inanılmaz ki ne inanılmaz. ne tip bir işkence dalabilir
başkasında bulamadığı bir damlacık kan
için sahibi olanın kendisine. hayatta fazla beklemek yanlış
diye düşünebilen beyinlerin hükmetmesi gerekirken gözlerim
sürekli olarak kadınımın gözleriyle birleşiyor
ve bana haber vermeden ona birşeyler anlatıyor. kendime saklamaya
çalışmak gerçek dövüşü, dövüşün
ta kendisini, adını koyamadığım bu şiddeti
davet ediyor karanlık bir çarşafın altında,
tanıkları tarafından yok edilmeyi bekleyen parlak alevli
sönük ışıklı dev bir mum. herşeyi
hatırlayabilecek, etrafındakilere kalıcılığın
değerini gösterebilecek tek kaynağın ta kendisi. ne yazık
ki çok geçmeden sıcaklığındaki herşeyi
dumanlara devredecek. dumanlar da havaya. hava herşeyi yayacak. yayılan
ya eksik olacak ya da diğer zehirlerle birleşip görüş
alanına giren ilk canlının damarlarına sızacak.
orada eriyip gidecek, sonunda da belki çekik gözlü bir solucanın
sindirim sisteminin kurbanı olacak. bu andan sonra ona ulaşmak
imkansız, kullanılabimesi ya da saklanabilmesi olanaksız
bir hal alacak. kayıp ve eksikliğin yaydığı ürkütücülüğün
eserlerini yaratmaya başlayacak. yerden asla kalkmayacak bir kaya, gökten
asla inmeyecek bir yıldız. ortalarında devasa bir örtü,
boğuk bir ses. sayısız parmaklığın arasında
dalgalanan tel tel, kırmızı bir alev. ciğerlere yakınlaşıyor.
sükunetle ortadan kaybolmaya çalışıyor ama her
seferinde bir başkasına takılıyor, bir başkasının
pençelerinde kan kaybediyor. inatlarını yenemeyenlerin
hatrına...