REKABET POLİTİKASI VE ANTİDAMPİNG POLİTİKASI
(Ekonomik Bütünleşmeler ve Türkiye-Avrupa Birliği
İlişkileri Açısından)
Devrim YAĞMUR
Uzman
İthalat Genel
Müdürlüğü
Rekabet politikası
ile antidamping politikası arasındaki ilişki günümüzde entellektüel düzeyde değişik
açılardan incelenmektedir. Tartışmaların kapsamını başlıca üç soruda toplamak
mümkün görünmektedir:
i) Antitröst
politikası antidampingin yerini alabilir mi?
ii) Antidampinge
ilişkin hukuki düzenlemeler (özellikle Antidamping Anlaşması) antitröstü içerecek
şekilde değiştirilebilir mi?
iii) Dünya Ticaret
Örgütü bünyesinde bir rekabet kodu oluşturulabilir mi?
Uygulamaya
bakıldığında, bir takım koşulların sağlanması halinde, bazı ekonomik bütünleşme
hareketlerinde rekabet politikasının antidampingin yerini aldığı
gözlenmektedir. AB, ANZCERTA ve AEA Anlaşması konuya ilişkin başarılı örnekleri
oluşturmaktadır. Öte yandan, NAFTA’da ve hatta “Avrupa Anlaşmaları”nda bu
konuda henüz sonuç alınabilmiş değildir.
Ülkemizde 1994
yılına değin rekabet politikası bakımından herhangi bir yasal düzenleme
yapılmadığını görüyoruz. Rekabet Kanunu, çıkarılmasına karşın Rekabet Kurulu
üyelerinin atanamaması nedeniyle işlerlik kazanamamış, atamalar 1997 yılı
başlarında yapılabilmiştir.
Konunun asıl önemi,
Türkiye-AB ilişkileri açısından ortaya çıkmaktadır. Rekabet politikalarının
uyumlaştırılması, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nda ele alınan konular
arasındadır. Kararın rekabete ilişkin hükümleri, Roma Anlaşması’nın rekabete
ilişkin hükümlerinin hemen hemen aynısıdır. Kurul üyelerinin atanmasıyla
Rekabet Kanunu’nun da işlerlik kazandığını varsayarsak, gelinen noktada, AB’nin
Türkiye’ye uyguladığı dampinge-karşı önlemleri sürdürmesi için pek dayanağının
kalmadığını söylemek yanlış olmaz.
1. Rekabet
Politikası
1.1. Tanım
Rekabet politikası
genellikle antitröst politikası ile (özellikle fiyat farklılaştırması ve yıkıcı
fiyatlandırma açısından) eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Ancak dünyadaki
antitröst rejimlerindeki farklılıklar nedeniyle bu yaklaşım yeterince açık
değildir. Ayrıca, antitröst yasalarında yer almamakla birlikte rekabet alanı
içinde düşünülebilecek geniş bir firma, hükümet ve özel davranış dizisi
bulunmaktadır.
Ulusal rekabet
politikası, hem rekabeti sınırlayan firmalar arası anlaşmalarla hem de hakim
durumun kötüye kullanılmasıyla (birleşmeler yoluyla hakim durum kurma
girişimleri dahil) ilgili olarak hükümetler tarafından konulan kurallar bütünü
şeklinde tanımlanabilir. Rekabet politikasının temel amacı, çoğu ülkede, etkin
kaynak dağılımını sağlamak ve bu yolla ulusal refahı en üst düzeye çıkarmaktır.
Rekabet kanunları, hakim durumun kötüye kullanılmasını (ya yasaklama ya da
düzenleme yoluyla) ve rakipler arasındaki rekabeti kısıtlayıcı türde çeşitli
anlaşmaları yasaklamak suretiyle bu hedefe ulaşmaya çalışmaktadır. Ancak bir
çok ülke, rekabeti azaltabilecek firmalar arası bazı anlaşmaların etkinliği
artırıcı olabileceğini kabul etmekte ve bu tür anlaşmaları hoş görmektedir. Bu
durumlarda ispat yükü genellikle söz konusu düzenlemelere katılanlara aittir.
Değişik ülkelerin
rekabet politikaları arasında bazı benzerlikler olmakla birlikte, farklılıklar
benzerliklerden ağır basmaktadır. Dolayısıyla, ortak bir politik hedefleri
hatta rekabet politikasının ortak bir tanımı dahi bulunmamaktadır. Bazı
ülkelerde rekabet politikası artan iç rekabet anlamına gelirken, başkalarında,
amacı ülke üreticilerinin diğer ülkelerden üreticilerle etkili biçimde rekabet
edebilmelerini sağlamak olan sanayi politikasıyla aynı anlama gelmektedir.
Bu itibarla, mevcut
çeşitli ulusal rekabet kanunlarında yer alan geniş tanımlar ve politika
hedefleri yelpazesi, yakın gelecekte konu üzerinde tek bir anlayışa gitmenin,
diğer bir deyişle, uluslararası bir rekabet kodunun uygulamaya konulmasının
güçlüğünü ortaya çıkarmaktadır.
Bununla birlikte, bölgesel
entegrasyon anlaşmalarında ya rekabete ilişkin kurallara yer verildiği ya da
rekabet kanunlarının uyumuna ilişkin düzenlemeler yapıldığı gözlemlenmekte
olup, bu durum rekabete ilişkin düzenlemelerin bu şekilde yaygınlaşacağı
yönündeki kanıyı güçlendirmektedir.
1.2. Türkiye’de
Rekabet Politikası
Ülkemizde konuya
ilişkin ilk yasal düzenleme 13 Aralık 1994 tarih ve 22140 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun"dur. Ancak, Rekabet Kurulu üyelerinin atanma işleminin çok gecikmesi
nedeniyle, söz konusu Kanun kapsamında Mart 1997'ye kadar herhangi bir işlem
yapılamamıştır.
Kanunun rekabete
ilişkin yasaklama hükümleri, 4-7. maddelerde düzenlenmiş bulunmaktadır. 4.
madde ile belirli bir mal veya hizmet piyasasında rekabeti sınırlayıcı anlaşma,
uyumlu eylem ve kararlar yasaklanmaktadır. Yasaklamanın hangi durumlara
uygulanacağı sayılmakla birlikte belli bir sınırlamaya tabi tutulmamaktadır. 5.
madde, 4. maddedeki yasaklamaya belli şartlar dahilinde muafiyet tanımaktadır.
6. madde, 'hakim durumun kötüye kullanılması', 7. madde, 'birleşme veya
devralma'ya ilişkin yasaklamalarla ilgilidir.
Türkiye'de rekabet
hukukunun yasal dayanağı yukarıda belirtilen Kanun olmakla birlikte, konuyla
ilgili diğer hukuksal metinlerin de özellikle Türkiye-AB ilişkilerinde
uygulamalarda gözönüne alınması gerekebilecektir. Bunlar 1/95 sayılı Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi Kararı ve Avrupa Topluluklarını Kuran Anlaşma'dır .
1.3.
Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinde Rekabet Politikaları
Gümrük Birliği'nin
rekabet kuralları 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nın 32-38. maddelerinde
düzenlenmiştir. Kararın 32. maddesinde rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar, 33.
maddede hakim durumun kötüye kullanılması, 34. maddede devlet yardımları ele
alınmaktadır. 35. madde Ortaklık Konseyi Kararı ile Roma Anlaşması'nın rekabete
ilişkin 85, 86 ve 92. maddeleri arasında paralellik kurmakta ve AB'nin konuya
ilişkin ikincil mevzuatına da atıfta bulunmaktadır.
Birebir incelendiğinde,
Ortaklık Konseyi Kararı'nın 32, 33 ve 34. maddelerinin Roma Anlaşması'nın 85,
86 ve 92. maddelerine oldukça yakın olduğu görülmektedir.
Diğer taraftan,
Ortaklık Konseyi Kararı'nın 43. maddesi ile rekabete karşı uygulamalar
konusunda tarafların birbirlerinin rekabetle ilgili kuruluşlarına başvuruda
bulunabilmeleri imkanı getirilmektedir. Ancak, bu konuyla ilgili hükümlerin,
başvurulan tarafın takdir yetkisini veya başvuruda bulunan tarafın karşı tedbir
almasını engellemeyeceği de vurgulanmaktadır.
2. Antidamping
Politikası
2.1. Tanım
Damping, bir malın
ihracata yönelik olarak, ihracatçı ülke iç piyasa fiyatının altında satılması
uygulamasını ifade eder. Başka bir ifadeyle, "ulusal piyasalar arasında
fiyat farklılaştırması"dır. Ulusal piyasaların, aralarındaki fiyat
farklılıklarının devam etmesi için iktisadi olarak önemli derecede yalıtılmış
olmaları gerekir. Bu yalıtım, taşıma maliyetlerinin yanısıra dampingli malın
üreticilerine sağlanan gümrük korumasından kaynaklanabilir. Sonuçta, ihraç
edilen malın geri ithali mümkün olmaz ve farklı piyasalarda geçerli olacak
farklı rekabet koşulları ortaya çıkar.
Viner, dampingi
tekelci yapıya bağlamaktadır. Diğer bir deyişle, sistematik bir uygulama olarak
dampinge normalde tekeller sebep olmaktadır. Viner’a göre, damping özellikle
büyük üretim birimlerinde ve pahalı makina-teçhizat ile üretim yapan,
dolayısıyla sabit maliyetlerin, toplam üretim maliyetinin önemli bir kısmını
oluşturduğu sanayilere kârlı gözükecektir. Bu sanayiler için, mali ve bazen
teknolojik nedenlerle, maksimuma yakın kapasitenin idamesi büyük önem
taşımaktadır. Bu açılardan, doğrudan maliyetlerin üzerinde herhangi bir
fiyattan ilave siparişler, başka türlü elde edilemiyorsa ve bunlar olmadan tam
kapasitede üretim sağlanamayacaksa kabul edilebilecektir.
Tekelci, iç piyasayı
denetlemeye başladığında, dayattığı fiyatlar muhtemelen dış piyasalardaki
rekabetçi düzeyin üzerinde olacak ve yalnızca dış alıcılara uygulanan fiyatlar
yurtiçi fiyatlardan düşük olduğu sürece dış sipariş almak mümkün olacaktır.
Eğer iç piyasada
rekabet varsa, arzı kısmak ve iç piyasadaki fiyatları sürdürmek veya artırmak
için üretiminin bir kısmını dış piyasalarda dampingli satan firma, düşük
fiyatlı ihracatından kaynaklanan bütün zarara kendisi katlanmak ve yurtiçi
arzın düşüşünden doğan avantajı tüm yerli rakiplerle paylaşmak durumundadır. Bu
durumda da, sürekli dampingin kârlı olabilmesi için tekelci bir yapıya
gereksinim bulunmaktadır.
Öte yandan, korunmuş
bir iç piyasanın varlığı bazı durumlarda damping için şart değildir. Korunmuş
bir iç piyasa, damping yapanın fiyat stratejisinin arbitrajdan zarar görmesini
engellemektedir. Ancak örneğin ihracatçı ülkenin söz konusu mallar için bir
ithal piyasası (iç piyasa) bulunmayabilir. Bu durumda ithalatta korumaya da
gerek olmayacaktır. Başka bir görüşe göre de, ihracatçının korunmuş bir iç
piyasası olmayabilir ama, diğer ürünlerin satışı yoluyla, dampingi
çapraz-sübvanse ediyor olabilir.
2.2. Gümrük
Birliği Sonrası Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinde Antidamping Politikaları
31.12.1995
tarihinden itibaren Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürürlüğe giren 1/95
sayılı Türkiye-AT Ortaklık Konseyi Kararının 44-47. maddelerinde dampinge
ilişkin hükümlere yer verilmektedir.
Anılan Kararın 44.
maddesinin 2. Paragrafı uyarınca, taraflar arasında daha önce imzalanmış
bulunan Katma Protokol’ün, dampinge karşı tedbirlerin uygulanmasına ilişkin,
"47. maddesi ile getirilen usullerin" yürürlükte kalacağı hükme
bağlanmıştır.
Halihazırda her iki
taraf, bir kısım ürünlerin ithalatında, birbirlerine dampinge karşı vergi
uygulamaktadırlar.
3. Rekabet
Politikası ve Antidamping Politikası Arasındaki İlişki
Hükümetler ticaret
politikalarına, gelir sağlama, belli sanayileri koruma (“genç” endüstriler
gibi), ticaret hadlerini değiştirme, bir takım dış politika veya güvenlik
hedeflerine ulaşma veya sadece belli malların tüketimini kısma gibi çeşitli
sebeplerle başvurmaktadırlar. Beklenen amaç ne olursa olsun, aktif bir ticaret
politikası, belli endüstrileri ve buralarda istihdam edilen üretim faktörlerini
korumak yoluyla geliri yeniden dağıtmakta ve bunu genellikle etkinsiz
bir yolla gerçekleştirmektedir. Bu nedenle ticaret politikası, çoğu durumda,
rekabet politikasının esasını oluşturan amaçlarla uyumlu değildir. Bu
uyumsuzluk, “ticaret politikası rekabetçiyi (veya üretim faktörlerini)
korumayı amaçlarken, rekabet politikası rekabeti (ve böylece ekonomik
etkinliği) korumayı amaçlamaktadır” şeklinde ifade edilmektedir.
Antidamping
politikasının teorik temeli Viner tarafından oluşturulmuştur (1921). Viner, antidampingin
yurtiçi tüketicileri yıkıcı (tekelleştiren) dampingten korumak için
gerekli olabileceğinden söz etmiştir. Çoğu iktisatçı, yıkıcı dampingin kural
değil istisna olduğu görüşündedir. Antidampingin savuncuları, hiç değilse üstü
kapalı biçimde, bir mal üreten ulusal firmaların varlığının sürekliliği ile
ilgilidir. Önemli olan yurtiçi bir endüstrinin devamlılığıdır.
Ayrıca, antidamping
politikalarının taraftarları, antidampingin bir ihracatçı ülkedeki
(ihracatçılara damping yapma olanağı sağlayan) piyasaya giriş sınırlamalarının
ithalatçı ülke hükümetleri tarafından telafi edilmesi için meşru bir girişim
olduğunu savunmaktadırlar. Bu kısıtlamalar, arbitrajı önleyen ithal engelleri
olabileceği gibi, ihracatçı ülke tarafından rekabet kanununun mevcut olmayışını
veya uygulanmayışını da yansıtabilir. Bu gerekçeler, dampingin haksız bir
uygulama olarak görülmesinin nedenlerini oluşturmaktadır.
Garten’a göre,
dampinge yol açabilecek etkenler arasında en önemli dördü şunlardır:
1- İhracatçının iç
piyasasının dışa kapalı olması.
2- İhracatçı ülke
piyasasında ihraç satışlarının maliyetin altında
oluşmasına yolaçan
uygulamalar.
3- Devlet
yardımları.
4- Piyasa-dışı
koşullar (Çin ve geçiş ekonomilerine atfen).
Garten’a göre
rekabet kanunları, antidamping kanunu ile birlikte etkin bir şekilde
uygulanabilir ve uygulanmaktadır, ancak rekabet kanunları antidamping kanununun
yerine geçemez.
Özünde, gerek
antitröst yasaları gerekse antidamping yasaları, ulusal veya uluslararası
planda, piyasadaki çarpıklıkları düzeltmek, dolayısıyla kaynakların etkin
dağılımını geliştirmek iddiasındadır.
Antitröst yasaları
genellikle, en iyi mal ve hizmeti temin etmek üzere yeterli sayıda firmanın
rekabetini sağlayarak yerli tüketicinin çıkarlarını korumak, dolayısıyla iç
piyasada rekabeti devamlı kılmak üzere düzenlenmiştir.
Öte yandan,
uluslararası rekabet, genellikle yerli endüstride zarara yol açan ürünlere bu
zararı telafi edecek vergilerin konulduğu antidamping yasaları gibi, ticaret
yasaları ile ön plana çıkmaktadır. Bu yasalar piyasada rekabetin belirli bir
düzeyde tutulmasından ziyade yerli üreticinin ayakta kalmasını amaçlamaktadır.
Antidamping ve
antitröst yasalarının mantıksal temelleri arasındaki temel farklılıkların bir
sonucu olarak, antidamping yasasının yerli endüstriye koruma sağladığı ancak
antitröstün buna elverişli olmadığı durumlar söz konusudur.
Örneğin, A malını
üreten bir Fransız şirketi, XYZ A.Ş.’yi ele alalım. Şirketin yerli piyasası
tamamen korunmuş olsun. Korunmuş iç piyasa XYZ şirketine Fransa içinde yüksek
fiyatla mal satma dolayısıyla rekabet-üstü kârlar elde etme olanağı sunar.
XYZ ayrıca, ABD’deki
piyasa payını artırmanın yollarını aramaktadır. Bu amaçla, ABD’deki
maliyet-altı satışlarını Fransa’daki tekelci kârlarını kullanarak sübvanse
etmeyi planlamaktadır.
Öte yandan, A malı
pek çok ülkede üretilmekte ve dünya piyasasında da mevcut olsun. Bu durumda,
XYZ şirketi, tüm ABD’li üreticileri piyasadan çıkarsa dahi ABD’de bir tekel
kuramayacaktır (gerçekte XYZ’nin böyle bir amacı da yoktur).
Yukarıdaki senaryoda
XYZ firmasının ne Amerikan endüstrisini piyasadan çıkarma niyeti vardır ne de
ABD piyasasında tekelleşme niyeti veya gücü vardır, dolayısıyla XYZ’nin
maliyet-altı satışlarına karşı antitröst yasası ile önlem alınamaz. Hatta bu
açıdan, XYZ’nin yaptığı damping, tüm ABD firmalarını piyasadan çıkarsa da
önleme konu olmaz zira diğer ABD-dışı rakipleri piyasa dışı tutamadığı için
tekelci güce erişemez.
Gerek antitröst
gerekse antidamping soruşturmalarında başrolü oynayan iki ekonomik faktör,
fiyat farklılaştırması ve maliyet-altı satışlar çok farklı ele alınmaktadır.
Antidamping yasalarında, malların dış piyasada kendi iç piyasasından veya
üretim maliyetinden daha düşük fiyatla satılıp satılmadığı araştırılmaktadır.
Antitröst yasalarında ise, fiyat farklılaştırması ve maliyet-altı satışlar
yıkıcı fiyatlama kavramını içermektedir. Ayrıca, antidamping yasası
maliyet-altı satışları toplam maliyetin altındaki satışlar olarak tanımlarken,
antitröst yasası marjinal maliyetin veya ortalama değişken maliyetin altında
fiyatlar olarak kabul etmektedir.
Antidamping ve
antitröst yasaları arasındaki farklılık, bu yasalarda yer alan çözüm yolları
bakımından da ortaya çıkmaktadır. Antitröst yasası, temel olarak iç
piyasalardaki davranış biçimine yönelik hazırlandığı için rekabete aykırı
uygulamayı kaynağında değiştirmeyi amaçlar. Öte yandan antidamping yasası,
soruşturmayı yürüten otoritenin yetkili olmadığı dış piyasalarda ortaya çıkan
fiyatlama davranışına yönelik hazırlanmıştır.
4. Ekonomik
Bütünleşmeler Açısından Rekabet Politikası ve Antidamping Politikası
Ekonomik
bütünleşmelerde, antidampingin, antitröst yasalarına yerini bırakması için
piyasaların gerçekten rekabetçi olduğu konusunda hükümetlerin ikna olması
gereklidir. Uygulamada bu rekabetçiliğin varlığı, ticaret ve yatırıma getirilen
tüm engellerin kaldırılmasına ve devlet yardımlarının denetimi üzerinde
anlaşılmasına bağlı görülmektedir.
Antidampingin
antitröst yasalarına yerini bıraktığı ilk örnek AET'dir. Diğer ikisi ANZCERTA
ve AEA'dır. Bu bağlamda, dördüncü örneğin AB-Türkiye arasında oluşturulan
Gümrük Birliği olması gerekmektedir. Zira, buna zemin hazırlayacak hukuki
düzenleme 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nda yer almaktadır.
4.1. Avrupa
Birliği
AET mal, hizmet,
işgücü ve sermaye ticaretinde tam serbestleştirmeyi içermesi nedeniyle tek
örnektir. Devlet yardımları, Devlet alımları ve rekabet politikası konularında
da Üye Devletlere ortak yükümlülükler getirmektedir.
AT Anlaşması’nın 85.
ve 86. maddeleri, rekabeti kısıtlayan veya çarpıtan uygulamaları ve hakim
durumun kötüye kullanılmasını, Topluluk-içi ticaret akımlarını etkilediği
ölçüde yasaklamaktadır. Topluluk Komisyonunca getirilen de minimis
kuralına göre, ilgili piyasa payı %5’in altında olan ve toplam yıllık cirosu
200 milyon ECU’den az olan firmalar rekabet yasalarının kapsamına girmezler. AT
Anlaşması’nın 86. maddesi, hakim durumun kötüye kullanılmasını yasaklamaktadır.
Hakim durum, ilgili ürün ve coğrafik pazarlara göre belirlenmektedir. 86.
madde, haksız ticaret, fiyat farklılaştırması, sözleşmeyle bağlantısız ek
yükümlülükler (tie-ins or bundling) ve üretilen ürünün veya piyasaya girişin
sınırlanmasını içeren kötüye kullanma biçimlerinin bir listesini kapsar.
Ticaret üzerindeki etkiler potansiyel, doğrudan veya dolaylı olabilir ve ticareti
kısıtlayıcı olduğu kadar teşvik edici (örneğin, çapraz sübvansiyon yoluyla)
olabilir. Devlet yardımları, eğer ticari akımları etkiliyorsa Ortak Pazar’la
bağdaşmaz kabul edilir. Ancak, gerikalmış bölgelere (örneğin, ortalamanın büyük
oranda altında kişi başına gelire sahip bölgeler veya önemli derecede işsizlik
bulunan yerler) yönelik yardım gibi sübvansiyonlara ilke olarak izin
verilmektedir.
AT Anlaşması’nın 91.
maddesi, dampinge karşı önlemlerin topluluk içi ticarette yalnızca Anlaşmanın
tam olarak uygulanmasına kadar geçecek 12 yıllık geçiş dönemi süresince
uygulanabileceğini belirtmektedir. Madde 91.2’ye göre, Anlaşmanın yürürlüğe
girişinden itibaren bir Üye Devlet menşeli olup da diğerine ihraç edilen
ürünler, tekrar ithal edildiği takdirde, vergi, kota ve benzer etkiye sahip
önlemlerden muaf tutulacaktır. Diğer bir deyişle, geçiş döneminde piyasalar
arası arbitrajı mümkün kılmak yoluyla damping yapma olanağı azaltılmak
istenmektedir.
4.2. Avrupa
Ekonomik Alanı - AEA (The European Economic Area)
Avrupa Ekonomik
Alanı (AEA), EFTA (The European Free Trade Association) Devletleri
(İsviçre hariç) ile AT arasında, Topluluk müktesebatının (acquis
communautaire) büyük bölümünün (Topluluğun tarım ve dış ticaretteki ortak
politikaları hariç olmak üzere) benimsendiği ve AT’deki dört serbestinin EFTA
ülkelerine genişletildiği bir anlaşmadır.
AEA Anlaşması’nın
26. maddesine göre, Anlaşmada aksi belirtilmedikçe, üçüncü ülkelere yönelik
dampinge karşı önlemler, telafi edici önlemler ve haksız ticari uygulamalara
karşı önlemler taraflar arasındaki ilişkilerde uygulanmaz.
1970’lerin başında
AT ile EFTA Devletleri arasında müzakere edilen serbest ticaret anlaşmaları,
rekabet politikasının uygulanmasına ilişkin kurallar içermekteydi. EFTA
ülkelerinin AT ülkelerindekine benzer rekabet politikaları kabul etmiş olmasına
ve serbest ticaret statüsüne erişilmiş olmasına karşın, Topluluk yine de, EFTA
Devletleri aynı rekabet kurallarına sahip olmadığı sürece, EFTA
firmalarının Topluluk pazarında damping yaptığı sonucuna vardığı durumlarda,
dampinge karşı önlemler uygulamaya devam etmiştir.
AEA örneğinde,
AT’deki gibi, dampinge-karşı önlemlerin kaldırılması ortak rekabet kurallarının
(AT kurallarının) benimsenmesiyle birlikte gerçekleşmiştir.
4.3.
Avustralya-Yeni Zelanda Yakın Ekonomik İlişkiler Ticaret Anlaşması-ANZCERTA
(The Australia
- New Zeland Closer Economic Relations TTrade Agreement)
1 Ocak 1983’te
yürürlüğe giren ANZCERTA, iki ülke ekonomilerini aralarında bir serbest ticaret
anlaşması yoluyla artan ölçüde bütünleştirmeyi amaçlamaktadır.
Avustralya antitröst
yasaları ABD modelini izlerken, Yeni Zelanda başlangıçta İngiliz modelini
izlemiştir. 1986’da Yeni Zelanda parlamentosu, yeni rekabet mevzuatıyla
Avustralya sistemini geniş ölçüde kendine uyarlamıştır.
Haziran 1980 - Haziran
1988 arasında Avustralya Yeni Zelanda’ya karşı 16 adet önlem alırken Yeni
Zelanda Avustralya’ya karşı 10 adet önlem almıştır. Ancak yapılan Protokol’den
sonra taraflar, iki ülke arasında dampinge karşı önlem almamayı ve mevcut
vergileri de kaldırmayı kararlaştırmıştır. Taraflar, rekabet mevzuatlarındaki
“hakim durumun kötüye kullanılmasına” ilişkin hükümleri, bir ülkedeki
şikayetçinin, diğer ülkede, o ülkenin üreticilerini şikayet edebilmesini
sağlamak üzere değiştirmiştir. Her iki ülkede rekabet mevzuatlarında yapılan
değişiklikler, taraflardan birinde yerleşik olup diğerine ihracat yapan
firmaların “yıkıcı davranışı” üzerinde yoğunlaşmıştır. Bugüne kadar da bu
konuda başlatılmış bir işlem olmamıştır.
ANZCERTA örneğinde
ticaretin tamamen serbestleştirilmesi, dampinge yol açan nedenleri ortadan
kaldırmak için gerekli fakat yetersiz görülmüştür. Bu yetersizliği gidermek
için üzerinde uzlaşılan rekabet yasalarının aktif biçimde uygulanması gerektiği
Anlaşmada belirtilmiştir.
4.4. Türkiye -
Avrupa Birliği Arasında Gümrük Birliği
Gümrük Birliğinin
tamamlanmasına ilişkin son belge sayılan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi
Kararı'nın 44. maddesinin 1. paragrafında, "Ortaklık Konseyi, Taraflardan
herhangi birinin talebi üzerine, Tarafların birbirleri arasındaki ticari
ilişkilerinde korunma tedbirleri dışında kalan tüm ticari korunma araçlarını
gözden geçirecektir. Bu gözden geçirme sırasında Ortaklık Konseyi; Türkiye'nin
iç pazarla ilgili rekabet, devlet yardımlarının denetimi ve diğer konulardaki
müktesebatı benimsemiş ve etkin biçimde uygulamaya koymuş olması ve dolayısıyla
haksız rekabete karşı iç pazardakine denk bir koruma sağlaması koşuluyla, bu
araçların askıya alınmasına karar verebilecektir." denilmektedir.
Aynı Kararın 43.
maddesinde ise "Topluluğun veya Türkiye'nin, diğer tarafın topraklarında
sürdürülen ve rekabete aykırı olan uygulamaların kendi veya teşebbüslerinin
çıkarlarını olumsuz yönde etkilediğine inanması halinde, ilk Taraf, diğer
Tarafa durumu bildirecek ve diğer Tarafın rekabetle ilgili makamının uygun
tedbirleri almasını talep edebilecektir…" hükmü yer almaktadır.
Gümrük Birliğinin
gerek antidamping gerekse rekabet açısından AEA ve ANZCERTA örneklerinde olduğu
gibi sonuçlanabileceği düşüncesi kaynağını yukarıda ifade edilen maddelerde
bulmaktadır.
4.5. Diğerleri
4.5.1. Kuzey
Amerika Serbest Ticaret Anlaşması - NAFTA
(The North
American Free Trade Agreement)
Gerek Kanada-ABD
Serbest Ticaret Anlaşması gerekse NAFTA, endüstriyel ürünlerde ve doğrudan
yabancı sermaye yatırımlarında ticareti serbestleştirmektedir. Tarımsal ürün
ticareti serbestleştirilmediği gibi sübvansiyonlar üzerine kurallar ortaya
konmamıştır.
Her iki anlaşma da
Üyeler arası ticarette antidampingi devam ettirmektedir. Konuyla ilgili uzun
tartışmalara ve Kanada’nın antidampingin disipline edilmesine (kaldırılmasına
açık bir tercih tanındığı belirtilerek) ilişkin büyük ilgisine karşın, her iki
tarafın temsilcileri, antidampingi antitröst ile değiştirme hususunda anlaşmaya
varamamışlardır. Bir açıdan bu durum Üye ülkelerde rekabet kurallarındaki ve bu
kuralların uygulanmasındaki farklılıkları yansıtmaktadır.
4.5.2. “Avrupa
Anlaşmaları”
AT ile altı Merkezi
ve Doğu Avrupa Ülkesi (Central and Eastern European Countries) arasında
yapılan “Avrupa Anlaşmaları”, serbest ticaret, ortak rekabet politikası ve
sübvansiyonlar ve ilgili politikalara ilişkin kuralların yeterli olmadığını
göstermektedir.
AT uyumlu rekabet
kurallarının benimsenmesi hususunda anlaşılmasına ve 10 yıl içerisinde ticaret
ve yatırımlarda serbestinin gerçekleştirilecek olmasına karşın, Avrupa
Anlaşmalarında antidampingin tedricen kaldırılacağını belirten bir hüküm
bulunmamaktadır.
MDAÜ firmalarının
yapacağı dampingin anlaşmalı uygulamalar veya hakim durumların kötüye kullanılmasından
kaynaklanması pek mümkün görünmemektedir. MDAÜ firmalarının korunmuş bir iç
piyasadan haksız biçimde yararlandığından da bahsetmek zordur.
5. Sonuç
Dampinge-karşı
önlemlerin kaldırıldığı iki durumda (AT/AEA ve ANZCERTA) mal, hizmet ve üretim
faktörleri ticaretinin geniş ölçüde serbestleştirilmesi, rekabet kurallarının
koordinasyonu ve esaslı biçimde uyumlaştırılması ve kamu alımları ve devlet
yardımlarına ilişkin düzenlemeler yapılması gerekmiştir.
Oysa NAFTA, ortak
antitröst kuralları ve uygulaması ile sübvansiyonlara ilişkin olarak DTÖ
kurallarından daha fazlasını içermemekte ve böylece dampinge-karşı
uygulamaların devamına meydan vermektedir.
Buradan,
dampinge-karşı önlemlerin kaldırılmasının ticaret ve yatırıma ilişkin
sınırlamaların kaldırılmasını (piyasaya serbest giriş), rekabet yasalarının ve
politikalarının uyumlaştırılmasını (en azından koordineli uygulamayı) ve devlet
yardımlarının kullanımında ortak kuralların benimsenmesini gerektirdiği sonucu
çıkmaktadır.
Özellikle AEA ve
ANZCERTA örneklerinde, dampinge karşı önlemlerin gerekli koşulların yerine
getirilmesinin ardından taraflar arasında kaldırıldığı görülmektedir. 1/95
sayılı Ortaklık Konseyi Kararının 43. ve 44. maddelerinin değerlendirilmesi
sonucunda, söz konusu önlemlerin AB - Türkiye Gümrük Birliğinde de
kaldırılabile-ceği düşünülmektedir.
KAYNAKÇA
Michael J.
Trebilcock, “Competition Policy and Trade Policy”,
Journal of World
Trade, August 1996.
Paul Rosenthal, “The
Limits of Competition Law in the Current
WTO Context”,
Anti-dumping and Competition Policy:
Complementary or
Supplementary Brain Storming Conference,
CASIN.
Bernard M. Hoekman
and Petros C. Mavroidis, “Dumping,
Antidumping and
Antitrust”, Journal of World Trade, 1995.
Jacob Viner,
“Dumping: A Problem in International Trade”, 1966.
1/95 sayılı Ortaklık
Konseyi Kararı.
Hüseyin Öztürk ve
Yasemen Yazıcıoğlu, Gümrük Birliği
Çerçevesinde
Dampinge Karşı Uygulamalar, Karşılaşılan Sorunlar
ve Çözüm Önerileri,
Dış Ticaret Dergisi, Ocak 1997.