<%@ Language=JavaScript %> Iskender Lahdi

Click on the pictures to enlarge them.

İstanbul’un dünyaca ünlü tarihi eserlerinden söz edildiği zaman, akla gelen ilk üç önemli yapı, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii’dir. Ama, bunların dışında; tarihle yoğrulmuş dünyaca ünlü bu kentte, o kadar çok gezilip görülecek yer vardır ki; bunlar öyle dört-beş gün de yapılacak bir gezintiyle bitirilemez. Hemen şunu helirtelim; eğer İstanbul’da bir Topkapı Sarayı, bir Ayasofya veya bir Sultanahmet Camii olmasaydı, bu tarihi kentin kısmen arka planda kalmış en önemli kültür zenginliklerinden biri olan ve içinde dünyaca ünlü antik eserler barındıran İstanbul Arkeoloji Müzeleri çok daha fazla ön plana çıkardı. Neler yoktur ki bu müzede? Kadeş Savaşı’nın ardından imzalanan dünyanın ilk yazılı barış antlaşmasından ünlü Myrina pişmiş toprak heykelciklerine; tarihte ilk para bastıran kral olarak bilinen Krezüs’ün altın sikkelerinden Asurlular’ın çivi yazılı tabletlerine kadar birçok ünlü antik eser bu müzede teşhir edilmektedir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nden söz edildiği zaman, bu müzenin dünyaca ünlü antik eserlerinden biri de İskender Lahti’dir. Türkiye’de olduğu gibi, geçmişten günümüze kimi Batı ülkelerinde okutulan tarih kitaplarında da resimleri yayımlanmış olan bu lahit MÖ IV. yüzyıl sonlarına ait bir sanat şaheseri olup, birçok kişi tarafından, Makedonya Kralı Büyük İskendere alt olduğu zannedilmektedir. Ancak, bu görkemli lahtin adı ve üzerindeki yontularda görülen tasvirlerden başka, bugüne kadar mezarı henüz gün ışığına çıkartılamamış olan Büyük İskender’le bir ilgisi yoktur. Dünyaca ünlü bu lahte İskender adının verilmiş olmasının nedeni, yan cephelerine yontulmuş kompozisyonlarda Makedonya kralının tasvirlerinin bulunmasıdır.

İskender Lahti, 1887 yılında, Türk arkeoloji ve müzeciliğinin “babası” olarak bilinen; İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kurucusu; tablolanndan bazılan Louvre gibi dünyaca ünlü kimi müzelerde sergilenmekte olan ünlü tarihçi-arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey tarafından Lübnan’ın Sayda (antik Sidon) kenti yakınlarında gerçekleştirilen Kraliyet Nekropolü kazıları sırasında ortaya çıkartılmış; aynı nekropolde bulunan öteki lahitlerle birlikte raylar üzerinde kaydırılarak sahile, oradan da deniz yoluyla İstanbul’a gönderilmiştir. Bugüne kadar ne Yunan, ne de Roma dönemlerine ait başka hiçbir kopyası ortaya çıkartılmamış olan bu mermer lahtin üzerindeki yontu işçiliği, antik dönemlerin en güzel, en ince ve en nadir örneklerinde