zamanları birbirine bağlayan en iyi yol, aynadır; bütün iyi ve sağlam yolculuklara aynanın içinden geçerek çıkılır. her insanın kendine yaptığı ilk yolculuk, ayna yoluyla olmuştur. her genç kız ve kadın, kendini ayna yoluyla keşfeder, ayna yoluyla yeniden şekillendirir ya da değiştirir. herkes kendi yolculuğunun sırrını kendi aynasında sırlar. insan, kendine tuttuğu aynayla yolunu bulur. ayna, yüzümüzün uğultusudur.

kadınlar, geleceğe yalnızca hayalleriyle hazırlanırlar. yani çok çabuk boşa çıkan şeylerle. gelecek için biraz gerçek biriktir. hiçbir gelecek sanıldığı kadar uzak değildir. o yüzden de geçmişe benzer. ama yine de eski bir masalın söylediği gibi: bütün kızlar günün birinde kraliçe olmak ister. belki de masal yolları bu yüzden aynıdır ve bu yüzden birbirine dolaşır.

kadınların güçlü olduğu anlarda, ilk küçümsedikleri şey, diğer kadınlardır.

bakışlarının arkasına saklanmayı öğrenmelisin. yelpazeler bunun içindir, yüzünü saklarken, gözlerini konuştururlar. yelpazeler, gözler yalan söylemez diyenleri kandırmak içindir; onlara en büyük ispatı sunuyormuş gibi yaparken, en büyük yalanı söyler. yelpaze demek, yalan demektir.

bir masalda, yelpazenin ne zaman açılacağını, ne zaman kapanacağını en iyi kadınlar bilir; ne zaman peri, ne zaman cadı olacağını bilen kadınlar. diğerlerinin adı bile geçmez zaten. aptal görünmek, sanıldığı kadar kolay değildir, ince ayar ister. bu ayarı her erkekte farklı tutturmak gerekir. erkeklerin sormaktan en çok hoşlandıkları soru, "beni anlıyor musun?" dur.
anlaşılmayacak matah olduklarından değil. erkeklerin en mühim dertlerinden biridir bu; onları hiç kimsenin anlamadığını düşünürler, onları hiç kimsenin anlayamayacağına inanmak isterler. beni kimse anlayamaz, derler. beni bugüne kadar kimse anlamadı, derler. beni çözmek kolay değildir kızım, derler. kendilerini çözümü kolay olmayan zorlu bir bilmece gibi sunmaya bayılırlar. çok derin bir adam olduklarını, herkesten çok farklı olduklarını, kimselere benzemediklerini düşünürler. halbuki sen, beş tanesini tanıdığında, hepsini birden tanımış gibi olursun; hepsinin birbirinin aynı olduğunu, en azından kendilerini biricik be benzersiz sanmalarının bile nasıl aynı olduğunu fark edersin. onlara, seni anlıyorum, derken bile bakışların satıhta kalsın, sakın erkeklerin gözlerinin içine bakma, onları anlamak, onları görmek için bakma, erkekler görülmekten hoşlanmazlar. kendileri de bilirler zayıf varlıklar olduklarını, en azından içlerinin bir yanı bilir. insanın içinde olup da, zaman zaman su yüzüne vurmayan hiçbir yanı yoktur çünkü. onların gözlerinin içine tek bir şartla bakabilirsin ancak: o da baygın baygın bakarsan... baştan çıkarmak için kısık gözlerle bak, arzuyla tutuşturan keskin bakışlarla bak, yürek yakan şuh nazarlarla bak, ama sakın yüreklerini görmek, düşüncelerini okumak, akıllarından geçenleri anlamak için bakma. kendisine böyle bakılmasından hoşlanacak tek bir erkek bile yoktur şu koca dünyada. tam tersine, senin gözlerinin içine baktığında, senden daha akıllı olduğunu, sana her yalanı söyleyebileceğini, üstelik her durumda, buna seni inandırabileceğini görmek ister. onlara bu güveni vermelisin... onları gören bakışlarını, sırtını sana döndükleri ana sakla, arkalarından istediği gibi bakabilirsin, hem de uzun uzun... işte kadınlığın zirvesidir bu. erkeğin ardından ciğerine kadar bakmayı öğrendiğin zaman, işte o zaman, sırtını kimse yere getiremez artık. söküp almışsındır hayatın elinden her şeyi. bu yollar senindir....