratmayan Para
politikaları
ii -Servet Etkisi yaratan Para
Politikaları
a- Servet Etkisi yaratan para Politikaları :
Devletin
yükümlülüklerinin düzeyini değiştiren para politikaları,Servet Etkisi
yaratırlar. devletin elinde,yükümlülüklerin düzeyini belirleyecek pekçok araç
bulunduğu ve bu araçların çok değişik sonuçlar yaratacağını belirtelim ve bazı
örnekler verelim.
Örnek
1 : Örneğimiz merkez bankasına borçlanarak karşılanan bütçe açıklarından
hareket etmektedir. bu durumda emisyon genişleyecek ,özel kesim finansal
portföyü içinde faiz getirmeyen MB parasının payı artacaktır. gelir Getirmeyen
finansal Aktif miktarı ,gelir getiren finansal aktife göre artacağından
,finansal portföyün gelir bileşimi bozulacaktır. Bu durumda portföylerde Faiz
getiren Tahvillere doğru bir kayma olacaktır. Tahvil fiyatının yükselmesi
,faizin düşmesi anlamına gelecektir. Düşen faiz SAF ı etkileyecek ve SAF
düşecektir. Düşen Saf ise ,maddi varlıklar portföyünde yer alan yatırımların
cazibesini artıracaktır. Çünkü denge halindeki bir ekonomide ,finansal
aktiflerin getirisi düşünce ,maddi varlıkların getirisi nisdpetyen yükselmiş
olacaktır. Yani portföyün hem finansal aktif,hem de maddi varlıklar bölümleri
kendi içlerinde getirilerine göre yeniden yapılanacaktır. Bu aşamada finansal
aktifler ile maddi aktifler arasında henüz bir ikame sözkonusu değildir. İkinci
aşamada artan MB Parası ile birlikte ,finansal aktiflerin toplam portföy
içindeki düzeyinin yükseleceğini gözönüne alalım. Finansal portföy büyüyüp,özel
kesimin arzuladığı düzeyin üstüne çıkınca ,finansal kesimden maddi varlıklar
kesimine doğru kaymalar başlayacaktır. Bu noktada yatırımlar artacak,ekonomi
canlanacaktır. Bu durumda Servet Etkili Para Politikalarından söz edilir.
Şuhalde tercih edilen açık finansman yöntemi hem Positif Para etkileri,hem de
Positif Servet Etkileri yaratarak ekonomiyi canlandırmıştır.
Bu
gelişmeleri madde madde özetlersek :
-
Emisyon genişleyince devletin yükümlülükleri artar.
-
Genişleyen emisyon,özel kesimin elindeki para miktarını artırır.
-
Fazlalaşan Para ,tahvil alımına yönelir,faizler düşer.
-
Düşen faizler,girişimcilerin yatırımdan umdukları kar düzeyine ilişkin
taleplerini düşürür. Yani SAF geriler. Yatırım yapmanın cazibesi artar bu
noktada Para etkileri ortaya çıkar.
-
Genişleyen emisyonla birlikte,Finansal Portföyün düzeyi de yükselmiş olur. Yani
girişimcilerin risk kriterine göre belirledikleri ,finansal ve maddi aktifler
arasındaki dağılım bozulur. Finansal aktiflerin payı,toplam portföy içinde
artar. Finansal aktiflerin genişlemesi ,yatırımcıların finansal aktiflerle
ilişkili olarak üstlenmek istedikleri riski artırır.
-
Bozulan risk yapısını düzeltmek üzere yatırımcılar,finansal varlıkların bir
kısmını maddi varlıklar ile değiştirmeye yönelirler. Yatırımların artmasıyla da
Maddi servetler artar.
Bütçe
açıklarının kapatılmasında ,emisyon yerine kamu borçlanması tercih edilebilir.
Bu durumda kamu kesimi ,piyasaya Tahvil veya bono sürecektir.
Denge
halindeki piyasada ,bunların satışları ancak faizleri yükseltmek ile mümkündür.
Yükselen fiyatlar Sermayenin arz fiyatını (SAF) yükseltecektir. Neticede
Yatırım eğilimi azalacak,ekonomi daralma sürecine girecektir.
Diğer
taraftan tahvil ve bono emisyonu ,finansal aktif portföyünü arzu edilen düzeyin
üstüne çıkaracaktır. Bu durumda da finansal portföyün riski öngörülenin üzerine
çıkacaktır. finansal portföyden maddi varlıklar portföyüne doğru ikame başlayacaktır.
Maddi varlık tutmak cazip hale gelecek ve SAf düşecek,yatırım eğilimi
güçlenecektir.
Demek
ki bütçe açıklarını kamu Borçlanması
ile kapatmak tercih edildiğinde, Para Etkisi (GelirEtkisi) daraltıcı,Servet
Etkisi (Risk etkisi ) ,se genişletici bir rol oynamaktadır.
Ancak
Keynesci iktisatçılar risk faktörüne ,dolayısıyla servet etkilerine daha
ağırlık verdikleri için ,kamu borçlanmasının net etkisi Positif olarak
değerlendirilmektedir. Fakat bu örnekte sözü edilen duruma göre; yani MB parasındaki
artışın yaratacağı etkiden daha zayıf olacaktır. Çünkü devlet borçlanması
daraltıcı para etkilerine de yol
açmakta,yani yükselen faizler reel kesimde yatırım yapmanın cazibesini
azaltmaktadır.
b- Servet Etkisi yaratmayan Para politikaları :
Bu konuda vereceğimiz örnek,Kamu
Kesiminin finansal portföyünün düzeyini değiştirmeyip,sadece bileşimini
etkileyen uygulamalara yönelmesidir. Yani burada Kamu Kesiminin ,yükümlülük
düzeyini sabit tuttuğu,sadece yükümlülüklerin bileşimini değiştiren bir para
polkitikasından hareket edilecektir.
Kamu
Kesimi, tahvil ve bono şeklindeki yükümlülüklerini para ile değiştirmek
istediği takdirde,piyasada bono ve tahvil alımına geçecektir. Bu durumda
emisyon genişleyecektir. Denge halindeki bir piyasada bu ancak tahvil ve
bonoların kur değerini yükseltmekle mümkündür. Bu da finansal aktiflerin
faizini düşürecektir. Bundan etkilenenen SAF düşecek, dolayısıyla Reel kesimde
Yatırım atmosferi güçlenecektir. Fakat bu süreçte risk etkisi ortaya
çıkmamaktadır. Risk etkisi ortaya çıkmadığı için ,para arzının genişlemesi
ekonomiyi canlandıramamaktadır.
Özetlemek
gerekirse,Tobin'in Makroekonomik portföy teorisine göre ,ekonomideki para
miktarı ile reel kesim arasında ilişkiler bulunmakla birlikte,bu sistematik bir
ilişki oluşturmamaktaıdr.
Diğer
bir ifade ile ekonomiye para şırınga edildiğinde ,bu para imktarı eninde
sonunda reel kesimi uyarmakla birlikte,bu uyarmanın nezaman ortaya çıkacağı
belirsizdir. Şuhalde Para Mİktarı ile Harcamöalar arasında sistematik ilişki
yoktur. Bu durum Para Talebinin dolayısıyla da Paranın Dolaşım hızının değişken
olduğu anlamına gelmektedir. Bu noktada Tobin'in görüşleri ile Keynes'in
görüşleri arasında yakın ilişkiler ortaya çıkmaktadır.
2- Friedman'ın Yeni Miktar Teorisi :
Friedman,
Miktar teorisinin özel bir yorumunu geliştirmiştir. Friedman Para Talebi
Teorisini ,Genel Talep teorisi yani; Marjinalist Mikro Yaklaşım çerçevesinde
ele almaktadır. Talep teorisine göre ;kişinin mal talep etmesi ,talep edilen
malın bir fayda sağlamasıyla ilişkilidir. Tüketim malları talep edilir,çünkü
bunlar belli bir ihtiyacı karşılar. Sermaye Malları ve Gelir Senetleri talep
edilir,çünkü bunlar gelir akımı şeklinde kişilere fayda sağlarlar.
Friedman,herhangi
bir malın talebinde sözkonusu olan noktaların Para talebi için de geçerli
olduğunu düşünüp şu sonuçlara varır :
i- Kişiler Para Talep
ederler;çünkü para kişilere fayda sağlar.
ii- tutulan para miktarı
,kişilerin gelirleriyle yakından ilgilidir.
iii- tutulan paranın bir
alternatif maliyeti vardır.
genel
Talep teorisi, Para Talebine uygulandığında karşılaşılan sorun,para tutmanın
faydalarını açıklamaktır. Friedman'a göre para ,Alım işlemini ertelemeyi
sağlamakta ve böylece bir fayda sunmaktadır.
Para
tutmanın doğrudan faydasını gözlemek mümkün değildir. Fakat nakit bulundurmanın
sağladığı faydayı herkes hisseder. Kişiler açısından nakit tutumu,öngörülmeyen
acil durumların sorunsuz aşılmasını sağlar. İşdünyasında aniden ortaya çıkan
kar fırsatlarının değerlendirilmesini sağlar. Bunlar ölçülebilir nitelikte
olmamakla beraber,insanlara hissedilir faydalar sağlamaktadır.
İkinci
maddede belirttiğimiz, Para Talebi ilie Gelir ilişkisini kavrayabilmek için Y =
Py özdeşliğini gözönüne alalım. Friedman,geleneksel miktar Teorisi ile aynı
görüşte olup,fiyatlar genel düzeyinde meydana gelecek olan %1 lik bir
artışın,para talebinde %1 lik bir artışa sebep olacağını düşünmektedir. Buna
karşılık friedman,y de yani Reel Milli Gelirde meydana gelen %1 lik bir artışın
,para talebinde daha yüksek oranda bir artışa sebep olacağını öne sürmektedir.
Friedman tutulan nakit miktarını ; tatil,eğitim ve dayanıklı tüketim malları
gibi Lüks Mal kapsamında görmekte ,reel gelirdeki artış ile birlikte talep
edilen para miktarının genişleyeceğini öne sürmektedir.
Friedman,
uzun dönemde ,dolanım hızının düştüğünü hesaplamış ve bu düşmeyi Lüks Mal
Hipotezi ile açıklamaya çalışmıştır. Buna göre nakit para lüks olarak
tanımlanmakta ve dayanıklı tüketim malına benzetilmektedir. Nakit para tutumu
lüks mallarda olduğu gibi ,artan reel gelir ile daha fazla talep edilmektedir.
Böylece reel para talebi ,Reel gelir artış hızının üstünde seyretmektedir.
Para
tutmanın maliyeti ise iki şekilde ortaya çıkmaktadır.Para nakit olarak
tutulduğunda,faiz getiren muhtelif aktiflerin sağlayabileceği faizden
vazgeçilmektedir.
Eğer
ülkede enflasyonist bir ortam var ise ,elde tutulan nakit ankeslerin alım gücü
sürekli olarak eriyecektir. Bu bakımdan Friedman, enflasyonist ortamlarda alım
gücü kaybını önlemek için kişiilerin nakit tutumundan kaçınacaklarını
vurgulamaktadır.
Böylece
Friedman, Nakit tutumunun 5 sebebini tanımlamış olmaktadır :
i- Para Tutmanın faydası
ii- fiyatlar Genel düzeyi
iii- Piyasalarda geçerli faiz
oranı
iv- reel Gelir düzeyi
v- Fiyatlar genel düzeyinin
değişme oranlarına ilişkin beklentiler.
friedman
nakit tutmanın bu temel özelliklerini Para Talebi fonksiyonu nda gözönüne alır.
Ancak
friedman,Para Talebi Fonksiyonunu formüle ederken,başka noktaları da gözönüne
almıştır. Bunlara kısaca temas edelim .
herşeyden
önce Friedman,Keynes'ten farklı olarak,Cari Gelir den ziyade Servet i önplana
almaktadır. Fakat Servet; tanımlanması ve ölçülmesi çok güç bir büyüklüktür. bu
bakımdasn Firedman,para Talebi Fonksiyonunu ifade ederken,Servet yerine daha
kolay bir kavram araştırmıştır. Friedman,Sermaye Teorisinin bir ilkesinden
hareket ederek Serveti ; gelir akımının kapitalize edilmiş değeri olarak
tanımlar.Diğer bir ifade ile servet; belli bir dönemde belli bir gelir akımı
sağlayan varlığın bugünkü değeridir. Böylece servet yerine geliri kullanmanın
yolu açılır. Diğer taraftan Cari gelir, çok değişken bir nitelik arz ettiği
için Para Talebi Fonksiyonunda Sürekli gelir yer alır. Permanent income;
geçmiş,bugünkü ve gelecek dönem gelirinin ortalaması olarak tanımlanmakta ve
bireylerin bekledikleri ve Normal olarak değerlendirdikleri geliri ifade
etmektedir. Sürekli gelirin özelliği ; cari gelire göre daha istikrarlı
olmasıdır.
Para
Talebi Fonksiyonunda yer bulan diğer bir faktör ; Beşeri sermayenin ,beşeri
olmayan sermayeye oranıdır. Beşeri Sermayenin likiditesi son derece düşüktür.
Özellikle iş imkanlarının sınırlı olduğu dönemlerde ,beşeri sermayeyi gelire
dönüştürmek güçtür. Bu açıdan,toplam servet içinde beşeri sermayenin payı ne
kada ryüksek ise ,para tutma eğilimi o kadar yüksek olacaktır.
Böylece
Friedman'ın Para Talebi Denklemini yazabilecek hale gelmiş bulunuyoruz.
M/P
= f [ ( rt,rh,rm,H) y ]
M/P
= Reel Para Talebi
rt =
Sabit fazilerin getirisi
rh =
Değişken faizlerin getirisi
rm =
Paranın getirisi
H =
Beşeri sermayenin fiziki sermayeye oranı
y =
sürekli gelir
Bu
ilişkide rt veya rh yükseldiğinde rm düşmektedir. Küçük parantez içindeki
unsurları k ile ifade ettiğimizde ,karşımıza Cambridge Tipi Miktar Teorisi
çıkmaktadır.
M/P = k. f(y) veya
M = k.Py
k =
I/V olduğundan ; MV = P.y
yazılabilir.
Yeni
Miktar Teorisi ,eskilerine göre iki noktada farklılık gösterir ;
1) Paranın dolanım hızı V ve
tutulan para miktarının Gelire oranı (k), Yeni miktarı Teorisinde sabit olarak
kabul edilmemektedir. Fakat sabit olmayan V ve k ; piyasadaki değişik
aktiflerin faiz oranları ,beklenen enflasyon haddi gibi belirli sayıda
büyüklüklerle istikrarlı bir ilişki içindedir.
2) Miktar Teorisinin yeni
ifadesinde y, Sürekli Gelir i ifade etmektedir.
Özetle
FiredMan'ın miktar teorisi ,bireyin sahip olduğu toplam servetini ,belli başlı
servet unsurları ; Para,Tahvil,Hissesenedi,Maddi Varlıklar ve Beşeri Servet
arasında nasıl bölüştürdüğünü sorgulamaktadır.
Servet
Unsurlarının seçimini konu alan bir mikro yaklaşımdan hareket eden
Friedman,Makro düzeyde Reel Para Talebini açıklayan bir teori geliştirmektedir.
Friedman'a göre Reel Para Talebini belirleyen en önemlil etmenler ,başta Para
olmak üzere,değişik aktiflerin Faizleridir. Ancak Friedman bazı varsayımlar
çerçevesinde faizlerin reel Para Talebi üzerinde fazla etkili olmadığı sonucuna
varır. Yani Friedman'a göre Para Talebinin faiz elastikiyeti zayıftır. Keynesci
yaklaşım bunun tersini savunur.
Aslında
Friedman,Keynes'e çok benzeyen bir yaklaşım içindedir. Keynes'te Para Arzı ile
Para Talebi arasındaki denge,Milli Gelir ve faiz düzeyindeki değişimlerle
kurulur. Yani Para Miktarı arttığında ,Milli Gelir arttığı için para talebi
genişler. Para Talebi arttığında Milli Gelir artmadığı takdirde,,düşen faizler
Atıl Para Talebini uyarır ve insanlar olası bir sermaye kaybından korunmak
üzere Atıl para taleplerini genişletirler.
Firiedman'da
ise Para Arzı ve Para Talebi arasındaki denge,Fiyatlar Genel Düzeyindeki
Değişimler ile kurulmaktadır. Şöyle ki artan para miktarı harcamaları
uyarır.Harcamalar ise fiyatları artırır. Bu durumda ise Mübadele Kararı yani ;
Para Talebi genişler.
Özetlemek
gerekirse Friedman, Para Talebinin (paranın dolanım hızının) istikrarlı
olduğunu öne sürerek,Para Talebinin sabit olduğunu söyleyen Geleneksel görüşe
yaklaşmaktadır.
Nispi
fiyatlar Teorisi de Friedman'ın başlattığı bu analizlerin uzantısından
oluşmuştur. Friedman'ın Yeni Miktar Teorisi ile ;Nispi Fiyatlar Teorisi
arasındaki fark,Nispi fiyatlar Teorisinin Para Arzı ve Talebi arasındaki dengeyi
kuran süreçleri çok ayrıntılı açıklamasıdır.
3- Nispi fiyatlar Teorisi :
Nispi
fiyatlar Teorisi ,Neo-Klasik kar ve Fayda Maksimizasyonu ilkelerinin Portföy
teorisine uygulanması şeklinde anlaşılabilir. Diğer deyişle
kişiler,üretim-tüketime dair gösterdikleri duyarlılığı ;Portföyleri
oluştururken de göstermektedirler. Fakat bireylerin duyarlılığı, sadece
piyasalarda oluşan Nispi fiyatlarla ilgilidir. B uilişkide Risk gibi
faktörler,ya ele alınmamakta ya da nispi fiyatların Risk olgusunu içerecek şekilde
belirlendiği kabul edilmektedir.
Bunun
gereği bireyler,Portföy tercihlerine konu olabilecek aktiflerin Fiyat ve
Faizlerinde oluşacak değişimleri çok yakından izlemekte ve portföylerini bu
değişimlere uydurmaktadırlar. Bu duyarlılığın sebebi ; optimal Bir Portföy
oluşturmaktır. Portföyde yer alan servet unsurlarının Marjinal Verimliliğinin
eşitlendiği noktada bireyler portföylerini optimize etmektedirler.
Portföyün
içinde yer alan servet unsurları,oldukça çeşitlidir. Fayda veya Gelir sağlayan
her varlık portföyde yer alabilmektedir. Portföyde yer alan her varlığın
parayla ifade edilen veya edilmemeyen getirisi mevcuttur.bazı unsurların
getirisinin parayla ifade edilememesi ,portföy verimliliğinin değerlemesinde
sorunlar yaratmaktadır. Şöyle ki portföyde yer alan çeşitli lüx mallar,
insanlara Prestij gibi parayla ölçülemeyen faydalar sağlamaktadır.
Bu
gibi güçlükler,Nispi fiyatlar Teorisinin test edilebilirliğini güçleştirmekle
birlikte,Pür Teori açısından sorun oluşmamaktadır. Çünkü Pür Teori sadece temel
ilişkileri belirlemeye çalışmaktadır.
Firedman'ın
Para Talebi Teorisi de Beşeri Sermaye gibi ölçümü zor olan kavramlar
içermektedir. Fakat son aşamada Friedman'ın yaklaşımı ,Para Arzı ve Mİlli Gelir
arasında sıkı bir ilişkinin varlığını öne süren ve test edilmeye müsait bir
hipotez olarak karşımıc-za çıkmaktadır.
Pragmatizm
olarak bilinen bu metodolojinin ünlü savunucularından biri Milton Friedman'dır.
Friedman Apriorizm e karşıdır. Apriorizm; bilimi salt mantığın ürünü olarak
kabul eder. Bu yaklaşım bilimsel araştırmanın her aşamasında varsayımlardan
itibaren bilimsel bir tutarlılık arar.
Pragmatizmi
benimseyen iktisatçılara göre mantıksal tutarlılığı belirlemek çok güçtür. Bu
nedenle modelin varsayımlarının mantıksal tutarlılığını araştırmanın anlamı
yoktur. Pragmatistlere göre gelişmeleri Kantitatif bir çerçevede öngörebilen
teoriler başarılıdır.
Şimdi
değişen para imktarının ,portföy bileşimini nasıl etkilediğini belirleyelim.
Çıkış noktamızda,Denge halinde bir portföy bulunmakta.Para Mİktarındaki bir
artışın portföy üzerindeki etkilerini görelim :
Para
Politikası,Mevduat Munzam karşılıklarının düşürülüp,bankalar
likiditesininartması şeklinde gelişsin. Bankaların portföyünde Faiz getirmeyen
MB parası artınca ,bu para faiz getiren alanlara plase edilmeye çalışılacaktır.
Genişleyen
para; finansal aktif alımı yanında,ayrıca faizler düşürülerek kredi talebinin
uyarılması şeklinde değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu çerçevede finansal
aktiflere artan talep,bunların fiyatını yükseltecek,faizlerini ise
düşürecektir.
Finansal
aktifleri satanlar ise bu parayı verimli bir şekilde değerlendirmek için ya
finansal aktif alımına yönelecekler,ya da kredi borçlarını tasfiyeye
gideceklerdir. Her iki durumda da faizlerin düşmesi yönünde baskılar ortaya
çıkacaktır. Bu süreç bütün finansal aktifleri kavrayıncaya kadar devam
edecektir.
Finansal
aktiflerin fiyatı yükselince,Maddi Varlıkların fiyatı nispi olarak düşmüş
olacaktır. Böylece nispi fiyatı düşen Maddi varlıkların talebi genişleyecektir.
Bu da finansal aktiflerin,Maddi varlıklarla ikamnesi sürecini başlatacaktır.
Neticede Maddi varlıkların da fiyatı yükselecektir. Bu durumda yeni Maddi
varlıklar üretmek cazip hale gelecektir. Çünkü Maddi Varlıkların yükselmiş
fiyatları yanında, Yeni Üretim nispi olarak ucuz olacaktır.
Böylece
Stok niteliğindeki Servet Unsurları yanında ,Yatırım-Tüketim gibi Akım
Büyüklükler de etkilenmiş olacaktır. Yani Makro Portföy ve Yeni Miktar
Teorisinde olduğu gibi NFT'de de Stok Büyüklükler, Akım Büyüklükleri
etkilemektedir.
Sonuçta
; Parasal büyüklüklerde artış,bütün piyasalarda fiyat hareketlerine yol açarak
,Makro talebi genişletip,ekonomiyi canlandırmıştır.Bu arada Fiyatlar Genel
Düzeyi yükselmiştir.
Fakat
süreç burada sonuçlanmamakta,NFT Geri Besleme Etkilerini de incelemeye
almaktadır. (Feedback).
Feedback
etkisi saydığımız bu süreci tersine çevirmekte,neticede çıkış noktasına geri
dönülmektedir.
Şöyle ki yükselen fiyatlar sebebiyle ,finansal aktifleri
ellerinde bulunduranlar,daha yüksek getiri talep etmeye başlayacaklardır. Banka
kesimi de aynı nedenlerle faizleri yükseltecektir. Bu iki gelişme sistemi
geriye işletmeye yeterlidir.
Şu
halde NFT ye göre; Parasal Çerçeve değişince,portföyün yapısı da değişmekte ve
sonuçta Makro Toplam Talep tümü ile etkilenmekte,parasal değişmenin yönüne
göre,artış veazalış gözlenmektedir.
Ancak
bu gelişmeler Geçici niteliklidir ve sistem tekrar eski çıkış noktasına
dönmektedir. NFT nin bir diğer önemli sonucu ,para politikası ile portföyün
istikrarı bozulmadığı sürece ,sistemin kendiliğinden denge çizgisini
izleyeceğidir. Başka deyişle Para Politikası,ekonomik istikrarı bozan başlıca
unsur olarak görülmektedir .
Şöyle
ki ekonomiye para şırınga edildiğinde ,eldeki para miktarı arzu edilen düzeyin
üzerine çıkmaktadır.İnsanlar,harcama yoluyla arzulanan düzyin üzerindekki
Parasal ankeslerini eritmeye çalışırlar. Bu süreçte fiyatlar yükselir,Para
talebi genişler,harcamalar kısılır ve böylece çıkış noktasına geri dönülür.
Kısaca Para Talebinin istikrarlı olduğu,eldeki para imktarı arzulananın
üzerinde olunca ,nispi fiyatlardaki değişmeler sonucu para talebinin nasıl
arzulanan düzeye indirileceği ayrıntılı bir şekilde gösterilir.
NFT,
risk değerlendirmesi gibi psikolojik unsurlara yer vermemekte,bu nedenle de
servet unsurları arasında İkame ilişkileri nispi fiyatların yönlendirilişi
doğrultusunda daha doğrudan olmaktadır. NFT nin ürettiği tezler test edilmeye
elverişli niteliktedir.
4- Crowding- Out (Dışlama Etkisi ) :
Macroekonomik Portföy
yaklaşımında, parasal büyüklüklerd eyapılan ayarlamalar,portföy yapısında da
önemli değişiklikler doğurmaktadır. Ancak ilişkilerin karmaşıklığı nedeniyle
makro sisteme yansıyacak sonuçlar net olarak kestirilememektedir. Bu nedenle
Keynesci çevrelerde,sonuçları daha kesin ve ölçülebilir olduğu öne sürülerek
Maliye Politikalarından yana bir tavır oluşmuştur. Yani makro talebi etkilemede
,kamu harcamalarını konjonktürün ihtiyaçlarına göre ayarlama şeklindeki
politikaların daha uygun olduğu düşünülmüştür.
NFT yaklaşımını
benimseyenler ise tam tersi bir görüşü savunmkata,Maliye politikalarının
etkilerinin belirsiz olduğunu savunmaktadırlar. Şimdi bu gerkçeye bakalım :
Kamu Kesimi ,Maliye
Politikası vasıtasıyla Maddi varlıklara olan talebi canlandırsın. Sözgelimi
yatırım projeleri ile Yapı Sektörü canlandırılsın .
İlk aşamada,bu
sektörün kullanım alanına giren malların fiyatları yükselir. Fakat yapı sektörü
dışındaki sektörler bu artıştan istifade
edemeyecektir. Ayrıca,fiyatları yükselen malları kullanan ,buna karşılık
devletin yapmış olduğu harcamalardan istifade edemeyenler,yatırımlarını
azaltacaklardır.
Son derce önemli bir
ikinci etki daha bulunmaktadır. Kamu Kesimi yaptığı yatırımları finansman için
yeni tahvil ve bono çıkarmak mecburiyetindedir. Çünkü NFT ye göre ,emisyona
başvurulup Açık finansman tercih edildiği takdirde,uygulama Maliye Politikası olmaktan
çıkmakta,Para politikası niteliği kazanmaktadır. Yani NFT de Maliye Politikası
Dar Anlamda tanımlanmakta,sadece Parasal Çerçeveyi değiştirmeyen Kamu
Harcamaları olarak anlaşılmaktadır. Parasal Çerçevenin değişmesiyle neticelenen
uygulamalar ise Para Politikası olarak tanımlanmaktadır.
Harcamaları fonlamak
üzere Maliye politikası çerçevesinde kalındığında ,kamu kesimi yeni çıkardığı
bono ve tahvillerini satabilmek için bunların faizlerini artırmak zorundadır.
Bu durumda finansal aktifleer,maddi varlıklara göre daha cazip hale gelecektir.
Böylece maddi varlıklardan ,finansal Portföye doğru bir kayma olacak,özel
kesimin yatırım harcamaları azalacaktır.
Görüldüğü üzere, Kamu
harcamalarının Toplam talep üzerindeki etkisi net değildir. Teorik olarak
devlet ek talep yartabildiği gibi,özel kesim talebini gerletebilmektedir. Bu
tartışmalar literatürde Crowding -Out başlığı altında sürdürülmektedir.
Keynesciler, Kamu
Harcamalarının toplam talebi net olarak artırıcı etkilerinin olduğunu
savunurken,Paracı ve Neo-Klasik iktisatçılar kamu harcamalarının dışlanma
etkilerini vurgulamaktadırlar.