son günlerde kendisini oldukça inançsız hissediyordu.. önemli şeyler değerlerini yitiriyor, önceleri aklında bile olmayan bir sürü abuk subuk şeye takıyordu kafasını.. sadece düşünmüş olmak için.. düşüncelerinin bir sonuç getireceğini fark ettiği anda da hemen konu değiştiriyordu.. başka birşey buluyordu.. sadece o.. geçitiği her sokağın her lambasına dikip duruyordu gözlerini.. sanki herbiri başka bir ışık veriyormuş gibi.. hepsinde başka bir ton, başka bir hüzme buluyordu. ya da uyduruyordu. fark etmez ki.. sözünü etmeye değmez ki.. hiçbirinin önemi yoktu artık. hüzmelerin içinden sağa sola yayılan soğuğun gözlerini elinden almamasına uğraşıyordu bir yandan da.. savaşta geçirdiği - her ne kadar aktif olmasa da - yılların acısına benziyordu dışarıdaki soğuk.. ama lambalara ne kadar yaklaşsa, ışıktan ne kadar sıcaklık umsa, sokakta aydınlanan tek şey soğuğun ta kendisi ve hüznün karartısıydı.

bir ağıt duymaya başladı sonra.. sonra da bu ağıtın aslında bir ağıt değil, bir çeşit ayin olduğuna inanmak istedi.. karanlıktı ama içinde ölüm yoktu. acılıydı, ama beraberinde huzur da getiriyordu. ruhların dansının müziğiydi bu.. yılanın çıngırağı ritm tutuyordu sanki. korkmak hoşuna gidiyordu. gözleriyle zar zor seçilen ayın arasından bir kuş geçsin istedi.. o anda kanat çırpmıyor olmasını istedi, süzülüşünü hissetmek için.. ısınmanın tek yolu gibi geldi. yumuşak bir ses gibi, tertemiz bir gırtlağın çocuğuna söylediği şarkı gibi.. süzülmek olsa olsa bu olurdu.. böyle bir ses aradı. her bulduğu güzel şeyi bozmakta üstüne yoktu etraftaki her maddesel varlığın.. hepsi ruhlar dansının benzersiz ritmini bozuyor, huzur ve sükunu kendisinden uzaklaştırıyordu. dökülen bir yaprak rüzgarda garip bir yol takip ederek yanağına sürtündü ve dizine düştü.. yapraktan da nefret etti o anda. ama zahmet etmedi.. üzerinden atmadı ya da yırtmadı, üzerine tükürmedi. hatta ona bakmadı bile. oraya da dayanamamıştı..

yürümeye başladı.. gözleri kapalıydı ama göz kapaklarına içeriden yapıştırılmıştı sanki yol haritası.. kılavuzu kendisine hiç bu kadar yakın olmamıştı. yürüdü.. ve terledi.. ve daha çok üşüdü. derken ayakları asfaltı hissetmemeye başladı.. zemin kıtırdıyordu. kum gibi bir şeydi tabanlarında hissettiği. çok seviyordu bu hissi.. şimdiye kadar hiç bu kadar yakışıklı olmamıştı. çünkü o ana kadar gerçekten gülümseyememişti.. hep biraz sırıtma katmıştı ifadesine. ayak bilekleri ıslanmaya başladı.. hava kadar soğuk değildi su.. devam etti.. dizleri.. elbiselerinin içi suyla dolmaya başladı.. bir yandan üşüyüp bir yandan da terlemeye devam ediyordu. yürüdü.. upuzun saçlarının son teli suya girdi.. ve dünya onu bir daha görmedi. ne mutlu ki o da dünyayı..