Gitmek üzerine düşünürken, bir yandan da bu günün ne dünün yarını ne de yarının dünü olmaması gerektiğini hissettim.  Bu gün bir döngünün devamı olmasına rağmen ayrı bir gün, tek başına bir an zamanda.
 
Gitmek; öyküsü belli bir hayat, bir seyahat ile yeni birikimlere açılacak kapı...  /  ağzım sulandı gibi. 
 
Kardeşim geldi Bandırma'dan.  Gideli daha dört beş gün olmuştu ve üzülerek geldi.  Bu kadar zaman üstüne yol parası vermek vs...  Annem de, Babam da ve elbetteki ben de yol parası hikaye, önemli olan sensin, ne zaman istersen, neye mal olacaksa razıyız dedik. 
 
Evde o olmayınca derin bir sessizlik, boğucu...  İlk gittiği sabah annem evde duramamış.  Ben kalktığımda evde çıt yok.  Kardeşin odasının kapısı açık, içerisi toplu.  Yemeğe oturduk, kimse kimseye takılmıyor.  Herkes yemek yerken, hele ki güzelse kardeşi düşünüyor, o da olsaydı diye.  Çok fena yani.  Şimdi burada, yine odasından gümbür gümbür RockFM geliyor, kapısı kapalı, ardında da tipik kardeş dağınıklığı...  Yemekte yine muhabbetler vs...  Okuldur, gelecektir, endişe, stres, hocalar, geyik, geyikten kaçınmalar.. :)
 
Bu yaşlarda değil de, gidilecekse sanki biraz asi zamanlarda gidilmeliymiş uzaklara.  Bir kere gidince zaten orası bir özleme dönüşeceğinden hafifletici unsur olur.  Şimdi sevdiklerinden ayrılmak o kadar zor ki!
 
Erkan'ın rakı sofraları, türkü gecelerimiz, sorunlarımız, diğer dostlarım, inceliklerimiz...  Beni ben yapan her ilişkiyi ardımda bırakıp, onlara dayanarak başka ilişkiler (ikame etmek üzere değil elbette) peşinde olmak bir süre için bile olsa...
 
Aslında en önemlisi daha benim askerliğim var.  Askere gitmek bu karmaşada... Ki ben, bir asker olarak "politik tavrımla karşısında olduğum siyasi çözümlerin" emrine girip Irak'a gitmek, milliyetçilik ve kahrolsun PKK'cılık (dayanaksızlığından / şişirilecek ya) yapmak durumunda olacağım.  Ne kadar sığ insan varsa, ellerindekini "saygı duymak adına" kabullenmek durumunda olacağım.  Tamam, askerlikte biraz daha erken işi.
 
Geçenlerde bir arkadaşımla akşam yemeğinde (Konya'da okumuş) DEHAP konuşuyoruz.  Ben onun yetkilisiyim, benim tavrımı ölçüyor -iş dışı iletişim kurma çabası yani-.  Ben var olanı yeniden okumak gerektiğini, olanın, anlatılanların aksini gösterebildiğine dair bir kaç örnek verdiğimde ondaki DEHAP'a karşı öfke törpülendi.  Zaten manşet boyutunda ilgilendiği için konuyla pek de bir şey bilmiyordu ama bir DEHAP kongresinde PKK'lıların sempatik gösterilme çabasına tanık olmuş (Konya'da), bunu söyledi sürekli.  Oysa o insanlar neredeyse oradakilerin amca çocukları, niye bahsetmesinler?  Ayrıca teröre karşı olan insan, çözüm olarak bir görüşün politik arenada temsil edilmesini onaylar.  DEHAP'ın politikasında terör bir araçtır, desteklenir var mıdır diye sorduğumda e yok tabii, haklısınız da ne bileyim işte...  En kötü ihtimalle, ölenlerin hıncıyla hareket edeceğinize ölebilecekler için bir şeyler yapın.  Bu ne kendine gömülmek, kendini dayatmaktır.  Farkına varın dışınızdakilerin, farklıların, ötekilerin...  Dünya sizin değil...
 
Nasıl?  Dokunsanız bin ah durumu... :)
 
Sezer'in yasama dönemi açılışındaki konuşmasından bir alıntı ile son:
 
"Çoğulcu demokrasilerde mutlak hakimiyet yoktur!"