|
ATATÜRKÇÜ DÜSÜNCENIN BILINMEYEN GÜCÜ ( ATATÜRKÇÜ EKONOMi)
Bu büyük insanın her yönü incelenmiş ve fakat en kuvvetli olduğu ve en büyük başarıların kazanıldığı EKONOMİK GÖRÜŞ VE UYGULAMALARI daima ikinci planda tutulmuştur. Bu husus Atatürk'ten sonra gelen cumhuriyet yönetimlerinin affedilmez bir hatası olarak değerlendirilmektedir. Başlattığı büyük hamleler maalesef kendisinden sonra gelenler tarafından dikkate alınmamıştır. Ülkenin kalkınması için ithal ekonomik sistemler daha çok tercih edilmiştir.
ATATÜRK;
tamamen sıfırlanmış bir ekonomiden insangücü, sermaye, bilgi, altyapı ve
hiçbir dış destek olmadan ağır sanayiini kurmuş ve planlı kalkınma dönemini
başlatmıştır. Enflasyonsuz, borçsuz, kendi tankını, topunu ve uçağını
yapabilen, geleceğe güvenle bakan bir Türkiye yaratmıştır. Konunun cevabı ilk bakışta olumsuzdur.
Meseleye Atatürk'ün
iktidar olduğu 15 yıl içinden değilde ,O'nun içinden yetiştiği Türk
Milletinin binlerce yıllık geleneksel ekonomik faaliyetleri açısından
bakalım. İşte burada;" nesiller boyu birbirine aktarılarak ve daima
kendini yenileyerek sistemleşen ekonomik kültürümüzün Atatürk'ün
şahsında en başarılı örneklerini verdiğini" söyleyebiliriz.
Atalarından
aldığı ekonomik kültür mirasını çok iyi kullanan Atatürk'ün ekonomik
düşüncesinde fikir ve icraat arasında eşsiz bir uyum vardır. Atatürk'ün ekonomik politikalarını belirleyen ilk dönem 1923-1930 yıllarını kapsar. Mevcut ekonomik durum Birinci İzmir İktisat Kongresinde tesbit edilir. Kongrede belirlenen hedeflere ulaşılmaya çalışılır. Fakat arzu edilen sonuçlara tam olarak ulaşılamaz. Gelişmeler sadece tarım kesiminde görülür. Fakat Osmanlı'dan kalan borçlar ödenir.
Atatürk'ün
ekonomik politikasının temelleri ve esasları 1930 -1940
arasındaki ikinci dönemde ortaya çıkar ve en üst düzeye ulaşır.
İlk döneme nisbetle ağırlığın bugün elden çıkarılmaya çalışılan İktisadi
Devlet Teşekküllerinde olduğu tamamen kendine özel bir ekonomik
rejimin uygulandığı görülmektedir. Bu dönemde ;DEVLET
ÖNCÜLÜĞÜ, DEVLET YATIRIMCILIĞI,
DEVLET İŞLETMECİLİĞİ, DEVLETİN
TESBİT ETTİĞİ HEDEFLERE EKONOMİNİN YÖNLENDİRİLMESİ gibi
hususlar ağırlık kazanır. Fakat bu faaliyetlerin temelinde yine fertlerin
topyekün kalkınması ve refah seviyesinin adaletli olarak dağıtılması
yatar. Bugün yeterli sermayemiz, her alanda yetişmiş insan gücümüz, yeterli okullarımız ve öğretmenlerimiz mevcuttur.Edirnede oturan vatandaşımız bir gün içinde karayolu ile ülkenin en uzak ve en ücra noktasına ulaşabilmektedir.Malını gönderebilmektedir. Fabrika yapan fabrikalarımız, fabrikalarımızda üretilen hammaddeyi sağlayan yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz vardır.Ayrıca ellerimizde elektronik çağının bulunmaz nimeti kredi kartlarımız vardır.Bütün bu olumlu göstergelere rağmen Türkiyenin 2000 Şubatındaki ekonomik seviyesinin Atatürk döneminin çok altında olduğu gerçeği değişmiyor. *** Atatürk döneminde Dolar ve TL.birbirine eşitti ve hatta lira daha değerliydi. Şimdi paramızın değeri dolar karşısında 560 000 kat düştü. Evlatlarımız benim neslimin 30 sene aralıksız kullandığı PARA, KURUŞ ve hatta LİRA'yı tanımıyor. Piyasalarımız TL.ile değil "Dolar" ile tanzim edildi. Hatta bütçemizi mecliste sunan Sayın bakan ve başbakanlarımız " 199.. yılı bütçemiz .... dolar olacak " şeklinde konuşmak zorunda kaldılar !
***
İthalatımız daima ihracatımızdan fazla oluyor ve bütçemiz
daima eksi ile kapanıyor. Yapılan basit bir araştırma ithalatın önemli bir
kısmının lüks tüketim malzemeleri olduğu ve yine tarım ülkesi olmamıza
rağmen bir diğer büyük rakkamını da tarım ürünlerinin teşkil ettiği görülüyor. *** Atatürk döneminde hazırlanan Ekonomik Kalkınma Proğramları %100 gerçekleşirken son yıllarda hazırlanan planların kağıt üzerinde kaldığı görülüyor. *** Atatürk döneminde toplumun bütün kesimleri üretime katkıda bulundukları sürece üretimden eşit pay almakta iken, bu durumun günümüzde giderek toplumun sosyal sınıfları arasında kapatılamaz bir uçurum doğurduğunu görüyoruz. Bugün bankacılık sektörü hiç yorulmadan kağıt üzerinde yılda % 973 kar elde ederken; bordrolu bir profesörümüz ancak % 50 dolayında maaş artışı elde ediyor. Tabiki bu değer daima enflasyonun altında kaldığından reel kazanç hep azalıyor. *** Türk kamuoyu çok üst düzey bürokratlarımızın, yöneticilerimizin hergün yeni bir rüşvet ve yolsuzluk hikayeleri ile güne başlıyor. Devletin yüce makamları adeta birilerinin hizmet üreteceği yerler değilde nemalanacağı yerler olarak görülüyor. Oysa Atatürk devri bürokratlarının devletin her kuruşu için gösterdikleri hassasiyeti anlatan yüzlerce kitap ve doküman süsledikleri kitapçı raflarında okunmayı bekliyor...! *** Türk vatandaşları tasarrufa değil tamamen tüketime yönlendiriliyor. İnsanımız adeta doyumsuzlaşıyor. Piyasada faaliyet gösteren 500 Televizyon ve 2500 Radyo İstasyonu (TRT dışında) " x gazozunu için, y çamaşır suyunu kullanın " dan kazandıkları ile faaliyetlerini sürdürüyorlar. Benim amacım; manzarayı abartarak ülkemizin çok kötü bir durumda olduğunu sergilemek ve milletimin moralini bozmak değildir. Bilakis az bir çaba ile çok daha iyiye ve güzele sahip olmaları gerektiğini vurgulamaktır.
Fakat bütün bunlar bizim gibi önemli bir coğrafyada bulunan ve gelişmek için son derece yeterli potansiyele sahip bir ülke için yetmez.Yetmemelidir.
O halde daha
iyisini yapmak varken ve önünde Atatürk gibi bir önderin çok başarılı
uygulama örnekleri dururken neden bu durumdayız. Daha iyisini ve fazlasını
istemek bizim hakkımızdır. Atatürk dönemi uygulamaları için aşağıda vereceğim iki küçük misal dahi sistemin geçerliliğini ve önemini ortaya koymaktadır. Bugün Özelleştirme konusu ülkenin ekonomik gündeminin en önemli maddesidir. Sadece bunun için bir bakan dahi ayrılmıştır. Özelleştirilmesi istenilen Kamu İktisadi Kuruluşlarının ilki ve en büyüğü olan SÜMERBANK'ın 11 TEMMUZ 1933 tarihli, 2262 Sayılı Kanunu'nun 11 nci maddesini sayın yetkililerimiz lütfen açıp okusunlar. Orada" bir kamu kuruluşunun bir yıl içinde kendisini nasıl özelleştireceği , bulunduğu üretim sahasından nasıl çekileceği ve bu alanı özel kuruluşlara nasıl devredeceği " detaylı olarak anlatılır. İlgililerimize önemle duyurulur. İkinci misalimiz CUMHURİYET
KÖYLERİ ile ilgili. Sayın
Başbakanımız Bülent Ecevit ve partisi tarafından herzaman dile getirilen
KÖYKENT PROJESİ ile ayni anlamda ,bugün ülkemizin ikinci partisi
ve hükümetin büyük ortağı MHP'in ortaya koyduğu.TARIM
KENTLERİ PROJESİ tamamen Atatürk tarafından geliştirilmiş bir bölgesel
kalkınma projesidir. Sayın yetkililerimiz Atatürk'ün başlattığı fakat bütün yurda yaymak için ömrünün yetmediği "CUMHURİYET KÖYLERİ" ni tam olarak oluşturabildikleri takdirde; bugüne kadar alt yapı için harcanan ve dahada harcanacak miktarın çok cüz'i bir kesimiyle hizmeti ülkenin en uç noktasına ulaştırabileceklerdir.Bu şekilde dağ başında üçbeş insanın yaşadığı yerleşim yerlerinin güvenliği için sarfedilen yüksek rakkamlı harcamalar doğrudan üretime aktarılabilecektir.
Buyrun size gerçek bir Atatürkçü olduğunuzu gösterme imkanı.
Netice olarak;
|