BIR DAHA ASLA

Basini kaldirdiginda karsisinda kendisine yalvaran gozlerle bakan nobetci hemsireyi gordu . Gozlerinde sirf yalvarma degil ayni zamanda bir panik de sezinleyince elindeki dosyalari bankoya birakti ve hic bir sey soylemeden takip etti genc kadini. Acil mudahale odasindan iceri girdiginde hemsirenin neden bu derece caresiz kendisini bekledigini anladi.Sedyede yatan yaralinin derhal ameliyata alinmasi gerektigi daha ilk bakista anlasiliyordu.. Hemen muayeneye basladi . Gogus bolgesinden buyuk bir darbe aldigi asikar olan yaralinin bir kac kaburgasi kirikti muhtemelen ve sag akciger de zarar gormuse benziyordu. Hemsire gerekli filmlerin cekildigini ve tahlillerin de ameliyattan hemen once yetistirilecegini soyledi. Kendisinden sonra gelip nobeti devralacak olan cerrah henuz gelmemisti ve sedyedeki yaralinin fazla vakti yoktu.

- Doktor Cuneyt aramadi mi ?
- Hayir efendim. Ne cebi, ne ev, ne de cagrisi cevap veriyor.
Hemsire kizamayacak kadar yorgun oldugunu anlamis sadece emir bekleyen bakislarla bekliyordu karsisinda.

- Yapilacak baska bir sey yok Ameliyata alin hemen, giyinip geliyorum ben de , dedi ve hastayi getiren ambulans gorevlilerine dondu.
- Nasil olmus bilen var mi?
- Evet doktor, müzedeki santiyede calisiyormus. Yerine oturtmaya calistiklari bir heykel halatindan kurtulup , yaraliya carpmis Ikisi beraber carpmanin siddetiyle arkada duran bir vitrine savrulmuslar ve vitrinin kırılan camlari da sirtina ve boynuna saplanmis. Pek umit yok gibi. Cok fazla kan kaybetti ve cok da zayif... hem ...
- Umit var mi yok mu ameliyattan sonra goruruz , diye sozlerini kesti ve baska bir sey soylemelerine izin vermeden ayrildi yanlarindan. Ameliyathaneye dogru hizli adimlarla yururken "Cuneyt, bu sefer elimden kurtulamayacaksin " diye gecirdi aklindan. Ekip nerdeyse hazirdi, iceri girdiginde. Yaralinin laboratuvar tahlilleri ve acil alinan rontgen filmlerine bakti. "Ambulans gorevlilerini bosuna mi azarladim acaba ? " diye dusundu. Kirik dort kaburga, delinmis bir akciger, zarar gormus bir dalak ve Allah bilir acinca karsisina cikacak daha neler......Anestezist arkadasi Kerim, aklindan gecenleri anlamis gibi bakti yuzune ve
- Biz haziriz, dedi. Yarali da ben de haziriz. Eger sen bu yorgunluga ragmen bu ameliyati yapabilecek gucteysen ben de sana diyorum ki bu genc kadin da bu masadan saglam kalkacak kadar guclu. Gulumsedi. Genc bir kadin oldugunu bile farketmemisti.
- Eh o zaman gucleri birlestirelim de bitirelim su isi , dedi.
Tam 3 saatten fazla surdu guclerini zorlayan ameliyat. Sonunda ameliyathane gomlegini ve eldivenlerini atik torbasina firlattiginda Kerim hastanin son kontrollerini bitirmis ve yogun bakima sevki icin hemsire ve hasta bakicilara emanet ediyordu genc kadini. Yanina geldiginde arkadasinin sirtini sivazladi gururla.
- ©kinizin de basaracagini biliyordum , dedi. O da cok guclu bir kadin . Artik sirf o guc harcayacak. Biz sadece yardimci olacagiz o kadar. Sen butun o kiriklari toparlar ve camlari temizlerken ne dusundum biliyor musun ? Allah isini biliyor dostum, gercekten, baksana onca cam , onca kirik , ezik ama yuzune bir sey olmamis. O guzel yuzunde tek bir cizik , morluk bile yok .
- Yuzunu bile gormedim biliyor musun ? Ne garip degil mi hayatini kurtardim ama yuzunu gormedim. Ic organlarini biliyorum , ama yuzunu ... ne garip bir meslek bu bizimkisi.
Kerim gulumseyerek bakti Can'a , "Gercekten de garip" diye dusunurken. Ameliyathanenin kapisinda kendisini Cuneyt karsiladi. Suklum puklum duruyordu. Can'in gec kalislarini bashekime soylememesi yuzunden her seferinde yuz buluyordu. "Bazi insanlar doktor olacak sorumluluk duygusuna sahip degilken ne diye illa ki doktor olurlar ki? " diye dusunurdu cogu zaman . Cuneyt de o insanlarin arasindaydi.
- Olanlari duydum. Kusura bakma. Bu sefer gercekten de cok ileri gittim degil mi? Ne yapayim, gece fazla kacirinca kalkamadim sabah.......biliyorsun yoksa isteyerek...
Ayakta duracak hali kalmadigindan onu dinlemedi bile. Hizla gecti meslektasinin yanindan. Dogru yogun bakim servisine yoneldi. Hastanin son kontrollerini yapacak, nobetci hemsirelere gerekli talimatlari verecek ve eve gidip uyuyacakti. Hem de aksama kadar . Yogun bakima girdi. Hemsirelere gereken talimatlari verdi. Hastanin dosyasina bir kere daha goz atti ve tam dosyayi kapatip cikmak uzereyken kapakta adini gordu: Ceren Gunaltay. Bir inleme cikti agzindan, en yakinindaki hemsire endiseyle yuzune bakti. Hizla hastanin yattigi yataga ilerledi. "Hayir o olmasin " diye yuksek sesle dua ettiginin farkinda bile olmayarak... "Ceren olmasin , sadece isim benzerligi olsun. Ama ya soyadi o da ayni. Hayir, hayir o degildir, degildir". Hastanin yaninda serumu ayarlayan hemsireyi gormedi bile ne de arkasindan endiseyle geleni. Yataga yaklasti, oldugu yere yigilmadan once agzindan cikan sese kendisi de anlam veremedi. Hemsireler hizla koluna girip yere dusmeden yakaladilar. Kolayca yandaki bos yataga uzattilar.
- Cok uzun bir ameliyatti, dedi daha yaslica olan hemsire bilge bir ifadeyle , hele ki uzun bir nobet gecesinde 3 ameliyat yapmis bir cerrah icin. Bu siz bile olsaniz zor Doktor. Birisinin artik Doktor Cuneyt Bey'le ciddi ciddi konusmasi gerek. Cevap veremedi, sadece gozlerini dikmis yandaki yatakta hayati az once ellerinden gecmis olan kadina bakiyordu. Ceren'e. Ceren'ine.

Tip fakultesi 5. siniftaydi o sene. Hafta sonuyla birlesen bir bayram tatili denk gelmisti. Kurban miydi, seker mi hatirlamiyordu simdi. Uzun bir nefeslenme suresi dogmustu. Intern olarak gecirdigi bu ilk yil zor ama zevkli geciyordu ve bu mola iyi gelmisti. Okuldan bir arkadasiyla arabaya atlamis ve solugu Bodrum'da almislardi. Kendisi degil ama arkadasi arkeolojiye cok merakliydi ve o gun israr edip durmustu. Antik Tiyatro ve Mausolos'un unlu mezarinin kalintilarini gormeye gitmek icin. Gitmisler ve orda Ceren'i gormuslerdi. O oldugunu bilmeden. Arkadasi ona hararetli hararetli dunyanin yedi harikasi arasinda sayilan mezari anlatirken bir ara " Biliyor musun mezari karisi yaptirmis Mausolos icin. Insanin boyle bir karisi olmali . Kendisini bu kadar sevecek ve olusunu bile olumsuzlestirecek bir kadinla evlenmeli insan ",demis ama bir turlu bu vefakar kadinin adini hat¹rlayamamisti. " Neydi , neydi dilimin ucunda ama..."diye soylenip dururken, duru bir ses "Artemisia" demisti hemen yani baslarindan.. Ustunde haki renkli bir bermuda, beyaz bir atlet - tisort olan genc bir kiz gulerek kendilerine bakiyordu. Ona donduklerinde gunes gozluklerini cikartip eline almasi dikkatini cekti Can'in. Insanlarla direk gozlerinin icine bakarak konusan gencecik bir kiz. Bacaklarini iki yana acmis bir elinde gozlugu,digerinde bir sise su, sirtinda kocaman bir canta, basinda saclarini tamamen gizleyen kocaman bir sapka, karsilarinda o muhtesem insanin icini isitan ve bir anda kendisine baglayan gulumsemeyle " Baska bir sorunuz var mi? " diyen bakislariyla bekliyordu. Ilk konusan Can oldu :
- Tesekkur ederiz. Arkeolog musunuz siz?
- Henuz degil, olmak icin calisiyorum. Dilinizin ucuna takilan baska bir sey var mi?
- Sanirim yok, degil mi Mujdat?
- Hayir yok tesekkur ederiz.
- O zaman size iyi gunler dileyeyim. Isimin basina donmem gerek .
Uzaklastiginda birden gunes de bulutlarin arasina girmis gibi urperdigini hissetti Can. Bakti , hayir gunes hala piril piril parliyordu. Giderek uzaklasan kizin ardindan bakarken, " Keske soracak baska seyler de bulsaydim " diye gecirdigini farketti icinden. O, Can, fakultenin en gozde erkeklerinden biri , piril piril gulusunu de beraberinde goturunce titremesine neden olan isimsiz bir kizin ardindan baka kaldi. Seslenmeye, bir bahane bulmaya cesaret edemeden, gozden kaybolmasini seyretti. Ertesi gun , tam da artik o bir anlik gulusun yoklugunda usumemeye alismak uzereyken. Bodrum'un gobeginde, ustunde uzun bir elbise ama basinda yine ayni kocaman sapka ile karsi kaldirimda gordu onu.. Saclari yine gorunmuyordu. Bu sefer sag kolu bileginden dirsegine kadar sariliydi. Eczaneye girdigini gordu ve bir an bile dusunmeden arkasindan gitti. Eczanede recetenin hazirlanmasini bekliyordu mustakbel arkeolog . Cani aciyordu , belliydi ama buna ragmen yuzu hala isil isildi.
- Merhaba
- Aaa, merhaba. Nasilsiniz?
- Ben iyiyim de siz pek iyi degilsiniz galiba. Ne oldu?
- Kucuk bir is kazasi. Temel taslarindan biri koluma dustu. Kucuk bir catlak sadece.
- Rontgen cektirdiniz mi?
- Evet, elbette.Yoksa nerden bilecek doktor?
- Yaninizdaysa bakabilir miyim?
- Evet , tabii. Doktor musunuz siz?
- Henuz degil, olmak icin calisiyorum.
Cumle agzindan ciktigi anda bunun aynen genc kizin dun kendilerine soyledigi cumle oldugunu hatirladi. Butun gun ve gece tekrarlaya tekrarlaya ezberledigi cumle .....Kurabiye calan bir cocugun annesine yakalandiginda duydugu o hafif utanci hissetti. Hani suc ustu yakalanirsiniz ama o anda eminsinizdir de affedileceginizden. Ista tam o tur bir utanc.
Genc kiz yine piril piril gulumsedi. Dudaklarinda kalmayip, gozlerine kadar cikan bir gulumseme....Sonraki yillarda cok alisacagi ve her kadinda arayip da bulamayacagi, ya da buldum sanip yanilacagi o buyulu gulumseme....
- Ise donmeyeceksiniz degil mi?
- Kazi sahasina mi? Donecegim.Neden?
- Ama bu halde nasil calisacaksiniz ?
Tanrim yine o gulumseme.
- Kaziyi bizler yapmiyoruz ki. Hem oyle bile olsa kazma sallamadan da yapilacak cok is var.
- Anliyorum. Ozur dilerim , ne bileyim ben, arkeoloji denince insan hep kazi dusunuyor.
- Biliyorum.
Hayir bilmiyorsun . Belki arkeolojiyi biliyorsun ama benim ne demek istedigimi bilmiyorsun. Gitme, benimle kal ve bana kendini anlat. Birak ben de sana kendimi anlatayim. Uzun uzun geceye kadar ve geceden de sabaha. Oyle cok konusalim ki sabah gunes dogarken hakkimizda bilmedigimiz hic bir sey kalmamis olsun. Sonra susalim ve birbirimizi hissedelim. Artik ben seni, sen beni bilirken birakalim bu sefer de sozsuz sadece ruhlarimiz anlassin. Sonra .... Sonra? Bilmem . Bak gordun mu bilmiyorum iste. Hadi kal ve beraber gorelim sonrasini.
- Peki.
- Efendim ? Neye peki?
- Bana soylemeye calistiginiz her ne ise ona peki.
- Nasil yani? Ne soyleyecegimi bile bilmiyorsunuz ki. Yani ben bile.....
- O kadar uzun bir sure sessiz kaldiniz ki , gozlerinizdeki tereddut konustu sizin yerinize. Evet o tereddutu gordum. Bu kadar dusunulen ve tartilan konu her ne ise kotu olamaz. O yuzden bana soylemekle soylememek arasinda tereddut etttiginiz sey her ne ise ona peki. Ve hersey oylece basladi. O gun Ceren'i kazi sahasina biraktiginda adini bilmiyordu henuz. Bunu aksam onu almaya gittiginde kimi aradigini soran bekciye bos bos bakarken farketti. Ona cevap vermesine gerek kalmadi zira bekleniyordu. Bir kayanin ustune oturmus ona gulumseyen genc kiz, elbisesini degistirmis ve basindaki sapkayi cikartmisti . Uzun , kizil saclari batan gunesin son isiklariyla, inanilmaz bir sekilde parliyordu. Yuzunde o buyulu gulumseme ile yaklasti ve elini uzatti :
- Merhaba, ben Ceren.
- Merhaba, ben de Can.
Kahkahalarla gulmeye basladilar. O kisa tatil boyunca Ceren gunduzleri kazi sahasinda calisti. Aksam Can'la bulustu. Cok az yemek yeyip, nerdeyse hic uyumadilar. Cok, ama cok fazla konustular. Tatil bittiginde önce Can dondu Istanbul'a, ruhunda Ceren, elinde telefon numarasiyla. Bir kac gun sonra da Ceren. Dondugu gunun aksami Can'i arayip geldigini bildirdi. Bir saatten az bir sure icinde Can Ceren'in kapisini caliyordu. Elinde gormedigi halde ezbere bildigi genc kizin evinin minik bahcesine dikmesi icin bir Yasemin fidani ile. O ve onu izleyen diger gunler ve geceler ve haftalar ve aylar boyunca, derslerinin ve ozel ilgi alanlarinin aldigi zamanlardan arta kalan her dakikayi beraber gecirdiler. Iliskilerinin en guzel yani belki de asla sikici , baglayici, sorgulayici olmamasiydi. Her ikisi de digerinin de ayni seylerden hoslanmasini beklemiyor , kendi ilgi alanlariyla ayni zamanda ama ayri ayri vakit geciriyorlardi. Tek ortak konulari kitaplar, klasik muzik ve filmlerdi. Ceren'in Cihangir'deki evi sinemalara da yakin oldugundan , Beyoglu'nda oynayan ve ilgilerini ceken hic bir filmi kacirmiyorlar, seans sonunda Ceren'in evine gidip sarap icip saatlerce filmi , hayati, umutlarini tartisiyorlardi. Bazen de, kah Can'in anne babasiyla paylastigi o muazzam evde, kah Ceren'in minik bahce katinda klasik muzik dinleyip ayri ayri kitaplarini okuyorlar, ya da Bogaz kiyilarinda veya yakin mesafedeki ormanlik alanlarda yuruyuse cikiyorlardi. Yaz gelip de okullari kapaninca Ceren yine bir kazi calismasinda gorev aldi. Can da kisa tatilinin tadini cikartmak icin ailesiyle beraber yazlik evlerinin yolunu tuttu. Ama daha bir hafta dolmadan sirtinda cantasi Ceren'in yaninda aldi solugu.. Kazi sahasinda ona pek is dusmedigi icin, bol bol gezip fotograf cekerek gunlerini geciriyor, aksamlari da kazi ekibiyle , ama en cok Ceren'le beraber oluyordu. Yaz sonunda tekrar ortak sevgililerine , Istanbul'a donduler. Her ikisinin de okullarindaki son senesi oldugundan daha yogun, daha zorlu bir yil bekliyordu onlari ama onlar buna ragmen birbirlerinden kopmadan , kopamadan gecirdiler , o zorlu donemi. Can'in tek emeli yurt disinda bir ihtisas imkani yakalamakti. Bunu gundeme getirmese bile Ceren bunu biliyor ve genc adamin o konuyu acacagi gunu bekliyordu sabirla. Hatta bir iki kere kendisi Can'a bu konuyu acmis ama Can her seferinde lafi degistirmisti. Sebebini anlayamiyordu Ceren. Can neden bu en buyuk hayalini onunla paylasmiyordu? Can da bilmiyordu bu sorunun cevabini. Neden Ceren'e bundan bahsedemiyordu? Oysa hersey hazirdi. Can'in butun fakulte hayati boyunca gosterdigi ustun basari grafigi ona arzuladigi ihtisasin kapilarini acmisti.. Universitenin yurt disinda ortak calismalar yuruttugu bir universite hastanesi Can'a burs teklif etmisti. Hem de hep yapmak istedigi ihtisas dalinda: Genel cerrahi. Ve Can uzun zamandir belli olan bu gercegi Ceren'den sakliyordu. Anne ve babasi durumdan haberdar olduklari icin , ogullarinin gelip kendilerine Ceren'le evlenmek istedigini ne zaman soyleyecegini bekliyorlardi. En dogrusu bu degil miydi? Evlenmeleri ve beraber gitmeleri. Ama Can susuyor , susuyordu. En sonunda bir aksam onlara acildi Can. Bursu kabul edecek ve gidecekti . Ama tek basina. Ceren'siz. Cunku genc kizin cok uzun zamandir kabul edilebilmek icin ugrastigi bir Misir kazisina muhtemelen secilecegini ogrenmisti. Bunu da tamamen bir tesaduf sonucu , bir aksam onu almak icin okuluna ugradiginda , bir arkadasi soylemisti. Iste sebep buydu. Eger Ceren'e gel derse genc kizin iki arada kalacagindan. Sonunda muhtemelen kendisini sececeginden ve Misir'a gidemedigi , ruyalarinin kazisina katilamadigi icin kendisini hep icin icin yiyeceginden korkuyordu. Ya da Misir'a gidecek ve Can'i yalniz biraktigi icin vicdan azabi cekecekti. Her iki durumda da uzulecekti. Ve Can onun uzulmesini gormektense, kendince boyle bir karar alarak Ceren'i koruyordu. Aslinda ona hanceri en can alici noktadan batirdigini bilemeden. Babasi ve annesi bunu ona hatirlattiklari zaman" Hayir, dedi, onu da kendimle goturmek istemeyisime cok uzulecek ama beni anlayacaktir Ceren ...Gidip kazisinda mutlu olacak. Ben ihtisasimi bitirince donecegim ve o zaman evlenecegiz iste. Bir muddet ikimiz de mutsuz olacagiz, hasret cekecegiz ama sayili gun cabuk gecer." Sonunda tam yola cikmadan onceki gece soyledi bunu Ceren'e. Tipki annesi ve babasiyla konusurken kullandigi cumleleri kullanarak.
- Ben gidip Ingiltere'de ihtisasimi bitireyim ,sen de kazina git.
- Hangi kaziya Can? Neden bahsediyorsun sen?
- Canim saklamaya calisma benden. Biliyorum. Misir kazisina kabul edilmek uzere oldugundan haberim var. Sen de bana bunu soylemedin. Gordun mu esit durumdayiz. Ben senden bu ihtisasi sakladim cunku daha aylar oncesinden uzulmeye baslamani istemedim. Sen de benden Misir kazisini sakladin.
- Ama can, kazi..
- Hayir, bana kazi onemsiz falan deme. Onemli senin icin, cok onemli. Meslegin bu. Hem de Misir hayalin degilmi senin?
- Evet ama Can o kazi.....
- Hayir daha da zorlastirmayalim lutfen. Ben gidiyorum , sen de gidiyorsun . Karar verildi.
Karar verildi. Sadece kendisinin verdigi bu karari neden Ceren'in de hic ses cikartmadan kabul ettigini daha o berbat anda anlamisti. Cunku Ceren de anlamisti. Aslinda icinden esas gecenin o yeni ulkenin heyecanini tek basina yasamak oldugunu. Isinden arta kalacak zamanlarda bu yeni havayi, tek basina solumak istedigini, renkleri tek basina kesfetme istegiyle yanip tutustugunu. Ne salaklik. O kendine itiraf etmese , edemese bile, bunu Ceren'in anlamayacagini nasil olup da dusunebilmisti. Ve o hep hayran oldugu gururunun Ceren'i daha o anda ondan alip goturecegini nasil da dusunememisti. Ertesi gun, havaalanina beraber gittiler. Annesi, babasi, agliyor, bazi arkadaslari muziplik yapip ortami yumusatmaya calisiyorlardi . Ama Can sadece Ceren'i goruyordu. Gozlerini bir an bile gozlerinden ayirmayan Ceren'i. Agzindan tek kelime cikmayan Ceren'i. Gozlerinden tek bir damla yas bile akmayan Ceren'i. Ondan gelecek bir "Gel" i bekleyen Ceren'i . Ama o kahrolasi "gel" cikamadi agzindan bir turlu. Sonunda onu hayallerine goturecek ucaga Ceren'i orda oylece birakip bindi. Yerine oturup eline Ceren'in son anda tutusturdugu zarfi acti. Elleri titriyordu. Karsisina ne cikacagini az cok biliyordu ama bu okuduklari......Tanrim

" Can'im,

Arabamin bagajinda bavullarim duruyor olacak sen bu satirlari okurken. Cebimde seninle ayni ucaga alinmis bilet, vizesi vurulmus pasaportum.....Eger bana son anda bile "gel" dersen diye butun hazirliklarim tamam. Lutfen " gel " de. Ama demedin biliyorum. Deseydin bu mektubu okuyor olmazdin simdi. Demeyecegini de biliyordum aslinda bu satirlari yazarken. Umut , sadece umuttu ruhumda yasattigim. Dersin diye. Beni de yaninda istersin diye.....Ama demedin, istemedin cunku. Gule gule Can'im. Gule gule git. Beni sakin dusunme, geride birakmiyorsun zira beni. Istenen kalir geride, istenmeyen degil. Artik soylenecek bir sey kalmadi degil mi? Karari sen verdin. Ikimizin yerine de sen verdin. Kendi hayatimi yine de senin kararin dogrultusunda devam ettiremeyecegim. Bunun icin ozur diliyorum senden ve sana bana verdigin her an icin tesekkur ediyorum. Omrum oldukca benimle kalacak o anlar icin.... Son bir sey daha var soylemek istedigim. Dun gece bana soyletmedigin , hep yarim kalan cumlemi birak da bitireyim: Misir'daki kazi icin secilemedim. Bunu sana soylemedim cunku ne kadar onemli oldugunu bildiginden , benim icin uzulmeni istemedim. Ya da aslinda her durumda bensiz gitmek istedigini bildigim icin bu gercek seni engellemesin istedim. Arkasina siginacagin bir duvar olsun diye.... " Secilemedigimi bilseydi beni de gotururdu " diyerek benim de arkasina siginacagim bir duvarim olsun diye.. Yolun acik olsun.

Ceren."

O gun havaalanina iner inmez Ceren'i aramis ama beklenen olmustu. Ingiltere'ye ulasmak icin gecmesi gereken butun o bitip tukenmez saatler boyunca " Lutfen yapmasin " diye dua ettigi seyi yapmisti Ceren. Ardinda tek bir iz bile birakmadan cikip gitmisti Can'in hayatindan. Kendisini , nedenini hala kendisinin de cozemedigi bir sebepten, hayatinin bir kac yili icin yaninda istemeyen bir adamin hayatindan tamamen cikip kaybolmustu. Ailesi, arkadaslari, universitedeki hocalari, kimse , ama kimse nerde oldugunu bilmiyordu. Sadece ailesine telefon ediyor ve iyi oldugunu bildiriyordu o kadar. Nerde oldugunu onlara da soylemiyordu. Can ihtisasin kosusuturmasinin icinde bir an bile birakmadi Ceren'i aramayi. Karsisina cikan her kadinda Ceren'den bir seyler aradigi ama bulamadigi , bazen de buldum sanip yanildigi icin evlenmeden bunca yil hep yureginde Ceren'le yasadi. Yattigi yerden dogrulmaya calisinca hemsire yardimci olmak icin elini uzatti. Ama o Ceren'den baskasini gormuyordu. Yavasca ayaga kalkip, yataga yaklasti , yuzune egildi genc kadinin. Yillar once hayatini ellerinden sokup aldigi kadini bir daha karsisina cikartan Tanri ona aldigi hayati geri vermesi icin bir sans daha tanimisti . "Lutfen askim , dedi fisiltiyla cikan bir sesle, lutfen dayan. Ben hep burda olacagim. Ihtiyacin olsa da olmasa da hep yaninda olacagim artik. Sana kaybettirdigim o yillari geri vermek icin bana bir sans daha ver. Soz veriyorum seni asla birakmayacagim . Bir daha asla ........"

Anda E. AK

30 Mayis- 2 Haziran 2001

Istanbul