TÜRKÇE'DEKİ YUNANCA KELİMELER LUGATI

 

TÜRKÇE’DEKİ YUNANCA KELİMELER

Dr. Hakkı Açıkalın

ÖNSÖZ

Dünya üzerinde hiçbir dil arı değildir, bu anlamda bütün diller birbirleriyle şu ya da bu düzeyde etkileşmişler, alışverişte bulunmuşlardır. Bu çalışmada, Türkçe’de gerek halk arasında gerekse entelektüeller arasında kullanılan Yunanca kökenli kelimelerin bir bölümü, orijinal yazılışlarıyla ve bazıları da etimolojik kaynaklarıyla veya tarihî öyküleriyle birlikte verilmiştir. Burada, Tıp, Mühendislik gibi konularla ilgili özel terimlerin hemen hiçbirine değinilmemiştir. Yine, Yunanca kökenli Tıp Terimleri Sözlüğü de inşallah yakında hazır olacaktır. Bu eserde geçen Yunanca kökenli kelimeler, Türkçe’ye Yunanca’dan geçmiş kelimelerin sadece bir bölümüdür. Bu eser Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’na ithaf edilmiştir.

Hakkı Açıkalın

 -A-

Abis: Άβυσσος (Âvisos). Denizlerin (okyanusların) en derin bölümü.

Açelya: Αζαλέα (Azalêa). Bir bitki türü.

Afyon: Όπιο (Ôpio). Latinceye "Opıum” olarak geçmiştir.

Ahlat: Αχλάδι (Ahlâdi). Yaban armudu.

Ahtapot: Χταπόδι (Htapôdi) veya Οκτάπους (Oktâpus). Όκτώ (Ôktô): Sekiz- Πόδι (Pôdi): Ayak. Sekiz ayak anlamında. Bir deniz canlısı.

Akasya: Aκακία (Akakîa). Bir ağaç türü.

Akrobasi: Ακροβασία (Akrovasia). Άκρος (Âkros) veya Άκρον (Âkron): Uç, ekstrem-Βατώ (Vatô): Yürüme. Uçlarda yürüme, parmak uçlarında hareket etme.

Akrobat: Ακροβάτης (Akrovâtis). Uçlarda hareket eden.

Akrobatizm: Ακροβατισμός (Akrovatismôs). Uçlarda yürüme eylemi, akrobatlaşma.

Akrostiş: Ακροστοιχίδα (Akrostihîda). Άκρος (Âkros): Uç-Στοίχος (Stîhos): Saf, sıra, katar. Bir şiirde mısraların baş harflerinin alt alta konulduğunda anlamlı bir kavram veya cümle oluşturması.

Akustik: Ακουστική (Akustikî). Ακούω (Akûo): İşitmek, duymak. Ses düzeni, işitsel, işitmeye değgin.

Alçı: Άργιλος (Ârgilos). Kil, aktoprak, çömlekçi toprağı.

Allegori: Aλληγορία (Alligorîa). Mecaz, kinâye.

Allegorik: Aλληγορικός (Aligorikôs). Mecazî, kinâyî.

Allerji: Aλλεργία (Alergia). Άλλο (Âlo): Diğer, başka-Εργία (Ergîa): Etki. Başka etki. Vücudun, bazı maddelere karşı verdiği tepki ya da bazı maddelerin vücutta yarattığı farklı (ve genelde de olumsuz) etki. Örn. Penisilin allerjisi.

Allerjik: Αλλεργικός-ή-ό (Alergikôs). Allerjiye değgin.

Amblem: Έμβλημα (Êmvlima). Âlâmet-i Fârika, simge.

Amfibi : Αμφίβια (Amfîvia). Αμφί (Amfî): Çift, ikili, iki taraflı-Βίος (Vîos): Yaşam. İki yanlı yaşam. Örn. Hem suda hem karada yaşayabilen kurbağalar amfibi (çift hayatlı) canlılardır.

Amfitiyatro: Αμφιθέατρο (Amfithêatro). Αμφί (Amfî): İki taraflı, iki yanlı-Θέατρο (Thêatro): Tiyatro. İki taraflı tiyatro modeli.

Amib: Αμοιβάς (Amivâs) veya Αμοιβάδα (Amivâda). Değişim anlamında. Tek hücreli canlı.

Anadolu: Ανατολία (Anatolîa). Yunanca, "Doğu” anlamına gelmektedir.

Anadut: Αναδόντις (Anadô-n-dis): Ucudişli, üstü dişli. Harmanda ekin savurmaya yarayan araç, dirgen, yaba.

Anafor: Ανήφορος (Anîforos). Ανα (Ana): Tepeden tırnağa-Φόρα (Fôra): Hızlı hareket, hücum, hamle. Yukarı doğru akan-hareket eden, karşıt akan, çelişik akan.

Anagram: Αναγραμματισμός (Anagramatismôs).

Anahtar: Ανοιχτήρι (Anihtîri). Ανοίγω (Anîgo): Açmak kelimesinden. Açacak, açar, açkaç, açkı, açkıç, açkır, açku.

Analiz: Ανάλυσις (Anâlisis) veya Ανάλυση (Anâlisi). Ανά (Anâ): Tepeden tırnağa, baştan aşağı-Λύω (Lîo) veyâ Λύση (Lîsi): Çözüm, cevaplama, açınım. Çözümleme, tahlil.

Analitik: Αναλυτικός-ή-ό (Analitikôs). Çözümsel. Tahlile değgin.

Anarşi: Αναρχία (Anarhîa). Α veya Aν (An): …sız, …siz- Αρχή (Arhî): Düzen, nizâm, işleyiş. Düzendışılık, yönetimdışılık, her türden yönetim biçimine karşı olma, devletsizlik.

Anarşist: Αναρχίστες (Anarhîstes). Düzendışılık ideolojisini savunan, kuralları çiğneyen ya da çiğnemek isteyen, çiğneme amacı taşıyan, bunu da bir kuralın gereği olarak yerine getiren.

Anarşizm: Aναρχισμός (Anarhismôs). Αν (An): Sız, siz- Αρχή (Arhî): Düzen, idâre, yönetim. Düzendışılık ideolojisi. İdeolojinin babası Rus ideolog Bakhunin’dir.

Anason: Ανισον (Anison). Bir tür baharlı bitki. Rakı’da, bazı şekerlemelerde ve çöreklerde kullanılır. Fr; Anice.

Anektod: Ανέκδοτο (Anêktodo). Fıkra. Αν (An): Sız, siz- Εκδίδω (Ekdîdo): Yayınlama. Yayınlanmadan, yayınlanmamış.

Anemon: Ανεμώνα (Anemôna). Dağ lâlesi.

Anestezi: Αναισθησία (Anesthisîa). Hissizleşme, Hissizleştirme. Αν (An): Sız, siz- Aισθάνομαι (Esthânome): Hissetmek, his vermek.

Anfora: Αμφορέας (Amforêas).

Angarya: Άγγαρεια (Âgaria).

Anofel: Ανώφελος (Anôfelos). Zararlı anlamında. Bir sivrisinek türü olup dişileri sıtma parazitleri için asalak görevi yapar.

Anonim: Aνώνυμος-η-ο (Anônimos). Αν (An): Olumsuzluk öneki, sız, siz, suz, süz-Όνομα (Ônoma): İsim. İsimsiz anlamında. Ortak, belli bir sahibi olmayan, belli bir kültüre ait olan.

Ansiklopedi: Eγκυκλοπαίδεια (Ekiklopedia). Εν (En): İç-Κύκλος (Kîklos): Döngü, döngüsel, çevrim-Παιδεία (Pedîa): Eğitim.

Antibiyotik: Αντιβιοτικη (Antiviotiki). Αντι (A-n-di): Zıt, karşı, karşıt-Βιος (Vios): Hayat. İnsan veya hayvan vücuduna zarar veren mikroorganizmaların hayatını sonlandırmaya yönelik olan madde, ilaç.

Antilop: Αντιλόπη (A-n-dilôpi). Afrika’da yaşayan otçul bir hayvan.

Antipati : Αντιπαθεια (Antipathia). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt- Πάθος (Pâthos): Hastalık, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, duygu, His, duygulanım, dert. Karşıt duygu, Zıt duygu.

Antipatik: Aντιπαθητικός-ή-ό (Antipathikôs). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt- Παθός (Pathôs): Hastalık, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, his, duyu, duygu. Karşıt duygu sahibi olan, karşıt duygulu.

Antitez: Αντιθεσις (Antithesis). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt-Θέσις (Thêsis) veyâ θέση (Thêsi): Sav, Tez. Karşı sav. Karşı tez.

Antoloji: Aνθολογία (Anthologîa). Άνθος (Ânthos): Eski Yun. Çiçek-Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm. Kadim Yunan’da, en güzel şiirlerin ve yazıların biraraya toplanması, bir şiir demeti hâline getirilmesi anlamında kullanılmaktaydı.

Antropolog: Άνθροπολογος (Ânthropologos). Άνθρωπος (Ânthropos): İnsan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. İnsanbilimci.

Antropoloji: Άνθροπολογια (Ânthropologia). Άνθρωπος (Anthropos): İnsan-Λόγoς (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Yalnıkbilim, İnsanbilim.

Apostrof: Απόστροφος (Apôstrofos). Kesme.

Araknofobi: Αραχνοφοβία (Araknofovîa). Άράχνη (Ârâhni): Örümcek-Φόβος (Fôvos): Korku. Örümcek korkusu.

Aristokrasi: Αριστοκρατία (Aristokratia). Άριστοι (Âristi): Bey-Κρατώ (Kratô): İdâre etmek, yönetmek. Beyerki.

Aristokratik: Αριστοκρατικός-ή-ό (Aristokratikôs). Beyerkine değgin, beyerkine ilişkin.

Aristokrat: Αριστοκράτης (Aristokrâtis). Beyerkçi, asil, soylu.

Aritmetik: Αριθμητική (Aritmitikî). Άριθμός (Ârithmôs): Sayı. Sayıbilim.

Arkeoloji: Αρχαιολογία (Arheologîa). Άρχή (Ârhî): Baş, başlangıç, rical, Temel ilke- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm.

Arkeolog: Αρχαιολόγος (Arheolôgos). Arkeoloji bilimiyle uğraşan.

Armoni: Aρμονία (Armonîa). Aheng, uyum.

Aroma: Άρωμα (Âroma). Doğal koku ve bu kokudan neşet eden.

Arp (Harp): Άρπα (Ârpa). Bir müzik âleti.

Arsenik: Αρσενικό (Arsenikô). Bir kimyevî element. Kırmızı renkli, ağulu bir madde, sıçanotu, Zırnık, zırnîh.

Arşiv: Aρχείο (Arhîo). Άρχή (Ârhî) kökünden; temel olan, başlangıça ait olan anlamından dönüşerek eski olan anlamı kazanmıştır.

Arter: Αρτηρία (Artirîa). İlk kez Aristoteles tarafından kullanılan bir terim. Atardamar.

Asbest: Ασβέστης (Asvêstis). Kireç.

Asfalt: Άσφαλτος (Âsfaltos). Zift.

Asimetri: Ασύμμετρία (Asîmetrîa). Bakışımsızlık, gayrı tenazur.

Asimetrik: Ασύμμετρος (Asîmetros). Bakışımsız, gayrı mütenazır.

Astım (Asthma): Άσθμα (Âsthma).

Astigmat: Αστιγματισμός (Astigmatismôs): Tıp ter. Bir göz hastalığı

Astrofizik: Αστροφυσική (Astrofisikî). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Doğal, Tabiî. Gök fiziği, Yıldız fiziği. Yıldızların doğasına değgin.

Astroloji: Αστρολογία (Astrologîa). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Λόγος (Lôgos): Bilme, bilgilenme, bilim, kelâm. Yıldızbilim

Astronom: Aστρονόμος (Astronômos). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Νόμος (Nômos): Kanun, nizam, düzen. Gökbilimci, yıldızbilimci.

Astronomi: Αστρονομία (Astronomia). Aστέρας (Astêras): Yıldız-Nόμος: Kanun, düzen, nizâm). Yıldızların Düzeni. Gökbilim

Astronomik: Αστρονομικός-ή-ό (Astronomikôs). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Νόμος (Nômos): Kanun, düzen, nizam. Aşırı, ulaşılması çok zor olan. Gökbilimsel. Yıldızların nizâmına değgin.

Astronot: Αστροναύτης (Astronaftis). Αστέρας (Astêras):Yıldız-Nαύτης (Naftis): Denizci. Gök gezgini, Gök seyyahı.

Ateist: Άθεος (Αtheos). Α: Sız, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsız, tanrıtanımaz.

Ateizm: Αθεϊσμός (Atheismôs). Α: sız, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsızlık, tanrıtanımazlık.

Αterina: Aθερίνα (Atherîna). Gümüşbalığı.

Atlantik: Ατλαντικός (Atlantikôs). Atlas okyanusuna veya Atlas omuruna değgin.

Atlas: Άτλας (Âtlas). Yunan mitolojisinde bir varlık, Japetos adlı Titan’ın oğlu ve Prometheus’la Epimetheus’un kardeşi. Tıp terimi olarak, İlkomur, Coğrafya.

Atlet: Aθλητής (Athlitîs). Atlet.

Atletik: Aθλητικός-ή-ό (Athlitikôs).

Atletizm: Aθλητισμός (Athlitismôs).

Atmosfer: Ατμόσφαιρα (Atmôsfera). Ατμός (Atmôs): Nefes, soluk-Σφαίρα (Sfera): Küre. Dünyayı çevreleyen ve dünya üzerindeki yaşamı en önemli ölçüde sağlayan katman, tabaka. (Atmos kelimesinin orijini Sanskritçe “Atma”dır ve “nefes / Soluk” anlamına gelir.

Atmosferik: Ατμοσφαιρικός-ή-ό (Atmosferikos). Ατμός (Atmôs): Soluk- Σφαιρα (Sfera):Küre. Dünyayı çevreleyen ve dünya üzerindeki yaşamı en önemli ölçüde sağlayan katman, tabakaya değgin.

Atom: Άτομο (Âtomo). Α: sız, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): kesme, parçalama. Parçalanamaz olan. Maddenin en küçük, parçalanamaz bölümü anlamında. Kavram, felsefî ve bilimsel anlamda Avdira (Abdera) Okulu’nun kurucuları olan Dimokritos ve Leukippos tarafından geliştirilmiştir. Άτομος Είδος (Âtomos İdos): Kesilemeyen-parçalanamayan şekil.

Atomik: Ατομικός-ή-ό (Atomikôs). Α: sız, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): Kesme, parçalama. Bölünemeyen, parçalanamayan. Modern Yunanca’da "kişi”, “birey” anlamlarında da kullanılmaktadır.

Avlu: Αυλή (Avlî).

Avrupa: Yunan mitolojisinde Zeus’un sevgililerinden biri; Evrôpi (Ευρώπη). Bir kıta ismi.

Ayandon: Aγίος Αντωνίος (Agîos Andonîos: Aziz Antonius) teriminden türemiş olup Ocak ayı ortalarında görülen bir fırtınanın ismidir.

Ayazma: Αγίασμα (Agîazma). Kutsanmış su, adak yeri.

Ayeser: Αγίος Σεργίος (Agîos Sergîos: Aziz Sergîos) teriminden türetilmiş olup Trabzon yöresinde Ağustos ayında düzenlenen bir dernek, şenlik anlamındadır.

Aynaroz: Άγιον Όρος (Âgion Ôros). Άγιον (Âgion): Azizler-Όρος (Ôros): Dağ. Dağ Azizleri anlamında. Halkidiki yarımadasında bulunan ve özerk bir yapısı bulunan Orthodoks Hristiyanlığının en önemli merkezlerinden biri. Kadınların girmesi yasaktır. Türkçe’ye, Osmanlı döneminde geçmiş olup, Musahipzâde Celâl’in ünlü eseri “Aynaroz Kadısı” ile kavram popüler hâle gelmiştir.

Azot: Άζωτο (Âzoto). A: Olumsuzluk öneki-Ζωή (Zoî): Hayat, yaşam, yaşayış. Cansız. Cansız gaz anlamında. Bir kimyevî element. Simgesi N.

- B -

Badas: Βάθος (Vâthos). Derin. Anlam genişlemesiyle, harman kaldırıldıktan sonra dipte-altta kalan ekin kırıntıları, harman artıkları, taşlı-topraklı tahıl kalıntıları, Afara.

Bakteri: Βακτήριο (Vaktîrio). Bir tür mikroorganizma. Βακτηρία (Vaktirîa): Çubuk, çomak.

Balgam: Φλέγμα (Flêgma).

Balyoz: Βαριά (Variâ). Ağır. Anlam genişlemesiyle, taş kırmaya yarayan bir âlet.

Banyo: Μπάνιο (Bânyo). Βάλανος (Vâlanos): Erkek cinsel organının glans (baş, pelit) kısmıyla, korpus (gövde) kısmının birleştiği çembersi bölüm. Eski Yunan’da, erkekler cinsî temastan sonra bu bölgeyi yıkadıklarından ve bu gelenek güney İtalya’ya geçtiğinden Türkçe’ye İtalyanca’dan “banyo” olarak girmiştir. Aslı Yunanca "Vâlanos" kelimesidir.

Barbunya: Μπαρμπούνι-α (Barbûni,a). Bir tür balık ve bitki.

Barut: Πυρίτιδα (Pirîtida).

Baryum: Βάριον (Vârion). Ağır anlamında. Bir tür kimyevî element. Simgesi Ba.

Berilyum: Μπερίλιο (Berîlyo). Μπεριλ (Beril): Şekerli, tatlı anlamında. Bir kimyevî element. Be.

Bezelye: Μπιζέλι (Bizêli). Bir tür bitki.

Bibliyotek: Βιβλιοθήκη (Vivliothîki). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- θήκη (Thîki) veyâ θέτω (Thêto): Kutu, kapalı yer, koruncak. Kütüphâne.

Bibliyografya: βιβλιογραφία (Vivliografîa). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- Γράφω (Grâfo): Yazmak, yazım. Kitapyazım, kitap betimi.

Biyofizik: βιοφυσική (Viofisiki). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Doğal, Tabiî. Canlı fiziği.

Biyografi: Βιογραφία (Viografîa): Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Γράφω (Grâfo):Yazmak. Yaşam öyküsü, yaşamyazım.

Biyokimya: Βιοχημεία (Viohimîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim – Χύμος (Hîmos): Tabiî Sıvı, özsu, usâre. Canlı kimyâsı.

Biyolog: Βιολόγος (Violôgos). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilimci.

Biyoloji: Βιολογία (Viologîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilim.

Biyopsi: Βιοψία (Viopsîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, dirim- Οψίς (Opsîs): Görme, görüş. Canlı olana bakma. İnceleme amacıyla canlı bir dokudan parça alma.

Biyosfer: Βιόσφαιρα (Viôsfera). Βίος (Vîos): hayat, yaşam, dirim-Σφαιρα (Sfera): Küre. Canlıküre, yaşamküre, hayatküre, dirimküre.

Bodrum: Υποδρομος (İpodromos). Υπό (İpô): Alt, aşağı-Δρόμος (Drômos): Yol. Altyol, aşağı yol. Alt geçit, alt kısım, temel. Zaman içinde, evin alt katı anlamında değişmiştir.

Boksit: βωξίτης (Voksîtis). Bir maden.

Bomba: βόμβα (Vômva). Gümbürdemek, gürültü çıkarmak.

Boru: Πόρος (Pôros). Geçit, gerçek, yol. Anlam genişlemesiyle boru.

Botanik: Βοτανική (Votanikî). Bitkibilim’e değgin.

Brom: Βρομίο (Vromîo). "Kötü kokulu" anlamında. Bir kimyevî element. Br

Bronş: Βρόγχος (Vrôk-h-os). Trakea’nın (Soluk borusu) alt tarafta ikiye ayrılması ile meydana gelen iki adet tüp biçimli oluşum. Bronş.

Bronşit: Βρογχίτιδα (Vrok-h-îtida). Tıp ter. Bronş yangısı, Bronş iltihâbı.

Bulgur: Πλιγούρι (Πligûri).

- C, Ç -

Cımbız: Tσιμπιδάκι (Çimbidâki). Küçük kanca anlamında.

Cins: Γένος (Gênos-Yênos).

Coğrafya: Γεωγραφία (Geografîa). Γαία (Yea) veyâ Γη (Yi): Yeryüzü, Toprak. Yunan mitolojisinde toprak tanrıça, ana tanrıça, toprak, toprak ana, yeryüzü- Γράφω (Grâfo): Yazmak.

Çaça: Tσατσα (Çaça). Genelev patroniçesi, Mama.

Çağanoz: Τσαγγανος (Çaganos). Bir tür yengeç.

Çene: Γενις (Genis / Yenis) veya Γναθος (Gnathos). Çene, Altçene.

Çeres (z): Ξηρός-ή-ό (Ksirôs). Susuz toprak anlamında. Suyu olmayan, sudan fâkir olan. Anlam genişlemesiyle kavrulmuş bakliyat. Leblebi, fıstık, fındık, badem vs.

Çetele: Τσουτουλα (Çutula). Kertik.

Çiroz: Τσίρος (Çîros). Kurutulmuş balık.

Çiklet: Tσίχλα (Çîkla).

Çipura: Τσιπούρα (Çipûra). Bir tür balık.

- D -

Daktilo: Δάκτυλο (Dâktilo) veya Δάχτυλο (Dâhtilo). Parmak. Anlam genişlemesiyle, bir yazım aracı.

Daktilografi: Δακτυλογραφία (Daktilografia). Daktiloyazım.

Dandanaz: Dανδανας (Dandanas). Eski Yunanca. Ekinleri ince taş, kum, toprak gibi nesnelerden ayırmak için kullanılan aygıt, elek, kalbur.

Defne: Δάφνη (Dâfni). Yunan mitolojisindeki bir genç kızın isminden mülhem. Rivâyete göre, amansız bir hastalığa tutlan genç kız bir ağaca dönüşür. Yapraklarını yaz-kış dökmeyen bir ağaç türü.

Defter: Τεφτέρι (Teftêri).

Dekan: Δέκαρχος (Dêkarhos). Δεκα (Deka): On- Άρχηγός (Ârhigôs): Başkan. On kişinin başkanı. Anlam genişlemesiyle, bir fakültenin en üst düzey yöneticisi, kelime önce Fransızca’ya (Décan olarak) oradan da Türkçe’ye geçmiştir. İng; Dean.

Dekatlon: Δεκαθλον (Dekathlon). Δεκα (Deka): On- Αθλητισμός (Athlitismôs): Atletizm. On atletizm disiplinin biraraya gelmesiyle oluşturulan bir yarışma türü. Onlu Atletizm.

Delta: Δέλτα (Dêlta). Üçgen biçiminde olan. Akarsuların denize döküldükleri yerlerde oluşan alüvyondan zengin coğrafî yapı. Coğ. Ter.

Demagog: Δημαγωγός ( Dimagogôs). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle- Άγω (Âgo): Yol açmak, ön açmak: Felsefe ter. Topluma yol gösteren. Anlam bozulmasıyla, boş laf üreten, içeriksiz konuşmalar yapan, Mugâlatacı.

Demagoji: Δημαγωγία (Dimagogîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Άγω (Âgo): Yol göstermek, ön açmak. Topluma yol gösterme. Anlam bozulmasıyla, içeriksiz konuşmalar yapma, boş laf üretme, mugâlata.

Demet: Δεμάτι (Demâti). Tutam, Avuç dolusu, bir avuç, bağ, koçan anlamlarında.

Demografi: Δημογραφία (Dimografîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Γράφω (Grâfo): Yazmak. Halk tasviri, halk betimi. Anlam genişlemesiyle, bir coğrafyada oturan (yaşayan) insanların sayısı, yoğunluğu, hareketliliği.

Demografik: Δημογραφικός-ή-ό (Dimografikôs). Demografiye değgin.

Demokrasi: Δημοκρατία (Dimokratîa). Δήμος (Dîmos): Halk- Κρατώ (Krâto): İdâre etmek, yönetmek. Halk iktidarı, halk idâresi.

Demokrat: Δημοκράτης (Dimokrâtis).

Demokratik: Δημοκρατικός-ή-ό (Dimokratikôs).

Deontoloji: Δεοντολογία (Deontologîa). Δέον (Dêon): İktiza, lüzum -Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi veyâ Λέω (Lêo): Söylemek. (Özellikle Tıp biliminde) Tıp ahlâkı, tıp etiği.

Deri (Derma). Δέρμα (Dêrma). Cild.

Dermatoloji: Δερματολογία (Dermatologîa). Δέρμα (Dêrma)- Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi. Deribilim, Cildiyye.

Despot: Δεσπότης (Despôtis). Hâkim olan, egemen, ev sahibi, reis, Kilise’de en üst düzeyde yönetici, baş papaz.

Despotizm: Δεσποτισμός (Despotismôs). Baskıcılık, şiddetli yöneticilik anlayışı, egemence davranış.

Diaspora: Διασπορά (Δiasporâ). Δια (Dia): Den, ile, için, dolayı, baştan aşağı-Σπόρος (Spôros): Tohum. Sağa sola dağılmış tohumlar anlamında. Anavatan’ın dışında yaşayan ve aynı milletten olan insan topluluğu. Örn: Diaspora Ermenileri.

Didaktik: Διδαχή (Didahî). Öğretmek kökünden. Öğretici.

Didim: Δίδυμος (Dîdimos). İkiz. Epididim teriminin içinde. Tıp’ta, çift olan testisleri (hâyalar, husyeler) betimlemek amacıyla kullanılmıştır.

Difteri: Διφθερίτις (Diftherîtis) veya Διφθερίτιδα (Diftherîtida). Corynobacterıum Diphteriae adı verilen bakteri tarafından oluşturulan enfeksiyöz bir hastalık. Kuşpalazı.

Dinamik: Δυναμικός-ή-ό (Dinamikôs). Kuvvetli, güçlü. Kuvvete değgin.

Dinamit: Δυναμίτης (Dinamîtis). Çok güçlü bir patlayıcı.

Dinamizm: Δυναμισμός (Dinamismôs). Dinamiklik hâli.

Dinamo: Δυναμο (Dinamo). Hareketli bir cihazın güç sağlayan parçası.

Dinamometre: Δυναμόμετρο (Dinamômetro). Güçölçer.

Dinozor: Δυνόσαυρος (Dinôsavros) veya Δεινοσαυρος (Dinosavros). Δυνο (Dino): Güçlü-Σαυρος (Savros): Kertenkele. Güçlü kertenkele veya Δεινός (Dinôs): Korkunç, müdhiş, kötü, güçlü, büyük, musibet dolu, mâhir, nâzik –Σαυρος (Savros): Kertenkele. Korkunç, ürkütücü kertenkele anlamında.

Diploma: Δίπλωμα (Dîploma). İkiye katlama, kıvırma, bükme. İkiye katlanmış olan anlamında, Anlam genişlemesiyle Şahadetnâme, ehliyet belgesi.

Diplomasi: Διπλωματία (Diplomatîa).

Diplomat: Διπλωμάτης (Diplomâtis).

Diplomatik: Διπλωματικός-ή-ό (Diplomatikôs).

Disk: Δίσκος (Dîskos). Ağırşak, mekik.

Diskotek: Δίσκοθήκη (Dîskothîki). Δίσκος (Dîskos): Ağırşak, mekik- Θήκη (Thîki): kutu, kın, kap, koruncak veya θέτω (Thêto): Korumak. Tek tarafı kapalı küçük alan, koruncak.

Diyabet: Διαβήτης (Diavîtis). Διαβαινώ (Diavenô): Arasından geçmek, geçmek. Şeker hastalığı.

Diyabetik: Δıαβητικός (Diavitikôs). Διαβαινώ (Diavenô): Arasından geçmek, geçmek. Diabetli, Şeker hastası.

Diyafragma: Διάφραγμα (Diâfragma). Δια (Dia): Arasından, aracılığıyla, içinden-Φράγμα (Frâgma): Set, baraj. Böleç. Göğüs ve karın boşlukları arasında bulunan kubbe şeklindeki adalemsi yapı, iki boşluğu ayıran zar veya septum, bölme. Fotoğraf makinesinin aynı adla anılan parçası.

Diyagonal: Διαγώνιος (Diagônios). Δια (Dia): Baştan aşağı, içinden, dolayı, arasından-Γωνια (Gonia): Köşe.

Diyagram: Διάγραμμα (Diâgramma). Δια (Dia): İçinden, dolayı, baştan aşağı-Γραμμα (Grama): Harf.

Diyalekt: Διάλεκτος (Diâlektos). Δια (Dia): İçinden, dolayı, baştan aşağı-Λέξη (Lêksi): Kelime. Şive, ağız, lehçe.

DİYALEKTİK: Διαλεκτικός-ή-ό (Dialektikôs). Δια (Dia): Baştan aşağı, dolayı, ile, den- Λέξη (Lêksi): Kelime, söz, sözcük. Κelimeden, sözcükten, kelimeyle. Anlam genişlemesiyle, karşıtların çatışması ve bir senteze (bireşime) varılmasını ifâde eder. Tez (Sav)-Antitez (Karşısav)→Sentez (Bireşim). Eytişim. Arapça; İlm-i Hilâf-ü Cedel (Karşıtların Çatışması ilmi). Felsefe terimi.

"Ruh’un eşya ve hadiseler karşısındaki ‘nasıl’ tavrına karşı, akıl ‘niçin’leri arar ve fikir meydana gelir. Fikrin içine işlemiş olan işletici sıfat, Ruh’un merkezî fakültesi (konumundaki) ahlâktır ki, kendisinden zuhura geldiği (ortaya çıktığı) fikri ileriye doğru zuhur ettirir (ortaya koyar)…Bu çerçeve içinde diyalektik, fikrin kendisi değil, düzenidir, nizâmıdır…Bir meseleyi anlatırken, herkesin bir diyalektiği vardır ve anne kızını paylarken (azarlarken) bile bir diyalektik sahibidir…Hangi sözünü öne alır, hangisini sona bırakır, ne taraftan iknâ eder, nasıl inandırır?.. Onun için diyalektik, ilmî bir tâbirle, ‘sözde, kelâmın içinde, fikrin tahkiyesi, sıralanışı ve düzeni' demektir...Her inanılan şey zıddıyla ilişkili olduğuna göre, fikir kendi zıddını dışarıda bırakma hadisesidir ki, mevzuundaki 'esas’a giden yolun düzeni olarak diyalektik, dışarıda bırakmanın da düzeni olur. Bu düzen, yerine ve konusuna göre, metod, usûl, çizgi, biçim ve şekil ifâdesindedir; burada şu kadarını söyleyelim ki, diyalektik, fikir balının döküldüğü petektir…Ahlâka gelince…Fail olmak yerine münfail sıfatta, yani fiilin içine işlemiş ve işletici sıfattadır. Sıfatlar birşeye değerini veren, ‘değer’ ise o şeyin vasıflarını insan tabiatına nisbet etmek ve bu nisbetle aramaktır…” (Salih Mirzabeyoğlu, “Şiir ve Sanat Hikemiyâtı-Estetik ve Ahlâk”, sayfa 38-39).

Diyaliz: Διάλυσις (Diâlisis). Διά (Diâ): Baştan aşağı, den, ile, için, dolayı-Λύσις (Lîsis): Çözüm, çözünüm, erime, cevap. Ayırma, ayrıştırma. Böbrek yetmezliği olan hastalarda, kanın belli aralıklarla temizlenmesi. Delikli bir zardan geçebilme yeteneklerinden yararlanarak, bir sıvının içinde bulunan çeşitli maddelerin ayrılmasını sağlamak.

Diyalog: Διάλογος (Diâlogos). Δια (Dia): Baştan aşağı, dolayı, için, den, ile-Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim. Söz ile, Bilgi ile. Sözden, bilgiden, söze değgin. Anlam genişlemesiyle, iki kişinin karşılıklı konuşması, bilgi alışverişinde bulunması.

Diyet: Δίαιτα (Dîeta). Uygulama, yönlendirme anlamında. Türkçe’ye, Farsça’dan geçen ve “karşılığını verme” anlamında kullanılan kelimeyle anlam benzerliği yoktur.

Dizanteri: Δυσεντερία (Disenterîa). Δυς (Dis): Zorluk, güçlük belirten bir önek-Eντερο (E-n-dero): Barsak. Kalın barsak iltihâbı. Gaitada kan ve mukus karakteristiktir. Örn. Basilli Dizanteri.

Dogma: Δόγμα (Dôgma). Değişmez kanı, Nass, İnak / İnag. Felsefe ter.

Dogmatik: Δογματικός (Dogmatikôs). İnaksal. Felsefe ter.

Dogmatizm: Δογματισμός (Dogmatismôs). İnakçılık. Felsefe ter.

Doktrin: Διδαχή (Didahî). Δάω (Dâo) veya Δάσκω (Dâsko): Eski Yunanca, Öğretmek (kökünden) oradan “Διδαχη" (Didahi) ve Διδάσκω (Didâsko):Öğretmek, biçiminde gelişmiştir. Diğer açıdan, “Δοκέω" (Dokêo): İnanmak, tefekkür etmek, derin düşünmek fiilinden mülhemdir. Önce Lâtince’ye “Doceo” (Doçeo-Doseo) biçiminde, oradan Batı dillerine daha sonra da Türkçe’ye Fransızca’dan “Doctrine” (Doktrin) felsefe-siyâsî bilimler yoluyla geçti. Öğreti anlamında. Felsefe ve Siyâset ter. Doçent, Doktora ve Doktor kelimeleri de aynı kökten orijin alır.

Doz: Δόση (Dôsi). Verme, veriş kelimesinden. Tıp ve ecz. terimi. Örn. Yüksek doz (Overdose).

Dögen: Δογενος (Dogenos). Eski Yunanca. Üzerine sivri, kesici taşlar çakılmış olan harman döğme tahtası.

Drama: Δράμα (Drâma). Aslen eylem anlamına gelmekte olup bir tiyatro türünü ifâde eder.

Dramatik: Δραματικός (Dramatikôs). Drama değgin, acıklı, üzücü.

Dramaturg: Δραματουργός (Dramaturgôs). Drama hâline getiren.

Dramaturji: Δραματουργία (Dramaturgîa). Drama hâline getirme, dramlaştırma.

- E -

Efe: Έφηβος (Êfivos). Yiğit, delikanlı.

Efendi: Αφέντης (Afê-n-dis). Patron anlamında. Anlam genişlemesiyle, bey, varlıklı ve asil kişi mânâsını yüklenmiştir.

Eflâtun: Πλάτωνας (Plâtonas). Ünlü Yunan bilge ve ideolog Platon’a (Felâtun) verilen isim. Bu isimden mülhem olarak anlam değişimiyle “Açık Mor” renkli anlamında.

Ege: Αιγαίο (Egeo).

Egemen: Ηγεμόνας (İgemônas). Hâkim. Hegemonya sahibi, Hakan.

Ego: Έγώ (Êgô). Benlik, Nefs.

Egoizm: Εγωισμός (Egoismôs). Bencillik, hodbinlik.

Egotizm: Εγωτισμός (Egotizmôs). Benlikçilik.

Egosantrik: Εγωκεντρικός-ή-ό (Egokentrikôs). Benmerkezci.

Egosantrizm: Εγωκεντρισμός (Egokentrismôs). Benmerkezcilik.

Eğlence: Γλέντι (Glêndi).

Eko: Ηχώ (İhô). Yankı, akis, aks-i sedâ

Ekoloji: Οικολογία (İkologîa). Oίκος (İkos): Ev-Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim: Çevrebilim.

Ekolojik: Oικολογικός-ή-ό (İkologikôs). Çevrebilimsel.

Ekonomi: Oικονομία (İkonomîa). Oίκος (İkos): Ev-Νόμος (Nômos): Düzen, nizâm, idâre. Ev idâresi. Anlam genişlemesiyle, İktisat.

Ekonomik: Oικονομικός-ή-ό (İkonomikôs). Ekonomiye değgin.

Ekstazi: Έκσταση (Êkstasi). Εκ (Ek): Dış, dışta, dışarıda-Στάση (Stâsi): Durum, duruş, hâl. Esrime, kendinin dışında olma.

Ekümenik: Oικουμενικός-ή-ό (İkumenikôs). Οικέω (İkêo): İkâmet etmek, Oικουμένη (İkumêni): Mûkim. Evrensel, cihanşümûl, Âlemşümûl mânâsına. Örn. Ekümenik Patrik (Evrensel Patrik). Ortodoks Hristiyanları’nın temsilcisi olan Patrik’in, bütün dünya Ortodoksları’nın lideri olması hâli.

Ekzotik: Eξωτικός (Eksotikôs). Έξω (Êkso): Dışarı. Dışarıdan gelen, ilginç, dikkat çekici mânâlarını üstlenmiştir.

Elastik: Ελαστικός-ή-ό (Elastikôs). Sünek.

Elektrik: Ηλεκτρικός (İlektrikôs). Elektrik.

Elektrod: Ηλεκτρόδιο (İlektrôdio). Elektrod.

Elektron: Ηλεκτρόνιο (İlektrônio). Elektrik yüklü parçacık, kehribar.

Elektronik: Ηλεκτρονικός-ή-ό (İlektronikôs). Elektrona değgin, elektronsal.

Elektrostatik: Ήλεκτροστατική (İlektrostatikî).

Elips: Έλλειψη (Êlipsi). Oval, söbe biçimli geometrik şekil.

Elipsoid: Ελλειψοειδής-ής-ές (Elipsoidîs). Söbe, oval, yumurtamsı.

Eliptik: Eλλειπτικός-ή-ό (Eliptikôs). Elips’le ilgili olan.

Embryo: Έμβρυο (Êmvrio). Cenin, dölüt, cücük.

Empati: Εμπάθεια (Empâthia). Tutku, ihtiras. Bir kimsenin, kendisini başkasının yerine koyması, bu kimsenin daranışları ile kendi davranışlarını yakın görmesi. Bir başka insanın hislerini anlama ve imgesel olarak onlara katılma yeteneği; duyguya öykünme.

Enerji: Eνέργεια (Enêrgia). Εν (En): İç, içinde-Εργα (Erga): İş, çalışma, uğraş, emek.

Enerjik: Ενεργειακός-ή-ό (Energiakôs).

Engerek: Εγκελίον (Egelîon). Yılanbalığı anlamında. Bir yılan türü.

Enginar: Αγκινάρα (Aginâra).

Enigma: Aίνιγμα (Enigma). Muamma, Sır, Gizem, bulmaca. Daha ziyâde kâinatın sırları mânâsına gelmektedir.

Entel(l)ektüel: Εντελέχεια (Entelêhia) teriminden türetilmiştir. Entelehia kavramı ilk kez Yunan filozof Aristotelis tarafından kullanılmış olup, “gizillik ile karşıtlık içinde edimsellik” anlamına gelir, “Entelehia” kavramı, “içtihad” anlamında da kullanılmıştır. Kavram önce Batı dillerine (özellikle Fransızca) oradan da Türkçe’ye geçmiştir. Latince “İntellectum” (Anlama, kavrama) kelimesinden geldiği iddia edilse bile, kelime ayrıştırıldığında, “inter” (arasında) -"lex" (leks: kanun, kaide, ilke) sözcüklerinden oluştuğunu görürüz. “Lex” kelimesi ise yunanca “λέγω" (lêgo: Söylemek, demek) fiilinden köken almaktadır. Bir diğer yorum ise, Latince “İnter” (Arasında) ve Yunanca "Λέξις" (Leksis: Söz, kelime) kelimelerinin biraraya gelmesiyle oluştuğu şeklindedir ki, burada anlam, “kelimeler arası” olmaktadır. Aydın, münevver.

Entomoloji: Εντομολογία (E-n-domologîa). Εντομος (E-n-domos): Böcek-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Böcekbilim

Epifenomen: Επιφαινόμενα (Epifenômena). Felsefe ter. İkincil fenomen, ikincil olgu. İnsan beyninin fizyolojik ürünü olarak görülen bilinç biçimi.

Epifenomenizm: Επιφαινομενισμός (Epifenomenismôs). Bilincin yalnızca beynin fizyolojik bir ürünü olduğunu savunan öğreti. Ek-görüngücülük.

Epigrafi: Επιγραφία (Epigrafîa). Nükteli deyiş, nükteli betim. Yafta, kitâbe.

Epigram: Επίγραμμα (Epîgramma). Nükteli deyiş, yazı.

Epik: Eπικός-ή-ό (Epikôs). Destansı.

Epilepsi: Επιληψία (Epilipsîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Λήψις (Lîpsis): Alma, tutma, zabt etme. Tıp terimi olarak, Sara hastalığı. Beyindeki elektrikî aktivite bozukluklarına bağlıdır; Tutarık. Örn. Majör Epilepsi (Grand Mal).

Epiloji: Επιλογία (Epilogîa). Bir oyunun sonunda, oyunculardan biri tarafından aktarılan ve genellikle şiirsel bir biçimi olan konuşma.

Episantr: Eπίκεντρο (Epîke-n-dro). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-κεντρος (Ke-n-dros): Merkez. Jeoloji terimi olarak, Depremin yüzeydeki izdüşümü, izdüşümsel merkezi.

Epistemoloji: Eπιστημολογία (Epistimologîa). Επιστήμη (Epistîmi): Bilgi, fen- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Bilgibilim. Bilgikuram.

Eretik (Heretik): Αιρετικός (Eretikôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayırmak, Felsefe terimi olarak, Günâhkâr.

Eretizm (Heretizm): Αιρετισμός (Eretismôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayırmak. Felsefe terimi olarak, Günâhkârlık, dinî verileri saptırma veya reddetme.

Ergen: Εργένης (Ergênis).

Ergonomi: Eργονομία (Ergonomîa). Εργον (Ergon) veya Εργα (Erga): İş, çalışma-Nόμος (Nômos): Düzen, işleyiş. İş düzeni. İnsan ve çalışan çevresi ile ilgili olarak çeşitli biyolojik faktörlerin uygulanması.

Ergonomik: Eργονομικός (Ergonomikôs). Ergonomiye değgin.

Eristik: Εριστικός (Eristikôs). Έρις (Êris): Çekişme, çatışma, kavga, nifak. Tartışma uğruna tartışma ile ilgili. Tersten diyalektikçi.

Eristizm: Εριστισμος (Eristismos). Felsefe terimi, kavga tekniği. Negatif diyalektikçilik, ters diyalektikçilik.

Eroin: Ηρωίνη (İroîni). Ηρωας (İroas): Kahraman. Bu kelimeden geliştirilmiş olup aslı, Yunan mitolojisindeki aşk (cazibe) ilkesi (tanrısı) Eros’tur.

Erojen: Eρωγενους (Erogenus). Έρωτας (Êrotas): Aşk, Sevi-Gόνος (Gônos): Oluşsal. Aşkoluşsal, aşk uyandırıcı, aşkdürtüsel.

Erotizm: Ερωτισμός (Erotismôs). Έρωτας (Êrotas): Aşk, Sevi. Aşkçılık, aşk yoğunluğu.

Erotojenik: Ερωτογενική (Erotοgenikî). Έρωτας (Êrotas): Aşk- Γόνος (Gônos): Oluşsal. Aşkoluşa değgin, aşkoluşla ilgili.

Erotomani: Eρωτομανία (Erotomanîa). Έρωτας (Êrotas): Aşk- Μανία (Manîa): Aşırı bağlılık. Aşka aşırı bağlılık, aşk hastalığı.

Erotomanyak: Eρωτομανος (Erotomanos). Aşk hastası.

Esâtir: Σάτυρα (Sâtira). Mitoloji, efsâneler.

Eskatoloji: Έσχατολογία (Êshatologîa). Έσχάτως (Êshâtos): Geçen, son olarak, son raddede veya Έσχατος (Êshatos): Son, sonuncu- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Ölümötesibilim.

Esoterik: Eσωτερικός-ή-ό (Esoterikôs). Batınî, içsel, gizil.

Esoterizm: Eσωτερισμός (Esoterismôs). Din ve felsefe terimi. Erginlenme, tesris. "Dışarıdaki”, “yabancı”, “haricî”, “bigâne” kişinin “içeri” alınması, “mahrem” kılınması esasına dayanan mistik faaliyet, içreklik, Batınîyye.

Estetik: Aισθητικός-ή-ό (Esthitikôs). Duyusal, hissî.

Estetizm: Aισθητιτισμος (Esthitismos). Duyuculuk, Hisçilik. Fels. Ter.

Eter: Aıθήρ (Ethîr). Uzay boşluğu, Esîr.

Eter: Aιθέρας (Ethêras). Kimyevî bir madde. Anestetik özelliğe sahiptir. Lokmanruhu.

Etik: Ηθική (İthikî). Bir değere ve inanç sistemine bağlı olarak meydana getirilen belirli ilkeler, Ahlâk, Ahlâk sistemi.

Etimoloji: Ετυμολογία (Etimologîa). Έτυμο (Etimο): Gerçek-Λόγος (Lôgos): Bilim, Kelâm. (Kavramlar için) Kökenbilim.

Etni: Eθνος (Ethnos). Irk, soy-sop.

Etnik: Eθνικός-ή-ό (Ethnikôs): Irkî, Millî.

Etnografya: Eθνογραφία (Ethnografîa). Irkyazım. Irk betimi.

Etnolog: Έθνολόγος (Êthnolôgos). Irkbilimci, soybilimci.

Etnoloji: Eθνολογία (Ethnologîa). Irkbilim.

Etos: Εθος (Ethos). Töre, alışkanlık, itiyat. Bir topluluğun ayırdedici karakteri, ruhu, tutumu.

EVDEMONİZM: Ευδαιμονισμός (Evdemonismôs). Ευ (Ev, Ef): Hoş-Δαιμον (Demon): Orijinal anlamı itibârıyla “cennette üst düzey görevli, misyon sâhibi", İslâm’daki Âlûn melekleri gibi bir anlama sâhipken zamanla anlam sapmasına uğrayıp şeytan mânâsını yüklenmiştir. Abdera (Avdira) Okulu’nun kurucularından olan Dimokritos’un geliştirdiği öğreti. Buna göre, mutluluk, Ruh’un dinginliğidir. Buna ‘Efthimîa’ (Ευθυμία) denir. Efthimîa, insan eyleminin son amacı, gâyesidir. Mutlak iyi olan ‘efthimîa"dır. Sokrates’in ahlâk öğretisinin ana özelliği de “evdemonist”tir. Sokrates hayatı boyunca, içinde bir “Demon” bulunduğunu ve onun sesini dinlediğini söyler. Sokrates, bunu ilâhî bir ses olarak kabul eder ve ona uyar. Bu “Demon”, Sokrates’in ahlâk anlayışının tek yanlı rasyonalizmini (akılcılığını) tamamlayan bir etken olarak görünür zira “Demon”, “irrasyonel” (akıldışı) birşey olarak kabul edilir. Mistik bir öğedir. Kinizm’in kurucusu Antisthenes’in ahlâk öğretisi de evdemonisttir. Mutluluğa ancak boş kuruntulardan kurtulunca ulaşılabilir. Ruh böylece özgürleşebilir. Erdem ve özgürlük budur. İnsanın, “iç”inden bağımsız olmasıdır. Sağlık, güzellik, zenginlik, lüks, şan, şöhret, şeref vs. gibi şeyler aldırış edilmemesi gereken, kayıtsız kalınacak şeylerdir. Olsa olsa, bu şüpheli şeylerin karşıtları birer değerdir. Yoksulluk, ihtiyaçsızlık, adı sanı olmamak, insanı boş gururdan, boş kuruntulardan korurlar. Haz da çok tehlikelidir, insanı deli eder, köleleştirir. Bunun yerine, sıkıntı, ısdırap ve acı konulmalıdır. Bunlar, insanı dirençli ve sıkı kılar. Evdemonizm, Mutçuluk öğretisi olarak da adlandırılır. Felsefe terimi.

Evlek: Αυλάκι (Avlâki). Küçük hendek, ekim için sabanla tarlada açılan uzun yarık.

Evropyum: Ευρώπη (Evrôpi). Yunan mitolojisinde bir varlık. Avrupa. Bir kimyevî element. Eu

Devamı

F-M

N-P

R-Z

www.drhakkiacikalin.up.to