"TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNDE ATATÜRKÇÜ KİŞİLİK YETİŞTİRME SORUNSALI ve BOYUTLARI"

Prof. Dr. İnal Cem AŞKUN

         Çok genel anlamıyla kişilik, insanın davranışlarını belirleyen ve ona toplumsal kimliğini kazandıran temel ruhsal yapı öğesidir. İnsanın değerleri, alışkanlıkları, algı ve tepkileri, güdüleri, eğilimleri, vb. özellikleri kişilik yapısı içinde yer alıp, buna bağlı toplumsal kimliğe biçim vererek, belli görünümler kazandırırlar. Bu görünümlerdir ki, çoğu kez kişiler hakkında konuşurken, onların bizleri etkileyen en belirgin yanlarını "kişilik özelliği" olarak belirtiriz. (Örneğin sabırlı, kararsız, cimri, kıskanç, cömert, vb.)

        Toplum içindeki bu genel kişilik yargıları yanında, çeşitli iş ya da toplumsal görevlerde insanlardan beklenen kişilik gerekleri de vardır. Başka deyişle, görülen işin, onu yapan bireyde oluşturduğu veya oluşturması gerektiği kişilik özellikleri bulunmaktadır. Sözgelişi bir tüccar ile bir din görevlisinde birbirinin tıpkı kişilik gerekleri aranmaz. Buradan çıkaracağımız sonuç; kişilik insanın gerek iç benliği, gerek dış benliğinin, etkileşim çerçevesinde yer alan, durağan ve devingen tüm öğe, olgu ve oluşumlarla sürekli çelişebilen, devingen bir yapı özelliği taşımaktadır. Bunun içindir ki, kişilik insanda çok yönlü ya da katmanlı bir durum göstermekte, başka deyişle yukarıda sözü edilen etkileşim çevresindeki öğelere göre, kişilik de çeşitli bölümlere ayrılabilmektedir. Öyle ki bir insanın sırasında meslek ya da iş, örgüt, değişik toplumsal çevre veya konumuna ilişkin kişilikleri, inceleme konusu yapılmaktadır.

        Kişilik ve toplumsal kimlik arasındaki doğal bağlılık, bireyin geliştireceği kişiliğin, yaşadığı toplumun yapısı ve düzenine göre oluşacağı ya da oluşturulması gerektiğini kendiliğinden ortaya çıkarmaktadır. Kişilik ve toplum arasındaki ilişkiler, daha başlangıçta karşımıza bir değerler olgusunu çıkarmaktadır. Bir yandan insanın kendi benliğinde, diğer yandan toplumda oluşan değerler arasındaki etkileşim ortamında, kişilik kendisine bir yer bulmaya çalışacaktır. İşte sözkonusu yerin belirlenmesinde, toplumu yaratan ve ona bağlı devleti kuran düşünce, ilke, ideoloji, doktrin, felsefe vb. sözcüklerde gücünü dile getiren sistemli davranışların önemi büyüktür. Bu davranışlar kuşkusuz, belli düşünce, görüş ve ilkeler doğrultusunda geliştirilmiş değerlerin toplum ile onun birey ve örgütlerinde yarattığı kişilik yapılarının ürünü olmaktadır. Burada sadece altı temel kavrama bağlı olarak ele alacağımız ATATÜRK İLKELERİ de, dünyada ilk kez herhangi bir felsefe, doktrin ya da ideolojiye bağlı kalmadan, kendine özgü kavramsal yapılarıyla, yeni bir toplum yaratıp, ona bağlı devlet kuran ilkeler topluluğu olmuştur .

        ATATÜRK İLKELERİ VE TOPLUMSAL KİŞİLİĞİMİZ

Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye'de eski toplum düzeninden, Atatürk ilkeleri ve onlara bağlı devrimlerle yeni bir toplum düzenine geçilmiştir. Başka deyişle, Cumhuriyet öncesi toplumun bireyleri, örgüt ve kurumlarından beklenen ''Osmanlı Kişilik'' yapısı bırakılarak, yerine ''Atatürkçü Kişilik'' yapısı getirilmiştir.

Sözkonusu kişilik yapısının temelinde şu altı Atatürk ilkesi bulunmaktadır.

Cumhuriyetçilik

Ulusçuluk

Devletçilik

Halkçılık

Laiklik

Devrimcilik

        Kuşkusuz bu altı ilkenin ne anlama geldiğini açıklamak, çalışmamızın sınırlarını çok aşar. Ancak varsayım niteliğinde de olsa, her türlü tartışmaya açık olmak üzere, sözkonusu ilkelere bağlı kişilik öğeleri veya özelliklerini şu şekilde kısaca belirlemek olanaklıdır:

 CUMHURİYETÇİ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Demokratik tutuma sahip

Özgür düşünce ve tutum sahibi

Adaletli ve barışçı

Erdemli ve uygar

Topluma ve kurumlarına saygılı

Yasalara uyan disiplinli, dengeli, sabırlı

Hoşgörülü, insancıl

Kişi, örgüt ve toplum çıkarlarını dengeleyen

Görev ve sorumluluk bilinci olan

Sorunlara dönük ve gelişmeye inançlı

 

 

        ULUSÇU KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Bağımsız düşünce ve tutum sahibi

Toplumsal yapıyı ve amaçlarını bilen

Geçmişi yadsımayan (inkar etmeyen), ancak özleştirici gücü olan

Araştırıcı, gerçekçi, yaratıcı olan, öykünmecilikten (taklitçilikten) kaçınan

Ulusu temsil eden simgelere ve büyüklerine saygılı

Ulusun çıkarlarını koruyan ve geliştiren

Evrensel kültür ve görüş sahibi, diğer uluslara saygılı

Tartışmaya açık, peşin yargılı olmayan

Cesaret sahibi, işbirliğine yatkın birleştirici

Geleceğe dönük amaçları olan ve bunları toplumsallaştırabilen.

 

      DEVLETÇİ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Devletin, toplum düzeninin temeli olduğuna inanma

Devletin çıkarlarını koruma ve geliştirme

Devletin toplumsal sorumluluğunu bilme

Milli, demokratik, hukuk, sosyal, laik, çağdaş devlet anlayışını taşıma

Katı bürokrat davranışlardan uzak kalma

Devlet ilişkilerinde ulusal davranış anlayışında olma

Dürüst, eşitçi, dengeli ve gerçekçi olma

Devletin yanında, ona uygun toplumsal sorumluluk duygusunu taşıma

Toplumda devlete düşen başlıca görevler hakkında bilgili olma ve amaçlarını bilme

Devletin; toplumun bireyleri, diğer kurum ve örgütleri ile devletlerarası ilişkilerinde derin kültür ve sağduyu sahibi olma

 

         HALKÇI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Halka karşı saygılı ve kamuoyu duyarlılığına sahip olma.

Halkın sorunlarını bilme ve kendi çapında çözme çabalarına katılma.

Halka karşı eşitçi (adil), dengeli, gerçekçi tutum gösterebilme.

Halkı sevme ve ona inanma.

Halkın kültürüyle etkileşim sağlayabilme ve onun kültürüne katkıda bulunabilme.

Halka karşı toplumsal sorumluluk duyma ve toplumsal bir kişilik geliştirme.

Kişisel, grupsal, sınıfsal, örgütsel vb. amaçlar için halkı araç olarak kullanıp, onu zor duruma sokarak, çıkar sağlama anlayışından uzak kalma.

Halkı bütün olarak görüp; Çeşitli, ırk, din, mezhep, meslek, sınıf vb. açılarndan bölme ve ayrıcalıklı tutum gösterme düşüncesini taşımama.

Halka karşı dürüst olma, yalan söyleyip, sahteci davranışlarda bulunmama.

Birey, örgüt, kurum, yöre, bölge, ulus amaçları ile evrensel amaç ve davranışlar içinde belli bir halkçı yaklaşımı gösterebilme.

 

        LAİKLİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Cumhuriyetçi, ulusçu, devletçi, halkçı, devrimci kişilik özelliklerini taşıma.

Bireysel din ve anlayış tutumuna sahip olma.

Gelenekçi kalıpların dışında davranış yeteneği gösterme, gerçekçi olma.

Ussal davranış alışkanlığı bulunma; bilimin üstünlüğünü ve kılavuzluğunu benimseme.

Başkalarının görüş ve inançlarına karşı hoşgörü sahibi olma, sabırlı davranma.

Bağımsız düşünebilme

Uygarca tutum ve davranışları benimseyebilme.

Peşin yargılardan uzak, tarafsız görüş ve davranış özellikleri taşıma.

İnançları ussallaştırabilme, ussal niteliği olmayanları toplumsal davranış kalıplarına sokmama.

Devlet ve diğer örgütlerin işlerini, başta din olmak üzere, benzeri kurumların düşünce ve inanç sistemlerinin etkisi dışında görüp yorumlayabilme.

 

            DEVRİMCİ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Cumhuriyetçi, ulusçu, devletçi, halkçı, laik kişilik özelliklerini taşıma.

Baskıcı, tepeden inmeci olmayıp, başkalarını anlayışla karşılama.

Özgür düşünce ve davranış sahibi olma.

Çağdaş tutumları benimseyebilme.

Amaç ve eylemlerinde bilimi temel alma.

Davranışlarını gelişigüzel, duygusal tepkilere değil, planlı tutuma dayandırma.

Amaçları ve ulaşma yollarını önce belli araştırma süreçleri sonucu saptayabilme.

Geliştirmeyi, planlı ve araştırmaya dayanan değişme aşamalarından geçerek sağlamaya inanma.

Araştırma, değişme ve geliştirmeyi kesinlikle uyarlamada (intibak ettirmede) görebilme; bunun için de başkalarına gelişmeyi inanç olarak aşılayabilme gücünde olma.

Gerek bireyde, gerek kurum veya örgütleriyle bütün toplumda devrim anlayışını "devirmek", "yıkmak" çabalarına değil, sürekli ve aşamalı gelişme anlamını içeren evrimleşme düşüncesine bağlayabilmek.

        Varsayım niteliğinde ve içerikleri her türlü tartışmaya açık olmak üzere öngördüğümüz bu kişilik özellikleri, kuşkusuz bazı ilkelerde yinelenmiş, başka deyişle bazı kişilik özellikleri birden fazla ilke kapsamına alınmıştır. Bunun nedeni ise altı Atatürk ilkesinin birbirinden bağımsız, soyutlanmış ilkeler olmayıp; aksine birbirleriyle kaynaşık, bütünleşik bir ilkeler topluluğu oluşturmasıdır. Öte yandan Atatürk İlkeleri, gerçi başında Atatürk'ün adını taşıyorlarsa da; aslında Atatürk'ün bir öğreti (doktrin) geliştirerek ortaya koyduğu düşünce ürünleri değildir. Bunlar, Türk toplumunun yüzlerce yıllık geçmişinin, onun sağduyusunda yarattığı, Atatürk'te anlatımını bulmuş ilkelerdir. Atatürk bir "doktrin adamı" olmayıp bir ulus ve toplum önderi olduğu için, adını taşıyan ilkeler de kuşkusuz önünde gittiği toplumun öz tutum ve davranışlarının bir bakıma yansıması olmuştur. Altı ilkeye bağlı sözkonusu kişilik yapısı, Türk toplumunun bireylerini, başka toplumların insanlarından ayıran, bir bakıma da onlarla birarada yaşama gücünü ortaya koyan değerler bütünüdür. Atatürk'ün "Bir Türk Dünyaya Bedeldir'', ''Türk Öğün, Çalış ve Güven'', vb. özdeyişlerinde destek aldığı veya gördüğü güç; aslında dünyada başka hiçbir toplumunun bireyinin kişilik yapısında bu derece bütünleşmemiş, üstün insanlık değerleridir. Kuşkusuz, işletilmeyen madenin zenginliği nasıl soyut bir zenginlik anlamını taşırsa, bir toplumun insanının işlenmeyen kişilik değerleri de aynı durumu yansıtır. Toplumun özünde, başka deyişle bireylerinin kişilik yapısında, sözkonusu özelikleriyle ya da değerleri somut insan davranışlarına dönüştürecek tek düzenek veya kurum varsa o da "eğitim"dir . Her toplum, kendi insanının kişilik değerlerini işleyip, onu "çağdaş vatandaş" durumuna getirecek eğitim düşüncesi yaratmalıdır. Aksi halde, salt başka toplumların eğitim amaç ve yöntemleriyle, "öykünmecilikle" (taklitçilikle) bunu yapmaya kalkışmak, sözkonusu toplumun insanlarında kişilik bozulmaları ve dolayısıyla davranış bozukluklarına yol açar.

        Türkiye bunun sancısını yüzyıllarca çekmiş; ne yazık ki değişik türde, ancak aynı sonuçları doğurucu nitelikte olmak üzere, Cumhuriyet döneminde de çekmiştir, çekmektedir de. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında sonlarına kadar toplumlar ekonomik yapılarına bağlı olarak eğitim kurumlarını KAPİTALİST ve SOSYALİST olmak üzere iki büyük düşünce sisteminin ilkelerine göre örgütlenmişlerdi. Bu ülkeler topluluğu arasına üçüncü ve üstün bir "sentezle" Türkiye, ne kapitalist ne de sosyalist olan, kendine özgü bir yapıyla katılmıştır. Bu üstün yapının kişilik birikimi henüz değerlendirilmediği, başka deyişle "Atatürkçü kişilik birikimi" eğitim kurumlarımızda ulusal kimlikli amaç, yöntem; politika ve araçlarla işlenemediği için, toplumumuzun insanı ya küme küme ya da yaşamının belli dönemlerinde kapitalist veya sosyalist sistemlerin çeşitli etkileri altında karmaşık, tutarsız bir yapı özelliği taşıdıklarında; böyle bir eğitim ve öğretim sürecinden geçen toplum bireyleri ile toplum arasında bir uyumsuzluk veya yabancılaşma görülmekte, her gün bunun çok değişik olaylarına tanık olunmaktadır. Bütün bunlardan çıkan sonuç, toplumumuzun insan yetiştirme kurumu olan eğitimin; daha önce önerdiğimiz Atatürk İlkeleri'ne bağlı kişilik özelliklerine göre örgütlendirilmesinin gerektiğidir. Toplumda birey, hangi mesleğe yönelirse yönelsin, diğer deyişle, ilerde hangi mesleğin kişilik yapısını edinirse edinsin ona öncelikle Atatürkçü Toplumsal Kişiliği'nin eğitim kuruluşlarında kazandırılması gerekir. Bu kişilik, onun yaşadığı toplumla uyumunu sağlayacak temel yapısı olacaktır. Sözkonusu temel kişilik yapısı üzerine, başta meslek olmak üzere, öteki kişilik yapıları gelecektir.

ATATÜRKÇÜ KİŞİLİĞİ YETİŞTİRECEK EĞİTİM VE ÖĞRETİM ORTAMININ TEMEL NİTELİKLERİ

Atatürkçü kişiliği yetiştirecek eğitim ve öğretim ortamının toplumdaki başlıca kurumları aile, okul ve bireyin çeşitli ilişkilerinin bulunduğu diğer örgütlerdir. Altı ilkeye bağlı Atatürkçü kişilik özelliklerinde aile, okul ve diğer örgütlerin kendilerine düşen eğitim, öğretim yükünü belirlemede çok duyarlı olmaları gerekmektedir. Bu konuda, aşağıdaki bakış açısı içinde bir düşünüş yolu açılması, kanımızca olasıdır.

AİLENİN, BİR EĞİTİM KURUMU OLARAK ATATÜRKÇÜ KİŞİLİĞİ YETİŞTİRMEDEKİ ROLÜ

Aile ortamı, bireyin doğal kişilik yapısının ilk oluşum yeri özelliğini taşıdığı için dolayısı ile altı ilkeye bağlı Atatürkçü kişiliğin birçok öğesinin bireye kazandırılabileceği temel düzeyi ortaya koymaktadır. Kuşkusuz burada Türk toplumunun aile ilişkileriyle yaygın düşünce ve davranış örüntüsünün gözardı edilmemesi gerekmektedir. Bu örüntü içinde bazı Atatürkçü kişilik öğelerinin doğrudan doğruya yer aldığı görülebilirken; bazıları ancak ailenin eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesiyle yerleşebilecektir. Örneğin; cumhuriyetçi kişilik öğelerinden olan "demokratik tutumlu" öğesini aile yapısında çocuğa kazandırmak, ancak kültür ve dolayısıyla ilişki düzeyi yüksek bir aile "atmosferinin" yaratılmış olmasına bağlı kalırken; aynı kişiliğin "yasalara uyan", "disiplinli'' "dengeli", "sabırlı olma" öğesi Türk ailesinin geleneksel ilişki yapısında doğal olarak bulunabilmektedir. Atatürkçü kişiliğin temel öğelerini bireye kazandırmada temel kurum, aslında okullar olacağına göre; burada okul-aile ilişkileri büyük önem kazandırmaktadır. Her öğrenci, çeşitli bölge ve yörelerin birbirinden farklı aile yapılarına bağlı olduğu için; öğrenciye okulda kazandırılacak kişiliğin ailede yok edilmesini önlemek; bu konuda öğrenci ailelerinin durumlarının yakından incelenmesi, öğrenciye kazandırılacak Atatürkçü kişiliği desteklemedeki düşünce ve davranış açıklarının "ailenin eğitimiyle" kapatılmasında elde edilen başarıya bağlı kalacaktır. Bunun için örgün eğitim kurumları, kendi aile çevrelerine özel eğitim yaparken; ülke genelinde ailelerin ortak düşünce ve davranış açıklarının da yaygın eğitimle giderilmesine çalışacaktır. Buradan. görülmektedir ki aile; bir yandan Atatürkçü kişiliği kendi gücü oranında yetiştirdiği bireye aktarma durumunda bulunurken; diğer yandan kazandırmadığı veya okulun kazandırdığını olumsuz tutumuyla yok etme çabasına giriştiği kişilik öğelerinde, örgün ve yaygın eğitim kurumlarının destekleyici çabalarına gereksinme duyacaktır.

             ATATÜRKÇÜ KİŞİLİĞİ YETİŞTİRMENİN TEMEL KURUMU OLARAK OKULLAR

        Atatürk ilkeleri üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşlarının, Atatürkçü Toplumsal kişiliğini kazanacağı temel kurum kuşkusuz ''okullar'' olacaktır. Ana, ilk, orta, yüksek öğretim ve eğitim düzeylerinde yer alan okulların gerek örgün, gerek yaygın türdeki çalışmalarının sözkonusu kişiliği yetiştirecek biçimde düzenlenmesi; toplumun ve devletin dayanacağı vatandaş kişiliğinin yaratılmasının temel koşuludur. Bunun için de okulların biçimsel öğretim amaçlarıyla yetinmeyip, daha çok eğitim iletişimi alanına giren Atatürkçü kişiliğin öğrencilerine kazandırılması amacı doğrultusunda yapılarını yeniden örgütlemeleri zorunluluğu çıkmaktadır. Eğer bu yola girilmezse; kişinin ailede başlayıp okulda süren, meslek örgütlerinde son aşamasına gelen, kendi başına, ne yöne gittiği belli olmayan doğal kişilik ''serüveninden'' sağlıklı vatandaş veya toplum üyesi davranışları sağlanamaz. Her devlet toplumunun bireylerinin öğretim ve eğitim kurumlarında bir yandan mesleklere hazırlarken; diğer yandan ona kendi vatandaş kişiliğini kazandırmak zorundadır. Bunu kazandıramaz, başka deyişle, okullardaki öğrencilerin doğal kişiliği üzerine bu kişilik katmanını getirmezse; o vakit kendi geleceğini doğal kişilikleri başıboş kalmış; kısacası ''vatandaş'' olmamış insanların düşünce ve davranışlarını da tehlikeye sokmuş olur. Türkiye'de gittikçe sıklaşan dönemlerde, toplum yönetiminde devletin girdiği çıkmazlarda, herhalde başta gelen temel neden; T.C. Devleti'nin vatandaş kişiliği olan ''Atatürkçü Toplumsal Kişiliği'' okullarda öğrencilere kazandırmada düşülen büyük öğretim ve eğitim çıkmazıdır. Bu çıkmazdan kurtulma yoluna girilmedikçe, gelişme hızı izlenemeyecek derecede yüksek olan toplumun; devletçe yönetimi, sıksık ''müdahaleleri'' gerektirecek sancılı dönemlere girecektir. Kültür ve eğitim düzeyleri düşük, gelenekçi tavırları ağır basan aile yapılarında, Atatürkçü kişiliği destekleyici tutumları görmek nasıl olanaksız ise; aşağıda eğitici, kişilerarası ilişki ve örgüt açısından tek tek özelliklerini belirtmeye çalıştığımız gelenekçi eğitim ortamlarında da kuşkusuz öğrencilere Atatürkçü toplumsal kişiliği kazandırma söz konusu olamaz, şöyle ki:

            GELENEKSEL EĞİTİM ORTAMINDA EĞİTİCİNİN ÖZELLİKLERİ:

Eğitimde bireysel tutum gösterir. Öğrencileriyle etkileşime girmediği için, eğitici yanı değil, tek yönlü öğretici kişiliği vardır.

Eğitime yeni öğelerin girmesine karşı çıkar.

Alıştığı geleneksel öğretim tutumunu sürdürmekte direnir.

Eğitimde kendine özgü yaratıcı davranışları geliştiremez, ''ustasından gördüğünü yapma anlayışı ile, ''hocalarını'' öykünmekle yetinir.

Eğitimde belli işleyiş ya da çalışma düzeni kuramaz; günlük davranışlarını kararsızlığa iten kişisel eğilimlerinin dağınık görünümü içinde kalır. Örneğin, her yıl öğrettiği konulardan sıkılıp karşısına gelen öğrencilerin farklı olduğunu düşünmeyerek; öğretim konularından bazı çıkarma ya da atmalar yapar.

Öğrettiği konuların ''eğitim bilincine'' ulaşmadığından, kendine güveni yoktur. Çünkü bildiklerinin, değeri, yararı hakkında görüşü gelişmemiştir. Bunun için öğretimini yaptığı konuların yetkilisi olmaktan kuşku duyar .

Öğrencileri arasında kız, erkek ayrımı yapar. Erkek öğrenci, erkek öğretmen, erkek yönetici çizgisinin üstünlük karmaşığından (kompleksinden) kendisini kurtaramaz.

Öğretim ve eğitimini planlama anlayışı gelişmemiştir. Bunun için de gelecek eğitim dönemine hazırlanma gereğini duymaz.

İçinde bulunduğu öğretim ve eğitim grubunun ortak amaçları olması ve grup üyelerinin buna uygun davranması gerektiğine inanmaz. Kişisel tutumuna her zaman öncelik verir.

Tutumunda gerçekçi olamaz. Her dönem karşısına değişik bir öğrencinin geldiğini benimsediğinden; çoğu kez kendi öğrenciliğinin davranış üstünlüğünde takılmıştır. Aynı davranışları yıllar boyu karşısına gelen öğrencilerden göreceği inancıyla yaşar.

Peşin yargılarının, eski deneyimlerinin, çoğu kez uygulamaları değerini yitirmiş sonuçlarının etkisinden kendisini kurtaramaz.

         GELENEKÇİ EĞİTİM ORTAMINDA KİŞİLERARASI İLİŞKİ ÖZELLİKLERİ:

Eğitimde çeşitli rolleri olan kişiler, tek yönlü iletişimle uğraşlarını sürdürdüklerinden, ne kendi aralarında, ne de dolaylı ilgileri olabilecek ilişki kurmayıp yaşamdaki ilişkilerini eğitim ortamı dışındaki kişilerle düzenlerler.

Eğitim ortamında kişilerarası ilişkiler salt zorunluluklar karşısında ve çoğu kez duygusal nedenlerle kurulur.

Eğitim ortamında aynı rolü benimsememiş kişiler arasında bağlılık yoktur. Meslek veya ''rol'' arkadaşlığı kavramları gelişmemiştir. Buradaki bağlılıklar da, yaşamın genel arkadaşlık bağlılığındaki nedenlerle ve duygusal olarak kurulur.

Eğitim ortamının sert statü anlayışı, ilişki kurmayı engellediğinden, değişik rollerdeki kişilerle ilişki kurulduğunda, bu statülerin en az davranış koşullarına uyulmaz, taraflar birbirinin statüsünü "hiçe sayarak" ilişki kurarlar. Bu durum, eğitim ortamının farklı rollerindeki kişilerini birbirinden kaçış içine iter.

Kişiler eğitim ortamının amaçlarına dönük guruplar kurmadıkları gibi, şu veya bu şekilde kurulmuş olanlara da katılmaktan çekinirler.

Eğitimin yasal yapısı gereği kurulmuş guruplar içinde zorunlu olarak gözükseler bile; kişiler bu yapıda yine de kendi özel görev anlayışları ile çalışırlar.

Eğitim ortamındaki kişiler kendi rollerini benimsemediklerinden, belli bir iş ya da görev bilinciyle çalışmazlar. İşe ya da görevlerine bağlılıkları zayıftır. Dolayısıyla rollerinden dolayı bir yaşam kanışı (tatmini) duymazlar. Kanışı, bu rollerin görev gereklerinden kaçma fırsatlarını elde etmede ararlar .

Gelenekçi toplumumuz kişilerarası özellikleri arasında belirtilen eğitim ve öğretime karşı çelişik duyguların beslenmesi, bazen desteklenip bazen gereksizliğin savunulması, gelenekçi eğitim ortamında da aynı biçimde geçerlidir .

Kişiler, eğitim ve öğretimdeki sorunlarını yetkili kişilerle görüşmekten; aynı rollerin başarılı olmuş görevlileriyle birarada bulunup, onlarla ilişki içine girmekten kaçınırlar. Kıskançlık ve çekingenlik duyguları bu kişilerde; kendi sorunlarına başka kesimlerde çağrı arama; bulamayınca da aynı çevreler olumsuz duygu ve tepkiler geliştirme eğilimine yol açar.

Eğitimin amaçlarına ulaşmada yasalara ve bunları yürütmekle görevli olanlara güven duyulmaz. çoğu kez düşman gözüyle bakılır.

 

               GELENEKÇİ EĞITIM ORTAMININ ÖRGÜT ÖZELLİKLERİ:

Bu tür ortamın örgütlerinde, sürekli ''kıdemlilere'' önem verilir. Örgüt düzeni onların anlayış istek ve davranış biçimlerine göre ayarlanır.

Örgütle babaerkil bir aile düzeninin işleyişi egemendir. Herkes, çevresine egemen tavırlar koyan "rol kıdemlilerinin" çizgisinde davranış gösterir.

Eğitim ortamının eğitici, eğitilen, yönetici grupları arasında ilişkiler yasal yönden kurulmuş olsa bile; yaşamsal açıdan kurulmamıştır. Bu üç büyük grup kendilerine özgü yaşayışlarını sürdürerek, her biri diğerlerinden kendisine uyum göstermesini ister.

Örgütün büyük grupları arasında hiç ya da çok sınırlı koşullarda pek az birlik ve beraberlik görülür.

Eğitimde öğrenci ya da eğitilenlerin belli bir disiplinle yetiştirilmesi anlayışında örgütün eğitici ve yönetici kesimleri arasında bir tutum birliği gelişmiştir. Çoğu kez yönetici ve eğiticiler, öğrenciler karşıt düşen davranışlarda bulunsalar da böyle bir ortamda kuşkusuz, kitle isteğine dönüşen her türlü öğrenci isteğini eğitici ve yöneticilere duyurmak gerekir.

Gelenekçi eğitim ortamında örgüt kesimlerini birbirine duygusal bağlar birleştirir veya ayırır. Örgütün eğitimdeki toplumsal amaçları ile bu amaçlar yerine getirmedeki çıkarlarının sözkonusu bağları oluşturmada rolü yoktur.

Örgüt kendi dışındaki çevrelere kapalıdır. O çevrelerdeki eğitim örgütlerinin davranışlarına kuşku ile bakılır. İşbirliği olanaklarının araştırılmasından kesinlikle kaçınılır.

Örgüte yeni görevler getirecek geliştirme önerilerine karşı çıkılır. Sürekli bu önerileri yapanların örgütten uzaklaştırılmalarına çaba gösterir.

Örgütte yeni eğitimle öğretim araçlarının getirilmesi genel planda istenmez. Ancak, eski eğitim ve öğretim davranışlarını kolay yürütecek araçlar ile yöntemler büyük çapta benimsenir.

        Örgütün eğitim ve yönetim kalıpları dışında davranış göstermeye kalkışanlara, yasal ya da yasadışı cezalar ile baskılar uygulanarak, gelenekçi tavırda kalmaları sağlanır. Nasıl tarımda toprağı hazırlamadan ekime geçilmezse, yukarıda özelliklerini belirtmeye çalıştığımız gelenekçi eğitim ortamını; örgütleri, yönetimleri, öğretmenleri, araç, gereç, yöntem ve politikalarıyla çağdaş özelliklere kavuşturmadıkça, devlet okullarından Atatürkçü toplumsal kişiliği kazanmış vatandaşlar elde etmesi, sadece ulusal günlerin coşkulu söylevlerinde temelsiz "inanç" ya da "umut" sözcüklerinde yankılanır. Toplum çağdaşlaştırma hızı aile yapılarında, okullarındakinden daha güç olduğundan, Atatürkçü toplumsal kişiliğin temel yetişme ortamı olan okulları ve genel eğitim sistemini "gelenekçi" özelliklerinden hızla arındırıp; çağdaşlaştırma yoluna sokmada gecikilecek her anın, gelecek kuşaklara yükü kuşkusuz katmalı olacaktır.

         ATATÜRKÇÜ KİŞİLİĞİ YETİŞTİRMEDE ÖRGÜTSEL BOYUT

        Örgütler aileden başlayıp, okullar, dernekler ve sonunda bireyin mesleğini yürüttüğü kuruluşlara kadar; toplumsal yaşamın merkezini oluştururlar. Okullarda kişiliğindeki toplumsallaşma süreci hızlanan birey, okul sonrası mesleki kişiliğini çalıştığı örgütte kazanır. Toplumu ve devletiyle, ulus temelleri Atatürk ilkeleri üzerine atılan Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi vatandaş kimliğini elde etmede aile, okul çizgisinde boyutlanan gelişme sürecini örgütlerde de sürdürmesi zorunluluğu vardır. Okulda kazanılacak, ailede desteklenecek Atatürkçü Toplumsal Kişilik, bireyin çalışacağı veya üye olacağı örgütlerde olumsuz tutumlarla yıpratılıp bozulmaya uğramadan meslek katmanını da aynı doğrultuda elde etmelidir. Okullardaki eğitim ortamının geriliği, nasıl Atatürkçü Toplumsal Kişiliğin yetişmesini engellerse; örgütlerdeki çalışma ortamının çağdışı zayıflık, noksanlık ve bozuklukları, okulda sözkonusu kişiliği elde etmiş bireyin bu yapısını zorlayıp, onu "sorunlu" bir insan durumuna getirebilir. Örgütü gerilikten kurtaracak veya "çağcıl örgüt" ortamını yaratacak tek güç varsa, o da yönetimdir. Her örgüt, yönetim gücünün üstünlük ve zayıflıklarına göre özelliğini kazanır. Örgütsel havayı (atmosferi) belirleyen güçtür yönetim. Yönetim bu gücü kuşkusuz yöneticinin kişiliğinden alır. Yöneticinin kişiliğinden kaynaklanan yönetim gücünün, Atatürkçü Toplumsal Kişilik temelinde özünü kazanması, bu gücün yer aldığı örgütsel yapıyı; kendisine katılan bireylerin Atatürkçü Toplumsal Kişiliklerinde meslek katmanını en iyi şekilde oluşturmalarını doğal olarak sağlayacaktır

       ATATÜRK İLKELERİNİN EĞİTİM VE ÖĞRETİMDEKİ BAŞLICA SORUNLARI

        Kişilik üretici gücü olan kavramsal nitelikteki altı Atatürk ilkesi, toplumun ve devletin dayandığı temel taşları olmasına karşın; bugüne değin ulusal eğitim sisteminde kişilik yaratıcı yönleriyle ele alınmışlar; bu çok önemli konu özdeyiş biçimindeki anlatımlarla bir bakıma geçiştirilmiştir. Oysa geçen çağın sonlarına kadar "kapitalist" dediğimiz toplum ve devletler, bireylerinden örgütlerine kadar eğitim kurumlarında yarattıkları kapitalist kişilik üzerinde gelişirken; "sosyalist" dediklerimizde çeşitli tür ve düzeylerde yarattıkları sosyalist kişilik yolunda amaçlarını kollamışlardır. Türk toplumu Atatürk'ün önderliğinde başlattığı yeni devrim ve toplum düzenini de kuşkusuz Atatürkçü Kişilik üzerinde geliştirecekti. Ancak ne var ki, Bakan isteğine göre zaman zaman "Milli Eğitim Şüraları" da içinde olmak üzere; Öğretim ve eğitim düzenine; Yetiştireceği Atatürkçü Kişilik açısından herhangi bir yaklaşımı, kamuoyuna mal olarak ciddi bir örgütlenme ile kazandırma çabası gösterilmiştir. Yapılan çalışmalar daha çok okullarda öğrencilere; "genel kültür" ve "meslek kültürü'' bilgilerinin aktarılması yönünde yoğunlaştırılmıştır. Toplumun gereksinme duyduğu Atatürkçü Kişilik temelinde eğitim ve öğretim düzeni kurulamadığı için; toplumsal yaşamın temelinde yer alan eğitim kurumu; Özellikle Batı ülkelerinden sorumsuzca aktarılan, çok çeşitli model, program getirilmiştir. Bu da kuşkusuz üstesinden kolay gelinmeyecek bir "eğitim ve öğretim kargaşası" (anarşi) olgusunu, kanser niteliğinde toplumsal yaşama kökleştirmiştir. Atatürkçü kişilik yetiştirme temelinden yoksun eğitim ve öğretim düzenine, aşağıda değinilen niteliğinde belirteceğimiz birkaç soru getirip, yanıtları üzerinde biraz durulabilseydi; kanımızca toplum son yılların ağır sancılı dönemlerini, daha az zararla geçirebilirdi. Atatürkçü Toplumsal Kişiliği yetiştirme açısından öğretim ve eğitim düzenimizin belli başlı kurumların örnek niteliğinde şu soruları yöneltebiliriz:

Ana okuluna gelen bir çocuğu altı Atatürk ilkesine bağlı kişilik öğelerinin hangileri, nasıl bir öğretim ve eğitim modeliyle kazandırılabilir? Bu konuda çocukların aileleri ile ne gibi ilişkiler kurularak, çocuğun bu ilk kişilik öğelerinin ailesi tarafından da desteklenmesi önlemleri alınabilir?

İlköğretimin ilk beş yılında bir öğretmenin öğretim, eğitim ve yöntemine bırakılan öğrenciye; bu öğretmenin, Atatürkçü kişiliği ilköğretim düzeyinde kazandırma gücü ne olabilir? İlköğretimde öğretmeninin yetişme durumu, ilköğretimde izlenen öğretim ve eğitim programları, bu okullara yaygın olan yönetim modeli ve yönetici kişiliği ile ona bağlı tutum ve davranışlar, sözkonusu kişilik eğitiminde hangi bozucu ya da destekleyici nitelikler göstermektedir? Atatürkçü Toplumsal Kişilik temeline oturtulacak bir ilköğretim ve eğitim modeli dersleri, öğretmenleri, yönetim, fiziksel koşulları, yöntem ve politikaları ile başlıca hangi ölçütlere göre kurulmalıdır? Saptanacak bu ölçütlerle kurulacak yeni ilköğretim ve eğitim modeli karşısında şimdiki uygulamada öncelik sırası dikkate alınırsa, peşpeşe ne gibi değişikliklere gidilecektir. Böyle bir tutum ile öğrenci ilköğretimi başlıca hangi Atatürkçü Kişilik öğelerini kazanarak bitirecek, kişiliği korumada öğrencinin yakın ve uzak çevresinde hangi önlemler alınmalıdır?

Ortaöğretim kurumlarında (lise, meslek okulları) öğrencilere ilkokulun Atatürkçü Kişilik eğitimiyle verilmeyen hangi kişilik öğeleri kazandırılacaktır? Orta öğretimde öğrenciye verilecek Atatürkçü Toplumsal Kişilik düzeyine göre dersleri, öğretmen davranışları, yönetimi, fiziksel olanakları, yöntem ve politikalarıyla genel öğretim ve eğitim modeli ne olmalıdır? Bugünkü durumuyla kişilik eğitimi boyutu bulunmayan, sadece yüzeysel "genel kültür" ve "meslek kültürü" düzeyinde modeli çizilmiş orta öğretim kurumları; Atatürkçü Kişilik temeline göre yeniden örgütlenirken; öncelikle hangi sorunlarının kısa ve uzun dönemde çözülmesi zorunluluğu içinde bulunacaklardır? Üç veya dört yıllık orta öğretim süresi sonunda öğrenci hangi Atatürkçü Toplumsal Kişilik düzeyinde; ne gibi kişilik öğelerini kazanarak yüksek öğretime veya doğrudan doğruya çalışma yaşamına geçecektir? Öğrencinin orta öğretimde edineceği Atatürkçü Toplumsal Kişilik yapısı, başta ailesi olmak üzere, yakın ve uzak çevre kurumlarınca hangi önlemler alınarak korunacaktır?

Topluma üst düzeyde meslek adamı ve kişilik yetiştirme sorumluluğunda bulunan yüksek öğretim kurumları; Atatürkçü Toplumsal Kişiliğin, ilk ve orta düzeylerinde kazandırılamayan veya temel nitelikte kazandırılan öğelerini, hangi yöntem ve eğitim politikalarıyla yüksek öğrenim gençliğine kazandırılacaklardır? Öğrencisine çoğunlukla genel ve özel meslek kültürü aktarmaktan öte kişilik kazandırıcı eğitim ortamı yaratamamış yüksek öğretim kurumları; hangi değişiklikleri geçirerek, Atatürkçü Toplumsal Kişiliği üst düzeydeki öğeleriyle yüksek eğitim çizgisi tutturacaklardır? Bu konuda devletin başka kuruluşlarından ne gibi destek görme gereksinimleri olacaktır.

Ana, ilk, orta, yüksek öğretim ve eğitim düzeylerinin Atatürkçü Toplumsal Kişilik temelinde sürdürecekleri çalışmalara destek olmak üzere; başta aileler, devletin okullar dışındaki kamu yönetim organları ve görevlileri kesiminde yaygın eğitim yoluyla; sözkonusu kişilik boyutunu destekleyici ne gibi çalışmalar yapılmalıdır? Devletçe, okulda kazanılan bu kişiliğin çevrece yıpratılmaması için hangi etkili önlemler alınmalıdır?

        Buraya kadar belirttiğimiz sorular, diğer yönüyle Atatürk İlkeleri'nin eğitim ve öğretimdeki temel soruları içermektedir. Eğer bunlara yanıt verme yönünde bazı çabalara girişilebilirse; kuşkusuz toplumun ve devletin kuruluş temellerine uygun kişilik gereksinmesi karşılanmış olacaktır.