ATATÜRK'Ü ANLAMAK...


Ali DÜNDAR

        “Ya bir gece yarısı, ya bir sabah çok erken; Gözlerim yorulurken, parmaklarım donarken;8ir cümle, gözlerimin-ellerimin altında,Bir kavram şahlanıyor bir söyleyiş altında; Geziyor damarlarımda bir kutsal ısı gibi!... Gazi'ce kımıldanıp Ata'ca doğrularak 8irden dalgalanıyor başucumda al bayrak. Haydi yiğit duygular; korkunç karanlıkla cenk!.."
Behçet Kemal ÇAĞLAR

        F.R.Atay, "Atatürk özgürlükçüydü. Her adımını o doğrultuda attı. Atatürkçülük de, Türk toplumunu akıl yoluyla    bu çağ uygarlılığının iler; toplumları arasına katmak, akıl yoluyla davranmaktan ve araştırmalardan bizleri alıkoyucu gelenek ve görenekleri yıkarak aşmak demektir. " dedikten sonra, Atatürk yolunda hep duygusal kalmanın ve us yolundan sapmanın Atatürkçülüğe büyük zararlar verdiğini vurguluyor: "Atatürk nakil'ci ve nas'çı değil akılcıydı. O'nu her an çevresinde bulunanlar veya akşamları sofrasından doyunanlar değil, kafasının içine girebilenler ancak anlamışlardır. " diye yazıyor. (1 )

       Atatürk deyince, hep sevgi geldi usumuza, sevgi ve duygusallık öne çıktı. Gerçekçi, usçu Atatürk'ü, duygusal bir coşum ve kendinden geçmişlikle; anımsı acımsı bir takım öykünceler (anekdotlar) alanına dönüştürdük. Hep " Atatürk sevgisi", " Atatürk coşkusu" bayraklaştırıldı. Kimi yürekten içtenlikli; kimi yüzelsel yapay ve yapmacıktan sevgilerin, coşkuların gölgesinde kaldı gerçek Atatürkçülük, ussal Atatürkçülük. Çocuklarımıza bile "Atatürk'ü seviyor musun?" diye sormayı Atatürkçülük sandık. " Atatürk için ne düşünüyorsun?" demek, usumuzdan geçmedi. " Atatürkçü düşünce" dedik fakat, bunun nasıl bir " Atatürkçü düşünüş" yolu ve yöntemiyle ortaya çıktığını, gerçekleştirildiğini araştırmayı; o yol ve yöntemlerle yeni yeni " Atatürkçü düşünceler" üretme yürekliliğini bir türlü göze alamadık. Gerçek Atatürk'ü, yaşamsal-çağcıl Atatürkçülüğü ortaya çıkarmak, onu her alanda; bilimde, teknikte, toplumsal ve siyasal yaşamda, bütün insansal ilgi ve iletişim alanlarında kurumlaştırma, yaymak ve yaygınlaştırmak yerine, kimi kesimlerce duygusal, kimi kesimlerce biçimsel, kimi kesimlerce de söylencesel "efsanevi" kimliklerle alalayabildiğimizce alalama yolunu yeğledik. Oysa, ne Atatürk giyim kuşam, ya da yakalara takılan bir rozet ne de Atatürkçülük belirli günlerde anıtları önün de şapka çıkarılıp gözyaşı dökülecek "Ağlama Duvarı" idi. Atatürk, hızını beyninden, ussal birikimlerinden alan yaman bir koşucu; Atatürkçülük de, erimin (etabının) her noktası ussal, düşünsel ve yaşamsal verilerle bekitilmiş evrensel bir yarış yolu (parkur) idi. Atatürk, dünyayı, dünyada olup bitenleri evrensel ölçülerle kavrayan ve değerlendiren; yaşama ve insansal-toplmsal olay ve olgulara ulusal düşünüş ve ölçütlerle yaklaşan bir devrimci ve devlet kurucuydu. C.A. Kansu'nun deyişiyle: "Atatürk, bir Türk ulusçusudur. O’nun ulusçuluğuna öz veren felsefeyi, Anadolu'da emperyalizme karşı açtığı savaşın adından çıkarabiliriz: Milli mücadele, yan; "Ulusal Savaşım", ulusal kurtuluş savaşı. Kurtuluş Savaşı sözlüğünde "Milli" sözcüğü, Türk tarihinde ilk kez, gündelik yaşamın en çok kullanılan sözcüklerinden biri olur: Misakı Milli, Kuvayı Milliye, Milli Teşkilat, İrade-i Milliye, Hakimiyet-i Milliye, Milli Ordu, Milli Eğitim... ve en sonunda Milli Savunma. 8ütün bu birbirinden doğan, birbirinden gelişen, birbirini besleyen "Milli" kavramı, Ulusal Kurtuluş Savaşımının özünü verir: Ulus olmak, ulus olarak yaşamak ;ç;n tam bağımsızlık demektir. Bu savaşıma katılanlar, aydınından subayına, ilçe Müdafaayi Hukukçusundan çetesine değin "millici"dirler. Eylemin adı bir yerde "Milli Hareket"tir, ulusal hareket. Atatürk'ün bütün yaşam öyküsü, bütün düşünce savaşımı şu kısa ilke ile özetlenebilir: Ulus olmak" Atatürk'ün kurumlaştırmayı özlediği ve amaçladığı kurumsal kimlikte, fakat evrensel içerik ve boyutta bir düşünüş, yöntem ve dizgeselliğini (sistematiğini) algılayamamış olmanın sıkıntısını çekiyoruz bugün. Hep "izindeyiz" türküleri söyledik, söyledikçe de "yolunda" olamadık, gerçekten her türlü us ve uslamlamadan izinli olduk. Yabancılar, özellikle L.Kinross, E.Bittard, A. Toynbee, H.Froeembgen, H.Muller ve M.Duverger vb. gibi Avrupa ve Amerika anakaralarının önde gelen bilim adamı ve düşünürleri, bizim sözde ilerici ve sözde bilim adamı, düşünürlerimizden daha doğru anladılar, daha doğru algıladılar Atatürk'ü, Atatürkçülüğü. O'nun kişiliğinde ete kemiğe bürünen "devlet adamında ve politikacıda düşün ve eylem tutarlılığı"nı ilk alkışlayanlar da gene o yabancılar oldu. Prof.Herberd Melzig, Atatürk'ün izlediği koşu yolunun doğrultusuna şaşmazlığına hayranlığını şöyle diyor: "Cihan tarihini başından sonuna karıştıracak, araştıracak olsak, düşünüşüyle eylemi birbirine uygun, sözüyle işi birbirine denk ve O'nunki kadar uygun bir devlet adamı daha asla bulamayız." (3)

        Atatürk, insanı, kesinlikle ussal bir kimlik içinde görmek eğilimindedir. Karşılaştığı kimseleri, çevresindekileri bu konuda sık sık uyarmakta ve en yakınlarından H.R.Soyak'ın anlattığına göre de, herhangi bir konuda görüşü ya da düşüncesi olmadığını söyleyenlere: "İnsan düşünen bir varlıktır. İnsanın herhangi bir konuda kendine göre bir görüşü, düşüncesi olmaması, onun var oluşuyla bağdaştıralamaz!... " diye çıkışırmış. Düşünüsüz, düşün üretmesiz insanların yüzlerine karşı, "Ne olacak ebleh işte..." der ve eklermiş: ''Kişiler düşünerek hak ve sorumluluklarını kavrayıcı düzeye gelmedikçe, toplum, insan yığınları, birilerinin güdümünde, iyi ya da kötü yönde her zaman yönlendirilebilir.'' Y.K.Karaosmanoğlu da özellikle Atatürk'ün bu yanına, insanları düşündürme ve düşünen bir toplum yaratma özelliğine dikkatimizi çekiyor.

        Atatürk adındaki yapıtında O'nun: ''Halkın bilgisizliğinden ve tutuculuğundan, düşünme alışkanlığını henüz kazanmamış olmasından yararlanarak b;n bir türlü siyasal ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini alet olarak kullanmaya çalışanların varlığını , ne yazık ki aramızda görmekten hala kurtulabilmiş değiliz. İnsanlıkta din duygusu ve din kavrayışı, her türlü boşinan (hurafe) ve usdışılıktan arındırılarak, bilimin ışıklarıyla dupduru ve yetkin oluncaya dek, bu din oyununa ve oyuncularına her zaman ve her yerde rastlanacaktır.'' dediğini anlattıktan sonra, Atatürk'ün "evet efendimci" olmadığını, her söze ''evet" karşılığının verilmesine çok sinirlendiğini anlatarak şu örneği veriyor: ''Bir akşam sofrasında Gazi, her sözüne evet demeyen küçük bir devlet memuruyla şiddetli bir tartışmaya girdi. M.Kemal enikonu öfkelenmişti. Sert ve sinirli bir tonla konuşuyor, ara sıra elini masaya vuruyordu. Tartıştığı memur, bundan hiç alınmıyor, sükunetle düşüncelerinde ve sözlerinde direniyordu. Artık biz izleyiciler bu küçük memura acımaya ve geleceğinin karardığını düşünmeye başlamıştık. Oysa öyle olmadı. Gazi ile tartıştıktan birkaç ay sonra dairesinde yüksek bir göreve atandı, seçim dönem; gelince de Milletvekili oldu. Zira Atatürk, onun düşün inatçılığına kuvvetli ve bilinçli bir karakter anlamı vermişti.

        " Bir ''Türkiye Tarihi" de yazan İngiliz tarihçi M.P. Price, sözkonusu Atatürk ve Atatürkçülük'e gelince, "Bilimin ve usun olmadığı yerde O yoktu." yargısında bulunur. Atatürk, ülkemizde hiçbir devlet adamının, hiçbir politikacının göze alamayacağı denli çok okuyan, çok arayan ve araştıran bir insandı. Gerek Çankaya'daki kitaplığında, gerekse Anıtkabir'de sergilenen kitaplarına baktığımızda bunu açıkça görebiliriz. Eline aldığı her kitabı ciddiyetle okumuş, not çıkarmış, kenar açıklamaları yapmış ve tartıştığı, beğendiği ya da beğenmediği düşünceleri çizgileriyle belirtmiştir. Rahmetli S.N.Özerdim ve sayın M.Uyguner'in araştırma ve saptamalarına göre, Atatürk, salt yazı ve dil konusunda, çoğun luğu yabancı dilde olmak üzere, iki yüzün üstünde kitabı okumuş ve kitaplığında bulundurmuş tur. Atatürk, Osmanlı toplumundan çıktı, görevsel kimliğiyle bir Osmanlı Paşasıydı. Ama ne Osmanlıydı, ne de Osmanlı eğitiminin, Osmanlı töresinin ürünüydü. 0 bir özöğrenimliydi (otodidakt). Kendi kendini erdiren, kendi kendini olduran ve yetiştiren ender kişiliklerdendi. Yaşama gözlerini yumuncaya dek de öyle kaldı; okudu, yazdı, düşündü ve eyledi. Onun için diyoruz ki, ne denli güçlü ve içten olursa olsun, us'un denetiminden uzaklaşmış bir sevgi Atatürk'ü anlamaya; O'nun edim ve eylemlerini kavramaya yetmez. Atatürk dedikçe, ağızlarından bin Atatürk daha dökülen fakat, yaşayışları ve davranışları, düşünceleriyle söz'ü öz'e uyduramayanlar için tek çıkar yol, gene Atatürk'e bakmaktır. Ama kaşına gözüne, ya da resimlerine, rozetlerine değil; ne dediğine ve nasıl eylediğine, nereden kalkıp nereye nasıl geldiğine bakmak ve o erimleri açık bir anlak (zihin) ve ciddi bir algıyla okuyarak geçmeye çalışmaktır.

(1) F.R.Atay Kurtuluş S.48 ve devamı,

(2) C.A.Kansu, Atatürk'ün Ulus Gerçeği, Türk Dili, 1 Kasım 1966

(3) H. V. Velidedeoğlu'nun bir yazısından, A. Dündar, Kemalizmi Doğru Anlamak, s.97