|
|
İyi ama laikliği nasıl koruyacağız?
Laiklik, Cumhuriyetimizin
temel taşıdır. Doğru. Cumhuriyetçi olmak laikliği koruma ödevini yerine getirmeyi
gerektirir. Bu da doğru. Bugünkü dünya koşullarında, 1400 yıl önce Arap
Yarımadası ve Orta Doğuda var olan kültürel ortamda oluşturulmaya çalışılan bir
toplumsal örgütlenme modeline göre Türkiye’yi yeniden inşa etmeğe yönelmek, bu
modelin insan-toplum-dünya tasarımını tabu haline getirmek “cinnet”tir. Bu da
doğru. Türkiye’de bunu yapmak isteyen örgütlenmiş insanlar vardır ve bunların
toplumumuzun zaten iyice yerleşmemiş olan bütünlüğünü zedelemeleri, Türkiye’yi,
içinde “hür” yurttaşların, aralarındaki farklara rağmen, insan aklıyla
üretilmiş bir hukuk altında barış içinde yaşadıkları bir “cumhuriyet” olmak
yolundan saptırmaları ihtimali vardır. Bu da doğru. Ama bütün bu doğrular,
laikliğin, tayin edilmiş askerlerin, seçilmiş sivilleri, kendilerinin Atatürkçülük
saydıkları her ne ise o görüşün trafik kuralları içinde tutmak için arada bir
düdük çalmasıyla korunabileceği hipotezini geçerli kılmaz.
Laiklik bir dünya
tasarımı, değerler kümesi, birlikte yaşamak terbiyesidir. Bir kültürdür.
Laikliğin, laik değerlere sahip hür ve ehil yurttaşların yeniden ve yeniden
ürettikleri bir kültür olmadığı yerde laiklik olamaz. Din dışı ayinler ve
söylemlerin oluşturduğu bir görüntünün ayakta tutulması ile laik kültür
üretilemez. Adaletle, sanatla, bilimle, felsefeyle, siyasetle üretilir. Evrensellere
yönelen eğitimle üretilir. Bir laik kültür üretemeyen ama devlet gücünü elinde
tutan “laiklerin”, laik değerleri içselleştirmemiş insanları, “laik değilseniz
sizi kamusal alana sokmayız” tehdidiyle bastırmaları laikliği korumaz.
Görüntüsünü mumyalasa da laikliği öldürür. Laik cumhuriyeti korumaya yönelik
“trafik polisçiliği” yapmak, arada bir düdük çalmak isteği tehlikeli bir
istektir. Bunun laikliğin korunmasının tek yolu sanılması, Türkiye’de laik bir
kültürün üretilmesi projesinin önündeki temel tuzaktır.
Atatürk’ü minnet
duygusuyla severim. Dinsiz olabilme hürriyetini dindar olabilme hürriyeti kadar gerekli
saydığım için, Türkiye’yi, içinde ancak ve ancak Müslümanlık saydıkları her
ne ise onun kurallarına göre yaşanılan bir ülke haline getirmek isteyenlere hiç
sempatim yok. Laik kültürün üretilmesine karşı ödevlerinin bilincinde olan bir
entelektüel, üniversite mensubu ve yurttaş olarak yaşamaya çalışıyorum. Ama, bazı
üniversite yöneticileri ve hocalarının, laikliğin korunması adına, bir kurum,
kavram ve değer olarak “üniversite”yi aşağılamaları karşısında “kabir
azabı” çekerek yaşıyorum. Cumhuriyetin en büyük başarısızlıklarından biri,
galiba, ortaya çıkan bu “devrim muhafızı hocalar”ın entelektüel ve moral
sığlığı. Allah Türkiye’de laik cumhuriyeti “devrim muhafızı” hocaların
korumasından korusun.
Entelektüellik zor
iştir. Kişi birinci sınıf bir hekim, mühendis, iktisatçı olsa da, insanlığın
birikimli mirasının sergilediği fikri, tarihi, siyasi, etik, estetik meseleler
örgüsünün içinde, bir karış suda boğulabilir, entelektüelleşememişse. Ve
entelektüellik kişinin iktidar ve ikbal ihtirasını terbiye etmiş olmasını
gerektirir. Ebu Hanife’nin dediği gibi “alimlerin makbulleri iktidar odaklarına uzak
durabilenlerdir”. Rektörlük, dekanlık, bilmem ne başkanlığı için iktidar
odakları ile yatıp kalkanlar ise entelektüelleşemezler.
Turizm Bakanı Erkan
Mumcu’nun İstanbul Universite’sinin açılış töreninde yaptığı konuşmayı
olağanüstü önemli ve değerlidir. Mumcu, kendi ufuklarında kendisi uçan, kendisi
için düşünen, “kendi doğruları”na da dışardan bakabilen, “fikri hür,
irfanı hür, vicdanı hür” bir genç siyasetçi kuşağının sahneye çıkmakta
olduğu ümidini veriyor.
Atatürk ve
arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyeti korumanın yolu, onu içinde adalete, hakkaniyete,
hürriyete uzanılan bir kültür ortamı haline getirmekten geçiyor. Kurucuları
“Cumhuriyet”e çok yalın bir hedef gösterdiler: çağdaş uygarlık düzeyini
yakalamak. Bugün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ise, evrensel insan haklarına
uyma terbiyesine dayanan bir hukuk devletini, hakkaniyet gözeten adil bir toplumu,
bütün dünya ile alışverişe açık bir ulusal kültürü gerektiriyor. Sivil ya da
asker tayin edilmişlerin sivil toplumun emrindeki seçilmişlerden emir aldıkları bir
demokrasiyi gerektiriyor. Bunu doktor da olsalar mühendis de olsalar üniversite
hocalarının herkesten çok anlamış olmaları gerekmez mi?
|