Main Page
CV
Publications
Online Arts
Yeni Binyil Articles
Photo Gallery
Poems
Links
Contact
Search

İyi ama laikliği nasıl koruyacağız?

 Laiklik, Cumhuriyetimizin temel taşıdır. Doğru. Cumhuriyetçi olmak laikliği koruma ödevini yerine getirmeyi gerektirir. Bu da doğru. Bugünkü dünya koşullarında, 1400 yıl önce Arap Yarımadası ve Orta Doğuda var olan kültürel ortamda oluşturulmaya çalışılan bir toplumsal örgütlenme modeline göre Türkiye’yi yeniden inşa etmeğe yönelmek, bu modelin insan-toplum-dünya tasarımını tabu haline getirmek “cinnet”tir. Bu da doğru. Türkiye’de bunu yapmak isteyen örgütlenmiş insanlar vardır ve bunların toplumumuzun zaten iyice yerleşmemiş olan bütünlüğünü zedelemeleri, Türkiye’yi, içinde “hür” yurttaşların, aralarındaki farklara rağmen, insan aklıyla üretilmiş bir hukuk altında barış içinde yaşadıkları bir “cumhuriyet” olmak yolundan saptırmaları ihtimali vardır. Bu da doğru. Ama bütün bu doğrular, laikliğin, tayin edilmiş askerlerin, seçilmiş sivilleri, kendilerinin Atatürkçülük saydıkları her ne ise o görüşün trafik kuralları içinde tutmak için arada bir düdük çalmasıyla korunabileceği hipotezini geçerli kılmaz.

 Laiklik bir dünya tasarımı, değerler kümesi, birlikte yaşamak terbiyesidir. Bir kültürdür. Laikliğin, laik değerlere sahip hür ve ehil yurttaşların yeniden ve yeniden ürettikleri bir kültür olmadığı yerde laiklik olamaz. Din dışı ayinler ve söylemlerin oluşturduğu bir görüntünün ayakta tutulması ile laik kültür üretilemez. Adaletle, sanatla, bilimle, felsefeyle, siyasetle üretilir. Evrensellere yönelen eğitimle üretilir. Bir laik kültür üretemeyen ama devlet gücünü elinde tutan “laiklerin”, laik değerleri içselleştirmemiş insanları, “laik değilseniz sizi kamusal alana sokmayız” tehdidiyle bastırmaları laikliği korumaz. Görüntüsünü mumyalasa da laikliği öldürür. Laik cumhuriyeti korumaya yönelik “trafik polisçiliği” yapmak, arada bir düdük çalmak isteği tehlikeli bir istektir. Bunun laikliğin korunmasının tek yolu sanılması, Türkiye’de laik bir kültürün üretilmesi projesinin önündeki temel tuzaktır.

 Atatürk’ü minnet duygusuyla severim. Dinsiz olabilme hürriyetini dindar olabilme hürriyeti kadar gerekli saydığım için, Türkiye’yi, içinde ancak ve ancak Müslümanlık saydıkları her ne ise onun kurallarına göre yaşanılan bir ülke haline getirmek isteyenlere hiç sempatim yok. Laik kültürün üretilmesine karşı ödevlerinin bilincinde olan bir entelektüel, üniversite mensubu ve yurttaş olarak yaşamaya çalışıyorum. Ama, bazı üniversite yöneticileri ve hocalarının, laikliğin korunması adına, bir kurum, kavram ve değer olarak “üniversite”yi aşağılamaları karşısında “kabir azabı” çekerek yaşıyorum. Cumhuriyetin en büyük başarısızlıklarından biri, galiba, ortaya çıkan bu “devrim muhafızı hocalar”ın entelektüel ve moral sığlığı. Allah Türkiye’de laik cumhuriyeti “devrim muhafızı” hocaların korumasından korusun.

 Entelektüellik zor iştir. Kişi birinci sınıf bir hekim, mühendis, iktisatçı olsa da, insanlığın birikimli mirasının sergilediği fikri, tarihi, siyasi, etik, estetik meseleler örgüsünün içinde, bir karış suda boğulabilir, entelektüelleşememişse. Ve entelektüellik kişinin iktidar ve ikbal ihtirasını terbiye etmiş olmasını gerektirir. Ebu Hanife’nin dediği gibi “alimlerin makbulleri iktidar odaklarına uzak durabilenlerdir”. Rektörlük, dekanlık, bilmem ne başkanlığı için iktidar odakları ile yatıp kalkanlar ise entelektüelleşemezler.

 Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun İstanbul Universite’sinin açılış töreninde yaptığı konuşmayı olağanüstü önemli ve değerlidir. Mumcu, kendi ufuklarında kendisi uçan, kendisi için düşünen, “kendi doğruları”na da dışardan bakabilen, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir genç siyasetçi kuşağının sahneye çıkmakta olduğu ümidini veriyor.

 Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyeti korumanın yolu, onu içinde adalete, hakkaniyete, hürriyete uzanılan bir kültür ortamı haline getirmekten geçiyor. Kurucuları “Cumhuriyet”e çok yalın bir hedef gösterdiler: çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak. Bugün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ise, evrensel insan haklarına uyma terbiyesine dayanan bir hukuk devletini, hakkaniyet gözeten adil bir toplumu, bütün dünya ile alışverişe açık bir ulusal kültürü gerektiriyor. Sivil ya da asker tayin edilmişlerin sivil toplumun emrindeki seçilmişlerden emir aldıkları bir demokrasiyi gerektiriyor. Bunu doktor da olsalar mühendis de olsalar üniversite hocalarının herkesten çok anlamış olmaları gerekmez mi?

     

01st October 2000    Home   15th October 2000

1