güneş tepedeydi ve çölün boğucu sıcağı
tüm gücümü emiyordu benden dışarı..
yola nerden, nasıl çıktığımı hayal
meyal hatırladığım bir kervanla beraber yalınayak
yürüyordum.. yürüyorduk ve ben tenim güneşten
esmerleşmiş, ağzım dudaklarım susuzluktan kurumuş,
ayaklarım kumdan kavrulmuş, hissiz bir yürüyüşteyim.
yolun başını, kervana nerde katıldığımı
hayal meyal hatırlıyorum.. bir kaç yüz dokunuyor gözüme
o günden.. çöldeki bu uzun ve yorucu yolculuğa çıkmam
biraz kazaraydı ama kazayı önlemek için hiç
bir önlem almamıştım. beklenen bir kazaydı ve
yerini ve zamanını ben seçtim diyebilirdim sadece.. yine
kaza gerçekleşmişti işte... yolun sonu nerde bilmeden
yolumu bulmaya çalışıyorum. kervanla beraber ya da
onlardan ayrı... varmak istediğim yeri biliyordum.. çölün
sonunda beni bekliyordu.. beni belkeyen belki de çölden de sıcak
olan gerçekti. çölün sonunda beni bekleyen belki de
gerçeğin sıcağıydı.. sıcağın
yanısıra kervanın bunca kalabalığı, gürültüsü
ve keşmekeşliğinden de kendimi korumalıydım..
kalabalığın içersinde kendimle yalnız kalmalıydım..
yoksa onlarla beraber yürüyüp bu çekilmez yolculuk içersinde
yeni keşifleri mi deneliydim... hayat ve kendime sorduğum her soruya
verdiğim yanıt yeni bir soru oluyor, dönüp yine beni buluyordu
aynı yöne doğru hep beraber yürüyorduk. adımlarımız
birbirleri ile uyumlu.. yürüyüş bittiğinde hep aynı
yere mi varacaktık acaba.. sanki kocaman bir çemberin etrafında
dönüyoduk... başladığı yerde bitecek bir gezi
gibi. başlayan herşeyin bi gün bitmeye başladığı
gibi bu yolculuk da bitecekti elbet.. yeniden başlayacaktı hayat.
kokusunu çoktan unuttum ilk sevgilim gibi onu hatırlamaya çalışıyor..
bi yerlerde hala varolduğu umuduyla yaşıyordum.. eminim bir
yerlerde vardı... ve ilk kez denizi görecek birinin aşkıyla
bekliyordum onu... ve onun aşkıyla yanıyordum.. yaşarken
yanmak.. ya da yanarken yaşamak.. ikisi de bir olmuştu... yollarda
olmanın kendi sıcaklığıma yakın, hayatın
sıcaklığına uzak olmak anlamına geldiğini
o zaman farketmiştim.