Şu bizim başımızdaki örtü ile kalbimizdeki ülke çatışması, bana şaşkınlık verecek boyutta insanların sahiplenmesine, sahiplenirken de kör ve sorgusuz yaklaşımlar sergilemesine neden oluyor.
Bir haftalık tatil sonrası döndüğüm işimde biriken maillerimi okurken cumhurbaşkanının yanında zannedilmiş olmam nedeniyle karikatürlerden tutun da Mine KIRIKKANAT'ın eleştirdiğim yazısına kadar bir çok seçilmiş "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganına rastladım. Elbette laik Türkiye için cumhurbaşkanımın yanında olacağım, siz beni hukuk, insan hakları savunur falan mı zannediyordunuz?
Üzerine de 10 Kasım. Demeyin gitsin manevi iştahımızı... Dün akşam berberde traş olurken işe gitmek üzere, açık olan televizyondan M. Ali ERBİL'in programına tanık oldum. Yarışmacılar öğretmendi. Öğrencilerden biri ile konuştu M. Ali ERBİL, öğrenci duygulu bir Atatürk konuşmasının ardından "yaşasın 10 Kasım'la" diye slogan attı. Kimsenin bırakın düzeltmesini, fena olmayan da alkış aldı... Şaşkınlıklar içinde türkçe bilgimi sınadım... Atatürkçü gençlik budur işte...
Sonra MMC diye bir müzik kanalı var. Sertab'ın yeni çalışmasına rastlamaya çalışırken Digiturk'te kanal geziyordum. VJ'in Atatürk'ün hitabesini okuyuşuna denk geldim ve kaldım. Öncelikle nasıl okuduğunu görmek istedim, ne anladığını, bir sonraki parçayla nasıl bağlayacağını, popüler kültürün ikonu haline getirilen Mustafa Kemal'in sahiplenilmesini, işaret edilen tehlikelere nasıl vurgu yapılacağını, .... merak ettim. Trip (argomu bağışlayın) boyutunun ötesine geçemeyen, okuduğunu anlamayan, bırakın detaylarını, o cümledeki ifadeyi bir başka cümle ile ifade edebilmeyi bile beceremeyecek insanların elinde içeriksizleştirilmekte olduğuna tanık oldum hitabın, Atatürk'ün vs.. Biliyordum böyle olacağını, o da ayrı konu...
Ey prezentabl Türk Gençliği, memleketin makyaj odalarında olmadan olmuş gibi gibi davranmayı öğrenerek yaşam kalitesine artık katkıda bulunmamanızı rica ederim.
Evet, başlığa sanırım konuyu burada bıraksam da çıkabiliriz değil mi?
Bahsedilen Türk gençliği elbette gökten zembille böyle inmedi. Bu sistem içinde böyle yetiştirildi. Bu sistemin yetiştirdiği daha böyle niceleri şimdi benim posta kutuma türkiye laiktir laik kalacak vari mailler gönderiyor.
Başörtüsünü, kadına bir saygısızlık olarak görüyorum. Bu çıkarım, yaşam görüşüne, kişinin "olabilmişliğine" dönük bir tespittir / eleştiridir. Burada cephe, insanın 'insan olma" yolculuğudur. Her insan, kendine özgü koşullarla yolculuğunu yapmaktadır ve bu süreç, en temel insan hakları ile "izninizle" de sabittir. Bu sürece siz kendi görüşünüzle etkide, katkıda bulunabilirsiniz ama bir kimsenin yolculuğuna mani olamazsınız. Onu, bir başka yolculuğun çıkarımlarından hareketle yargılayamazsınız. Bu, hukuk ve insan haklarının varabildiği olgunluk düzeyi ile tespit edilmiş bir başka önemli noktadır. Herkes, hukuk önünde eşit haklara sahiptir. Kimse kendisi olduğu için suçlu değildir. Kanunların ve hukuğun bir görüşü savunması, bu görüş doğrultusunda insan ayıklaması en büyük hukuk zaafiyetidir (yaşamınıza bu pencereden bir banmanızı rica ederim). Bir hukuk devleti de bu dürüstlükle ülkede insan ayıklamaktan vazgeçmek ve kendisini bu ülkenin vatandaşı hisseden herkese de kapılarını sonuna kadar açık tutmak durumundadır. Cumhurbaşkanının kokteyli de, vatandaşlık ile doğrudan ilintili bir bayramın kutlamasıdır. Bu kutlamaya uygun bulunmayarak davet edilmeyen kişilerin TC vatandaşı olabilme asgarilerine sahip olmadığını söylemek devlet eliyle yapılmış en büyük ayrımcılıktır.
Cumhurbaşkanını ve kendisi gibi düşünenleri bu noktaya getiren düşünme adımlarını devam ettirirseniz bir kaç hamle sonra varacağınız yerde kendinizi, "ancak asgari bilinç seviyesine ulaşmış insanların insan haklarından bahsedilebilir" diyor bulursunuz. Bir gidin hele o yolu. Buradan bir iki durak sonrası (aslında orası bile) faşizmdir.
Hukuk bir emniyettir; üzerinde evler kurabileceğiniz, düşünebileceğiniz (dil misali), yaşabileceğiniz. Olgunlaşma sürecinde birikimlerin iletişimi, bu emniyet çerçevesinde korunur, tarif edilir. Kimsenin hayatı, her hangi bir kimsenin hayatından, o hayata tesadüf etmiş ya da o hayatta biriktirilmiş değerler yüzünden daha değerli değildir. Bu, birikmenin neresinde olursa olsun, birikme hakkının sürekli korunması ve adil dağılması ile ilgilidir. Son derece olgun ve sanatsal bir insanlığın temelidir.
Eğer bu noktaya gelinmişlikle arkaya dönüp geçmişi (hele ki yakın geçmişi) yeniden okursanız göreceksiniz ki, en yoğun duygulanımlarımızla savunduğumuz, en lirik ve can yakıcı hassasiyetlerimiz ile ördüğümüz bu bütünlük içinde, kimilerinin mücadelesini aslında yanlış tanımlamışız. Aslında bütün bunlar bizim kendimizi, şartlarımızı onlara dayatmamızmış. Kendileri olma mücadelelerinde onları bu tarife biz itmişiz ve belki de bu aslında bizim dil sorunumuz ya da aslında dili bile onlara karşı bir silah olarak kullanmamızmış...
Bu konu akar gider, lütfen işkence ile ilgili haberleri okuyunuz (bakınız Tanığız başlığının altında İşkence1 ve İşkence2). Hassasiyetiniz başkalarının yaşama haklarının emniyetidir aynı zamanda. Bu ise sizin yaşam standardınızın kalitesi... Kendinize yakıştırdığınız birikim için tanıklığınızın farkına varın... Yaşamın sizi temsil edebilmesi için kendinizi ona katın, sorgulayın ve kendinize ait kılın.
Önemli dip not:
Herhangi bir dış mihrakla bağlantım yoktur.... :)