TÜRKÇE'DE YUNANCA KELİMELER

Dr. Hakkı Açıkalın

- F -

Falaka: Φαλαγγος (Falagos). Kalın sopa. Yunanca’dan Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmiştir.

Fanila: Φανέλλα (Fanêla).

Fanus: Φανός (Fanôs) veya Φονός (Fonôs). Külâh, başlık, fener kapağı anlamlarında.

Fantastik: Φανταστικός (Fa-n-dasdikôs). Hayalsi, hayallere değgin.

Fantazmagorik: Φαντασμαγορικός (Fa-n-dasmagorikôs). Çok ileri bir hayal gücü gerektiren, ileri bir tasavvura dayanan.

Fantazmagorya: Φαντασμαγορία (Fa-n-dasmagoria). İleri tasavvur.

Fantezi: Φαντασία (Fa-n-dasia). Hayal kurma, hayal etme.

Farfara: Πέρπερος (Pêrperos). Eski yunanca’da geveze anlamında. “Vır vır” sözü de aynı kökten gelmektedir.

Fasarya: Φασαρία (Fasarîa): Gürültü, patırtı, karışıklık, lüzumsuz konular üzerinde tartışma anlamında.

Fasulye: Φασίολος (Fasîolos) veya Φασολία (Fasolîa) ya da Φασολακία (Fasolakîa) şeklinde söylenir. Yeşil bir bitki (sebze).

Fayton: Φαέθων (Faêton). Yunan mitolojisinde Güneş arabasının sürücüsü anlamında.

Feleng: Φαλαγγη (Falagi). Dayanak, dayanılan araç anlamında. Karaya çekilen kayıkların altına konulan ya da yapı işlerinde iskele kurulurken kullanılan dayanak. Filing, falang biçiminde de söylenir.

Felsefe: Φιλοσοφία (Filosofîa). Φίλος (Fîlos) veya Φιλώ (Filô): Sevgili, arkadaş, dost. Σοφία (Sofia): Hikmet. Hikmet sevgisi.

Fener: Φαναρι (Fanari). Işıldak, ışıklık. Küçük fanus.

Fenomen: Φαινόμενο (Φenômeno). Olgu, olay. Görüngü.

FENOMENOLOJİ: Φαινομενολογία (Fenomenologîa). Φαινομενο (Fenomeno): Olay, olgu-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi. Olgubilim.

1920’li yılların başından itibâren Avrupa kapitalizminin toplumsal düzeni, savaşın yıkımı ve savaş sonrasındaki politik kargaşanın etkileri tarafından kökünden sarsıldı. Bu düzenin geleneksel anlamda dayandığı ideolojiler ve yönetimine hizmet eden kültürel değerler tümüyle sarsıntı geçirdi. Bilim, olguları sınıflandırmaktan başka hiçbir şey yapmayan gerici bir pozitivizmin içine düştü; felsefe ise, bu tür bir pozitivizm ile, savunulamaz bir öznelcilik (subjectivisme) arasında sıkışıp kaldı; Görecelik ve metafizik biçimler gelişti. İşte tam bu dönemde Alman filozof Edmund Husserl yeni bir felsefe geliştirme çabasına girdi. Husserl, yaşanan ideolojik krizin, akıldışıcı barbarlık ile, kendine yeten bir psikoloji bilimi sâyesinde ulaşılabilecek mânevî bir yeniden doğuşun arasında bir seçim mes’elesi olduğunu söyler.

Husserl, kesinlik arayışına, “doğal tavır" diye adlandırdığı tavrı, nesnelerin dış dünyada bizden bağımsız olarak var oldukları ve bizim bu nesnelere ilişkin bilgimizin genelde güvenilir olduğuna ilişkin sağduyusal inancı geçici olarak reddederek başladı.

Kesin olarak bilebileceğimiz, açık seçik bir şey var mıdır?

Husserl’e göre nesnelerin bağımsız var oluşlarından emin olmasak da yaşam planında bulunan gerçek nesne bir yanılsama olsun olmasın, bilincimizde dolaysız olarak nasıl göründüklerinden emin olabiliriz. Nesnelere, kendi için şeyler değil de bilinç tarafından konumlanan vey⠓amaçlanan" şeyler olarak bakılabilir. Her türlü bilinç, bir “şey"in bilincidir: Düşünürken, “ben" düşüncemin belli bir nesneye "yönelik" olduğunu bilirim. Düşünce edimi (faaliyeti) ve düşüncenin nesnesi içsel olarak ilişkili ve karşılıklı olarak bağımlıdır. Benim bilincim dünyanın edilgin (pasif) biçimde keşfedilmesinden ibâret değildir, onu oluşturur vey⠓amaçlar". Şu hâlde kesinliğe varmak için, herşeyden önce bizim dolaysız yaşantımızın dışında kalan herşeyi görmezlikten gelmeli veyâ "paranteze almalıyız"; dış dünyayı yalnızca kendi bilincimizin içeriklerine indirgemeliyiz. “Fenomenolojik indirgeme" adı verilen bu indirgeme Husserl’in ilk önemli adımıdır. Bilince “içkin" olmayan herşey kesinlikle dışlanmalıdır; tüm gerçeklikler bizim zihnimizdeki görünüşlerine göre saf “fenomenler" olarak ele alınmalıdır ve kendisinden yola çıkabileceğimiz tek kesin veri de budur. Husserl’in, felsefî yöntemine verdiği isim “fenomenoloji" bu ısrardan kaynaklanır. Fenomenoloji, saf fenomenler bilimidir.

Ancak, bu da sorunları çözmez. Çünkü zihnimizin içeriklerini tarayınca belki de kaotik bir bilinç akımı, olguların gelişigüzel akışının ötesinde bir şeye rastlamayız ve dolayısıyla da kesinliği bunun üzerinde temellendiremeyiz. Oysa ki, Husserl’in ilgilendiği saf fenomen türü, keyfî bireysel tikellerden ötede bir şeydir. Genel “özler" sistemidir, çünkü fenomenoloji, imgelemdeki her nesneyi, o nesnenin değişmezini bulana kadar değiştirir. Fenomenolojik bilgiye sunulan, örneğin kıskançlığın veyâ kırmızı rengin yaşantısı değil, bu nesnelerin kıskançlık veyâ kırmızılık gibi evrensel tipleri veyâ özleridir. Bir fenomeni tümüyle ve saf olarak kavrayabilmek, ondaki değişmezi ve özsel olanı kavramak demektir.

Fenomenoloji, ne bireylerin keyfî, bölük pörçük yaşantılarıyla ilgilenen bir ampirisizm biçimiydi ne de yalnızca bu bireylerin gözlemlenebilir zihin süreçlerini araştıran bir çeşit “psikolojizm"di. Fenomenoloji bilincin yapılarını ortaya koyduğunu ve bu edimiyle fenomenlerin kendilerini de ortaya koyduğunu iddia ediyordu. Son tahlilde, fenomenoloji bir “metodik idealizm" biçimidir. O, insan öznesini yeniden dünyanın merkezine yerleştirerek acılı bir tarihî soruna düşsel bir çözüm sağladı.

Fesleğen: Βασιλικός (Vasilikôs): Kral. Kral’a ait, krallara layık yiyecek anlamında. Bir bitki, kralotu, Kırkbudak.

Fıçı: Βυτίον (Vitîon) veya Φουτίον (Futîon).

Fındık: Φουντούκι (Fundûkia). Pondus (Ποντος-Güzel Deniz) kelimesinden türemiş olup, Pondus’tan gelen anlamını taşır. Pondus, Yunan mitolojisinde Gaia (Gaya, Gea)’nın yani “Yeryüzü”nün (toprağın) çocuklarından biri olup, “güzel deniz” anlamına gelmektedir. Eski Yunanlar, fındığa, Pondus Cevizi anlamına gelen “Καρύδι Ποντιακα" (Karîdi Pondiaka) derlerdi. Yine Yunanca "Ποντικι" (Po-n-diki) kelimesi fâre anlamına gelmekte olup, “Pondus’tan gelenle birlikte” anlamındadır çünkü Trabzon limanından yüklenen fındıkların arasına karışan fareler de, fındıklarla birlikte Yunan limanlarına ulaşıyorlardı. Türkçe'de fındık fâresi olarak bilinen küçük bir fare türünün ismi de buradan mülhemdir.

Fırça: Βούρτσα (Vûrça). Fransızca’ya “Brosse”, İngilizce’ye “Bross” olarak geçmiştir.

Fırın: Φούρνος (Fûrnos).

Fışkı: Φουσκι (Fuski). At veya eşek tersi.

Fidan: Φυτό (Fitô). Bitki, filiz.

Fide: Φιδές (Fidês). Eşkin / Erişkin filiz. Bu kelime de “Φυτό" (Fitô-bitki) kelimesinden evrilmiştir.

Filantropi: Φιλανθρωπία (Filanthropîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadaş, sevgili-Ανθρωπος (Anthropos): İnsan. İnsan sevgisi.

Filarmoni: Φιλαρμονία (Filarmonîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadaş, sevgili -Αρμονία (Armonîa): Aheng, uyum. Aheng sevgisi. Örn, Filarmoni orkestrası.

Filiz: Βλαστός (Vlastôs). Ελιξ (Eliks): Tohumdan çıkan sürgün anlamında.

Filogenesis: Φυλογενέσις (Filoyenêsis). Φυλή (Filî): Soy, sop, kabile, aşiret-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Soyoluş.

Filogenetik: Φυλογενετηκη (Filogenetiki). Soyoluşsal.

Filoloji: Φιλολογία (Filologîa). Φιλο (Filo): Sevgi. Λόγος (Logos): Söz, kelâm, bilgi. Sözsevgisi. Edebî metin araştırmacılığı. Edebiyat, yazınbilim.

Filolojik: Φιλολογικός (Filologikôs). Edebî, yazınsal.

Filozof: Φιλόσοφός (Filôsofôs). Hikmetsever.

Fire: Φύρα (Fîra). Azalma, eksilme.

Fiske: Φούσκα (Fûska). Şişik, kabarık.

Fizik: Φυσική (Fisikî). Fizik bilimine değgin, doğaya değgin.

Fizyokrasi: Φυσιοκρατια (Fisiokratia). Φυσις (Fisis): Tabiat, doğa-Κρατω (Krato): idâre etmek, yönetmek, düzene koymak. Tabiatın hükümdarlığını savunan öğreti.

Fizyoloji: Φυσιολογία (Fisiologîa). Φυσις (Fisis): Tabiat-Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi. Doğabilim, işlevbilim.

Fizyolojik: Φυσιολογικός-ή-ό (Fisiologikôs). İşlevbilimsel, doğabilimsel.

Fizyonomi: Φυσιογνωμία (Fisiognomîa). Φυσις (Fisis): Doğa, tabiat-Γνομι (Gnomi): Bilgi. Doğa bilgisi.

Fizyonomik: Φυσιογνωμικός-ή-ό (Fisiognomikôs). Fizyonomi’ye değgin.

Fizyoterapi: Φυσικοθεραπεία (Fisikotherapîa). Fizik-tedâvi.

Fok: Φώκια (Fôkia). Bir deniz memelisi. Türkçe’de deniz ayısı olarak da ifâde edilmektedir.

Folluk: Φωλιά (Foliâ). Yuva.

Fonetik: Φωνητική (Fonitikî). Sese değgin.

Fonograf: Φωνόγραφος (Fonôgrafos). Φωνή (Fonî): Ses-Γραφω (Grafo): Yazmak. Ses kaydı yapan bir aygıt.

Fonografik: Φωνογραφικός (Fonografikôs). Seskayıtsal.

Fonogram: Φωνόγραμμα (Fonôgrama). Φωνή (Fonî): Ses-Γραμμα (Grama): Harf. Sesyazım.

Fosfor: Φωσφόρος (Fosfôros). İlk ışıyan, ilk parlayan, Işığı taşıyan, sabah yıldızı.

Fotofon: Φωτοφωνος (Fotofonos).

Fotoğraf: Φωτογραφία (Fotografîa).

Fotojeni: Φωτογένεια (Fotogênia). Fotoğrafta güzel çıkma.

Fotojenik: Φωτογένεικός (Fotogenikôs).

Funda: Φουντα (Fu-n-da). Püskül, tepelik anlamlarında.

- G -

Galaksi: Γαλαξίας (Galaksîas). Γάλα (Ğâla): Süt- Άξια (Âksia): Değer, kıymet, liyâkat, meziyet. Süte benzer, Süt değerinde, kehkeşan, Samanyolu (Milk way).

Galata: Γαλατας (Ğalatas). Sütçü. İstanbul’un en eski semtlerinden birinin ismi.

Gangren: Γάγγραινα (Gâgrena). Vücutta bulunan bazı doku bölümlerinin ölmesi. Genellikle kan akışının azlığına bağlıdır. Kimi zaman da direkt (doğrudan) travmalara veya enfeksiyonlara (gazlı) bağlı olabilir.

Gargara: Γαργάρα (Gargâra).

Gastronomi: Γαστρονομία (Gastronomîa). Γαστηρ (Gastir): Karın, Mide-Νόμος (Nômos): Düzen, işleyiş. Kaliteli yeme-içme bilgisi.

Gaz: Χάος (Hâos). Kaos kelimesinden evrilmiş olup isim babası Van Helmont’tur. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir.

Gebre: Κοπρος (Kopros). Dışkı, Kemre, gübre.

Gem: Χεμος (Hemos). Eski Yunanca; kontrol edebilmek amacıyla atın ağzına takılan özel aygıt.

Geniz: Γενις (Genis) veya Γναθος (Gnathos). Eski Yunanca, Altçene kemiği, çene. Gnathion: Altçenenin tam orta noktası.

Geometri: Γεωμετρία (Yeometrîa). Γεω (Yeo) veya Γη (Yi): Toprak, yeryüzü-Μετρω (Metro): Ölçmek.

Geometrik: Γεωμετρικός (Yeometrikôs).

Gen: Γενος (Genos).

Genetik: Γενέσις (Yenêsis). Oluş, tekvin. Çekirdeğin ve çekirdek dışındaki oluşumların oynadığı rolün incelenmesi.

Gerdel: Χαρδοφι (Hardofi) veya Kardofi. Ağaçtan yapılmış su kabı.

Glikoz (Glükoz): Γλυκος (Glikos). Tatlı, şeker, şekerli. Üzüm şekerinde bulunan dekstroz. Monosakkarid yapıdadır. Karbonhidratların yapısına iştirak eden şekli barsak kanalından emilerek dolaşım kanına katılır, glikojen şeklinde karaciğerde depolanır.

Gliserin: Γλυκερίνη (Glikerîni). Sentetik olarak hazırlanan veya sabun imâli sırasında yan ürün olarak elde edilen berrak, şurup görünümünde bir sıvı. Rutubet etkisi vardır.

Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Dinî tasarımların sezgisel bilgisi.

Gönder: Κοντάρι (Ko-n-dâri).

Gönye: Γωνια (Gonia). Köşe, açı. Köşeölçer, İletki, minkâle.

Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Sezgisel bilgi.

Gnostik: Γνωστικός (Gnostikôs). Bilinebilir. Felsefe ter.

Gnostisizm: Γνωστικισμός (Gnostikismôs). Bilinebilirlik öğretisi. Felsefe ter.

Grafik: Γραφικός (Grafikôs). Γραφω (Grafo): Yazmak. Bu kelimeden gelip, bir olayı veya olguyu yazım, betim yöntemiyle ifâde etme tekniği.

Grafit: Γραφίτης (Grafîtis).

Grafoloji: Γραφολογία (Grafologîa). Yazıbilim.

Gramer: Γραμματική (Gramatikî). Önce Fransızca’ya (Grammaıre) oradan da Türkçe’ye girmiştir.

Gramofon: Γραμμόφωνο (Gramôfono). Bir müzik âleti, Ses-yazar.

Gübre: Κοπρος (Kopros). Dışkı, Gaita.

Güderi: Kουδαρίον (Kudarîon). Koyun gönü, deri.

ğüm: Kουκουμίον (Kukumîon). Küçük kazan, su kabı.

- H -

Halat: Χαλος (Halos). Eski Yunanca, ip, urgan.

Halojen: Αλογονο (Alogono). ¨Αλαξ (Âlaks): Eski Yunanca, tuz-Γονο (Gono): Oluş, olma, tekvin. Metal olmayan kimyevî element. Örn. Brom, Klor.

Hamarat: Ευμαρες (Evmares). Becerikli, başarılı, işbilir.

Harita: Χάρτης (Hârtis).

Havyar: Χαβιάρι (Haviâri). Balık yumurtası. Bir diğer iddiaya göre, Farsça, “Hâye” (yumurta) ve “Var” (gibi) kelimelerinden oluşmuştur ve “yumurta gibi” anlamına gelmektedir.

Hedonizm: Ηδονισμος (İdonismos). Ηδονή (İdonî): Haz, zevk, sefa, eğlence. Felsefe terimi olarak, Hazcılık.

Hegemonik: Hγεμονικός (İgemonikôs). Egemen, hâkim.

Hegemonya: Hγεμονία (İgemonîa). Egemenlik. Hâkimiyet.

Hektar: Eκτάριο (Ektârio). Bir yüzey ölçüsü birimi. Έκατόν (Êkatôn): Yüz (100) kökünden.

Helenik: Έλληνικός (Êlinikôs). Büyük İskender (Mεγας Αλεξανδρος-Megas Aleksandros) öncesi Yunan kültürüne değgin.

Helenistik: Έλληνιστικη (Êlinistiki). Büyük İskender sonrası Yunan kültürüne değgin.

Helenizm: Ελληνισμός (Elinismôs). Yunan mefkûresinin ve kültürünün yaygınlaştırılmasını öngören öğreti.

Helezon: Έλικας (Êlikas). Heliks.

Helikopter: Eλικόπτερο (Elikôptera). Έλικας (Êlikas): Helezon-Πτερό (Pterô): Kanat. Helezon-kanatlı.

Heliks: Έλικας (Êlikas). Helezon.

Hellim: Χελλουμι (Helumi). Kıbrıs adasında üretilen bir tür peynir.

Helyum: Ήλιος (İlios). Güneş. Güneş kelimesinden. Bir kimyevî element, asal gazlar sınıfından. He.

Hematit: Αιματίτης (Ematîtis). Bir cins değerli taş.

Hemofili: Aιμοφιλία (Emofilîa). Aιμα (Ema): Kan-Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Kanamaya meyil, kanamaya temâyül. Bir kan hastalığı. Antihemofilik (Hemofili karşıtı) globülin faktör (8. Faktör) eksikliği. Kalıtsaldır.

Hemoroid: Aιμορροϊδες (Emoroides). Αιμα (Ema): Kan-Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarların genişlemesi (variköz değişiklik) ve buna bağlı kanamaların ortaya çıkması.

Hendek: Χανδάκι (Ha-n-dâki). Çukur.

Hepatit: Yπατίτις (İpatîtis), Yπατίτιδα (İpatîtida). Υπαρ (İpar): Karaciğer-Ειτις (İtis): İltihabî durum. Karaciğer iltihâbı, yangısı.

Heretik: Aιρετικός-ή-ό (Eretikôs). Felsefe ter. Yerleşik Kilise dogmalarına karşı çıkan, onlarla çatışan. Günâhkâr, sapkın.

Hermenetik: Ερμηνευτική (Ermenetikî). Yorumbilim.

Hermetik: Ερμητικός (Ermitikôs). Yunan ilâhı Hermes’e (Ερμης-Ermis) değgin. Gizemsel, büyüsel.

Hermetizm: Ερμητισμός (Ermitismôs). Yunan ilâhı Hermes’le (Ερμης-Ermis) ilgili olan. Gizemcilik, büyücülük.

Herpetoloji: Ερπετολογία (Erpetologîa). Sürüngenbilim.

Hesikazm: Ησυχασμός (İsihasmôs). “Ήσυχια" (İsihia): Rahatlık, sükûnet. Anlam genişlemesiyle ve din terimi olarak, inzivaya çekilmek. Keşişlerin manastıra çekilmesi.

Heterodiyejetik: Eτεροδιηγητικός (Eterodiigitikôs). "¨Ετερος" (Êteros): Başka, diğer, öteki, farklı- “Διηγούμαι" (Diigûme): Anlatmak. Εdebiyat terimi. Kendisi anlatıda görünmeyen.

Heterodoks: Eτερόδοξος-η-ο (Eterôdoksos). "¨Ετερος" (Êteros): Başka, diğer, öteki Farklı-Δόξα (Dôksa): Kanâat, kanı. Farklı yollara / duruşlara sahip olan. Orthodoks karşıtı. Felsefe terimi.

Heterogami: Ετερογαμία (Eterogamîa). "¨Ετερος" (Êteros): Başka, diğer, öteki, farklı-“Γάμος" (Ğâmos): Evlilik, düğün. Farklı eşlilik.

Heterojen: Eτερογενικός-ή-ό (Eterogenikôs). "¨Ετερος" (Êteros): Başka, diğer, öteki, farklı-“Γονο" (Gono): Oluş, tekvin. Farklı oluşlara sahip olan, farklı kökenden olan, kaynağı-menşei başka olan.

Heterolog: Ετερολογος (Eterologos). "¨Ετερος" (Êteros): Başka, diğer, öteki, farklı- “Λόγος" (Lôgos): Kelam, bilgi, bilim. Başka başka kaynaklara-bilgilere ait olan.

Heyyula: Ύλη (İli). Madde. Bu kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye Arapça’dan geçen bu kavram İslâm düşüncesinde “Ruh” kavramının zıddı olarak kullanılmış, daha ziyâde Neo-Platonien (Yeni Platoncu) felsefenin gelişimiyle yayılmış, sonraları yerini özdek kavramına bırakmıştır. İslâm’da “Hyle” (İli), diriliğin, canlılığın karşıtıdır. Ruh, Hyle’nin dışında ve özgün bir varlıktır. Anlam genişlemesiyle, çocukları korkutmak için de kullanılmış ve “umacı”, “dev” veya “hortlak” anlamlarını yüklenmiştir.

Hıristiyan: Χριστιανός (Hristianôs). Χριστός (Hristôs-Mesih) adından mülhem. İsevî, Hz. İsa’ya (Ιησούς Χριστός-İisûs Hristôs / İsâ Mesih) inanan. “Hristo” kelimesinin kökeni bir görüşe göre, “Χρίσμα" (Hrîsma) sözcüğüdür ve “Mukaddes yağ” veya “bu yağla takdis etme” mânâlarına gelir. Bu anlamda “Hristos”, mukaddes yağ ile kutsanmış mânâsını yüklenir. Diğer bir görüşe göre ise, "Χρηστός" (Hristôs) kelimesinden gelmektedir ki, mânâsı “İyi, namuslu”dur.

Hıristiyanizm: Χριστιανισμός (Hristiyanismôs). Hz. İsâ’ya inananların tâkib ettiği yol. Hristiyanlık, Hristiyanlık ideolojisi.

Hırnap: Χαρούπι (Harûpi). Keçiboynuzu.

Hidrodinamik: Yδροδυναμικός-ή-ό (İdrodinamikôs). Su kuvvetine değgin.

Hidroelektrik: Yδροηλεκτρικός-ή-ό (İdroelektrikôs). Su’dan elektrik elde edilmesi. Su kuvvetiyle elektrik elde edilmesi.

Hidrofil: Yδρόφιλος-η-ο (İdrôfilos). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Φιλος (Filos): Dost, sevgili, arkadaş. Su sever, sıvı sever, sıvıcıl.

Hidrofon: Yδρόφωνο (İdrôfono). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Φωνή (Fonî): Ses. Denizaltı dinleme cihazı.

Hidrofor: Υδρόφορο (İdrôforo). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Φορευω (Forevo): Taşımak. Su taşıyıcı.

Hidrografi: Yδρογραφία (İdrografîa). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Γραφω (Grafo): Yazmak. Su (deniz) yazım, su (deniz) tablosu.

Hidrojen: Yδρογενής-ής-ές (İdrogenîs) veya Υδρογόνο (İdrogôno). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Γενης (Genis / Yenis): Oluş, tekvin. Su oluşlu, su kökenli anlamında. Bir kimyevî element. H

Hidrometre: Υδρόμετρον (Hidrômetron). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Μετρω (Metro): Ölçmek. Suölçer, sıvıölçer. Sıvıların özgül ağırlıkklarının saptanmasında kullanılan bir aygıt.

Hidrosfer: Υδρόσφαιρα (İdrôsfera). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Σφαιρα (Sfera): Küre. Suküre.

Hijyen: Υγεία (İgîa). Sağlık, Sıhhat, Âfiyet.

Ηijyenik: Yγιεινός (İgiinôs). Sağlıklı, sıhhî.

Hilomorfizm: Yλομορφισμός (İlomorfismôs). Ύλη (İli): Madde, özdek-Μορφος (Morfos): Şekil, biçim. Maddenin (özdeğin), evrenin ilk prensibi ile özdeşleştirilmesi öğretisi, madde-biçimcilik. Felsefe terimi.

Ηiloteizm: Υλοθεισμός (İlotheismôs). Ύλη (İli): Madde, özdek-Θεός (Theôs): İlâh. İlâh’ı madde olarak kabul eden öğreti, Madde-ilâhçılık. Felsefe terimi.

Hilozoizm: Yλοζωισμός (İlozoismôs). Ύλη (İli): Μadde, özdek- ζωή (Zoî): Hayat, can. Madde-canlıcılık. Maddenin kendi dirimsellik (canlılık) öğesini kapsadığını ileri süren öğreti. Felsefe terimi.

Himen: Υμένας (İmênas). Vajina’nın girişinde bulunan zarsı oluşum. Kızlık zarı, bekâret zarı. Υμέναιον (İmêneon): Eski Yunanca’da, evlilik şarkısı.

Hiperbol: Yπερβολή (İpervolî). Yπέρ (İpêr): Yüksek – βολή (Bolî), βάλλω (Vâlo): Atmak, fırlatmak. Yükseğe atmak anlamında. Bir matematik terimi.

Hipermetropi: Υπερμετροπια (İpermetropia). Υπέρ (İpêr): Yüksek-Μετρο (Metro): Ölçü-Οψις (Opsis): Görme, görüş. Gözün ışığı hatalı kırması nedeniyle, yakını görememe şeklinde beliren görme kusuru. Işık huzmeleri, retina tabakasının üzerinde değil, arka kısmına isâbet eden bir yerde odaklanır.

Hipnotik: Yπνωτικός-ή-ό (İpnotikôs). Hipnoza değgin.

Ηipnotizm: Yπνωτισμός (İpnotismôs). Ϋπνος (İpnos): Uyku. Telkin yöntemiyle bir kişiyi uyutma eylemi, bunu itiyat hâline getirme, Belirleyici metod olarak ortaya koyma.

Hipnoz: Ύπνωσις veya Ύπνωση (İpnosis, İpnosi). Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması.

Hipodrom: Iπποδρομία (İpodromîo). Ιππος (İpos): At- Δρομος (Dromos): Yol: Atyolu. Atyarışlarının yapıldığı alan.

Hipopotam: Iπποπόταμος (İpopôtamos). Ιππος (İpos): At- Ποταμος (Potamos): Nehir, Akarsu. Nehir atı, Su aygırı.

Hipotenüs: Υπότεινουσα (İpôtinusa). Υπό (İpô): Alt- Tείνω (Tîno): Germek. Bir matematik terimi.

Hipotetik: Yποθετικός (İpothetikôs). Farazî, varsayıma değgin.

Hipotez: Yπόθεση (İpôthesi). Υπό (İpô): Alt-Θεσις (Thesis): Tez, sav. Faraziyye, varsayım. Bilim, gerek gözlem konusu olguları birbirine bağlama, gerek bu bağları (olgusal ilişkileri) açıklama yolunda birtakım genellemelere gider. Ulaşılan genellemelerden tüm gözlem ya da deney sonuçları tarafından henüz doğrulanmamış ya da yeterince doğrulanmamış olanlara “hipotez” denir.

Histeri: Υστερία (İsterîa). Ύστερα (İstera): Son, nihaî. Ύστερον (İsteron): Son çocuk, rahim, döl yatağı. Latince’ye “Uterus” olarak geçmiştir. Bu kelimeden mülhem. Bir çeşit nevroz, kadınlarda görülür.

Ηisterik: Υστερικός (İsterikôs). Histeriye tutulmuş olan, Histeri hastası.

Hiyerarşi: Iεραρχία (İerarhîa). Ιερός (İerôs): Kutsal, mukaddes-Άρχω (Ârho): Düzene koymak, nizama koymak. Sıraerki.

Hiyeroglif: Iερογλυφία (İeroglifîa). Ιερός (İerôs): Kutsal, mukaddes- Γλειφια (Glifia): Yalama, yiv yiv oyma, yontma. Kutsal yontu.

Holizm: Oλισμός (Olismôs). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle, ¨Ολως (Ôlos): Büsbütün, tamamıyla. Bütünün parçalarının toplamından büyük olduğu düşüncesi. Felsefe terimi.

Holografik: Oλόγραφικός-ή-ό (Olôgrafikôs). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle- Γραφω (Grafo): Yazmak. Bir bütün hâlde yazım, bütünyazımsal.

Hologram: Oλόγραμμα (Olôgramma). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle-Γραμμα (Grama): Harf. Bütünyazım.

Homeopati: Oμοιοπαθητική (Omiopathitikî). Ομοιο (Omio): Eş, benzer-Παθος (Pathos): Duygu, acı, his, hastalık, dert. Hemdertlik hâli. Benzer acı, benzer duygu anlamlarında. Kuvvetli ilâçların küçük dozlarda verilmesi suretiyle uygulanan tedâvi.

Homeopatik: Oμοιοπαθητικός (Omiopathitikôs). Hemdert, benzer duyguya, acıya, derde sahip olan.

Homodiyejetik: Oμοδιηγητική. Ομοιο (Omio): Eş, benzer-“Διηγούμαι" (Diigûme): Anlatmak. Εdebiyat terimi. İlk ağızdan anlatılan hikâyelerde olduğu üzere kendi anlatısı içinde olan.

Homojen: Oμογενής-ής-ές (Omogenîs). Ομό (Omô): Eş -Γενις (Genis / Yenis): Oluş. Eşcinsli, eşoluşlu, eşkökenli, aynı cinsten olan aynı, soydan olan, hemcins.

Homolog: Oμόλογος-η-ο (Omôlogos). Ομό (Omô): Eş-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam, söz. Eş bilgili, eş sözlü, eş nitelikli.

Homonim: Oμώνυμος (Omônimos). Ομό (Omô): Eş-Όνομα (Ônoma): İsim, ad, nâm. Eşisimli, adaş.

Horismos: Χωρισμός (Horismôs). Xωρις (Horis): Hariç, dışında. Platon’un idealar dünyası ve eşya âlemi arasında yenemediği düşünülen ikiliği ifâde eder.

Hormon: Ορμόνη (Ormôni). Ορμώ (Ormô): Saldırmak, hücum etmek. Boşaltım kanalları olmayan özel bezler tarafından yapılarak kan dolaşımına verilen ve diğer dokuların fonksiyonlarını denetleyen kimyevî madde.

Horon: Χορον (Horon). Xορεύω (Horevo). Dans etmek. Bir halk dansı.

Horoskop: Ωροσκόπιο (Oroskôpio). Ωρο (Oro): Saat-Σκοπέω (Skopêo) veya Σκοπω (Skopo): Bakmak, gözlemek. Talih bakımı.

Hotoz: Χουτος (Hutos). Örtü, başlık.

Hoyrat: Χωρικος (Horikos) veya Xωριατες (Horiates). Köylü, kırsalda yaşayan. Kaba, grotesk anlamlarında.

Hörgüç: Όγκος (Ôgos).

Hubris: Ύβρις (İvris). Densizlik, kendini beğenmişlik, küstahlık, kibir. Yunan tragedyasında kişiyi kendi yıkımına götüren bir densizlik düzeyine varan hırs, kibir.

Humus: Χωμα (Homa). Toprak. Humuslu toprak kavramı da buradan gelmektedir. Güney illerinde, nohut ezmesinden yapılan bir tür yemek olan “Humus” (Hummus) kelimesi de aynı kavramdan mülhemdir.

Huni: Κωνος (Konos). Koni kelimesinden.

Hülya (Hulya): Χολή (Holî). Safra. Mâl-i Hülya: 4 unsur (kan, safra, balgam, aşk). Yunanca’dan Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmiştir. Hayal, rüyâ anlamlarında da kullanılmaktadır.

- I -

Iğrıp: Γρίπος (Grîpos). Balıkağı.

Ihlamur: Φλαμουρία (Flamurîa).

Ilgaz: Πύργος (Pîrgos). Kale, akınlardan korunmak için yapılan yer anlamında, korunak.

Ilık: Χλιαρός (Hliarôs).

Irgat: Eργάτης (Ergâtis). Amele, işçi. ¨Εργον (Êrgon): İş, Umur, eser kelimesinden gelir.

Iskarta: Σκάρτα (Skârta).

Iskarmoz: Σκαλμός (Skalmôs) veya Σκαπμός (Skabôs).

Ispatula: Σπάτουλα (Spâtula). Bir gereç.

Istaka: Στέκα (Stêka). Bilardo değneği.

Istakoz: Aστακός (Astakôs). Bir deniz canlısı.

Istarna: Στέρνα (Stêrna). Sarnıç.

Istavroz: Σταυρός (Stavrôs). Haç, sâlip.

Izgara: Σχάρα (Skâra). Yara kabuğu (skar) anlamında da kullanılır.

- İ -

İambik: Ιαμβικός (İamvikôs). Şiirde, birincisi kısa ve ikincisi uzun olmak üzere iki heceli yapılar tarafından belirlenen vezin.

İbrik: Mπρίκι (Brîki). Esas olarak cezve anlamında kullanılmakta olup anlam genişlemesiyle bitki sulamak ya da abdest almak için kullanılan su kabı mânâsını yüklenmiştir. Farsça, “Abrîz” (Su döken, su akıtan) kelimesinden geldiği de öne sürülmüştür.

İDEA: Iδέα (İdêa). Fikir.

Dimokritos’a göre, varolduğu hâlde kendileri artık bölünemeyen ve görülemeyen “kılık”lara “idea” denir. Dimokritos buna aynı zamanda “atom” (bölünemez olan, parçalanamaz olan anlamında) adını vermiştir.

İdeal: Iδανικό (İdanikô).

İdealizm: Iδεαλισμός (İdealismôs). Mefkûrecilik.

İdeogram: Iδεόγραμμα (İdeôgram). Iδέα (İdêa): Fikir-Γραμμα (Grama): Harf. Bir fikir belirten (içeren) ve harf gibi işlev gören biçim, fikir-harf. Örn, Çince ideogramik bir dildir.

İdeokrasi: Ιδεοκρατία (İdeokratîa). Iδέα (İdêa): Fikir-Κρατω (Krato): Düzene koymak, nizam vermek, idâre etmek, yönetmek. İdeal yönetimcilik, idealistçe yönetimcilik veya idealde başarısız olmak, ideale ulaşamamak, idealden sapmak.

İdeoloji: Iδεολογία (İdeologîa). Iδέα (İdêa): Fikir-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam.

İdiot: Iδιώτης (İdiôtis). En geri zekâ düzeylerinden biri. Ίδιος (İdios): Kendi, kendisi. Ιδιώτης (İdiôtis): Tecrit edilmiş olan.

İdol: Είδωλον (İdolon). İmge, benzerlik, düşlem. Düşleri süsleyen.

İdos: Είδος (İdos). Biçem, form, çeşit, nevi, cins, tarz, suret. Örn; Elipsoid (Elips gibi, elips suretinde olan, elipse benzer).

İkasia: Εικασία (İkasîa). Benzerlik, tahmin. Εικάζω (İkâzo): Tahmin etmek, istidlâl etmek.

İklim: Κλίμα (Klîma). Yamaç, bayır, eğik anlamlarında. Önce Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmiştir.

İkona: Eικών (İkôn). Resim (özellikle de kiliselerdeki dinî içerikli resim). İmge, suret, benzerlik, andırım. Είκονίζω (İkonîzo): Tasvir etmek, resim çıkarmak.

İkonoblast: Εικονοβλαστος (İkonovlastos). İkon yapıcı.

İkonografi: Eικονογραφία (İkonografîa). Simgelere uylamsal anlamlar yükleme. İkonayazım, ikonaçizim.

İkonoklast: Eικονοκλάστης (İkonoklâstis). İkon yıkıcı.

İkonoklazm: Eικονοκλασία (İkonoklasîa). İkon deviricilik, ikon yıkıcılık.

İksir: Εξαίρω (Eksero). Seçmek, ayırmak, ayıklamak. Eski dönemlerde istenilen değerli nesneyi üreteceğine inanılan hayalî bir madde. Sözgelimi, topraktan altın elde etmeye yarayan sıvı. Bir rivâyete göre, Büyük İskender “Megas Aleksandros”, bu sıvıyı ele geçirmek için tâ Hindistan’a kadar gitmiştir.

İonosfer: Iονόσφαιρα (İonôsfera). İyonküre.

İncil: Εύαγγέλιον (Evagêlion). Εύ (Ev): Hoş, güzel-Άγγελια (Âgelia): Müjde, muştu. Güzel haber, muştu. Hristiyanlığın kutsal kitabı.

İpotek: Yποθήκη (İpothîki). Υπό (İpô): Alt, altında, aşağı-Θήκη (Thîki): Korunak, koruncak. Koruma altında olan.

İroni: Eιρωνεία (İronîa). Mizah, Alay, Gülmece.

İronik: Eιρωνικός-ή-ό (İronikôs). Mizahî, Alaycı.

İskambil: Σκαμπίλι (Skambîli).

İskele: Σκάλα (Skâla). Aynı zamanda merdiven mânâsına da gelir.

İskelet: Σκελετός (Skeletôs). Kakıt, kemikçatı, kerkenek.

İskemle: Σκαμνί (Skamnî).

İskete: Σκαθι (Skathi). Serçegillerden ötücü bir kuş.

İskorpit: Σκορπίνα (Skorpîna). Bir tür balık, Çarpan.

İspari: Σπάρος (Spâros). Bir tür balık.

İspati: Σπαθί (Spathî). Kılıç anlamında. İskambil’de bir kâğıt grubu; Sinek. Kürek kemiği anlamına da gelmektedir.

İspinoz: Σπίνος (Spînos). Serçegillerden ötücü bir tür kuş.

İstatistik: Στατιστική (Statistikî).

İstavrit: Σταβρίδη (Stavrîdi). Bir tür balık.

İstif: Στοιβα (Stiva). Katman, tabaka, kat kat yerleştirme.

İstiridye: Στρείδι (Strîdi). Bir deniz canlısı.

İşkil: Σκύλος (Skîlos). Skîlos (Köpek) kelimesinden türetilmiş olup anlam genişlemesiyle, şüphe, kuşku, huylanma anlamlarını yüklenmiştir. Polonyalı gezgin Simeon’un “Seyahatnâme” adlı eserinde, 16-17.yy’da Anadolu’da yaşayan Yunanlar’ın, iyi geçinemedikleri Ermeniler’e “İşkil” dediklerini yazmaktadır.

İyon: Ιον (İon). Elektroliz sırasında anod veya katoda doğru giden elektrik yüklü atom.

İyot: Ιώδιον (İôdion). Menekşe, Eflâtun-leylak renkli anlamında. Bir kimyevî element. Simgesi I.

İzobar: Ισοβαρύς (İzovarîs). Ισο (İso): Eşit, eş- Βαρύς (Varîs): Ağırlıklı. Εşağırlıklı, denk ağırlıklı.

İzohips: Ισοϋψής (İsoîpsîs). Ισο (İso): Eşit, eş-Υψής (İpsîs): Yükselti. Eşyükselti.

İzotop: Iσότοπο (İsôtopo). Ισο (İso): Eşit, eş-Tοπος (Topos): Yer, mahâl. Aynı elementin, kimyevî özellikleri aynı olan ancak fizikî özellikleri değişen, iki veya daha çok biçimi.

İzotopi: Iσοτοπία (İsotopîa). İzotop olma hâli.

İzmarit: Σμαρίς (Smarîs). Bir tür balık.

- J -

Jeodezi: Γεωδαισικός (Yeodesikôs). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak- Δαίω (Deo): Bölmek. Yerküreyi katmanlarına bölmek suretiyle incelemek, araştırmak. Yerbölüm.

Jeofizik: Γεωφυσική (Yeofisikî). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak-Φυσις (Fizis): Tabiat, doğa, fizik. Yer fiziği.

Jeoloji: Γεωλογία (Yeologîa): Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Yerbilim.

Jeomorfoloji: Γεωμορφολογία (Yeomorfologîa). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak- Μορφος (Morfos): Şekil, biçim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Yer şekilleri bilimi.

Jimnastik: Γυμναστική (Gimnastikî / Yimnastikî). Γυμνός (Gimnôs): Çıplak. Bir spor dalı. Eski Yunan’da sporcular çıplak olarak yarışmalara katılırdı. Bu nedenle bu isim verilmiştir.

Jiroskop: Γυροσκόπιο (Yiroskôpia). Γυρο (Yiro): Dönen-Σκοπω (Skopo): Bakmak, gözlemek.

-K -

Kadırga: Kάτεργον (Kâtergon). Kürekli, yelkenli bir gemi.

Kadmiyum: Καδμεια (Kadmia). Bir kimyevî element (Çinko karbonat olarak da adlandırılmaktadır). Cd.

Kafa: Kεφάλι (Kefâli) veya Κέφαλος (Kêfalos).

Kahkaha: Kαγχασμός (Kaghasmôs).

Kaka: Kακός-ή-ό (Kakôs, kaki, kako). Kötü, fenâ. Türkçe’de dışkı anlamında da kullanılır.

Kakofoni: Kακοφωνία (Kakofonîa). Kötü ses, kulak tırmalayıcı, kalitesiz ses.

Kalafat: Kαλαφατίζω (Kalafatîzo). Onarmak, bakıma almak. Gemilerin, özellikle de güvertelerinin kalafatlanması, bakılıp onarılması, ziftlenmesi.

Kalamar: Kαλαμάρι (Kalamâri). Bir deniz canlısı.

Kaldırım: Kαλντερίμι (Kalderîmi). Kαλός (Kalôs): Güzel, iyi- Δρόμος (Drômos): Yol. Güzel yol.

Kaleidoskop: Kαλειδοσκόπιο (Kalidoskôpio).

Kaligraf: Kαλλιγράφος (Kaligrâfos). Kαλός (Kalôs): Güzel, iyi- Γραφω (Grafo): Yazmak. Hâttat.

Kaligrafi: Kαλλιγραφία (Kaligrafîa). Καλός (Kalôs). Güzel-Γραφω (Grafo): Yazmak, yazım. Güzel yazı. Hât.

Kalkan: Kαλκάνι (Kalkâni). Bir tür balık.

Kambur: Καμπουρις (Kaburis). Bükük, eğri, tümsek, çıkıntı.

Kamış: Χαλαμός (Halamôs). Saz, kamış. Kalamış kelimesi de buradan türetilmiştir.

Kampana: Kαμπάνα (Kabâna). Büyük çan, kilise çanı.

Kamsela: Χλαμης (Hlamis). Yağmurluk.

Kanape: Χονοπειον (Honopion). Cibinlik, içinde oturulan yer, nesne. Yunanca’dan Fransızca’ya “Canapé” olarak geçmiş, oradan da Türkçe’ye girmiştir. Anlam genişlemesiyle, koltukla sinonim (eşanlamlı) olarak da kullanılmaktadır.

Kancık: Χανοδία (Hanodîa) veya Χανδης (Handis). Dişi köpek. Lâtince’ye “Cane” olarak geçmiş, oradan da Türkçe’ye girmiştir. Bir köpek cinsi olan “Caniche” (Kaniş) sözcüğünün kökeni de budur.

Kandil: Kανδήλα (Ka-n-dîla).

Kantaron: Kάνθαρος (Kântharos). Bir bitki ve böcek türü (Spanish Beetle). Bir rivâyete göre, Herakles’in (İraklis, Herkül) ayağında çıkan bir yaranın iyileştirilmesi için bu bitki kullanılmıştır. Kentavrion olarak da adlandırılır. Arapça’ya da, Haşişe’t-ül Kantaryon olarak geçmiştir.

Kanun: Kανόνι (Kanôni). Düzen, Nizâm, yasa.

KAOS: Χάος (Hâos). Kaos, kimi mitologlara göre Allah’ın tâ kendisi, kimilerine göre "Töz", yani "idea" veya "cevher"dir, kimilerine göre ise "Temel İlke" (Principe Essentielle) dir. Bazı uzmanlar “Ex Nihilo" (Hiçlikten, yoktan) yaratmayı kabul etmezler. Buna göre bir İlâh yoktur ve Kainât yoktan varedilmemiştir. Diğer uzmanlar ise, Evren’in “YOK" tan varedildiğini ve bu anlamda “Temel Prensip” in “Khaos” yani “düzenin tâ kendisi" olduğunu iddia ederler.

Etimolojik olarak Kaos kelimesi, yunanca "χαίνω" (Heno: açık olmak) kökünden gelir. Hesiodos, Kaos’u "Uçsuz bucaksız uzay" olarak tanımlamaktadır. Uzay, ancak asla bir “düzensizliği içermeyen uzay". Bunu mutlaka vurgulamak gerekir. Kaos kesinlikle düzensizlik anlamı içermez. Bunda ısrar edenler zırvalamakta olduklarını bilmek zorundalar. Ovidius’a göre ise, Kaos "İlkel Madde" veya "Güdük maddecik" dir (Rudis indigestaque moles). Aristoteles’e göre Kaos, "Uzay Boşluğu"dur. Yine Hesiodos, Kaos’u, "Γενεσις" (Oluş, Tekvin) olarak da tanımlar. Aristofanes, "Kuşlar" adlı ünlü eserinde şöyle yazamaktadır: “Başlangıçta Kaos, Gece, Kara Erevius ve uçsuz bucaksız Tartaros vardı". Burada Kaos’tan kasıt “Kelâm", Gece’den kasıt “altında ve üstünde hava bulunmayan vakum veya ÂMÂ", Kara Erevius’tan kasıt "Zulmet " ve Tartaros’tan kasıt “Uzay boşluğu veya Ether"dir. Yuhanna İncili de, "Başlangıçta kelâm vardı" diye başlamaktadır. Bu kelâm “Allah Kelâmı: Kelâmullah"tır. Aristofanes’de, 4’lü bir ilkeler manzumesi görülmektedir. Kaos’un yanısıra diğer üç ilkeyi de başa koyar. Hesiodos ise Kaos’u, tek ve biricik ilke olarak ele alır ve onu tâkiben de, "Yeryüzü" (Dünya) ve "Aşk" ilkelerini ortaya koyar. Aristofanes’e göre ise, ilk dört ilke mevcutken Yeryüzü, Hava ve Gökyüzü henüz mevcut değildir. Gece ilkesi bir "yumurta" ya hayat verir ve onu "Erevius’un (Zulmet’in) sonsuz sinesi"nde yeşertir. Bu yumurtadan "Eros" (Aşk) eşdeyişle “Cazibe ilkesi" neşet eder.

Hesiodos’ta işleyiş şöyledir: Aşk, "Erevius"a ve "Gece"ye hayat verir. Gece’den, "Ether" ve "Gün" neşet eder. Ether, uzay boşluğunu doldurduğu kabul edilen “akışkan töz"dür. Bu, 4 temel unsur olan hava, su, ateş ve topraktan balka bir beşinci unsur olarak da düşünülmüştür. Kelime yunanca, “Αιθω" (yanmak) kökünden gelir. Günümüzde ise böyle bir unsura gerek kalmadığı kabul edilmektedir. Yeryüzü ise, Gökyüzü’ne hayat verir.

Aristofanes’teki işleyiş: Aşk (Eros), ilk yumurtadan çıkar ve, Kaos’un kanatlarıyla, Gece’yle, Tartaros’la birleşir ve Kuşlar Soyu’na hayat verir. Aşk (Eros) bütün unsurları birleştirmeden önce, Ölümsüzler Soyu mevcut değildi. Buna göre, Yunan mitolojisinin “İlâhi varlıkları” veya “Ölümsüzler”i, Kuşlar Soyu’ndan sonra neşet ederler. Peki bu Kuşlar Soyu’nun İslâm Tasavvufu’nda bir karşılığı olabilir mi? Bu soy muhtemelen İlliyun (Alun) melekleridir. Adlandırmak gerekirse, Müdebbir, Mufassıl, Kâlem gibi melekler. Ölümsüzler’den kasıt ise, “Ölümü öldürenler" veya "Ölmeden önce ölenler" dir. Bunlar, belli bir nefs boyutuna ulaşabilmiş (Nefs-i Mutmaine) olanlardır.

Apollodoros, kainâtı direkt olarak yeryüzünden başlatır diğer deyişle evrenin merkezine dünyayı koyar (Géocentrique-Yer merkezli). Ona göre, Yeryüzü’nün atası Gaia (Γεια), Gökyüzü’nün atası ise Uranos (Ουρανος) tur. Gaia, Yunanca’da yer, toprak anlamındadır. Toprağın doğurganlığına ithâfen Apollodoros, merkeze yeryüzünü (toprağı) koyar. Gayya kelimesi ise Cehennem’in en uç alanını, “Cehennem’in Dibi"ni ifâde etmektedir. Bu iki kavram arasında kuvvetle muhtemelen bağ vardır.

Kaos kavramı, Arapça’da, Hevâ veya Âmâ kavramlarıyla karşılanır. Antik Çağ Yunan düşünürü Anaxagoras’a göre Kaos’un hâkimi en üst ve yaratıcı bilinçtir. Buna "Nous" (Νους) adı verilir.

Bazı üstadlara göre, Kaos’tan sonra yeryüzü (Gaia) ve yeryüzünden de gökyüzü (Uranos) doğar. Dikkat edilirse, yeryüzü, gökyüzünün önünde ele alınmaktadır. Daha sonra ise Yeryüzü ile Gökyüzü birleşmektedirler. Toprağın (Yeryüzü) diğer çocukları ise, Dağlar ve Deniz (Pondus, Pontos) dir. Gökyüzü ise Titanlar soyunu verir: Okeanos (Okyanus), Kios (Κοίος), Krios (Κρίος), Hyperion (Ηπέρίον), Japetos (Ιαπέτος), Theia (Θεία), Rheia (Ρεία), Mnemosin (Μνειμοσην) [diğer adı Evribies (Ευριβις)], Foibe (Φοίβει), , Themis (Θεμης), Tethis (Tεθης), Kronos (Χρονος).

Kaotik: Xαοτικός-ή-ό (Haotikôs). Kaos’a değgin, Kaos’la ilişkili.

Kapari: Κάππαρη (Kâpari). Gebreotu, kapari.

Karaf: Kαράφα (Karâfa). Sürâhî.

Karakter: Xαρακτήρας (Haraktîras).

Karakteroloji: Xαρακτηρολογία (Haraktiriologîa). Karakterbilim. Fransızca’da “harf” anlamında da kullanılır.

Karanfil: Γαρύφαλλο (Garîfalo).

Karavana: Χαριβανός (Harivanôs). Büyük yemek kabı.

Kardiyoloji: Kαρδιολογία (Kardiologîa). Καρδια (Kardia): Kalb-Λόγος (Lôgos). Kalbbilim.

Kardiyolog: Kαρδιολόγος (Kardiolôgos). Kalpbilimci.

Karides: Γαρίδες (Garîdes). Bir deniz ve akarsu canlısı.

Karizma: Χάρισμα (Hârisma). Bahşiş, hediye, Allah vergisi. Χάρις (Hâris): Letâfet, nezâket, hüner, iyilik, hidâyet, lütûf, nimet, af, hatır, şükr. Bu kelimeden türetilmiştir.

Karkas: Kαρχήσιον (Karhîsion).

Kart: Χαρδος (Hardos). Katı, katılaşmış. İngilizce’deki “Hard” (Katı, sert) sözcüğü de buradan gelmektedir.

Kartograf: Xαρτογράφος (Hartogrâfos). Χαρτια (Hartia): Kâğıt- Γραφω (Grafo): Yazmak. Haritayazar.

Kartografi: Xαρτογράφία (Hartogrâfîa). Χαρτια (Hartia): Kâğıt- Γραφω (Grafo): Yazmak. Haritayazım.

Kasatura: Κσουτρα (Ksutra). Bileği. Özel bir taştan yapılmış bileği çarkı anlamında olup, anlam genişlemesiyle bir tür bıçak. Βir başka iddiaya göre, kelime, İtalyanca “avcı bıçağı” anlamına gelen “cacciatore” sözcüğünden türkçe’ye girmiştir.

Kataklizm: Kατάκλυσμός (Katâklismôs). Su basmak, su altında bırakmak, kaplamak, tufan olması.

Katakomb: Kατακόμβη (Katakômvi). Yeraltı sığınağı, mezar.

Katakulli: Κατακουλίο (Katakulîo). Yukarıdan aşağı doğru yuvarlanmak. Anlam genişlemesiyle, aldatma, oyun etme, oyun oynama, kandırma mânâlarını yüklenmiştir.

Katalitik: Kαταλυτικός-ή-ό (Katalitikôs). Katalize değgin.

Kataliz: Kατάλυση (Katâlisi). Κατω (Kato): Aşağı- Λυσις (Lisi): Erime, gevşeme, çözülme, çözüm. Ortamda bir katalizörün (çözücü) bulunduğu durumlarda, kimyevî olayların meydana gelme hızının artması.

Katalog: Kατάλογος (Katâlogos). Κατά (Katâ): Göre, tarafa-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, söz. "Bilgiler doğrultusunda” anlamında.

Katar: Καταρροί (Katari). Aşağı doğru akmak. Bir müköz (Sümüksü) zarın iltihâplanarak devamlı biçimde mukus akımına sebep olması. Örn. Kataral Nezle.

Katarakt: Kαταράκτης (Katarâktis). Göz merceğinde veya kapsülünde meydana gelen donukluk. Aksu.

Katarsis: Kαθαρσις (Katharsis). Arınma, yıkanma. Aristoteles öğretisinde, Açma ve korku duygularının uyandırılması yoluyla heyecanların boşaltılması. Felsefe ter.

Katartik: Καθαρτηκή (Kathartikî). Aristoteles’te sanatın boşaltıcı etkisi.

Katastrofik: Kαταστροφικός-ή-ό (Katastrofikôs). Καταστρέφω (Katastrêfo): Mehvetmek, yakıp-yıkmak, harab etmek. Harab edici, yıkıcı, bitirici, mahvedici.

Katedral: Kαθεδρίκός (Kathedrîkôs). Κάθε (Kâthe): Her, beher-¨Εδρα (Êdra): Makam, kürsü, minber, hüküm yeri, oturacak yer, taht. Baş kilise, Kilise’nin hüküm merkezi, Üst kilise, Temel kürsü, Bütün kiliselerin en önemlisi.

Kategori: Kατηγορία (Katigorîa). Suçlama, suç, töhmet, sınıf, zümre, kısım, ittiham.

Kategorik: Κατηγορηματικός (Katigorimatikôs). Zümrevî, sınıfsal.

Kateksis: Kαθηξις (Kathiksis). Tutma, ele geçirme. Eşeysel erkenin (libido) belirli bir nesne, kişi ya da düşünce üzerinde yoğunlaşması.

Kateşizm: Kατήχησις (Katîhisis) veya Kατήχηση (Katîhisi). Dinî kaideler, Akaid, İman telkini. Kilise’nin, değişik aralarla halkı dinî mevzular üzerinde bilgilendirmesi.

Katod: Kάθοδος (Kâthodos). İniş, inme, geri dönüş, ricat. Negatif elektrod.

Katolik: Kαθολικός (Katkolikôs). Herkesi biraraya toplayan.

Katolisizm: Kαθολικισμός (Katholikismôs). Herkesi biraraya toplama.

Kaval: Χαυλος (Havlos) veya Αυλος (Avlos). Sap, lahana, pırasa vs. sapı. Anlam genişlemesiyle, bir müzik âleti.

Kavanoz: Kουκος (Kukos). Çanak, derin tabak.

Kaytan: Γαειτανι (Gaitani). İp, urgan, sicim.

Kebe: Καπα (Kapa). Yünden yapılan kalın yağmurluk.

Kedi: Γατα (Ğata). Hint-Avrupa dil ailesine mensub olan dillerin birçoğunda ortaktır. Örn, Fr; Chat (Şa), İng; Cat (Ket), Alm; Katze. Latince, Feles.

Kefal: Κέφαλος (Kêfalos). Kafa. Bir tür balık.

Kefken: Καφγανος (Kafganos). Taşlık, kayalık yer.

Kemre: Κοπρος (Kopros). Dışkı, gübre. Anlam genişlemesiyle, yara kabuğu, saç kepeği, deri kabartısı gibi anlamlar yüklenmiştir.

Kendir: Καναβις (Kanavis). Kenevir kelimesinden türetilmiştir.

Kenevir: Καναβις (kanavis). Kenevir, kendir.

Keramik: Kεραμική (Keramikî).

Keran: Γερανιον (Geranion). Direk, Çatı direği.

Kerata: Kέρατας (Kêratas). Boynuz. Anlam genişlemesiyle Türkçe’de, ayakkabı çekeceği, karısı tarafından aldatılan erkek ve yaramaz çocuk mânâlarını da yüklenmiştir.

Kerempe: Χορουμπος (Horubos). Geminin baş tarafı, dağın ucu, tepesi, denize doğru uzanan kara parçası, çıkıntı, burun. Karadeniz bölgesinde bulunan bir burnun ismi, Kerempe burnu. Türkiye’nin en kuzey noktası.

Kerevet: Κρεβατι (Krevati). Oturma yeri, yatak.

Kerkenez: Kερκηνέζι (Kerkinêzi). Yırtıcı bir kuş.

Kerpe: Καρφι (Karfi). Filiz, eşkin.

Kestâne: Kάστανο (Kâstano).

Kınakına: Γκιγκίνα (Gigîna). Bir tür bitki.

Kıptî: Κοπτής (Koptîs). Mısır’a Batılılar tarafından verilen “Egypt” (İcipt) veya “Egypton” (Egipton) isimlerinin de kökeni "Koptîs" kelimesidir.

Kır: Χωρα (Hora). Kır, ova, kırsal, kırlık yer.

Kır: Kιρος (Kiros). Renk olarak "kır”. Boz, gri.

Kıraç: Χωρα (Hora). Kır, köy, kırsal alan kelimesinden anlam genişlemesiyle, verimsiz toprak anlamında.

Kıran: Κρανος (Kranos). Tepe, tepecik.

Kırtasiye: Χαρτες (Hartes). Kâğıt kelimesinden türetilmiştir.

Kiler: Κελλάρι (Kelâri).

Kilise: Eκκλησία (Eklisîa). "Εκκλησις" (Eklisis: Dâvet Etme) kelimesinden.

Kilit: Kλειδί (Klidî). Anahtar, açacak.

Kilogram: Xιλιόγραμμο (Hiliôgramo). Χιλιός (Hiliôs): Bin-Γραμμο (Gramo): Gram. Bin gram.

Kilometre: Xιλιόμετρο (Hiliômetro). Χιλιός (Hiliôs): Bin-Μετρο (Metro): Metre. Bin metre.

Kimya: Xημεία (Himîa). Bir bilim dalı. Eski dönemlerde gizli güç taşıdığına inanılan nesne.

Kinematik: Κινηματηκή (Kinimatikî). Κινημα (Kinima): Kımıldanma, kıpırdama, hareket, karışıklık, ihtilâl. Devinimin, kütle ve kuvvet ile ilişkisiz irdelenmesi.

Kinetik: Kινητική (Kinitikî). Hareketli, harekete değgin.

Kinesis: Kίνησις veya Kίνηση (Kînisis, Kînisi). Hareket.

Kinik: Kυνικός (Kinikôs). Kinizm taraftarı.

Kinizm: Kυνισμός (Kinismôs). Bir felsefe akımı. Atinalı Antisthenes (Αντισθενις-Antisthenis) tarafından kurulmuş bir felsefe okulu ve akımıdır. Antisthenes, önce Sofizm’in öncülerinden biri olan Giorgias’ın, sonra da Sokrates’in öğrencisi olmuştur. Sokrates’in ölümünden sonra, Kinosarges’te okulunu kurmuş ve eğitime başlamıştır. Kimilerine göre, “Kinik" sözcüğü "Kinosarges"ten mülhem, kimilerine göre ise eski Yunanca’da "köpek" anlamına gelen “Kion"dan mülhemdir. Kinikler için de, "köpek tabiatlı", "köpek karakterli", "köpeksi" tanımı sık sık yapılmıştır. Bunun nedeni, bu okul mensuplarının hiçbir töreye, nezâket kuralına, geleneksel değere saygı duymamalarıdır. Oldukça yoksuldurlar. Meşhur Diogenes (Diyojen) bunun uç bir örneğidir ve bir şarap fıçısında yaşamaktadır. Kinikler için, hayatın doğru sayılabilecek yegâne anlam ve amacı “erdem"dir (Αρεθη-Arethi). Kinikler’in "erdem"den anladığı şey, “insanın tam bağımsızlığını kazanması", "kendini belirlemede mutlak olarak özgür olması yâni her türlü gereksinmeye bağlılıktan insanın kendini kurtarması"dır. Erdem bilgi ile ilgilidir.

Antisthenes’e göre, "bilmek" bir "parçalamak"tır. Bir “nesne"yi bilmek, onu "son öğelerine kadar ayırmak" demektir. Bilginin biricik görevi bunu yapmak ve bu öğeleri “adlandırmak"tır. Yargı da, bu adların biraraya getirilmesinden başka birşey değildir. Antistehenes bu anlamda anti-Platonien bir tavır sergiler çünkü Platon kavramları (ideaları) gerçek olarak kabul eder. Antisthenes’e göre tek bir Tanrı vardır, ona da ancak erdemli bir hayat yaşamakla saygı gösterilebilir.

Bilge kişi, erdemli kişidir yâni kendi kendine yeten kişidir. Bilgelerin karşısında ise, varlıklarına dışarıdan destek arayan kocaman bir budalalar yığını vardır. Erdemli kişiler tanrılara benzerler. Dış nimetlerden olabildiğince bağımsızdırlar.

Kiremit: Κεραμηδα (Keramida). Döşemek, örtmek ve Κεραμης (Keramis-Kızıl toprak) sözcüklerinden.

Kiraz: Κερασι (Kerasi). Kerasunda (Giresun) şehrinin ismi de buradan gelmektedir.

Kirenizm (Kirinizm): Κυρηνισμος (Kirinismos). Bir felsefe okulu. Rahat ve neş’eli bir hayat idealini benimser. Kurucusu Kireneli Aristippos’tur. Aristippos’a göre, insan vücudu sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir.Bu yüzden, vücudun doğal durumu olan uyumlu yapısı zaman zaman ortadan kalkar, zaman zaman da bu uyum yeniden tesis edilir. Uyumsuzluk durumu “acı" duygusunu, uyumluluk durumu ise "haz" duygusunu yaratır. Duygu hâlleri, hareketlerle ilgilidir. Yumuşak hareketler “haz", sert hareketler "acı", tam hareketsizlik "hazsızlık" ve "acısızlık" doğurur. Amaç, “haz" (İdoni) olmalıdır. İrâdenin biricik hedefi budur. “İyi", "haz"ın tâ kendisidir. Diğer adı “Hazcılık" (Hedonizm, İdonismos) felsefesidir.

Kirizma: Χοιρισμα (Hirisma). Yunanca kazmak, toprağı eşmek. Özellikle Karadeniz bölgesinde, toprağı eşmek, kazmak anlamlarında kullanılan “kirizma yapmak” deyiminde geçer.

Kirve: Κύριος (Kîrios). Bay, bey, efendi, beyefendi. Anlam genişlemesiyle, Sünnet törenlerinde, çocuğun “mânevî baba”lığını yapan ve kimi zaman da bütün masraflarını üstlenen kişi mânâsına. Bir diğer sava göre ise, kelime, Yezidîler (Ezidîler) tarfından kullanılan, “Khirfê” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük de aşağı yukarı aynı anlamda kullanılmaktadır.

Kist: Kύστη (Kîsti). Kese. İçinde sıvı ya da yarı-katı maddelerin bulunduğu membranöz cidarlı kese. Örn. Chocolate Cyst (Çukulata kisti), Dermoide Cyst.

Kitar: Κιθάρα (Kithâra). 6 telli bir çalgı, gitar.

Kleptoman: Kλεπτομανής (Kleptomanîs). Hırsızlık hastası.

Kleptomani: Kλεπτομανία (Kleptomanîa). Κλέπτης (Klêptis): Hırsız-Μανία (Manîa): Azgınlık, çılgınlık. Hırsızlık hastalığı, bir tür nevroz.

Klinik: Κληνη (Klini). Yatak. Yataklı. Hastaların pratik tedavilerinin ve bakımlarının yapıldığı yer / yapılması.

Klitoris: Κλειτορις (Klitoris). Kadınlarda, Labia Minor’ların (Küçük dudaklar) birleşme yerinin önünde ve Mons Pubis’in (edep tepesi, pubis tepesi) hemen altında bulunan küçük, erektil (dikleşme özelliği bulunan) bir organ, bızır, dılak. Erkeklerdeki penis’in dişilerdeki muadili.

Klor: Xλώριο (Hlôrio). Yeşilimsi sarı. Bir kimyevî element. Cl.

Klorofil: Xλωροφύλλη (Hlorofîli). Χλωρος (Hloros): Yeşilimsi sarı- Φύλλο (Filo): Yaprak. Bitkilerde fotosentez olayının gerçekleşmesini sağlayan yeşil-sarı madde.

Kof: Κοφος (Kofos). İçi boş, oyuk. Örn. Kof adam (Dış görünüşüyle uyumlu olmayan ve özellikle de iri yarı kişiler için kullanılan bir deyim, zayıf, güçsüz).

Kofana: Γουφαινα (Gufena). Bir lüfer türü.

Kola: Κολλαω (Kolao). Yapıştırmak, tutturmak kelimesinden, “Kολλα" (Kola): Yapıştırıcı, yapışkan, zamk, ökse anlamlarında. Yapıştırıcı nitelikte bir kimyevî madde.

Koleoptera: Kολεόπτερα (Koleôptera). Kınkanatlılar.

Kolera: Χολέρα (Holêra). Su oluğu anlamında. Aşırı su kaybı ve ateşle seyreden bakteriyel ve bulaşıcı bir hastalık türü. Pirinç suyu görünümünde ishal, batın krampları ve ağır kollaps (büzüşme, içe çökme, yıkılma) ile karakterizedir.

Kolesterol: Xολεστερόλη (Holesterôli). Χολή (Holî): Safra, Öd- Στερέος (Sterêos): Katı. Safra salgılarından biri. Beyinde, sinirlerde, karaciğerde, kanda ve safrada bulunan yağ karakterinde kristal bir madde. Zor çözündüğünden, safra kesesi veya atardamar cidarlarında kristaller teşkil edebilir. Işınlandığında D Vitamini’ne dönüşür.

Kolon: Κολώνα (Kolôna). Sütun, direk. Kalın barsak, “Pahi Enderon” olarak da bilinir.

Kolyoz: Kολιός (Koliôs). Bir tür balık.

Koma: Κομα (Koma). Derin Uyku. Tam şuur kaybı.

Koni: Kώνος (Kônos).

Kopça: Κουμπιτσα (Kubiça). Çengel, çengelli araç anlamlarında.

Kopil: Kοπέλα (Kopêla). Kız çocuğu.

Koreografi: Xορογραφία (Horografîa). Χορός (Horôs): Dans, oyun-Γραφω (Grafo): Yazmak. Dansyazım.

Koro: Χορωδία (Horodîa). Fransızca’ya, “Choeur” (Kör) olarak geçmiş oradan da Türkçe’ye girmiştir.

Kosa: Κοσα (Kosa). Orak, tırpan, saç örgüsü, Örülmüş saç. Özellikle Karadeniz bölgesinde kullanılan bir tarım aracı. Kosmak ya da kosamak ise “Saç örmek” anlamında yine bu yörede kullanılmaktadır.

Kostik: Kαυστικός (Kafstikôs). Yanık anlamında. Organik dokuları yakan veya tahrip eden madde. Siğil, polip ve normalden fazla granülasyon dokusunun tedavisinde kullanılır. Örn; Karbolik Asit, Gümüş Nitrat ve CO2.

Kovit: Kωβιός (Koviôs). Kayabalığı.

Kovuk: Kοφος (Kofos) veya Κούφιος (Kûfios). İçi boş, oyuk. Lâtincesi “Cavus”. Tıp terimi olarak da kullanılır örneğin Vena Cava Superior (Üst Kava Toplardamarı: Vücudun en büyük toplardamarlarından biri).

Kozmetik: Kόσμητικό (Kôsmitikô). Bakımlı, güzel olmayı sağlayan malzemeler, eşya, vs.

Kozmik: Kοσμικός-ή-ό (Kosmikôs). Dünyaya değgin, cihana değgin.

Kozmogoni: Kοσμογονια (Kosmogonia). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya –Γονο (Gono): Oluş, tekvin. Evrenoluş.

Kozmogonik: Kοσμογονηκή (Kosmogonikî). Kozmogoniye değgin.

Kozmogragya: Kοσμογραφία (Kosmografîa). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya – Γραφω (Grafo): Yazmak. Bütün tabiat sistemi ile ilgilenen bilim.

Kozmoloji: Kόσμολογία (Kôsmologîa). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya, cihan- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelam. Evrenbilim.

Kozmolojik: Kοσμολογικός-ή-ό (Kosmologikôs). Evrenbilim’le ilgili.

Kozmonot: Kοσμοναύτης (Kosmonaftis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya – Ναύτις (Naftis): Denizci. Evren seyyahı. Gök seyyahı.

Kozmoozm: Κόσμοοσμοσις (Kôsmoosmosis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, Kâinat, Dünya, cihan-Οσμοσις (Osmosis): Geçişim. Karaboşluklarla, Quasarlar’ın içiçe geçişini belirtmek için kullanılan Astro-Fizik terimi.

Kozmopolit: Kοσμοπολίτης (Kosmopolîtis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, Kâinat, Dünya, cihan- Πολίτης (Polîtis): Şehirli, yurttaş. Bütün dünya yurttaşlarının bulunması, karmaşık kent yapısı.

Kozmos: Κόσμος (Kôsmos). Dünya, cihan, evren, acun.

Κοzmosotir: Κοσμοσωτήριος (Kosmosotîrios). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya-Σωτήρ (Sotîr): Kurtarıcı. Dünyayı ve kâinatı selâmete ulaştıran, insanlığın kurtarıcısı, kurtarıcı. Hristiyan inancında, Hz. İsâ.

Köfün: Κοφινος (Kofinos).

Köknar: Κουκουνάρι (Kukunâri). Bir ağaç türü.

Köprü: Γέφυρα (Gêfira).

Körfez: Kόρφος (Kôrfos) veya Kόλπος (Kôlpos).

Köstere: Κσουτρα (Ksutra). Bileği. Özel bir taştan yapılan bileği çarkı.

Kreni: Κρενε (Krene). Kaynak, su kaynağı, pınar, membâ anlamlarında. Özellikle Kardeniz bölgesinde kullanılan ağaçtan ya da taştan yapılmış su oluğu. Lât: Canalis, Fr: Rigole.

Kriptografi: Κρυπτογραφία (Kriptografia). Κρυπτο (Kripto): Gizli-Γραφω (Grafo): Yazmak. Şifreyazım.

Kripton: Κρυπτη (Kripti). Gizli. Bir tür kimyevî element. Kr

Kritik: Kριτική (Kritikî).

Kriz: Kρίση (Krîsi). Dönüm noktası, buhran, hüküm, karar, tenkit. Bir hastalığın dönüm noktası anlamında.

Krizantem: Xρυσάνθεμο (Hrisânthemo). Kasımpatı.

Krokodil: Kροκόδειλος (Krokôdilos). Timsah.

Krom: Χρομα (Hroma). Renk. Bir kimyevî element. Cr

Kromozom: Χρωμοσωμα (Hromosoma). Xρώμα (Hrôma): Renk- Σώμα (Sôma): beden, vücud, cisim. Renkli cisim, renkli bölüm.

Kronik: Xρονικός-ή-ό (Hronikôs). Χρόνος (Hrônos): Zaman. Müzmin, süregen.

Kronografi: Χρονογραφία (Hronografîa). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Γραφω (Grafo): Yazmak. Zamanyazım.

Kronoloji: Xρονολογία (Hronologîa). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Λόγος (Lôgos): Bililm, bilgi, kelam. Zamanbilim.

Kronolojik: Xρονολογικός-ή-ό (Hronologikôs). Χρόνος (Hrônos): Zaman- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Zamanbilimsel.

Kronometre: Xρονόμετρο (Hronômetro). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Μετρω (Metro): Ölçmek. Zamanölçer.

Kronosfer: Χρονοσφαιρα (Hronosfera). Χρόνος (Hrônos): Zaman- Σφαίρα (Sfera): Küre. Zaman küre.

Ksenon: Ξενον (Ksenon). Ξενος (Ksenos): Yabancı. Bu kelimeden mülhem bir kimyevî element, Zenon. Xe.

Ksilofon: Ξυλόφωνο (Ksilôfono). Ξύλο (Ksîlo): Tahta, odun- Φωνή (Fonî): Ses. Tahtadan yapılan tuşlu bir müzik âleti.

Kudal: Κουτάλι (Kutâli). Kaşık veyâ Κουταλα (Kutala) Büyük kaşık, kepçe. Doğu Karadeniz bölgesinde kullanılan bir gereç, büyük kepçe.

Kukla: Κουκλα (Kukla). Mukavva Kutu. Anlam genişlemesiyle, mukavvadan yapılmış kartlarla oynanan oyun, mukavvadan yapılan oyuncak bebek, çocuklar için kullanılan bir hitâp.

Kukumav: Κουκουβάγια (Kukuvâya). Bir tür baykuş.

Kulp: Kολπος (Kolpos). Sap, tutacak.

Kuluçka: Κουρτσκα (Kurtska). Κολοσσα (Kolosa): Tavuğun yumurtaları üzerine oturması eylemi. Buradan türetilmiştir.

Kulübe: Καλύβα (Kalîva).

Kum: Χομα (Homa). Kum, toprak yığını. Lâtince: Humus. Humuslu toprak terimi buradan gelmektedir.

Kuma: Γαμος (Ğamos). Evlenme. Anlam genişlemesiyle, kadınlar arasında ortak, evli bir erkeğin, karısının üzerine getirdiği ikinci kadın, erkeğin birden fazla olan eşlerinden her biri.

Kundak: Κοντακι (Kodaki). Çocuk yatağı, bebek yatağı. Anlam genişlemesiyle, bebeğin sarıldığı bez, örtü. Silahın, genelde ağaçtan yapılan ard bölümü.

Kundura: Κουντουρα (Ku-n-dura). Tiyatrolarda, oyun sırasında ayağa giyilen özel bir ayakkabı türü, tahtadan yapılan ayakkabı. Anlam genişlemesiyle pabuç, ayakkabı.

Kupa: Kουπα (Kupa). Bardak, maşraba. Lâtince: Cupa (Kupa: Fıçı, varil).

Kurna: Κορονι (Koroni) veyâ Γούρνα (Gurna). İçi oyuk nesne, suluk. Hamamlarda içi suyla doldurulan, mermerden yapılmış suluk.

Kuytu: Κοїθε (Koithe). Kıyı, deniz kıyısında karaya girinti, bucak. Anlam genişlemesiyle, kolay barınılan, soğuğa kapalı, esinti olmayan yer.

Küboid: Κυβοειδη (Kivoidi). Κυβος (Kivos): Küb- Ειδος (İdos): Biçem, form, çeşit, nevi, cins, tarz, suret, şekil. Küb şeklinde olan, kübümsü. Tarsal (Ayak tarağı) kemiklerden birine verilen ad.

Küfe: Κόφινı (Kôfini).

Κümes: Koıμασιον (Kimasion). Uyuma yeri. Κοιμάμαι (Kimâme): Uyumak kelimesinden. Kanatlı hayvanların barındığı yer.

Küpeşte: Κουπαστή (Kupastî). Kayıkta kürek konulan yer, gemilerde güverte parmaklığı, bu parmaklıkların üzerine yerleştirilen ağaç bölüm.

- L -

Labada: Λαβαδον (Lavadon). Sulak yerlerde yetişen, genellikle hayvanlara yedirilen geniş yapraklı bir bitki. Efelek.

Labirent: Λαβύρινθος (Lavîrinthos). Dolambaç, dolaşık yol, mağara, çözülmesi güç olan sorun. İç kulakta bulunan bir oluşum.

Lâdin: Λεδανον (Ledanon). Bir ağaç türü. Yunan mitolojisinde, Apollon’un ve Artemis’in annesi Letô’nun isminden mülhem. Bunun nedeni, Letô’nun, Dilos (Delos) adasında, Hera’dan (İra) saklanarak, altında çocuğunu doğurduğu ağacın bu adla anılması. Bu ağaca Letô’nun ağacı denmiştir.

Lağım: Λακομα (Lakoma). Çukur, oyuk, hendek.

Lahana: Λάχανο (Lâhano). Bir tür sebze.

Laik: Λαïκος (Laikos). Λαός (Laôs): Halk. Halka değgin, halka ait, Halkçı. Siyâsî terminolojide: Din işlerini devlet işlerinden ayıran, din kurumunun devlet yönetimine müdâhalesini engelleyen. Köken olarak, belli bir ada halkını ifâde etmekte olup, lao adlı özel bir jeolojik madde veya taştan mülhem olduğu sanılıyor.

Laisizm: Λαïκισμός (Laikismôs). Halkçılık.

Lakerda: Λακέρδα (Lakêrda). Tuzlanmış balık.

Lalanga: Λαλαγίτα (Lalagîta). Kızartma.

Lamba: Λαμπα (La-m-ba). Parlayan, ışık veren, ışık saçan. Λαμψις (Lampsis): Parlayış, aydınlık kökünden. Yunanca, “Kurt” anlamına gelen “Λύκος" (Lîkos) kelimesi de, "parlamak, aydınlatmak” anlamındaki “λαμπω"dan (labo) evrilmiştir. Yine, “Λυχνάρι" (Lihnâri): Kandil, lamba, fener ve "Λυχνία" (Lihnîa): Lamba, şamdan, kandil kelimeleri de buradan gelir. “Λαμπάδα" (Labâda): Meşâle, büyük mum ve “Λαμπτήρ" (Labtîr): Meşâle, şamdan, fener kelimeleri de aynı aileye mensubdur. İngilizce Light (Layt-Işık veya parlak) kelimesi Latince “Lux” (Luks-Güneş ya da yıldız ışığı, gün ışığı, gün, göz kamaştırıcılık, göz parlaklığı), İng; Luxury (Laksıri-Aşırı harcama, aşırı genişlik, Ilımlı olmama, Resmî ya da uç bir konumda olma, Semereli-Bereketli olma, Açırı-Hızlı büyüme / yeşerme) kelimesi Latince “Luxuria” (Luksuria) veya “Luxus” (Luksus-Güneş sisteminin merkezî yıldızı, güneş ışığına maruz bırakma, güneşte sergileme) kelimelerinden, İng; “Lamp” (Lemp-Lampa, Işık) kelimesi Latince “Lychnus” (Likhnus-Işık, parlama, aydınlatma) kelimesinden, Fransızca “Loup” (Lu-Kurt) kelimesi, Latince “Lupus” (Kurt, Ucu sivriltilmiş demir) kelimesinden gelir. Yine Latince “Lusor” (ışıldama), “Lustro” (Arıtma, temizleme, aydınlatma, etrafında hareket etme, gözetleme), “Lustrum” (Arınma töreni, 5 yıllık dönem) kelimeleri de yukarıdakilerle akrabadır. Türkçe’de kullanılan “Lüks lambası” da aynı kavramlardan mülhemdir. Her iki kök-dil’de de (Latince ve Yunanca) kurt kelimesinin “aydınlık ve parlaklık” kelimeleriyle ilintilendirilmesi ise ilginçtir.

Lantan: Λανθανει (Lanthani). Gizli, saklı. Bir kimyevî element. La

Larva: Λαβραξ (Lavraks). Deniz kurdu ve Kurtçuk anlamında.

Lastik: Eλαστικός-ή-ό (Elastikôs). Esnek.

Leğen: Λεκάνη (Lekâni). Tekne. Süryânîce: Legan, Farsça: Legen.

Leksikon: Λεξικό (Leksikô). Sözlük, kâmus, Lügât.

Leopar: Λεοπάρδαλις (Leopârdalis). Λεοντάρι (Leo-n-dâri) veya λεων (leon): Aslan-Παρδος (Pardos): Benek. Benekli Aslan anlamında, kedigillerden yırtıcı bir hayvan.

Lepton: Λεπτόνιο (Leptônio). Λεπτος (Leptos): İnce, narin, nazik. Quantum fiziği terimi olarak, “ince parçacık”.

Levent: Λεβεντις (Levendis). Genç, delikanlı, gemici.

Levrek: Λαβράκι (Lavrâki). Λαβραξ (Lavraks): Eski Yunanca deniz kurdu. Bir tür balık. Lâtince: Lavraks lupus (deniz kurdu), Fr; Labre, İsp.; Labrolabio (deniz kurdu).

Lezbiyen: Λεσβία (Lesvîa). Dişi Sevici. Merkez şehri Midilli (Mitilini) olan Lesvos adasının isminden mülhem. Ünlü Yunan şairi Safo burada yaşadığından ve sevici olduğundan, bu adaya “Seviciler Adası” da denmiştir.

Likantropi: Λυκανθροπία (Likanthropîa). Λύκος (Lîkos): Kurt- Άνθρωπος (Ânthropos): İnsan. Kurtadamlık.

Likmen: Λυκνειον (Liknion). Lamba, kandil. İçinde pamuk ya da ketenden yapılmış fitil bulunan ufak gaz lambası, İlikmen, İdâre lambası.

Likofili: Λυκοφιλία (Likofilîa). Λυκος (Likos): Kurt-Φιλία (Filîa): Sevgi, sevme. Kurt tarzı sevgi, ikiyüzlüce, riyâkârâne sevgi.

Likorinos: Λικουρίνος (Likurînos). İste kurutulmuş kefal.

Liman: Λιμανί (Limanî).

Limon: Λέμονι (Lêmoni). Yaş, çayırlık, otlak anlamlarında. Anlam genişlemesiyle, turunçgillerden bir bitki. Lâtince “Limus”: Çamur, çok sulu toprak anlamında. Fr: lemon-citron, İng: Lemon, Ar: Leymûn, Far; Leymon.

Lir: Λύρα (Lîra). Bir müzik âleti. Lir, Kemençe

Lirik: Λυρικός (Lirikôs).

Lise: Λύκειο (Lîkio). Aristoteles’in, Atina’da kurduğu felsefe okulunun ismi. Atina’da aynı adla anılan semt.

Litografi: Λιθογραφία (Lithografîa). Λιθος (Lithos): Taş-Γραφω (Grafo): Yazmak. Taşyazım.

Litoloji: Λιθολογία (Lithologîa). Λιθος (Lithos): Taş-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Taşbilim.

Litosfer: Λιθοσφαιρα (Lithosfera). Λιθος (Lithos): Taş-Σφαιρα (Sfera): Küre. Taşküre.

Litürji: Λιθουργία (Lithurgîa). Hristiyanlık terimi olarak, “çalışmanın yolu” anlamında. Kilise işleri, kiliseye gidip ibâdet etme, dinî anlamda işini görme.

Lityum: Λιθός (Lithôs). Taş. Bir kimyevî element. Li.

Lob: Λοβος (Lovos). Bir organın, diğer organ ve oluşumlardan bir bölme veya bir yarık ile ayrılmış durumdaki yuvarlak parçası. Halk arasında “löp” olarak kullanılan terim de aynı kökenlidir.

Lodos: Nότος (Nôtos). Güney. Güneyden gelen, güneyden esen anlamında. Bir rüzgâr türü. Bozyel, akyel. Far; Bâd-ı Cenub, Fr; Vent du Midi, Alm; Südwind, İng; South wind.

Logaritma: Λογάριθμος (Logârithmos).

Logaritmik: Λογαριθμικός-ή-ό (Logarithmikôs). Logaritma’ya değgin.

Logos: Λόγος (Lôgos). Söz, kelâm, bilim, konuşma, akıl, nutuk, vaaz, darb-ı mesel, maksad, vaat, bilgi.

Logosentrizm: Λογοκεντρισμος (Logokentrismos). Λόγος (Lôgos): Kelam, nilim, bilgi, söz- Κεντρο (Ke-n-dro): Merkez. Sözmerkezcilik. Bütün düşünce, dil ve yaşantımızın kurucusu olacak nihaî bir söz, varlık, öz veyâ hakikâtin varolduğunu öne sürer. Felsefe ter.

Logosentrik: Λογοκεντρικός (Logoke-n-drikôs). Sözmerkezci. Felsefe ter.

Lohusa: Λεχώνα (Lehôna). Yatak. Anlam genişlemesiyle, doğum yapmış kadın. “Λοχια" (Lohia) kelimesi, çocuğun doğumundan sonra annenin genital yollarından gelen akıntı anlamındadır. Lohusa Şerbeti: Yeni doğum yapmış kadını ziyârete gelenlere ikrâm edilen şerbet. Lâtince: Puerpera. “Puer”: Çocuk. “Puerperal Sepsis” terimi buradan gelmektedir. Doğumun hemen sonrasında görülen kan zehirlenmesi. Farsça: Zâçe, Alm: Wöcherin. Nefsa.

Lojik: Λογική (Logikî). Mantık. Önce Fransızca’ya ‘Logique’ biçiminde geçmiş oradan da Türkçe’ye girmiştir.

Lojistik: Λογιστικός (Logistikôs). Aklî.

Lostra: Λουστράρω (Lustrâro). Parlatma, perdahlama, ayakkabı boyama. Λουστρος (Lustros): Lostracı, ayakkabı boyacısı.

Lostromo: Λοστρόμος (Lostrômos).

Löp: Λοβος (Lovos).

Lüfer: λουφάριο (Lufârio). Bir tür balık

Devamı

M-P

R-Z

A-E

F-M

www.drhakkiacikalin.up.to

1